Geceye satılanlar kitap kapağı

5. bölüm / 7

Geceye satılanlar

5. Bölüm: Ateş ve Kül

Vaveyla Yazarı: İremiyy ✨

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 5. Bölüm: Ateş ve Kül

Zaman algısı, Barlas’ın odasındaki loş gölgeler arasında tamamen eriyip gitmişti. Dışarıda gece derinleşirken, içerideki bu yasak dünyada nefesler birbirine karışıyor, tenlerin temasıyla odanın sıcaklığı dayanılmaz bir seviyeye ulaşıyordu. Barlas, Leyla’nın üzerinde yükselirken, kaslı gövdesinden süzülen ter damlaları genç kadının köprücük kemiklerine düşüyordu. Leyla, ellerini adamın geniş omuzlarından sırtına doğru kaydırarak tırnaklarını tenine geçirdi; her bir dokunuşu, Barlas’ı daha da çıldırtan, içindeki o dizginlenemez sahiplenme dürtüsünü körükleyen bir kıvılcümdü.
"Beni benden alıyorsun, Leyla," diye fısıldadı Barlas, sesi hırıltılı ve nefes nefeseydi. Gözlerinde alev alev yanan o koyu arzu, Leyla’nın içindeki tüm korkuları ve geçmişin karanlık izlerini silip süpürüyordu. "Bu gece buradan sağ çıkamayacağız, ikimiz de biliyoruz."
Leyla, dudaklarında hafif, meydan okuyan ama bir o kadar da teslimiyetçi bir gülümsemeyle başını yana eğdi. "Korkan kim, Barlas?" dedi, solukları adamın dudaklarına çarparken. "Ben bu ateşte yanmaya çoktan razıyım."
Bu sözler, Barlas’ın zihnindeki son irade kırıntısını da paramparça etti. Genç adam, daha fazla beklemeye tahammülü kalmamış gibi, dudaklarını Leyla’nın dudaklarına vahşi ve açgözlü bir açlıkla bastırdı. Öpüşmeleri bir savaşı andırıyordu; ne Barlas geri adım atıyordu ne de Leyla teslim oluyordu. Dilleri birbirine dolanırken, odada sadece nefes sesleri ve tenlerin sürtünmesinden çıkan boğuk fısıltılar yankılanıyordu.
Barlas’ın elleri, Leyla’nın bedeninin her kıvrımını ezberlemek istercesine acımasız ama bir o kadar da tutkulu bir özenle geziyordu. İnce belinden kalçalarına, oradan bacaklarının kusursuz çizgisine kadar inen parmak uçları, Leyla’nın teninde minik yangınlar bırakıyordu. Genç kadın, adamın her temasıyla birlikte sırtını yay gibi kavisliyor, boğazından kopan o kısık ve boğuk iniltileri bastırmak için alt dudağını dişliyordu.
Aralarındaki tüm mesafeler yok olduğunda, Barlas kendini tamamen Leyla’nın derinliklerine bıraktı. O an, ikisinin de içinden yükselen sarsıcı dalga, odanın tüm sınırlarını aşarak zihinlerini ve bedenlerini esir aldı. Leyla, ellerini Barlas’ın saçlarına geçirip başını kendine doğru çekerken, gözlerini sıkıca yumdu; hissettiği o yoğun, yakıcı haz dalgası bütün benliğini sarmıştı. Barlas da aynı vahşi ritmin içinde kaybolmuş, her hareketiyle bu birleşmenin mühürünü vuruyordu.
Nefesleri birbirine karışıyor, kalp atışları tek bir göğüste atıyormuş gibi senkronize bir şekilde hızlanıyordu. Zirveye ulaştıkları o son saniyede, Barlas Leyla’nın boynuna gömülen yüzüyle boğuk bir inilti koparırken, Leyla da adamın omuzlarını sıkarak bu kusursuz ve tehlikeli tutkunun içinde tamamen eriyip gitti.
Fırtına dindiğinde, odada sadece ikisinin de düzensizleşen soluk sesleri kaldı. Barlas, ağırlığını tamamen vermeden dirsekleri üzerinde doğruldu, terden sırılsıklam olmuş saçlarını alnından geriye doğru itti. Simsiyah gözleriyle, altındaki kadının o yorgun ama tatmin olmuş yüzüne baktı. Eğilip Leyla’nın alnına derin, sahiplenici bir öpücük kondurdu.
"Şimdi," dedi Barlas, sesi fısıltı gibi ama odadaki her köşede yankılanacak kadar netti. "Dünya yıkılsa, bu odadan dışarı adım attığımız an kimse bizi durduramaz."
Leyla, gözlerini yavaşça araladı, yorgun ama zafer kazanmış bir ifadeyle adama baktı ve dudaklarında o tehlikeli kıvrım yeniden belirdi: "Bırak dünyayı, Barlas... Biz zaten çoktan yandık."
Sabahın ilk gri ve acımasız ışığı pencerenin kalın kadife perdelerinin arasından sızmaya çalışırken, odadaki hava hâlâ tütün, ağır erkek parfümü ve terin yarattığı o baş döndürücü sıcaklıkla doluydu. Ancak bu boğucu ve tutkulu sessizlik, dışarıdan gelen o hafif, metalik tıkırtıyla aniden paramparça oldu.
Barlas, yılların sokaklarında bizzat pişmiş bir adamın o kusursuz refleksleriyle, milisaniyeler içinde yatakta doğruldu. Çıplak gövdesi sabah ayazında gerilirken, gözlerindeki o henüz yeni uyanmış arzu izi yerini saniyeler içinde buz gibi, tehlikeli bir odaklanmaya bırakmıştı. Başını hafifçe yana eğip kulak kesildi. Aşağı kattan gelen o kibrit çöpü kırılması kadar sessiz ama bir o kadar net ses, her şeyin bittiği ve yeni bir savaşın başladığının ilanıydı.
"Barlas? Ne oluyor?" diye fısıldadı Leyla. Sesi uykulu değildi; aksine, tehlikenin kokusunu anında alan bir avcının o keskin dikkatiyle doluydu. Üzerindeki çarşafı hızla omzuna sararak yataktan doğruldu.
"Geldiler," dedi Barlas, sesi o kadar alçak ve kalındı ki odadaki havanın sıcaklığını bir anda dondurmaya yetmişti.
Yatağın kenarına attığı siyah gömleğini ve pantolonunu üzerine geçirmesi saniyeler sürdü. Belindeki o ağır demiri, soğuk metalin siluetini kavradığında gözlerindeki o karanlık parıltı daha da koyulaştı. Kapıya doğru bir adım attığı an, aşağıda tahta kapının zorlandığını, ardından da mutfak penceresinin camının o tiz ve kırılgan çatırtıyla aşağıya döküldüğünü duydular.
Bunlar adi sokak hırsızları ya da rastgele adamlar değildi. Bu, Barlas’ın en zayıf anını kovalayan, onu köşeye sıkıştırdıklarını zanneden eski ortaklarının ya da düşmanlarının gece yarısı pusu operasyonuydu.
Barlas kapının arkasına geçip omzunu duvara yasladığında, Leyla çoktan yataktan kalkmış, masanın üzerindeki küçük çekmeceyi açmıştı. Orada duran, çeliği parlayan o keskin av bıçağını kavradığı an, yüzündeki ifade adeta cehennemden fırlamış bir kraliçenin ifadesine büründü. Korku? Leyla’nın lugatında o kelime hiç var olmamıştı.
Barlas başını hafifçe çevirip Leyla’ya baktı. Kadının gözlerindeki o korkusuz ateşi gördüğünde, yüzünde istemsiz ama tehlikeli bir sırıtış belirdi. "Burada kal, arkamı kollama yeter," diye mırıldandı Barlas.
Leyla ise bıçağı parmaklarının arasında çevirirken, adamın bu korumacı ama bir o kadar da kibirli tavrına karşı başını hafifçe kaldırdı. "Arkanda kimin durduğunu unutuyorsun sanırım, Barlas," dedi, sesi fısıltı gibi ama bıçak kadar keskin çıkmıştı. "Ben senin arkanı kollamak için değil, seninle o cehenneme atlamak için buradayım."
Aşağıdan gelen ayak sesleri merdiven tahtalarını gıcırdatmaya başladı. Tahta basamaklara binen her ağırlık, odanın içindeki gerilimi biraz daha tırmandırıyordu. İlk adam koridora girdiğinde, kapının aralığından sızan loş gölge duvara yansıdı.
Barlas nefesini tuttu. Elindeki silahın emniyetini açarken çıkan o metalik klik sesi, merdivenlerdeki adım seslerine karıştı. Kapı kolu yavaşça aşağıya doğru bastırıldı. Kilitsiz olan kapı, gıcırdayarak aralandığında, içeride onları bekleyen ölümden habersiz olan adam içeriye bir adım attı.
Ve o an, odadaki tüm sessizlik patladı.
Barlas, kapının aralığından sızan adamı yakasından tutup içeri çektiği gibi duvara çarptı. Adamın boğazından çıkan o boğuk hırıltı koridorda yankılanırken, dışarıdaki diğer gölgeler de harekete geçti.
Merkezdeki o ölümcül arbede, odanın sınırlarını aşıp dar koridora taştığında, içerideki her bir nefes bir barut tanesi gibi patlamaya hazır hale gelmişti. Barlas, duvara çarptığı adamın boğazındaki elini biraz daha sıkılaştırarak nefesini kesti, ardından tek bir sert hareketle adamı etkisiz hale getirip yere serdi. Ancak koridorun karanlığından art arda gelen ayak sesleri, bunun sadece bir başlangıç olduğunu açıkça söylüyordu.
Tam o sırada, merdivenlerden fırlayan iri yarı bir adam elindeki bıçakla doğrudan Barlas’ın üzerine atıldı. Hızla gelen hamleyi son anda fark eden Barlas, yana doğru hamle yapsa da adamın omzuna savurduğu bıçak ince bir kesik açtı. Koyu kıvamlı sıcak kan, Barlas’ın siyah gömleğine sızmaya başladı. Ama bu küçük acı, adamı durdurmak bir yana, içindeki o karanlık ve vahşi öfkeyi tamamen serbest bıraktı. Barlas, gözünü bile kırpmadan adamın bileğini yakaladı, kemiklerin çatırtısı koridorda yankılanırken silahının kabzasıyla adamın şakağına öyle bir indirdi ki, herif bodoslama yere yığıldı.
Leyla ise odanın girişinde, elindeki bıçağın çeliği loş koridor ışığında parıldarken adeta bir ölüm meleği gibi duruyordu. Üzerine doğru gelen başka bir adamın hamlesini ustaca savuşturdu; adamın bileğini tutup yana bükerek bıçağı düşürmesini sağladı, ardından hiç tereddüt etmeden bacağını karnına geçirip onu merdivenlerden aşağıya doğru yuvarladı. Aşağıdan gelen boğuk iniltiler, Leyla’nın dudaklarında tehlikeli, zafer dolu bir kıvrım yarattı.
Barlas, kan sızan omzuna aldırmadan, soluk soluğa Leyla’nın yanına adımladı. Genç kadının saçları dağınıktı, üzerinde hâlâ o gecenin izlerini taşıyan ince kıyafetler vardı ama gözlerindeki o korkusuz alev, Barlas’ın aklını başından alıyordu. Aralarındaki bu ölüm kalım savaşı, birbirlerine duydukları o tehlikeli arzuyu köreltmek bir yana, adeta körüklemişti.
Barlas, kanlı elini uzatıp Leyla’nın çenesinden kavradı; parmakları genç kadının pürüzsüz tenine bulaşırken, gözlerini onun dudaklarına dikti. "Sana bu cehennemden sağ çıkamayız demiştim," diye fısıldadı adam, sesi boğazından kopan vahşi bir hırıltı gibiydi.
Leyla, adamın omzundaki kana ve ortalığı saran o keskin barut kokusuna umursamazca gülümseyerek, ellerini Barlas’ın geniş göğsüne, o kanın bulaştığı yere bastırdı. Avuçlarını kırmızı sıvıyla leşlercesine adama daha da yapıştı.
"Sağ çıkmak isteyen kim, Barlas?" dedi, solukları adamın dudaklarına çarparken sesi fısıltıdan öte bir meydan okumaydı. "Biz bu ateşte küllerimizden yeniden doğmak için varız."
Barlas, bu sözlerin yarattığı o dayanılmaz çekimle daha fazla bekleyemedi. Kanlı ellerini Leyla’nın kalçasına doladığı gibi onu duvara yasladı. Aralarındaki tüm düşmanlar, basamaklardaki cesetler ve dışarıdaki dünya o saniyede tamamen yok oldu. Barlas’ın dudakları Leyla’nın dudaklarına vahşi, yırtıcı ve hiçbir kuralı tanımayan bir açlıkla kapandı. Öpüşmeleri bir savaştan arta kalan o en tutkulu ödül gibiydi; dişlerin birbirine çarptığı, nefeslerin birbirine karıştığı, tenin teni ezdiği o derin girdapta kayboldular.
Leyla’nın bacakları Barlas’ın beline dolanırken, boğazından kopan o kısık ve boğuk inilti koridorun sessizliğini delip geçti. Barlas, öpücüğünü boynuna, oradan kan ve terin karıştığı köprücük kemiğine kaydırırken, elleri genç kadının bedenini yakıcı bir özenle ezberliyordu. Bu odanın dışı ölüm doluydu belki ama içinde, ikisinin yarattığı bu yasak günah, her şeyi yakıp kül etmeye yetiyordu.