Bölümler 10Şu an: Doğru zaman doğru kişi
- 1 SENİ KURTARMAK İÇİN1.940 kelime
- 2 KÜÇÜK OYUNLAR2.272 kelime
- 3 ÇÜNKÜ SEN VARSIN DİYE1.314 kelime
- 4 KISKANÇ1.590 kelime
- 5 KIRILAN SADECE MASA DEĞİLDİ2.306 kelime
- 6 İÇ PARÇALAYAN SESSİZLİK1.463 kelime
- 7 UZUN SÜRDÜ KÜSLÜK1.774 kelime
- 8 YENİDEN2.017 kelime
- 9 Güzelum2.204 kelime
- 10 Doğru zaman doğru kişi953 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Cengiz'in gözlerini açtığını gördüğümde içimdeki bütün korku yavaş yavaş yerini sevince bıraktı. Doktorlar birkaç gün daha kontrol altında tutulmasını istemişti. Neyse ki durumu iyiye gidiyordu. Birkaç günün ardından nihayet eve gitmesine izin verildi.
Hastaneden çıkarken koluna girdim.
— Yavaş yürü Cengiz. Daha yeni iyileşiyorsun.
— Güzelum, yürüyebiliyorum.
— Yürüyebildiğini biliyorum. Ama kendini yormayacaksın.
— Emredersin karıcığım.
Bana gülümseyince gözlerimi devirdim.
— Dalga geçme benimle.
— Geçmiyorum. Senin sözünden çıkmaya niyetim yok.
Bu sözünü duyunca hafifçe gülümsedim.
---
Eve vardığımızda herkes bizi kapıda karşıladı. Hicran annem hemen yanıma gelip sarıldı.
— Çok şükür kızım, sonunda evinize geldiniz.
Şerif babam Cengiz'in omzuna hafifçe dokundu.
— Kendine dikkat edeceksin oğlum. Bir daha bizi böyle korkutmak yok.
Cengiz başını salladı.
— Merak etmeyin Şerif baba. İyileşeceğim.
Fatih ağabey de yanımıza geldi. Ailenin en büyüğü olarak her zamanki ciddi tavrıyla Cengiz'e baktı.
— Ula kardeşim, sen bizi yaşlandırdın. Bir daha böyle bir şey duyarsam önce ben kızacağım sana.
Cengiz gülümsedi.
— Sen zaten her fırsatta kızıyorsun ağabey.
— Hak ediyorsun da ondan. Şimdi git, dinlen. Gerisini biz hallederiz.
Oruç da araya girdi.
— Ben de diyecektim. Evde dinleneceksin, tamam mı?
İsmail kollarını bağladı.
— Ula dördüncü kardeşimiz sen ne ettun,bu kadar nasihat yeter. Adam daha kapıdan yeni girdi!
Hepimiz güldük.
Cengiz'le odamıza çıktık. Onu yatağa oturttum, yastıklarını düzelttim.
— Şimdi uzan bakalım.
— Sen de yanıma gel.
— Önce üzerini rahat ettireyim.
— Fatma…
— Efendim?
— Yanıma gel, güzelum.
Yatağın kenarına oturdum. Cengiz kolunu dikkatlice açınca başımı göğsüne koydum. Bir süre sessizce öyle kaldık. Kalp atışlarını duymak bile bana huzur veriyordu.
— Canın yanacak Cengiz, dikkat et. Ben ağır gelmeyeyim.
Cengiz diğer eliyle saçlarımı okşadı.
— Sen benim yaralarıma merhemsin, güzelum.
Başımı kaldırıp ona baktım.
— Ama yine de dikkat edeceksin.
— Tamam, söz.
Sonra alnımdan öptü. Ben de başımı yeniden göğsüne koydum.
— Seni çok özledim, dedi fısıltıyla.
— Ben de seni…
Bir süre saçlarımla oynadı. Yorgunluğu gözlerinden belliydi.
— Uyu artık, dedim.
— Sen yanımdayken uyumak kolay.
Gözlerimi kapattım. Elimi onun elinin üzerine koydum. O gece, uzun zamandır ilk kez korkmadan uykuya daldım.
---
Sabah kapının bir anda açılmasıyla uyandık.
— GÜNAYDIN AİLEEEE!
Oruç!
Cengiz irkilerek gözlerini açtı. Ben de başımı hemen göğsünden kaldırdım.
Oruç kapıda bizi görünce birkaç saniye durdu. Sonra sırıttı.
—{ Gevşek gevşek…} Yanlış bir zamanda geldim sanırım.
— ORUÇ! diye bağırdım.
Cengiz yastığını ona doğru kaldırdı.
— Ula kapıyı çalmak diye bir şey var!
Oruç kahkaha attı.
— Ne yapayım ? Kapı açıktı. Hem sabah kahvaltıya inmiyor musunuz?
— Çık dışarı, birazdan geliyoruz!
Oruç ellerini kaldırdı.
— Tamam, tamam. Rahatsız ettik gençleri!
Kapıyı kapatıp kaçtı.
Ben yüzümü ellerimin arasına aldım.
— Allah'ım, bu ailede bir gün de rahat sabahımız olmayacak mı?
Cengiz güldü.
— Oruç işte, ne bekliyorsun?
— Sen gülme! Bir de hemen ayağa kalkıyorsun. Doktor ne dedi sana?
Cengiz yataktan kalkmaya çalıştı.
— İyiyim ben.
— Cengiz!
— Güzelum, sadece mutfağa kadar gideceğim.
— Hayır, sen dinleneceksin.
Ama beni dinlemedi. Üzerine bir şeyler giyip aşağı indi. Ben de başımı iki yana sallayarak peşinden gittim.
---
Mutfağa girip çaydanlığı ocağa koydum. Çayları hazırlarken arkamdan birinin yaklaştığını hissettim.
Tam dönecekken iki kol belime dolandı.
— Günaydın güzelum…
Bir anda irkildim.
— Cengiz! Korkuttun beni!
Arkamdan boynuma hafifçe bir öpücük kondurdu.
— Özür dilerim.
İlk şaşkınlığım geçince gülmeye başladım.
— Sen ne ara geldin buraya? Yatakta yatman gerekmiyor muydu?
— Seni özledim.
— Daha beş dakika önce yan yanaydık!
— Beş dakika çok uzun.
Gülümseyerek başımı iki yana salladım. Cengiz'in elleri hâlâ karnımın üzerindeydi. Ben de ellerimi onun ellerinin üzerine koydum.
— Ama dikkat edeceksin. Kendini yormak yok.
— Tamam, doktor hanım.
— Ben ciddi söylüyorum.
— Ben de seni dinliyorum, güzelum.
Tam o sırada mutfağın kapısı açıldı.
İsmail içeri girdi. Bizi görünce olduğu yerde kaldı. Sonra iki elini havaya kaldırıp bağırdı:
— ULA OĞLUM! ODANIZ VAR, MUTFAKTA YAPMAYIN YA! AİLE VAR, AİLE!
Cengiz başını ona çevirdi.
— İsmail, sabah sabah ne bağırıyorsun?
— Ben mi bağırıyorum? Siz mutfağı romantik film setine çevirmişsiniz!
Ben kahkahamı tutamadım.
— İso, sen de kapıyı çalmayı öğren artık!
— Ula ben çay içmeye geldim, karşıma aşk manzarası çıktı!
Cengiz gülerek başını salladı.
— Çayını al, çık.
İsmail tezgâha yaslandı.
— Yok, şimdi gitmem. Fatih ağabeye de haber vereceğim. O da görsün kardeşinin hâlini.
— Sakın! dedim hemen.
Ama İsmail çoktan kapıya yönelmişti.
— FAAAAATİH AĞABEY! MUTFAĞA GEL DE BİR ŞEY GÖR!
— İSMAİL! diye bağırdım.
Cengiz alnını avucuna dayadı.
— Ben hastanede biraz daha kalsaydım keşke.
Gülmekten kendimi alamadım.
Birkaç saniye sonra Fatih kapıda belirdi. Önce bize, sonra İsmail'e baktı.
— Ne oluyor burada? Sabah sabah niye bağırıyorsun?
İsmail hemen bizi gösterdi.
— Ağabey, bunlar mutfağı kendilerine ayırmış!
Fatih kaşlarını kaldırdı.
— Ula İsmail, senin başka işin yok mu? İnsanlar evli, sarılıyorlar. Bundan doğal ne var?
İsmail'in ağzı açık kaldı.
— Ağabey, sen de mi onların tarafındasın?
Fatih gülerek Cengiz'in yanına geldi.
— Sen de ne yapıyorsun? Daha yeni hastaneden çıktın. Git otur, dinlen. Fatma'nın sözünü dinle.
Cengiz iç çekti.
— Hepiniz birleşmişsiniz bana karşı.
Fatih omzuna dikkatlice dokundu.
— Kardeşim, seni sevdiğimizden. Bir daha böyle korkutma bizi.
Cengiz'in yüzündeki gülümseme biraz yumuşadı.
— Korkutmayacağım ağabey. Söz.
Fatih başını salladı.
— Hadi bakalım. Kahvaltıya gelin. Oruç da sofrada seni bekliyor.
İsmail kapıdan çıkarken son bir laf atmayı da unutmadı.
— Ama mutfakta sarılmak yasak! Yeni aile kuralı!
Elime bir mutfak bezi alıp ona doğru salladım.
— İSMAİL, BİR DAHA GELME BURAYA!
İsmail kahkahalarla kaçtı.
Cengiz bana döndü, gülümseyerek ellerimi tuttu.
— Güzelum, çayımız taşacak.
Bir anda ocağa döndüm.
— Ula Cengiz! Senin yüzünden çayı da unuttum!
İkimiz de gülmeye başladık.
O sabah mutfakta kahkahalar hiç eksik olmadı. Cengiz hâlâ iyileşme sürecindeydi ama artık evimizdeydi. Benim için en önemlisi de buydu.
Çünkü bazen insanın bütün dünyası, mutfakta arkasından sarılan bir çift koldan ve sevdiği insanın sesinden ibaretti.
Bölüm etkileşimi
