Furtuna prensesi kitap kapağı

9. bölüm / 10

Furtuna prensesi

Güzelum

Yazar: Yaz_ Rüyası

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: Güzelum

Fatma'nın ağzından...
Son birkaç gündür Cengiz'le doğru düzgün konuşmuyorduk.
Her şey küçücük bir tartışmayla başlamıştı. Cengiz, benimle konuşmadan bazı kararlar almış, sonradan öğrendiğimde de bunu önemsememişti.
Ben de buna çok kırılmıştım.
O akşam odada karşı karşıya geldiğimizde yine aynı konu açılmıştı.
— Cengiz, ben sana kaç kere söyledim? Benimle ilgili bir şey olduğunda bana da soracaksın!
Cengiz derin bir nefes aldı.
— Ula Fatma, ben kötü bir şey yapmadum ki!
— Mesele yaptığın şeyin kötü olması değil! Beni hiç hesaba katmaman!
— Güzelum, ben sadece işi halletmeye çalıştum.
— Ben senin halletmeni istemiyorum! Benimle konuşmanı istiyorum!
Cengiz bir süre sustu.
— Peki, tamam. Bir daha yapmam.
— Hep tamam diyorsun ama sonra yine aynı şey oluyor!
Cengiz'in yüzü asıldı.
— Ne diyeyim Fatma? Ne söylesem kızayisun!
— Şu an seninle konuşmak istemiyorum.
Yatağın kenarındaki yastığımı alıp odanın diğer tarafına geçtim.
Cengiz de daha fazla uzatmadı.
— Peki güzelum. Ne zaman konuşmak istersen buradayım.
O gece ikimiz de birbirimize sırtımızı dönerek uyuduk.
Ertesi sabah da doğru düzgün konuşmadık.
Kahvaltıda bana çay uzattı.
— Çay alır misun?
— Kendim alırım, sağ ol.
Cengiz başını salladı.
İsmail bizi izliyordu.
Bir bana, bir Cengiz'e baktı.
Sonra Oruç'un kulağına eğildi.
— Ula bunlar yine mi küs?
Oruç fısıldadı.
— He galiba.
İsmail başını salladı.
— Allah sabır versin Cengiz'e.
Ben hemen döndüm.
— İsmail abi, duyuyorum!
İsmail hiç utanmadan cevap verdi.
— Ula duyman için söyledum zaten!
Fadime kocasının koluna vurdu.
— İsmail, sen bir sus da kahvaltımızı edelim!
Cengiz ise sessizce çayını içmeye devam ediyordu.
Yaz şenliklerinin zamanı gelmişti.
Furtuna'nın meydanı baştan sona süslenmişti. Renkli bayraklar, ışıklar, tahta tezgâhlar, yöresel yemekler...
Bir tarafta mısır ekmeği, kuymak, karalahana sarması dağıtılıyordu. Diğer tarafta sütlaç, laz böreği ve çeşit çeşit tatlılar hazırlanmıştı.
Çocuklar için de ayrı bir alan kurulmuştu. Şekerlemeler, pamuk şekerler ve rengârenk balonlar...
Furtunalılarla Koçariler yıllar sonra ilk kez böyle kalabalık bir şenlikte bir aradaydı.
Şirin nenem daha meydana girer girmez konuşmaya başladı.
— ULA BU MASALAR NİYE BÖYLE DURUYİ?! DÜZELTUN ŞUNLARI!
Feride ablam güldü.
— Nene, daha yeni geldik!
— E GELDİNİZ DE NE OLDU?! İŞ YAPUN İŞ!
Zarife yengem başını iki yana salladı.
— Ana, bugün de kimseyi rahat bırakmayacaksın galiba.
— Ula ben rahat bırakırsam bu şenlik nasıl olacak?!
Oruç, Eleni'nin elini tutmuş meydanda dolaşıyordu.
İsmail de Fadime'yle birlikte çocuklara şekerleme dağıtılan tezgâhın yanındaydı.
Cengiz ise biraz ileride Fatih'le konuşuyordu.
Ben Feride ablamın yanındaydım.
Üzerimde açık mavi, uzun bir elbise vardı. Saçlarımı açık bırakmıştım.
Feride ablam bana baktı.
— Fatma, bugün çok güzel olmuşsun.
— Sağ ol abla.
— Cengiz de seni gördüğünden beri gözünü ayırmıyor.
Başımı çevirmeden cevap verdim.
— Bana ne?
Feride güldü.
— Ula kızım, hâlâ mı küs duracaksın?
— Abla, konuşmak istemiyorum.
— Peki. Ama ikiniz de birbirinizi özlemişsiniz, orası belli.
Tam o sırada Cengiz yanımıza geldi.
— Feride, Fatih seni çağırıyor.
Feride ablam hemen ayağa kalktı.
— Tamam, geliyorum.
Sonra bana göz kırptı.
— Siz de birbirinizi yemeyin.
Cengiz'le baş başa kaldık.
Bana baktı.
— İyi misun güzelum?
— İyiyim.
— Bir şey ister misun? Yemek, içecek?
— Hayır, teşekkür ederim.
Cengiz başını salladı.
— Peki. Bir şeye ihtiyacın olursa buradayım.
Yanımdan uzaklaştı.
Arkasından bakmamaya çalıştım.
Ama gözlerim istemsizce onu takip ediyordu.
---

Bir süre sonra kemençenin sesi meydanı doldurdu.
Kalabalık horona dizilmeye başladı.
Oruç, Eleni'nin elini tutup meydana geçti.
— Ula gelin hanım, bakalum nasıl horon tepeceksun!
Eleni gülerek cevap verdi.
— Sen önce kendi ayaklarına bak Oruç!
— Ben doğuştan horoncuyum!
İsmail uzaktan bağırdı.
— ULA ORUÇ! GEÇEN SENE AYAĞINA BASIP DÜŞEN SEN DEĞİL MİYDİN?!
Herkes kahkahaya boğuldu.
Oruç hemen cevap verdi.
— İSO ABİ! SENİN HORONUNU GÖRELİM DE SONRA KONUŞ!
İsmail de meydana girdi.
Fadime onun yanına geçti.
— İsmail, ayağıma basma da rezil olmayalım!
— Ula ben sana mı basacağum?!
— Geçen düğünde bastın!
— Yanlışlıkla oldi!
Ben de gülerek meydana girdim.
Tam horona başlayacaktım ki Cengiz yanıma geldi.
— Sağ kolun boş mi güzelum?
Ona baktım.
Bir an cevap vermedim.
Sonra hafifçe gülümsedim.
— Horon için boş.
Cengiz'in yüzü aydınlandı.
— O zaman ben geçeyim.
Sağ koluma geçti.
Kemençe hızlandı.
Hep birlikte horona başladık.
Cengiz arada bana bakıyor, ben de bakışlarımı kaçırıyordum.
Bir süre sonra kulağıma eğildi.
— Ayağın yorulursa söyle, tamam mi?
— Söylerim.
— Bir de aç kaldun mi?
— Cengiz, horon tepiyoruz!
— Ula insan hem horon teper hem acıkır!
İstemeden güldüm.
Cengiz de gülümsedi.
— Heh, sonunda güldürdüm seni.
— Çok konuşma, ayağıma basacaksın!
— Benim ayağım seninkinden hızlıdur!
— Hadi oradan!
İlk kez günlerdir aramızdaki sessizlik biraz olsun dağılmıştı.
---
Horon bittikten sonra meydanın ortasında çocuklara şekerleme dağıtılmaya başlandı.
Küçük çocuklar sıraya girmiş, ellerindeki rengârenk balonlarla heyecanla bekliyordu.
Şirin nenem de tezgâhın başına geçmişti.
— ULA HER ÇOCUĞA BİR TANE VERUN! SONRA DİĞERLERİNE DE KALSUN!
İsmail bir çocuğa şekerleme uzattı.
— Al bakalum uşağum.
Çocuk teşekkür etti.
İsmail gülümseyerek başını okşadı.
Fadime onu izledi.
— Bak, çocuklarla ne güzel ilgileniyorsun.
İsmail hemen diklendi.
— Ula ben her işi güzel yaparım!
Fadime güldü.
— He, kendini övmeyi de güzel yaparsın!
Oruç uzaktan seslendi.
— İSO ABİ, BANA DA ŞEKER VER!
İsmail ona bir tane uzattı.
— Al, sus şekerin!
Hepimiz güldük.
Ben biraz ileride çocuklara balon dağıtan Feride ablamın yanına gidiyordum.
Cengiz de birkaç adım ötemdeydi.
Bir çocuk elindeki balonu düşürünce Cengiz eğilip balonu aldı.
— Al bakalum küçük adam. Bir daha kaçırma!
Çocuk gülümsedi.
— Teşekkür ederim amca!
Cengiz kahkaha attı.
— Amca mi?! Ula ben o kadar yaşlandum mi?!
Ben de gülmeye başladım.
Tam o sırada...
Meydanda bir anda büyük bir gürültü duyuldu.
İnsanlar şaşkınlıkla birbirine baktı.
Ardından kalabalıkta telaş başladı.
Ne olduğunu anlamaya çalışırken Cengiz'in yüzündeki ifade değişti.
Bana doğru baktı.
Bir adım attı.
Sonra dengesi bozuldu.
— CENGİZ!
Hemen ona doğru koştum.
Cengiz kollarıma doğru düştü.
Onu güçlükle tutabildim.
— Cengiz! Cengiz, ne oldu?!
Cengiz cevap vermeye çalıştı ama sesi çok zayıftı.
Elbisemin üzerinde bir leke gördüm.
Gözlerim büyüdü.
— HAYIR! HAYIR CENGİZ!
Dizlerimin üzerine çöktüm.
Cengiz'in başını dikkatlice kucağıma aldım.
Etrafımızdaki insanlar çığlık atıyor, herkes bir şeyler söylüyordu.
Ben ise yalnızca Cengiz'e bakıyordum.
— BANA BAK! CENGİZ, GÖZLERİNİ KAPATMA!
Cengiz zorla gözlerini açık tutuyordu.
Ellerim titriyordu.
— AMBULANS ÇAĞIRIN! BİRİ AMBULANS ÇAĞIRSIN! KOCAM ÖLÜYOR!
Feride ablam koşarak yanıma geldi.
— FATMA!
— ABLA! CENGİZ'E BİR ŞEY OLDU!
Feride'nin gözleri doldu.
— Ambulans geliyor kızım! Sakin ol!
— NASIL SAKİN OLAYIM?! CENGİZ'E BİR ŞEY OLDU!
Cengiz'in saçlarını okşamaya başladım.
— Güzelim, bana bak. Ne olur bana bak.
Cengiz güçlükle gözlerini bana çevirdi.
— Fatma...
— Buradayım aşkım. Yanındayım.
Sesi çok zayıftı.
— Özür dilerim güzelum...
Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülüyordu.
— Ne olur konuşma. Ambulans geliyor.
Cengiz gözlerini elbiseme çevirdi.
— Elbiseni...
Ne demek istediğini anlayamadım.
— Ne oldu elbiseme?
Cengiz çok hafif gülümsedi.
— Kendi kanımla... pislettim.
Dudaklarım titredi.
— Cengiz, ne diyorsun sen?
— Sen... kıyafetlerine bir şey olsun istemezsun...
Gözlerimden yaşlar akmaya devam ediyordu.
— Benim elbisemin ne önemi var?! Sen iyi ol yeter!
Cengiz konuşmaya çalıştı.
— Özür dilerim güzelum...
Başını biraz daha dikkatlice kucağıma yerleştirdim.
— Özür dileme. Ne olur benimle kal.
Cengiz son gücüyle elini kaldırdı.
Parmaklarıyla saçlarımın bir tutamına dokundu.
O küçücük hareketiyle bile gözyaşlarım arttı.
— Güzelum...
— Efendim aşkım?
Ama cevap veremedi.
Gözleri yavaşça kapandı.
— CENGİZ?!
Yüzünü iki elimle tuttum.
— CENGİZ! GÖZLERİNİ AÇ!
Cevap yoktu.
— NE OLUR! BANA BİR DAHA GÜZELUM DE! NE OLUR!
Şirin nenemin sesi uzaktan duyuldu.
— FATMA KIZUM!
Herkes etrafımızdaydı.
Ben ise Cengiz'in saçlarını okşamaya devam ediyordum.
— Kocam, ne olur beni bırakma...
---
Ambulans geldiğinde sağlık görevlileri Cengiz'i dikkatlice sedyeye aldılar.
Ben de peşlerinden gitmek istedim.
Bir görevli beni sakinleştirmeye çalıştı.
— Hanımefendi, lütfen biraz geride durun. Ona müdahale etmemiz gerekiyor.
— Ben eşiyim! Yanında olmak istiyorum!
Feride ablam koluma girdi.
— Fatma, gel. Hastaneye birlikte gideceğiz.
Ambulansın kapıları kapandı.
Ben de Feride ablamla diğer arabaya bindim.
Yol boyunca ellerimi birbirine kenetlemiştim.
Dudaklarımdan tek bir cümle dökülüyordu.
— Allah'ım, ne olur onu bana bağışla...
Feride ablam elimi tuttu.
— İyi olacak Fatma. Doktorlar elinden geleni yapacak.
— Abla, ben onun gözlerimin önünde kapanmasını izledim...
Feride'nin de gözleri doldu.
— Biliyorum kuzum.
— Daha dün onunla konuşmuyordum. Bugün ise...
Cümlemi tamamlayamadım.
Feride beni kendine doğru çekti.
— Şimdi güçlü olman gerekiyor. Cengiz'in sana ihtiyacı var.
---
Cengiz'i ameliyathaneye götürdüklerinde kapının önünde kaldım.
Doktorlardan biri yanımıza geldi.
— Hastamızın ameliyata alınması gerekiyor. Şu anda ekibimiz müdahale ediyor.
Hemen sordum.
— Yaşayacak mı doktor bey?
Doktor sakin bir sesle cevap verdi.
— Elimizden geleni yapıyoruz. Şimdi ameliyatı tamamlamamız gerekiyor.
Kapılar kapandı.
Ben olduğum yerde kaldım.
Şerif babam, Timur amcam, Hicran annem, Zarife yengem, İsmail, Fadime, Oruç ve Eleni de hastaneye gelmişti.
Şirin nenem yanıma oturdu.
— Gel kızum, otur biraz.
Başımı salladım.
— Oturamam nene.
— Fatma, ayakta duracak hâlin kalmadı.
Gözlerimi ameliyathane kapısından ayırmadım.
— Nene, Cengiz bana daha dün güzelum diyordu...
Şirin nenem gözlerimi silmeye çalıştı.
— Diyecek yine kızum. İnşallah yine diyecek.
İsmail duvara yaslanmıştı.
Normalde bir dakika susmayan adam tek kelime etmiyordu.
Oruç'un gözleri dolmuştu.
— İso abi...
İsmail başını kaldırdı.
— Efendim?
— Cengiz iyi olacak değil mi?
İsmail cevap veremedi.
Fadime kocasının elini tuttu.
— Dua edelim.
--
Kapı açıldığında hepimiz aynı anda ayağa kalktık.
Doktor dışarı çıktı.
— Ameliyat tamamlandı.
Kalbim yerinden çıkacak gibiydi.
— Doktor bey? Kocam?
Doktor bana baktı.
— Şu anda hayati tehlikesi kontrol altına alındı. Ancak bir süre yoğun bakımda takip edeceğiz.
Dizlerimin bağı çözüldü.
Feride ablam hemen koluma girdi.
— Fatma!
— Yaşıyor mu?
Doktor başını salladı.
— Evet. Şimdilik iyi haber bu.
Elimi ağzıma kapattım.
Gözyaşlarım yeniden akmaya başladı.
— Çok şükür...
Şirin nenem ellerini göğe kaldırdı.
— ŞÜKÜRLER OLSUN ALLAH'IM!
Herkes derin bir nefes aldı.
Ama benim aklım hâlâ Cengiz'deydi.
Onu görebilecek miydim?
Ne zaman uyanacaktı?
Beni duyabilecek miydi?
Doktorlar Cengiz'i yoğun bakıma götürmek için hazırlık yaparken ben birkaç adım geride bekliyordum.
Tam o sırada yerde küçük bir parıltı gördüm.
Eğilip baktım.
Bir yüzüktü.
Cengiz'in alyansı...
Gözlerim büyüdü.
— Bu...
Yüzüğü elime aldım.
Parmaklarım titremeye başladı.
Cengiz'in yüzüğüydü.
Onu her zaman parmağında taşırdı.
Şimdi ise ameliyathanenin önündeki soğuk zeminde duruyordu.
Bir an nefes alamadım.
— Cengiz'in yüzüğü...
Feride ablam yanıma geldi.
— Ne oldu Fatma?
Yüzüğü ona gösterdim.
— Abla, yüzüğü düşmüş...
Feride yüzüğe baktı.
— Bulmuşsun işte kuzum.
Başımı iki yana salladım.
— Ya kaybolsaydı?
— Ama kaybolmadı.
Yüzüğü avucumun içine aldım.
Elimi sımsıkı kapattım.
— Bu yüzüğü ona ben takmıştım abla.
Feride gözlerime baktı.
— Biliyorum.
— O benim kocam. Benim Cengiz'im...
Gözyaşlarım yeniden aktı.
— Bu yüzüğü bir daha kaybetmeyeceğim.
Yüzüğü avucumda saklayarak yoğun bakımın önüne geçtim.
---
Bir süre sonra doktor beni kısa süreliğine Cengiz'in yanına aldı.
Onu gördüğümde kalbim yeniden sıkıştı.
Yatağında hareketsiz yatıyordu.
Yüzü solgundu.
Yanına yaklaştım.
— Cengiz...
Cevap vermedi.
Yavaşça elini tuttum.
— Güzelum, ben geldim.
Gözlerim doldu.
— Bak, yüzüğünü buldum.
Avucumu açıp alyansına baktım.
— Kaybetmedim. Merak etme.
Sandalyeye oturup elini tuttum.
— Sen bana hep kızardın ya, yüzüğünü çıkardığında... Ben de sana kızardım.
Hafifçe güldüm ama gözyaşlarım durmadı.
— Şimdi yüzüğün bende. Ama ben seni istiyorum Cengiz.
Başımı yatağın kenarına yasladım.
— Bir daha seninle küs kalmayacağım demiyorum. Çünkü bazen yine tartışacağız. Ama ne olursa olsun konuşacağız. Sen de bana kızacaksın, ben de sana...
Burnumu çektim.
— Yeter ki uyan.
Bir süre elini okşadım.
— Bana o gün özür diledin ya... Elbisemi kirlettiğin için...
Gözyaşlarım yanaklarımdan süzüldü.
— Benim elbisem umurumda değil Cengiz. Senin iyi olman yeter.
Biraz daha yaklaştım.
— Saçlarıma dokunmuştun ya... Hâlâ o dokunduğun yeri hissediyorum.
Gözlerimi kapattım.
— Ne olur uyan kocacığım.
---
Doktorlar bir süre sonra Cengiz'in durumunun yakından takip edilmesi gerektiğini söyledi.
Ben de yoğun bakımın dışında beklemeye başladım.
Herkes eve gitmemi söylüyordu.
Ama gitmek istemiyordum.
Hicran annem yanıma geldi.
— Kızım, biraz dinlen.
— Anne, ben burada kalacağım.
— Fatma, sabaha kadar böyle duramazsın.
— Dururum anne.
Annem saçlarımı okşadı.
— Cengiz iyi olacak. Doktorlar söyledi.
Başımı salladım.
— Biliyorum anne. Ama ben yanında olmak istiyorum.
Şerif babam da yanıma geldi.
— Kızım, istersen ben burada kalayım. Sen biraz uyu.
— Baba, sen de yoruldun.
Babam elimi tuttu.
— Sen benim kızımsın. Seni böyle görmek istemiyorum.
Gözlerim doldu.
— Baba, ben onu kaybetmek istemiyorum.
Babam beni kendine çekti.
— Kaybetmeyeceksin inşallah kızım.
Bir süre sonra ailem dinlenmek için ayrıldı.
Feride ablam gitmeden önce yanıma geldi.
— Fatma, telefonun yanında olsun. Bir şey olursa hemen ara.
— Tamam abla.
— Bir de kendine dikkat et.
— Ederim.
Feride alnımdan öptü.
— Cengiz uyanınca seni karşısında görmek isteyecek.
Hafifçe gülümsedim.
— Ben de onun gözlerini açmasını istiyorum.
---
Saatler geçmişti.
Hastanenin koridoru sessizleşmişti.
Ben hâlâ aynı koltukta oturuyordum.
Bir elimde Cengiz'in alyansı vardı.
Diğer elimle onun bana son dokunduğu saç tutamını düzeltiyordum.
Yüzüğe baktım.
— Cengiz, bak...
Yüzüğü avucumun içinde çevirdim.
— Sen uyanınca bunu yeniden parmağına takacağım.
Gözlerim ağırlaşmaya başlamıştı.
Ama uyumak istemiyordum.
Biraz daha bekledim.
Sonra başımı koltuğun arkasına yasladım.
— Seni seviyorum güzelum...
Bu kez sözlerim dudaklarımdan neredeyse fısıltıyla döküldü.
Gözlerimi kapatırken avucumdaki yüzüğü daha sıkı tuttum.
Cengiz uyanana kadar orada kalacaktım.
Ne kadar sürerse sürsün...
---
Cengiz'in yanında görevli sağlık çalışanları kontrollerini yapıyordu.
Ben ise koridordaki koltukta uyuyakalmıştım.
Avucum hâlâ kapalıydı.
İçinde Cengiz'in alyansı vardı.
Başım yana düşmüş, saçlarım yüzüme gelmişti.
O gece gözümü bir an bile kapatmak istememiştim.
Ama bedenim artık dayanamamıştı.
Ve ben, kocam uyanana kadar beklediğim o hastane koltuğunda uyuyakalmıştım.
Cengiz ise henüz gözlerini açmamıştı.
Ama doktorların söylediğine göre durumu yavaş yavaş dengeleniyordu.
Belki de birazdan...
Belki de birkaç saat sonra...
Bana yeniden o bildiğim sesle seslenecekti.
— Güzelum...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kategoriler ve temalar yükleniyor…