8. bölüm · Geç Kalan Mektup
BÖLÜM 7 - Bekleyenler
Bazı cümleler, insanın içinde yankılanmak için söylenir.
Onların cevabı hemen verilmez.
Hande, yaşlı adama uzun süre baktı.
"Çünkü Akay, senden hiç vazgeçmedi."
Bu sözler, yıllardır içine kurduğu bütün savunmaları sessizce yerinden oynatmıştı.
Arabanın kapısını açtı.
Ayakları yere bastığında, çocukluğunun kasabası ilk kez bu kadar yabancı hissettirdi.
"Affedersiniz..." dedi kısık bir sesle. "Sizi çıkaramadım."
Yaşlı adam gülümsedi.
"Çıkarman zor. O zamanlar beni herkes 'Nihat Usta' diye tanırdı. Şimdi sadece Nihat Amca diyorlar."
Hande bir an düşündü.
Sonra zihninde tozlu bir raf açıldı.
Bisiklet zincirlerini tamir eden küçük dükkân...
Kapısının önündeki ahşap tabure...
Yaz akşamları radyodan yükselen eski şarkılar...
"Evet..." dedi usulca. "Hatırladım."
Nihat Amca'nın gözleri yumuşadı.
"Sen de büyümüşsün."
Hande gülümsemeye çalıştı.
"Bazı günler öyle hissediyorum."
"Bazı günler?"
"Bazı günler hâlâ o yaz bitmemiş gibi geliyor."
Nihat Amca bu cümleye şaşırmadı.
Sanki yıllardır tam bunu duymayı bekliyormuş gibiydi.
---
"Bir çay içer miyiz?" diye sordu.
Hande aslında dinlenmek istiyordu.
Otele gidip valizini bırakmak...
Biraz yalnız kalmak...
Düşünmek...
Ama nedense "Hayır." diyemedi.
Kasabanın meydanındaki küçük çay bahçesine oturdular.
Aynı çınar ağacı hâlâ oradaydı.
Yalnızca gövdesi biraz daha kalınlaşmıştı.
Garson iki ince belli bardak getirdi.
Nihat Amca çaydan küçük bir yudum aldı.
"Akay'ın geldiğini biliyor muydun?"
Hande'nin eli bardağın üzerinde durdu.
"Burada mı?"
"Uzun yıllardır."
"Nasıl yani?"
"Gitmedi."
Hande bu cevabı beklemiyordu.
İstanbul'a döndüğünden beri, zihninde sayısız ihtimal kurmuştu.
Belki yurt dışına gitmişti.
Belki evlenmişti.
Belki başka bir şehirde yeni bir hayat kurmuştu.
Ama en basit ihtimali hiç düşünmemişti.
Gitmemişti.
---
"Neden?" diye fısıldadı.
Nihat Amca omuz silkti.
"O soruyu bana hiç cevaplamadı."
Bir süre sustu.
"Yalnızca bir şeyi biliyorum."
"Neyi?"
"Her pazartesi sabahı aynı yere giderdi."
"Nereye?"
"Azmak'taki eski iskeleye."
Hande'nin boğazı düğümlendi.
"Oturur..."
"...ve yazardı."
"Ne yazardı?"
"Bilmem."
Nihat Amca gülümsedi.
"Ama bazen bana zarflar verirdi."
Hande'nin nefesi hızlandı.
"Ne yapmanız için?"
"'Bunları sakla,' derdi."
"'Bir gün Hande dönerse ona verirsin.'"
Çayın buharı iki insanın arasına ince bir perde gibi yükseliyordu.
Hande gözlerini kapattı.
Demek kutu...
Demek mektuplar...
Hepsi yıllar boyunca burada beklemişti.
Bir insan, umudunu bu kadar uzun süre nasıl canlı tutabilirdi?
---
Yıllar önce...
Yazın son haftasıydı.
Hande'nin İstanbul'a dönmesine yalnızca birkaç gün kalmıştı.
Akşamüstü birlikte bisiklet sürmüşlerdi.
Kasabanın dışındaki çamlık yola kadar gitmişler, dönüşte yorulup bisikletlerini kenara bırakmışlardı.
Toprağın üzerine oturdular.
Güneş, ağaçların arasından ince çizgiler hâlinde süzülüyordu.
Hande sessizliği bozdu.
"İstanbul'dan korkuyorum."
Akay ona döndü.
"Sen mi?"
"Evet."
"Sen her şeyin üstesinden gelirsin."
"İnsanların benden beklediği kişiyle, gerçekten olduğum kişi bazen aynı değil."
Akay dikkatle dinledi.
"Nasıl biri olmak istiyorsun?"
Hande uzun süre düşündü.
"Yanında rol yapmak zorunda olmadığım biriyle yaşlanmak istiyorum."
Akay'ın bakışları yerdeki kuru çam kozalaklarına kaydı.
O cümleyi duyduğunda içinde bir şey kıpırdamıştı.
Tam konuşacakken...
Tam yıllardır içinde büyüttüğü duyguyu kelimelere dönüştürecekken...
Hande ayağa kalktı.
"Hadi."
"Nereye?"
"Geç kalacağız."
Akay da ayağa kalktı.
Söyleyeceği cümle, birkaç saniye gecikmişti.
Bazen birkaç saniye...
Bir ömrün yönünü değiştirmeye yeterdi.
---
Nihat Amca cebinden eski bir anahtar çıkardı.
Masanın üzerine bıraktı.
Paslanmıştı.
Ama özenle saklandığı belliydi.
"Bu ne?"
"Akay'ın kulübesi."
"Kulübesi mi?"
"Azmak'ın biraz ilerisinde, sazlıkların yanında küçük bir yazı evi yaptı."
Hande şaşkınlıkla baktı.
"Yıllarını orada geçirdi."
"Şimdi?"
Nihat Amca cevap vermedi.
Yalnızca anahtarı Hande'ye doğru itti.
"Bunu bana iki ay önce verdi."
Hande'nin kalbi yeniden hızlandı.
"İki ay önce mi?"
"Evet."
"Ne dedi?"
Yaşlı adam gözlerini uzaklara çevirdi.
Sesinde tuhaf bir hüzün vardı.
"'Eğer ben anlatamazsam...' dedi."
Bir an durdu.
Sonra Hande'nin gözlerinin içine baktı.
"'Mektuplar anlatsın.'"
Hande anahtarı avucunun içine aldı.
Soğuktu.
Ama nedense, yıllardır bekleyen bir elin sıcaklığını taşıyor gibiydi.
Tam o sırada rüzgâr hafifçe esti.
Çınar ağacından kopan tek bir yaprak masanın üzerine düştü.
Nihat Amca o yaprağa baktı.
Sonra çok sessiz bir sesle söyledi:
"Yalnız bilmen gereken bir şey daha var."
Hande'nin içi yeniden sıkıştı.
"Akay artık o kulübede yaşamıyor."
"Nerede?"
Yaşlı adam cevap vermeden önce derin bir nefes aldı.
"İki ay önce kasabadan ayrıldı."
Hande'nin yüzündeki şaşkınlığı görünce ekledi:
"Ama giderken, döneceğine inanıyordu."
Ve ilk kez...
Hande'nin aklından aynı soru geçti.
Akay şimdi neredeydi?
