6. bölüm · Geç Kalan Mektup

BÖLÜM 5 - Dönmek

Başaran Küçükyanaçık

Bazı yerlere gitmek zordur.

Bazı yerlere dönmek ise daha da zor.

Çünkü insan yeni bir şehre giderken yalnızca bavul taşır.

Ama geçmişine dönerken, yıllardır içinde taşıdığı her şeyi yanında götürür.

Hande, Akyaka'ya en son ne zaman gittiğini hesaplamaya çalıştı.

Sekiz yıl.

Hayır.

Dokuz.

Belki de daha fazla.

Zaman, bazı anıların etrafında tuhaf davranıyordu.

Mutlu günleri birbirine karıştırıyor, acı verenleri ise olduğu gibi saklıyordu.

O akşam eve döndüğünde mutfağın ışığını bile açmadan pencerenin önüne geçti.

İstanbul'un ışıkları karşı apartmanların camlarında parçalanıyordu.

Masanın üzerinde duran kutuya baktı.

İçindeki mektuplar sanki sessizce onu bekliyordu.

Akyaka'ya dönmelisin.

Bu cümle basit görünüyordu.

Ama Hande bunun yalnızca bir öneri olmadığını hissediyordu.

Sanki yıllardır yarım kalmış bir hikâye, sonunda devam etmek istiyordu.

Telefonunu eline aldı.

İnternette otobüs ve uçak saatlerine baktı.

Sonra ekranı kapattı.

Birkaç dakika sonra tekrar açtı.

Tekrar kapattı.

Kendine sinirlendi.

Otuz iki yaşında bir kadın, bir kasabaya gitmekten neden korkardı?

Cevabı biliyordu.

Çünkü o kasabada yalnızca sokaklar yoktu.

Hatıralar da vardı.

Ve hatıralar, bazen insanın karşısına canlı birer varlık gibi çıkabiliyordu.

---

Yıllar önce.

Akyaka.

Yazın en sıcak günlerinden biriydi.

Kasabanın üzerindeki hava durgundu.

Deniz bile neredeyse kıpırdamıyordu.

Hande, belediye kütüphanesinin önündeki taş basamaklarda oturuyordu.

Elinde not defteri vardı.

Bir şeyler yazmaya çalışıyor ama sürekli sayfayı karalıyordu.

Akay uzaktan onu izledi.

Yanına geldi.

"Yazamıyor musun?"

Hande başını kaldırdı.

"Nereden anladın?"

"Defteri öldürmek üzeresin."

Hande istemsizce güldü.

Akay yanına oturdu.

"Ne yazıyorsun?"

"Bir başvuru mektubu."

"İş için mi?"

"Evet."

"İstanbul?"

Hande başını salladı.

Bir süre ikisi de konuşmadı.

Sonra Akay sordu:

"Gitmek istiyor musun?"

Hande hemen cevap veremedi.

İstiyordu.

Hayatının büyük kısmında bunu istemişti.

Kitapların arasında çalışmayı.

Yazarlarla tanışmayı.

Kendine ait bir hayat kurmayı.

Ama bazı istekler gerçekleşmeye yaklaşınca insanın içinde beklenmedik korkular doğuyordu.

"Sanırım."

"Sanırım mı?"

"İstiyorum."

Akay yere baktı.

"Bu daha ikna edici oldu."

Hande ona döndü.

"Peki sen?"

"Ben ne?"

"Gider miydin?"

Akay gülümsedi.

"Ben hep burada kalacağımı sanıyordum."

"Sanıyordum?"

Bu kez cevap vermedi.

Gözlerini Azmak'ın kıyısına çevirdi.

İlk kez, gelecekle ilgili düşündüğünü belli etmişti.

---

O yaz boyunca birbirlerinin hayatına yavaş yavaş yerleştiler.

Ne büyük itiraflar oldu.

Ne dramatik sahneler.

Ama küçük şeyler birikmeye başladı.

Hande yeni okuduğu bir kitabı ilk ona anlatıyordu.

Akay yazdığı bir metni ilk ona okutuyordu.

Hande kahvesini şekersiz içmeye başlamıştı.

Akay ise kitapların altını çizmeyi.

Birbirlerinden habersiz aldıkları küçük alışkanlıklar vardı.

Ve çoğu zaman insanlar, aşkın gelişini tam da böyle fark etmezler.

Çünkü aşk bazen bir fırtına gibi değil...

Sessizce yaklaşan bir mevsim gibi gelir.

---

İstanbul.

Ertesi gün.

Yayınevinde yoğun bir mesai vardı.

Yeni çıkacak romanların son okumaları yapılıyor, telefonlar susmuyordu.

Ama Hande'nin dikkati sürekli dağılıyordu.

Öğleden sonra müdürü odasına geldi.

Elinde bir dosya vardı.

"Bir sorun mu var?"

Hande şaşırdı.

"Neden?"

"Bugün üçüncü kez aynı sayfayı okuyorsun."

Hande gülümsedi.

Demek belli oluyordu.

Müdürü karşısındaki sandalyeye oturdu.

"Anlatmak ister misin?"

Normalde anlatmazdı.

Ama bazen insan, yabancı olmayan birine yükünün küçük bir kısmını bırakmak isterdi.

"Kutuyu hatırlıyor musunuz?"

"İsimsiz geleni?"

"Evet."

"İçinden ne çıktı?"

Hande birkaç saniye düşündü.

Sonra yalnızca tek bir şey söyledi.

"Geçmiş."

Müdürü uzun süre sustu.

Sonra beklemediği bir cevap verdi.

"Geçmişin kötü tarafı şu."

"Nedir?"

"Siz onu bıraktığınızı sanırsınız."

Hande gözlerini kaldırdı.

"Meğer o sizi bırakmamış olur."

---

Akşam mesai bittiğinde ofiste yalnız kaldı.

Bilgisayarını kapattı.

Çantasını topladı.

Sonra aniden karar verdi.

Kararın geldiği anı bile fark etmedi.

Bazı kararlar düşünülerek verilmezdi.

İnsan sadece daha fazla kaçamayacağını anlardı.

Telefonunu çıkardı.

Uçak bileti satın aldı.

İstanbul'dan Dalaman'a.

Üç gün sonra.

Ekrandaki onay mesajı geldiğinde uzun süre baktı.

Bu kadar mıydı?

Yıllardır gitmediği yere dönmek, birkaç dokunuş kadar mı sürüyordu?

Hayır.

Asıl yolculuk şimdi başlıyordu.

Tam telefonu çantasına koyarken bilinmeyen bir numaradan mesaj geldi.

Sadece bir fotoğraf vardı.

Ne açıklama...

Ne isim...

Ne de başka bir şey.

Fotoğraf açıldığında Hande'nin nefesi kesildi.

Bu, yıllar önce Akyaka'da çekilmiş bir fotoğraftı.

İskele.

Sabah sisi.

Ve sırtı kameraya dönük genç bir adam.

Dizlerinin üzerinde bir defter vardı.

Fotoğrafın altında ise tek bir cümle yazıyordu.

"Bazı hikâyeler yarım kalmaz. Sadece uzun bir ara verir."