Geceye satılanlar kitap kapağı

3. bölüm / 7

Geceye satılanlar

3. Bölüm: Kırmızı Lambanın Altındaki Gölge ve Tenin İtirafı

Vaveyla Yazarı: İremiyy ✨

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 3. Bölüm: Kırmızı Lambanın Altındaki Gölge ve Tenin İtirafı

Pera’nın sabaha karşı üşüyen, sisli ve kimsesiz sokaklarında arşınlanan her adım, sanki kaldırım taşlarına dökülen yasak birer günah gibi yankılanıyordu. Kulüpteki sönmeye yüz tutmuş gaz lambalarının cılız, sarı ışığı, binanın arkaya bakan demir parmaklıklı penceresinden içeriye sızıyor; odanın içindeki ağır tütün kokusunu, ucuz parfüm bulutunu ve rutubetli duvarların hıncını keskin birer gölge haline getirerek duvara vuruyordu.
Leyla, yatağın kenarına oturmuş, sırtındaki ipek şalı düzeltirken aynadaki yansımasına baktı. Gözlerinin altındaki o hafif morluklar, ne uykusuzluğun ne de yorgunluğun eseriydi; onlar bu hayatın ona ödettiği bedellerin, her gece kurşun gibi ağır kapılardan içeri giren yabancıların bıraktığı izlerdi. Bu odada kurallar basitti: Gülümseyeceksin, dinleyeceksin ve sabaha karşı ceplerine sıkıştırılan buruşuk banknotlarla kendi gerçeğine döneceksin. Leyla bu kuralları ezbere biliyordu; ta ki o kapı çalınana kadar.
Kapı, sıradan müşterilerin o yılışık, aceleci ve kaba vuruşlarıyla açılmamıştı. Tek bir sert, kararlı ve net darbe... Karşıdaki kişinin buraya ait olmadığını, burayı satın almaya geldiğini haykıran türden bir vuruştu bu.
"Giriş yasak," dedi Leyla, sesi ne korkak ne de davetkar; tam anlamıyla bıkkın bir tonda, aynadan gözlerini ayırmadan.
Ancak kapı açıldı. Kilit çoktan zorlanmış ya da paramparça edilmiş gibi içeriye süzülen o uzun boylu siluet, odanın zaten dar olan havasını anında emdi. Barlas, üzerine geçirdiği koyu renkli paltoyu bile çıkarmadan, dışarıdaki ayazın kokusunu ve şehrin tüm pisliğini üzeride taşıyarak içeri ad0m attı. Gözleri, odadaki her köşeyi, masanın üzerindeki ucuz şarap şişesini ve en nihayetinde yatakta oturan Leyla'yı süzdü. Bakışlarında ne bir şehvet ne de alışıldık bir arzu vardı; o bakışlarda sadece sökülüp alınmayı bekleyen bir hakikat, hesaplaşılacak derin bir öfke yatıyordu.
"Kuralların bu odanın kapısında geçerli Leyla," dedi Barlas, sesi kalın, tok ve kulak tırmalamayacak kadar alçak bir tonda odada yankılandı. Kapıyı arkasından yavaşça kapatıp sürgüyü ittiğinde çıkardığı o metalik ses, Leyla’nın tüylerini diken diken etmeye yetmişti. "Ama benim dünyamda kuralları ben yazarım. Ve senin o ezberlediğin tüm kuralları yıkmak için buradayım."
Leyla, yavaşça ayağa kalktı. Boyu Barlas’ın iri yarı yapısının yanında narin kalıyordu belki ama duruşundaki o dik kafalılık, yılların kirliliğini silip atacak kadar keskinmiş gibi parlıyordu. Üzerindeki saten geceliğin ince askısı omzundan aşağı kayarken, bunu düzeltme gereği bile duymadı; aksine Barlas’ın gözlerinin o detayda takılıp kalmasını zevkle izledi.
"Buradasın," dedi Leyla, dudaklarında alaycı ama tehlikeli bir kıvrımla. Birkaç adım atarak Barlas’ın tam karşısında durdu. Aralarındaki mesafe o kadar azdı ki, Barlas'ın ciğerlerine çektiği nefes, Leyla'nın saç tellerini havalandırıyordu. "Demek o gece bodrum katında bıraktığın o kibirli tehditler sadece birer boş laf değilmiş. Cesaretine hayran kaldım Barlas. Burası senin o parayla satın aldığın kumarhanelere benzemez. Burada her şeyin bir bedeli var."
Barlas, eliyle Leyla’nın çenesini kavradığında hareketi ne çok sert ne de nazikti; aksine, kaçmasına asla izin vermeyecek kadar kesin bir sahiplenmeyle doluydu. Başını hafifçe yukarı kaldırarak Leyla’nın o meydan okuyan gözlerinin ta içine baktı. Parmaklarının sıcaklığı, Leyla’nın soğuk tenine değdiği an, ikisinin de damarlarındaki kanın akışı hızlandı.
"Bana bedelden bahsediyorsun öyle mi?" diye mırıldandı Barlas, başını biraz daha yaklaştırarak, nefesi Leyla’nın dudaklarına çarparken. "Leyla... Ben bu şehrin kirlenmiş nehirlerini satın aldım. Senin bu odada sattığın şey bedeninse, benim bu sokaklarda ödediğim bedel ruhumun kendisi. Ve ben ruhumu senin o inatçı gözlerine mühürlemeye geldim."
O an, odadaki tüm mesafeler yok oldu. Barlas’ın diğer eli Leyla’nın belini sarıp onu kendine doğru çektiğinde, Leyla’nın elleri refleks olarak Barlas’ın geniş omuzlarına, paltonun sert kumaşına tutundu. Bu bir kavga değildi; bu, iki yaralı ve tehlikeli ruhun birbirini yok etme pahasına içine çektiği yasak bir girdaptı.
Leyla, Barlas’ın o sert göğsüne yaslanırken, kalbinin ribaundunu kendi kulaklarında net bir şekilde duyuyordu. Barlas, dudaklarını Leyla’nın kulağına yaklaştırıp, sesini fısıltıdan öteye geçirmeyen ama teni kavuran o tonla konuştu:
"Kaç gün daha bu yatakta başkalarının hayallerini yaşayacaksın Leyla? Söyle bana... Kaç gece daha benim adımı dışarıda fısıldayıp, içeride ellerine teslim olacaksın?"
Leyla, nefesini tuttu. Barlas’ın parmakları belindeki saten kumaşın altından tenine doğru sızarken, iradesinin nasıl saniye saniye eridiğini hissetti. Ona direnmek istiyordu, çünkü bu adamın hayatına girmesinin kendi sonunun başlangıcı olduğunu biliyordu. Ama direnemiyordu. Barlas’ın kokusu, tütünle karışık o ağır ve erkeksi rutubeti, tüm benliğini sarıp sarmalamıştı.
"Senin adın..." dedi Leyla, sesi titremesine rağmen inatla meydan okuyarak, "Bu odanın duvarlarına sinen en büyük günah Barlas. Ve sen o günahı temizlemeye değil, içinde boğulmaya geldin."
"O halde boğulalım," diye karşılık verdi Barlas, ve daha fazla beklemeye tahammülü kalmamış gibi dudaklarını Leyla’nın dudaklarına bastırdı.
Öpücükleri ne nazik ne de romantikti; yılların birikmiş öfkesinin, bastırılmış tutkusunun ve iki insanın da birbirinde bulduğu o karanlık huzurun patlaması gibiydi. Leyla, Barlas’ın alt dudağını dişleriyle hafifçe çekerek karşılık verdiğinde, aralarındaki son sınır da tuzla buz oldu. Barlas onu kollarının arasında havaya kaldırarak arkadaki geniş yatağa doğru sırtüstü bıraktı. Üzerine ağırlığını verirken, palto odanın zeminine ağır bir kütleyle düştü; tıpkı bu odada kalan son masumiyetin yere çakılışı gibi.
Odanın içerisindeki kehribar rengi lamba ışığı, ikisinin birbirine sarılmış gölgelerini duvarda devasa birer canavara dönüştürürken, dışarıdaki yağmur şiddetini artırdı. Barlas’ın elleri Leyla’nın teninde gezindikçe, her bir dokunuş yasak bir mühür gibi kazınıyordu. Leyla, Barlas’ın sırtına geçirdiği tırnaklarıyla bu acı ve zevk sarmalının içinde kaybolurken, kulaklarında sadece Barlas’ın boğuk iniltisi ve dışarıdaki rüzgarın uğultusu vardı.
Zaman, o yatakta durdu. Ne dışarıdaki dünya, ne kulübün kapısındaki müşteriler, ne de geçmişin o kirli defterleri artık var olabilirdi. Geriye sadece iki insan, birbirlerinin yaralarını kanata kanata iyileştirmeye çalışan iki kaçak kalmıştı.
Nefes nefese, ter içinde ve birbirlerine dolanmış bir halde tavanı seyrederken, Barlas başını Leyla’nın boynuna gömmüş, dudakları onun boyun çukurunda hala hafifçe titriyordu.
"Artık buradan kaçışın yok Leyla," diye fısıldadı Barlas, yorgun ama bir o kadar da zafer kazanmış bir sesle.
Leyla, gözlerini diktiği duvardaki gölgelerden ayırmadan, parmaklarını Barlas’ın kısa kesilmiş saçlarının arasına daldırdı ve gülümsedi. "Kim demiş kaçmak istediğimi..."