Bölümler 10Şu an: KÜÇÜK OYUNLAR
- 1 SENİ KURTARMAK İÇİN1.940 kelime
- 2 KÜÇÜK OYUNLAR2.272 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 ÇÜNKÜ SEN VARSIN DİYE1.314 kelime
- 4 KISKANÇ1.590 kelime
- 5 KIRILAN SADECE MASA DEĞİLDİ2.306 kelime
- 6 İÇ PARÇALAYAN SESSİZLİK1.463 kelime
- 7 UZUN SÜRDÜ KÜSLÜK1.774 kelime
- 8 YENİDEN2.017 kelime
- 9 Güzelum2.204 kelime
- 10 Doğru zaman doğru kişi953 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Fatma'nın ağzından...
Babamın son söylediklerinden sonra bahçeye sessizlik çökmüştü.
— Kızım, yıllardır senden sakladığımız bir şey var.
Kaşlarımı çattım.
— Baba, daha bugün evlendim. Bir de aile sırrı kaldıramayacağım!
Cengiz yanımda kıkırdadı.
— Karıcığım, bizim ailede sır bitmez.
Başımı ona çevirdim.
— Cengiz, sen bir susar mısın?
— Daha ilk günden kocanı susturuyorsun Fatma.
— İstersen ikinci günden itibaren konuşmamaya başlayabilirim.
Oruç kahkahayı patlattı.
— Ula Cengiz, sen bu kızla nasıl yaşayacaksın?
Cengiz gayet ciddi bir ifadeyle cevap verdi.
— Alışırım. Babam yıllardır Zarife annemle yaşıyor.
Timur amcam oğluna döndü.
— Cengiz!
Zarife yengem ise gülerek konuştu.
— Bırak Timur, çocuk doğru söylüyor.
Hepimiz kahkahaya boğulduk.
Babam ellerini kaldırdı.
— Ula bir susun da konuşalım!
— Baba, söyle artık, dedim.
Babam derin bir nefes aldı.
— Koçarilerle aramızdaki mesele düşündüğünden eski. Adil'in seni istemesinin nedeni yalnızca İsmail'le Fadime'nin evliliği değil. Aileler arasında yıllar önce verilen bir söz var.
—Nasıl bir söz?
— Zamanında yapılan bir anlaşma. Ama o anlaşmanın senin hayatını belirlemesine izin vermeyeceğim.
Cengiz'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
— Şerif amca, ne anlaşması?
Babam cevap vermeden önce telefonuna baktı.
— Bunu sonra konuşacağız. Önce hepiniz içeri geçin.
İtiraz edecektim ama Cengiz elimden tutup beni konağa doğru götürmeye başladı.
— Gel bakalım, Volkov Hanım.
— Sen bana bir daha Volkov Hanım dersen...
— Ne yaparsın?
— Görürsün.
— Merak ettim şimdi.
Akşam yemeğinden sonra herkes salona dağılmıştı.
Feride ablam, Fatih'le konuşuyordu. Oruç ise elindeki telefona bakıp duruyordu.
Ben de mutfağa geçip kendime su aldım.
Tam bardağı dudaklarıma götürecektim ki arkamdan bir ses duydum.
— Karıcığım.
Gözlerimi kapattım.
— Cengiz, sana kaç kere söyledim?
— Neyi?
— Sürekli karıcığım deme!
— Ama karımsın.
— Cengiz!
Gülerek karşımdaki sandalyeye oturdu.
— Tamam Fatma, kızma. Bir şey soracağım.
— Sor.
—Bugün olanlardan pişman mısın?
Sorusuyla birlikte yüzündeki alaycı ifade kaybolmuştu.
Bir süre sustum.
— Bilmiyorum.
Başını salladı.
— Anladım.
— Cengiz, yanlış anlama. Her şey çok hızlı oldu. Sabah uyandığımda evli değildim. Şimdi seninle aynı soyadını taşıyorum.
— Haklısın.
— Üstelik seni doğru düzgün tanımıyorum.
Cengiz sandalyesinde geriye yaslandı.
— O zaman tanışalım.
Kaşlarımı kaldırdım.
— Nasıl yani?
Elini uzattı.
—Cengiz Volkov. Timur Volkov'un oğlu. Feride'nin küçük kardeşi. Ailenin en yakışıklı üyesi.
İstemeden güldüm.
— Son cümleyi kim söyledi?
— Ben.
— Belli oluyor.
Elini sıktım.
— Fatma. Şerif ve Hicran'ın kızı. Trabzon âşığı. Ve maalesef seninle evli.
Cengiz kahkaha attı.
— Maalesef kısmı biraz ağır olmadı mı?
— Bence az bile.
Bir süre karşılıklı gülümsedik.
Sonra Cengiz ciddileşti.
— Fatma, bugün seni zor durumda bıraktığımızı biliyorum. Ama bilmeni istediğim bir şey var.
—Neymiş?
— Bu nikâh yüzünden kendini bana karşı sorumlu hissetmeni istemiyorum. İstediğin zaman oturup geleceğimiz hakkında konuşabiliriz.
Söyledikleri beni şaşırtmıştı.
— Sen her zaman böyle anlayışlı mısın?
— Hayır. Genelde daha sinir bozucuyum.
— Ona şüphem yok.
İsmail'in ağzından...
Hayatımda gördüğüm en sinir bozucu adam Cengiz Volkov'du.
Bir de benim kardeşim Oruç vardı.
Ama Cengiz başka bir seviyedeydi.
Fadime'yle birlikte Koçari Konağı'na geldiğimizde Adil salonda oturuyordu. Yanında karısı Esme vardı.
Adil aynı zamanda Fadime'nin ağabeyiydi.
— Geldiniz mi? dedi Adil.
— Yok, hâlâ yoldayız, dedim.
Fadime dirseğiyle koluma vurdu.
— İsmail!
— Ne var Fadime?
— Düzgün konuş!
— Ben gayet düzgün konuşuyorum.
Esme gülmemek için yüzünü çevirdi.
Adil ise kaşlarını çattı.
— İsmail, benim evimde biraz saygılı ol.
— Sen de benim karımın yanında biraz sakin ol Adil.
Fadime bana döndü.
— Ben kendi kendimi savunabilirim!
— Savun Fadime, tutan mı var?
— İsmail!
— Efendim karıcığım?
Bir anda sustu.
Yanaklarının hafifçe kızardığını fark ettim.
Hoşuma gitmişti ama belli etmedim.
Esme bizi izleyip gülümsedi.
— Siz ikiniz bir gün kavga etmeden konuşabilecek misiniz?
Fadime hemen cevap verdi.
— Ben kavga etmiyorum Esme abla. Bu adam sürekli beni sinir ediyor.
— Ben mi seni sinir ediyorum?
— Evet!
— Ula Fadime, sabahtan beri benimle uğraşan sensin!
— Çünkü sen çok konuşuyorsun!
— Sen de az konuşmuyorsun!
Adil başını iki yana salladı.
— Allah ikinize sabır versin.
Esme kocasına döndü.
— Adil, sen karışma. Biz de ilk evlendiğimizde böyleydik.
Adil gülümsedi.
— Biz hâlâ böyleyiz Esme.
— Çünkü sen de İsmail kadar inatçısın!
Fadime gülmeye başladı.
Ben ise karıma baktım.
Gülerken ne kadar da güzeldi.
Sonra hemen başka tarafa çevirdim başımı.
Aman İsmail, kendine gel!
Eleni'nin ağzından...
Telefonum çaldığında yatağımda oturuyordum.
Ekranda Oruç'un adını görünce gülümsedim.
— Efendim, Fırtına Bey?
— Ne yapıyorsun Koçari kızı?
— Seni ilgilendirmez.
— O zaman kapatayım.
— Oruç!
Kahkaha attı.
— Efendim güzelim?
Bir an sustum.
— Bana güzelim deme.
— Niye?
— Çünkü...
—Çünkü ne Eleni?
— Çünkü sinir oluyorum!
— Ama gülümsüyorsun.
Şaşkınlıkla doğruldum.
— Nereden biliyorsun?
— Sesinden.
Gülümsememi saklamaya çalıştım.
Oruç Fırtına...
Babamın en büyük düşmanlarından birinin ailesindendi.
Ama kalbim bunu hiç umursamıyordu.
— Bugün konağa gelmişsiniz, dedim.
— Geldik.
— Babamla yine tartışmışsınız.
— Baban tartışmayı seviyor Eleni.
— Sen de laf atmayı seviyorsun.
— Doğru.
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra Oruç'un sesi ciddileşti.
— Eleni, bugün seni göremedim.
— Ben de seni.
— Özledin mi?
Dudaklarımı ısırdım.
— Belki.
— Ben özledim.
Kalbim hızlandı.
— Oruç...
— Yarın görüşelim mi?
Pencereye doğru yürüdüm.
— Nerede?
— Sahilde. Eski yerimizde.
Gülümsedim.
—Tamam.
— İyi geceler Koçari kızı.
— İyi geceler Fırtına uşağı.
Fatma'nın ağzından...
Herkes odasına çekilmişti.
Ben ise balkonda oturmuş Trabzon'un gece manzarasını izliyordum.
Kapı hafifçe tıklatıldı.
— Kim?
— Kocan.
Gözlerimi devirdim.
— Cengiz, başka işin yok mu?
Kapı aralandı.
— İçeri gelebilir miyim?
— Gel.
Elinde iki kupa vardı.
— Çay getirdim.
Şaşkınlıkla baktım.
— Sen çay mı demledin?
—Evet.
— Zehirli değildir inşallah.
— İçme o zaman.
Kupayı hemen elinden aldım.
— Şaka yaptım!
Cengiz karşımdaki sandalyeye oturdu.
Bir süre sessizce manzarayı izledik.
— Trabzon'u çok özlemişim, dedim.
— Belli oluyor.
— Nereden anladın?
— Geldiğimizden beri sürekli etrafa bakıyorsun.
Gülümsedim.
— Küçükken babamla burada otururduk. Bana hikâyeler anlatırdı.
—Nasıl hikâyeler?
— Genellikle kendi çocukluğunu. Timur amcamla yaptıkları yaramazlıkları.
Cengiz kahkaha attı.
— Babamın yaramazlıklarını bir de bana sor.
— Anlat bakalım.
— Bir keresinde...
Tam konuşmaya başlamıştı ki telefonum çaldı.
Arayan Feride ablamdı.
Telefonu açtım.
— Efendim abla?
— Fatma, Cengiz yanında mı?
— Evet.
— Ona söyle, benim odamın önündeki ayakkabıları kim sakladıysa geri getirsin!
Cengiz kahkahaya boğuldu.
Kaşlarımı çattım.
— Cengiz, sen mi yaptın?
— Ben hiçbir şey yapmadım!
Feride telefondan bağırdı.
— CENGİZ VOLKOV! SENİ TANIYORUM!
Cengiz bana doğru eğilip telefona seslendi.
— Ablacığım, kocana sor. Belki Fatih saklamıştır.
Arka plandan Fatih'in sesi duyuldu.
— Cengiz, benim adımı karıştırma!
Gülmekten konuşamıyordum.
Feride sinirle telefonu kapattı.
Cengiz arkasına yaslandı.
— Ablam çok sinirli bir insan.
— Acaba neden?
— Bilmiyorum.
— Kesinlikle seninle alakası yoktur!
Bir süre daha güldük.
Sonra Cengiz bana baktı.
— Fatma?
— Efendim?
— Yarın seni bir yere götürmek istiyorum.
— Nereye?
— Sürpriz.
— Cengiz, ben sürpriz sevmem.
— O zaman söyleyeyim.
— Söyle.
— Çocukluğunda en sevdiğin yere.
Şaşkınlıkla baktım.
— Nereden biliyorsun orayı?
Cengiz hafifçe gülümsedi.
— Sen beni tanımıyorsun belki ama ben senin hakkında düşündüğünden daha çok şey biliyorum.
Kaşlarımı çattım.
— Ne demek o?
— Yarın öğrenirsin.
Sabah aşağı indiğimde mutfaktan bağrışmalar geliyordu.
İsmail geri dönmüştü.
Hem de oldukça sinirliydi.
— ULA CENGİZ NEREDE?!
Oruç kahkahalarla gülüyordu.
— Hayırdır İso, daha dün gittin!
— Oruç, sen sus!
Feride kahvesini içerek konuştu.
— Ne oldu yine?
İsmail telefonunu masaya bıraktı.
Ekranda Cengiz'in gönderdiği mesaj vardı.
“Günaydın İso. Koçarilerde ilk gecen nasıl geçti? Kayınbaban kahvaltı hazırladı mı?”
Kahkahayı patlattım.
İsmail bana döndü.
— FATMA! SEN DE GÜLME!
Tam o sırada Cengiz merdivenlerden indi.
— Günaydın ailem!
İsmail ayağa fırladı.
— CENGİZ VOLKOV!
Cengiz hemen benim arkama geçti.
— Fatma, kocanı koru!
Gülmekten gözlerim dolmuştu.
— Cengiz, kendin kaşındın!
İsmail parmağını bize doğrulttu.
— SİZ İKİNİZİ VAR YA!
Cengiz hemen araya girdi.
— Hop İso! Benim karıma dokunamazsın!
—ULA BEN ZATEN SANA KIZIYORUM!
Oruç kahkahalarla bağırdı.
— İso, önce kahvaltını yap, tansiyonun düşsün!
Fadime de İsmail'in arkasından içeri girmişti.
— İsmail, sabahtan beri bağırıyorsun! Yeter artık!
İsmail karısına döndü.
— Fadime, sen de bunların tarafını tutma!
— Ben kimsenin tarafını tutmuyorum!
— Tutuyorsun!
— İsmail!
— Efendim?!
Fadime ellerini beline koydu.
— Otur ve kahvaltını yap!
İsmail hiç itiraz etmeden sandalyesine oturdu.
Birkaç saniye sessizlik oldu.
Ardından Cengiz kulağıma eğildi.
— Fatma...
— Efendim?
— İso da karısından korkuyor.
İkimiz aynı anda kahkahaya boğulduk.
İsmail başını kaldırdı.
— DUYDUM ULA!
Kahvaltıdan sonra Cengiz'le konaktan çıktık.
Arabaya bindiğimde ona döndüm.
— Nereye gidiyoruz?
— Sabret.
— Cengiz!
— Fatma!
— Benimle dalga geçme!
— Sen de benimle kavga etme.
Yarım saat sonra araba durdu.
Camdan dışarı baktığımda gözlerim büyüdü.
Burası çocukken babamla geldiğim küçük sahildi.
Arabadan hızla indim.
— Cengiz...
Yanıma geldi.
— Beğendin mi?
— Burayı nereden biliyorsun?
— Feride anlattı.
Gülümsedim.
— Ablam mı?
— Evet. Küçükken burada saatlerce oturduğunu söyledi.
Denize doğru yürüdüm.
Cengiz de yanıma geldi.
— Biliyor musun, dedim, çocukken buraya her geldiğimde büyüyünce de burada yaşayacağımı düşünürdüm.
— Sonra Rusya'ya gittin.
— Evet.
— Pişman mısın?
Başımı iki yana salladım.
— Hayır. Ama bazen insan iki yere birden ait hissediyor.
Cengiz sessizce dinledi.
Sonra bana döndü.
— O zaman ikisinden de vazgeçmek zorunda değilsin.
Gülümsedim.
— Sen bugün neden bu kadar mantıklı konuşuyorsun?
— Karımın yanında iyi görünmeye çalışıyorum.
Kahkaha attım.
— Yine başladın!
Cengiz de güldü.
Bir süre denizi izledik.
Sonra cebinden küçük bir kutu çıkardı.
Şaşkınlıkla baktım.
— O ne?
— Aç bakalım.
Kutuyu açtığımda içinde küçük, gümüş bir anahtarlık vardı. Üzerinde minik bir deniz dalgası işlenmişti.
— Cengiz, bu çok güzel.
— Trabzon'u özlediğinde yanında olsun diye aldım.
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
— Teşekkür ederim.
— Rica ederim Fatma.
Kutuyu kapatıp çantama koydum.
— Sana bir şey sorabilir miyim?
— Sor.
— Bu kadar şeyi neden yapıyorsun?
Cengiz birkaç saniye düşündü.
— Çünkü bugün olanlar senin seçmediğin bir kavganın sonucuydu. En azından burada kendini iyi hissetmeni istiyorum.
Yüzüne baktım.
İlk kez onunla konuşurken kavga etmek istemiyordum.
— Cengiz?
— Efendim?
— Sen bazen gerçekten iyi birisin.
Yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.
— Bazen mi?
— Fazlasını bekleme!
Kahkaha attı.
— Peki, Volkov Hanım.
— Cengiz!
Fadime'nin ağzından...
İsmail salondaki koltuğa oturmuş telefonuyla uğraşıyordu.
Yanına gidip karşısına dikildim.
— İsmail.
— Efendim Fadime?
— Sabah neden Cengiz'e bağırdın?
— Çünkü beni sinir ediyor!
— Sen de hemen sinirleniyorsun!
— Ula Fadime, sen benim karım mısın, Cengiz'in avukatı mı?
Kollarımı göğsümde birleştirdim.
— Ben senin karın olduğumu gayet iyi biliyorum,.
İsmail başını kaldırıp bana baktı.
— Öyle mi?
— Evet!
— Güzel.
Kaşlarımı çattım.
— Ne güzel?
— Bir şey yok.
Yanına oturdum.
Bir süre sessiz kaldık.
Sonra İsmail konuştu.
— Fadime?
— Ne var?
— Dün gece Adil sana bir şey söyledi mi?
— Ne söyleyecek?
— Bilmiyorum. O yüzden soruyorum.
Başımı iki yana salladım.
— Hayır.
İsmail rahatlamış gibi nefes verdi.
— İyi.
Ona baktım.
— Sen neden bu kadar merak ediyorsun?
— Çünkü sen benim karımsın.
Kalbim bir an hızlandı.
Ama belli etmedim.
— Sadece o yüzden mi?
İsmail bana döndü.
Bir süre yüzüme baktı.
— Başka ne olcak Fadime.
Gözlerimi kaçırdım.
— Hiç.
Ayağa kalkacaktım ki İsmail konuştu.
— Fadime.
— Efendim?
— Kahvaltı yaptın mı?
Şaşkınlıkla baktım.
— Hayır.
— Gel, birlikte yapalım.
Gülümsememi sakladım.
— Sen hazırlayacaksan olur.
İsmail kaşlarını kaldırdı.
— Ula ben aşçı mıyım?
— O zaman aç kal!
Arkamı dönüp yürümeye başladım.
İsmail arkamdan seslendi.
— FADİME! GEL ULA, HAZIRLAYACAĞIM!
İstemeden güldüm.
İsmail Fırtına...
Bir gün seni sevdiğimi söyleyebilecek miydim acaba?
Cengiz'le konağa döndüğümüzde Oruç kapının önünde telefonla konuşuyordu.
Bizi görünce telefonu hemen kapattı.
Cengiz kaşlarını kaldırdı.
— Hayırdır Oruç? Kimle konuşuyordun?
— Kimseyle.
— Kimse diye biri mi var?
— Cengiz, uğraşma benimle.
Cengiz bana döndü.
— Fatma, bu kesin bir kızla konuşuyordu.
Güldüm.
— Bence de.
Oruç sinirle baktı.
— Ula siz yeni evlisiniz, gidin birbirinizle uğraşın!
Cengiz sırıttı.
— Koçari kızı mı?
Oruç'un yüzündeki ifade değişti.
— Ne?!
Cengiz kahkaha attı.
— Bildim!
Oruç hemen yanımıza geldi.
— Cengiz, sesini alçalt!
Şaşkınlıkla baktım.
— Bir dakika... Eleni mi?
Oruç gözlerini kapattı.
— Allah'ım, ben niye sizinle konuşuyorum?!
Cengiz kolunu Oruç'un omzuna attı.
— Kardeşim, sen Adil Koçari'nin kızına mı âşıksın?
— Cengiz!
— Esme Hanım'ın biricik Eleni'sine?
— Ula sus!
Kahkaha attım.
— Oruç abi, gerçekten mi?
Oruç bana baktı.
— Fatma, bak sen iyi kızsın. Şu kocanı sustur.
Cengiz hemen araya girdi.
— Karıma emir verme Oruç!
— ULA BEN SİZİN İKİNİZDEN DE BIKTIM!
Tam o sırada Feride ablam kapıdan çıktı.
— Ne oluyor burada?
Cengiz hiç düşünmeden cevap verdi.
— Oruç, Eleni'yi seviyormuş!
Oruç'un gözleri büyüdü.
— CENGİZ!
Feride önce sessiz kaldı.
Sonra kahkaha attı.
— Adil Koçari'nin kızı Eleni mi?!
Oruç ellerini yüzüne kapattı.
— Ben bittim.
Cengiz ise hâlâ gülüyordu.
— İso Koçarilere damat, Oruç da Koçarilere damat olacak! Bizim aile resmen Koçarilerden çıkamıyor!
Gülmekten nefes alamıyordum.
Feride de bize katıldı.
Oruç sinirle bağırdı.
— BİRİNİZ DE NORMAL OLUN ULA!
Gece odama çıktığımda telefonuma bir mesaj geldi.
Cengiz: Uyudun mu?
Ben: Hayır. Ne oldu?
Cengiz: Balkona çıkar mısın?
Kaşlarımı çattım.
Balkona çıktığımda Cengiz'in karşı balkonda durduğunu gördüm.
— Cengiz, ne yapıyorsun?
— Bir şey soracağım.
— Söyle.
— Bugün güzel geçti mi?
Gülümsedim.
— Evet.
— Yarın da birlikte bir yere gidelim mi?
— Nereye?
— Bu kez sen seç.
Bir süre düşündüm.
— Uzungöl'e gitmek istiyorum.
Cengiz gülümsedi.
— Tamam. Yarın Uzungöl'e gidiyoruz.
— Gerçekten mi?
— Gerçekten.
Gülümseyerek başımı salladım.
— İyi geceler Cengiz.
— İyi geceler Fatma.
İçeri girecektim ki yeniden seslendi.
— Fatma!
Arkamı döndüm.
— Efendim?
— Bugün ilk defa bana kızmadan iyi geceler dedin.
Gözlerimi devirdim.
— İstersen şimdi kızabilirim!
Cengiz kahkaha attı.
— İşte benim bildiğim Fatma!
Balkon kapısını kapatırken ben de gülüyordum.
O gün fark ettiğim bir şey vardı.
Cengiz Volkov, sandığım kadar çekilmez biri değildi.
Ama bunu ona söylersem ömrüm boyunca başıma kakacağına emindim.
Ve henüz bilmiyordum ki ertesi gün Uzungöl'de karşılaşacağımız kişi, bütün aileyi yeniden birbirine katacaktı...
Bölüm etkileşimi
