Furtuna prensesi kitap kapağı

8. bölüm / 10

Furtuna prensesi

YENİDEN

Yazar: Yaz_ Rüyası

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: YENİDEN

Fatma'nın ağzından...
Sabah gözlerimi açtığımda kulağımın dibinde bir ses duydum.
— Karıcığım...
Gözlerimi açmadım.
— Fatma'm...
Yine cevap vermedim.
— Ula güzelum, uyan da iki kelam edelum!
Yorganı başıma çektim.
— Cengiz, git başımdan!
Cengiz kahkaha attı.
— Ula daha gözünü açmadan bana kızayisun!
— Çünkü daha gözümü açmadan konuşmaya başladın!
— Günaydın demeye geldum!
Yorganın altından seslendim.
— Günaydın! Şimdi sus!
Cengiz bir süre sessiz kaldı.
Tam yeniden uykuya dalacaktım ki konuştu.
— Fatma?
— CENGİZ!
— Bir şey soracağum.
Yorganı üzerimden çektim.
— Ne?!
Cengiz yatağın kendi tarafında oturmuş, bana sırıtıyordu.
— Ben yakışıklı mıyım?
Birkaç saniye yüzüne baktım.
Sonra yastığı alıp ona fırlattım.
— ALLAH'IM, SEN BANA SABIR VER!
Cengiz kahkahayı patlattı.
— Ula bir cevap ver da!
— Değilsin!
— Yalan söyleme karıcığım.
— Cengiz, vallahi seni balkondan aşağı atacağım!
— Atamazsın, kocanı çok seviyisun.
Bir an duraksadım.
Cengiz de sustu.
Sonra gözlerini kısıp bana baktı.
— Yoksa sevmeyisun mi?
Gülümsememi gizlemek için yüzümü çevirdim.
— Kalk da aşağı inelim!
Cengiz sırıttı.
— Konuyu değiştirdun!
— Cengiz!
— Tamam ula, geliyorum!
---
Aşağı indiğimizde kahvaltı masası çoktan kurulmuştu.
Şirin nenem masanın başında oturuyordu.
Önünde kocaman bir defter vardı.
Yanında da kalem.
İçimden bir şeyler koptu.
Eyvah.
Cengiz kulağıma eğildi.
— Fatma, nenen düğün organizasyon şirketi açmış galiba.
Gülmemek için dudağımı ısırdım.
Şirin nenem başını kaldırdı.
— ULA CENGİZ! NE FISILDAŞIYISUNUZ?!
Cengiz hemen doğruldu.
— Hiç nene! Karımla konuşayrum!
— Karınla sonra konuş! Şimdi beni dinle!
İsmail kahkahayı patlattı.
— ULA CENGİZ! SEN DE AZAR İŞİTTUN!
Cengiz ona döndü.
— İso, sen çok konuşma. Bugün seninle ilgili büyük planlarım var!
İsmail'in gülümsemesi silindi.
— Ne planı ula?!
Cengiz masumca gülümsedi.
— Sürpriz.
Fadime başını iki yana salladı.
— Allah ikinize de akıl versin!
Oruç kahkahalarla gülüyordu.
Ama Şirin nenem bastonunu masaya vurunca herkes sustu.
— ŞİMDİ! Oruç'la Eleni'nin düğününü yapacağuz!
Oruç başını kaldırdı.
— Nene, daha dün konuştuk!
— Ula ne olmuş?! Düğün dediğun hazırlanarak olur!
Feride ablam sordu.
— Nene, düğün ne zaman?
Şirin nenem defterine baktı.
— Üç hafta sonra!
Oruç'un ağzındaki çay neredeyse dökülüyordu.
— ÜÇ HAFTA MI?!
Şirin nenem kaşlarını çattı.
— Ne var ula?!
— Nene, üç haftada düğün mü hazırlanır?!
— Ula ben senin babanı iki günde evlendirdim!
Timur amcam başını kaldırdı.
— Ana, onu anlatmasak mı?
Zarife yengem gülmeye başladı.
— Timur, ne olmuştu?
Timur amcam başını iki yana salladı.
— Hiçbir şey olmamıştı!
Şirin nenem kahkaha attı.
— Ula sen düğün günü ayakkabılarını bulamamıştın!
Hepimiz gülmeye başladık.
Timur amcam yüzünü kapattı.
— Ana, yeter!
Cengiz bana eğildi.
— Bizim ailede normal insan yok.
Fısıldadım.
— Sen de dâhilsin.
Cengiz sırıttı.
— Ben ailenin en normal üyesiyim.
Kahkaha attım.
— En büyük yalancı üyesisin!
---
Fatma'nın ağzından...
Üç hafta nasıl geçti, vallahi anlamadım.
Şirin nenem bütün konağı birbirine katmış, Oruç'la Eleni'nin düğününü hazırlamak için hepimizi seferber etmişti.
Ve sonunda o büyük gün gelmişti.
Fırtına Köyü'yle Koçari Köyü'nün yıllardır beklediği barış düğünü...
Ama benim aklımda başka bir şey vardı.
Cengiz Volkov.
Daha doğrusu, onu biraz uğraştırmak.
Son günlerde aramız eskisi gibi olmuştu. Yeniden şakalaşıyor, birbirimize takılıyorduk. Cengiz de tartışmalarımızda daha dikkatli davranıyordu.
Ben ise bugün ona küçük bir sürpriz hazırlamıştım.
---
Aynanın karşısında saçlarımı düzeltiyordum.
Üzerimde zümrüt yeşili, uzun ve zarif bir elbise vardı. Saçlarımı hafif dalgalı bırakmıştım.
Tam küpelerimi takıyordum ki kapı açıldı.
Cengiz içeri girdi.
Üzerinde siyah bir takım elbise, beyaz gömlek vardı.
Beni görünce olduğu yerde durdu.
— Fatma?
Aynadan ona baktım.
— Efendim kocacığım?
Cengiz birkaç saniye konuşmadı.
Sonra gülümsedi.
— Ula sen bugün ne güzel olmuşsun!
İstemeden gülümsedim.
— Öyle mi?
— He, öyle.
Ona doğru döndüm.
— Sen de fena değilsin.
Cengiz kaşlarını kaldırdı.
— Fena değil mi?!
— He.
— Ula ben bu kadar hazırlandım, sen bana fena değil diyisun!
Kahkaha attım.
— Ne diyeyim?
Cengiz ellerini iki yana açtı.
— Yakışıklısın kocacığım de mesela!
Biraz düşündüm.
Sonra ona yaklaşıp kravatını düzelttim.
— Çok yakışıklı olmuşsun, kocacığım.
Cengiz'in gülümsemesi büyüdü.
— Bir daha desene.
— Yok!
— Ula Fatma!
Kahkaha attım.
— Hadi aşağı inelim!
Cengiz başını iki yana salladı.
— Sen bugün beni çok uğraştıracaksun.
Masumca gülümsedim.
— Ben mi? Asla!
---
Düğün alanına girdiğimizde kemençenin sesi bütün köyde yankılanıyordu.
Her yer ışıklarla süslenmişti.
Bir tarafta Fırtınalar, diğer tarafta Koçariler vardı.
Ama bu kez kimse kavga etmiyordu.
En azından şimdilik.
Şirin nenem ortalıkta dolaşıp herkese emir veriyordu.
— ULA MASALARI DÜZGÜN KOYUN!
— Nene, masalar düzgün! dedi Fatih.
— SEN BANA CEVAP VERME FATİH!
Feride ablam kahkahaya boğuldu.
— Nene, bugün gelinle damattan çok sen heyecanlısın!
Şirin nenem gururla konuştu.
— Ula iki köyü barıştırayrum! Az iş mi bu?!
Tam o sırada İsmail'le Fadime yanımıza geldi.
Fadime'nin üzerinde bordo bir elbise vardı.
İsmail karısına bakıp duruyordu.
Cengiz hemen fırsatı değerlendirdi.
— Ula İso, karına bakmaktan önünü göremeyisun!
İsmail ona döndü.
— Cengiz, başlama!
Fadime kaşlarını kaldırdı.
— İsmail, bana mı bakıyordun?
İsmail hemen başka tarafa döndü.
— Yok ula! Arkandaki ağaca bakıyordum!
Oruç uzaktan bağırdı.
— ULA İSO! AĞAÇ MI GÜZEL, FADİME Mİ?!
İsmail'in yüzü kıpkırmızı oldu.
— ORUÇ! SEN ÖNCE KENDİ DÜĞÜNÜNÜ YAP!
Hepimiz kahkahaya boğulduk.
---
Bir süre sonra kemençenin sesi yükseldi.
Herkes ayağa kalktı.
Oruç'la Eleni düğün alanına giriyordu.
Eleni bembeyaz gelinliğiyle çok güzel görünüyordu.
Oruç ise gözlerini ondan ayıramıyordu.
Feride ablam kulağıma eğildi.
— Fatma, Oruç'a bak!
Gülmeye başladım.
— Abla, adam gözünü kırpmıyor!
Oruç bizi duydu.
— ULA DUYUYORUM SİZİ!
Cengiz hemen bağırdı.
— ORUÇ! GELİNİ BIRAK DA BİRAZ BİZE BAK!
Oruç kahkaha attı.
— CENGİZ, SEN KENDİ KARINA BAK!
Cengiz bana döndü.
— Bakayrum zaten!
Gülümsedim.
— Öyle mi kocacığım?
— He güzelum.
Biraz ona yaklaştım.
— O zaman gözünü benden ayırma.
Cengiz şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı.
— Ula Fatma, bugün sana ne oldi?!
Kahkaha attım.
— Hiçbir şey olmadı hayatım.
Cengiz derin bir nefes aldı.
— Sen bugün kesin bir şey planladun.
---
Kemençe çalmaya başladığında herkes horona kalktı.
Feride ablamın sağında Fatih vardı.
Fadime'nin sağında İsmail...
Eleni'nin sağında ise artık kocası olan Oruç.
Ben de horona girdim.
Cengiz hemen sağ koluma geçti.
Başımı ona çevirdim.
— Cengizciğim?
— Efendim güzelum?
— Ne kadar da güzel horon tepiyorsun!
Cengiz sırıttı.
— Ula ben Karadenizliyim!
— Biliyorum hayatım.
Cengiz bana baktı.
— Yine mi hayatım?!
Masumca gülümsedim.
— Ne var? Kocama hayatım diyemeyecek miyim?
Cengiz kahkaha attı.
— Diyebilirsin de bugün fazla tatlı konuşayisun.
Başımı hafifçe yana eğdim.
— Hoşuna gitmiyor mu?
Cengiz bir an sustu.
Sonra gülümsedi.
— Gidiyi tabii.
Kahkaha attım.
Horon devam ederken Cengiz'in koluna biraz daha sıkı girdim.
— Kocacığım, yoruldum.
— Ula daha yeni başladık!
— Ama ayaklarım ağrıdı.
Cengiz hemen yavaşladı.
— O zaman oturalım.
Gülümsedim.
— Yok, seninle horon tepmek istiyorum.
Cengiz şaşkınlıkla bana baktı.
— Fatma, sen bugün beni şaşırtmaya yemin mi ettun?!
— Belki.
Cengiz gülerek başını salladı.
— Allah'ım, bana sabır ver!
---
Horondan sonra ailemizin yanına oturduk.
Şerif babamla Adil aynı masadaydı.
İnanılır gibi değildi.
Üstelik kavga etmiyorlardı.
Adil, babama döndü.
— Şerif, düğün güzel oldi ha!
Babam başını salladı.
— He, güzel oldi.
Adil gülümsedi.
— Biz de sonunda akıllandık galiba.
Babam kahkaha attı.
— Ula senin akıllanman biraz uzun sürdü!
Adil kaşlarını çattı.
— Şerif, başlama!
Şirin nenem hemen araya girdi.
— ULA İKİNİZ DE SUSUN! BUGÜN KAVGA YOK!
Hepimiz kahkahaya boğulduk.
Ben ise Cengiz'e döndüm.
— Cengizciğim?
Cengiz başını çevirdi.
— Efendim karıcığım?
— Bana biraz su verir misin?
— Tabii.
Bardağıma su doldurdu.
— Buyur güzelum.
Bardağı alıp gülümsedim.
— Teşekkür ederim, benim yakışıklı kocam.
Cengiz'in eli havada kaldı.
Feride ablam hemen bize döndü.
— FATMA?!
Masumca baktım.
— Ne var abla?
— Sen bugün Cengiz'e ne yapıyorsun?!
Gülümsedim.
— Hiçbir şey yapmıyorum. Kocama güzel davranıyorum.
Oruç kahkahayı patlattı.
— ULA CENGİZ! FATMA SANA ÂŞIK OLDU GALİBA!
Cengiz sırıttı.
— Zaten âşıktı ula, yeni mi anladun?!
Gözlerim büyüdü.
— CENGİZ!
İsmail kahkaha attı.
— ULA FATMA, YAKALANDUN!
Cengiz bana doğru eğildi.
— Ne oldi güzelum? Utandun mi?
Dişlerimin arasından konuştum.
— Sen bittin Cengiz Volkov.
Cengiz gülümsedi.
— Daha düğün bitmedi karıcığım.
--
Şirin nenem, Hicran annem, Zarife yengem, Şerif babam ve Timur amcam bizimle oturuyordu.
Ben ise hâlâ Cengiz'i biraz uğraştırmak istiyordum.
Ona döndüm.
— Aşkım?
Cengiz bir anda bana baktı.
— Efendim?!
Feride ablamın ağzındaki çay neredeyse dökülüyordu.
Timur amcam kahkaha attı.
— ULA CENGİZ! KARIN SANA AŞKIM DEDİ!
Şerif babam kaşlarını kaldırdı.
— Fatma, kızım, sen iyi misin?
Hicran annem gülmeye başladı.
— Şerif, bırak çocukları!
Şirin nenem memnuniyetle başını salladı.
— Aferin benim torunuma! Kocasını sevecek tabii!
Cengiz bana baktı.
Ben de ona en masum gülümsememi gönderdim.
— Ne oldu hayatım?
Cengiz hafifçe başını eğdi.
Kulağıma yalnızca benim duyabileceğim bir sesle konuştu.
— Ula güzelum, sen bugün beni herkesin önünde utandırmaya mı çalışayisun?
Gülümseyerek fısıldadım.
— Belki.
Cengiz kaşlarını kaldırdı.
— He, anladım.
— Ne anladın?
— Sen benimle uğraşayisun.
Kahkaha attım.
— Birazcık.
Cengiz sırıttı.
— O zaman sıra bana da gelecek karıcığım.
Şaşkınlıkla ona baktım.
— Ne yapacaksın?
Cengiz doğrulup yüksek sesle konuştu.
— ŞERİF AMCA!
Babam bize döndü.
— Ne oldi oğlum?
Cengiz ciddi bir ifadeyle konuştu.
— Fatma bugün bana sabahtan beri ne kadar yakışıklı olduğumu söylüyor.
Gözlerim büyüdü.
— CENGİZ!
Timur amcam kahkahayı patlattı.
Cengiz devam etti.
— Hatta sabah kravatımı düzeltirken bana yakışıklı kocacığım dedi.
Feride ablam gülmekten iki büklüm oldu.
— FATMA! SEN Mİ DEDİN BUNU?!
Yüzüm kızardı.
— ABLA!
Şirin nenem ellerini çırptı.
— MAŞALLAH BENİM TORUNLARIMA!
Cengiz bana döndü.
— Ne oldi karıcığım? Niye sustun?
Ona ters ters baktım.
— Seninle konuşmuyorum!
Cengiz kahkaha attı.
— Ula daha yeni barıştık, hemen küsme!
İstemeden güldüm.
— Sen çok sinir bozucusun!
— Biliyorum güzelum.
---
Düğünün sonlarına doğru kemençe yeniden çalmaya başladı.
Bu kez Şirin nenem bile ayağa kalktı.
— ULA HEPUNUZ HORONA!
Şerif babam, Adil, Timur amcam, Fatih, Feride, İsmail, Fadime, Oruç, Eleni...
Herkes horona girdi.
Ben de Cengiz'in yanına geçtim.
Cengiz hemen sağ koluma girdi.
— Yine ben mi güzelum?
Gülümsedim.
— Başkasını mı bekliyordun?
Cengiz sırıttı.
— Yok. Benim yerim belli.
— Neresiymiş?
— Senin sağın.
Gülümsedim.
— Güzel cevap.
Cengiz bana baktı.
— Beğendun mi?
— Çok.
Horonun ritmine uyarken bir ara Cengiz'e döndüm.
— Kocacığım?
— Efendim?
— İyi ki bugün benimle geldin.
Cengiz şaşkınlıkla baktı.
— Ula ben gelmesem karım tek başına mı gelecekti?
Kahkaha attım.
— Romantik bir şey söylüyorum, sen yine şakaya vuruyorsun!
Cengiz gülümsedi.
— O zaman ben de bir şey söyleyeyim.
— Söyle.
— İyi ki yeniden konuşuyoruz güzelum.
Gülümsemem biraz yumuşadı.
— İyi ki.
Bir süre sessizce horon teptik.
Sonra Cengiz yeniden konuştu.
— Ama bir şey var.
— Ne?
— Sen bugün bana çok cilve yaptun.
Kahkaha attım.
— Eee?
— Ben de bütün gece ne diyeceğimi şaşırdum.
Gülerek başımı salladım.
— Demek seni utandırmayı başardım.
Cengiz sırıttı.
— He, başardun.
---
Düğünden döndüğümüzde ayaklarımın ağrıdığını hissediyordum.
Odaya girer girmez yatağın kenarına oturdum.
— Allah'ım, ayaklarım koptu!
Cengiz ceketini çıkarıp sandalyeye bıraktı.
— Ula bütün gece horon teptun!
— Sen de teptin!
— Ben alışkınım güzelum.
Gözlerimi devirdim.
— Tabii, sen her şeyi bilirsin!
Cengiz kahkaha attı.
Sonra yatağın kendi tarafına geçti.
— Fatma?
— Efendim?
— Bugün bana söylediklerin...
Başımı kaldırdım.
— Hangileri?
— Yakışıklı kocacığım falan...
Gülümsememi gizledim.
— He, ne olmuş?
Cengiz kaşlarını kaldırdı.
— Gerçek miydi?
Bir süre yüzüne baktım.
Sonra gülümsedim.
— He, gerçekti.
Cengiz'in yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.
— Ula gerçekten mi?!
Kahkaha attım.
— Evet Cengiz!
— O zaman ben de sana bir şey söyleyeceğim.
— Söyle.
— Bugün düğünün en güzel insanı sendin.
Bir an sustum.
Yanaklarım ısınmıştı.
— Cengiz...
— Efendim güzelum?
— Teşekkür ederim.
Cengiz gülümsedi.
— Rica ederim karıcığım.
Işığı kapattım.
Tam uykuya dalacaktım ki Cengiz yeniden konuştu.
— Fatma?
— Efendim?
— Yarın da bana aşkım diyecek misun?
Kahkaha attım.
— Belki!
— Ula kesin söyle!
— İyi geceler Cengiz!
— İyi geceler cilveli karıcığım!
Yastığı alıp ona fırlattım.
— CENGİZ VOLKOV!
Cengiz'in kahkahası bütün odayı doldurdu.
Ve o gece ilk kez şunu düşündüm:
Cengiz'le aramızdaki her şey bir anda mükemmel olmamıştı.
Ama yeniden gülmeyi öğrenmiştik.
Birbirimizi dinlemeyi de öğreniyorduk.
Üstelik Fırtınalarla Koçariler, Oruç'la Eleni'nin düğününde aynı horonu tepmişti.
Şirin nenemin yıllardır hayalini kurduğu barış sonunda gerçekleşmişti.
Tabii bir sorun vardı.
Düğün boyunca İsmail'le uğraşan Cengiz, ertesi sabah başına geleceklerden tamamen habersizdi.
Çünkü İsmail Fırtına, Cengiz Volkov'dan intikam almak için çoktan bir plan yapmıştı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kategoriler ve temalar yükleniyor…