4. bölüm / 10
Furtuna prensesiKISKANÇ
Bölümler 10Şu an: KISKANÇ
- 1 SENİ KURTARMAK İÇİN1.940 kelime
- 2 KÜÇÜK OYUNLAR2.272 kelime
- 3 ÇÜNKÜ SEN VARSIN DİYE1.314 kelime
- 4 KISKANÇ1.590 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 KIRILAN SADECE MASA DEĞİLDİ2.306 kelime
- 6 İÇ PARÇALAYAN SESSİZLİK1.463 kelime
- 7 UZUN SÜRDÜ KÜSLÜK1.774 kelime
- 8 YENİDEN2.017 kelime
- 9 Güzelum2.204 kelime
- 10 Doğru zaman doğru kişi953 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Şirin nenem sabahtan beri bütün konağı ayağa kaldırmıştı.
— Ula kalkun! Düğüne gideceğuk! Herkes hazır olsun!
Feride ablam merdivenlerden inerken söylendi.
— Nene, daha üç saat var!
— Üç saat ne ki kızum? Siz hazırlanana kadar akşam olur!
Cengiz koltuğa yayılmış bizi izliyordu.
— Nene, ben hazırım.
Şirin nenem torununa döndü.
— Sen önce o telefonunu bırak uşağum!
Kahkaha attım.
Cengiz bana baktı.
— Ne gülüyorsun karıcığım?
— Hiç hayatım, sen devam et.
Kaşlarını kaldırdı.
— Sen bana hayatım mı dedin?
— Yok, yanındaki koltuğa dedim!
Feride kahkahayı patlattı.
— Cengiz, senin işin zor!
Düğün alanına geldiğimizde kemençe sesleri her yeri dolduruyordu.
Bir tarafta Fırtınalar, diğer tarafta Koçariler vardı.
Babamla Adil daha ilk dakikadan birbirlerine laf atmaya başlamışlardı.
— Ula Adil, senin köyden gelenler niye böyle surat asıyor? dedi babam.
Adil kaşlarını çattı.
— Şerif, sen önce kendi adamlarına bak!
Timur amcam hemen araya girdi.
— Ula ikiniz de susun! Millet düğün yapıyor!
Esme, Adil'in kolunu çekti.
— Adil, bugün kavga istemiyorum!
Adil homurdandı.
— Ben bir şey demedum ki Esme!
— Daha yeni başladın!
Öte tarafta İsmail'le Fadime de tartışıyordu.
— Fadime, o ayakkabıyla horon mu tepeceksun?
— Sana ne İsmail?!
— Ula düşeceksun!
— Düşersem kalkarım!
— Ben seni kaldıracağum da ondan diyorum!
Fadime bir an sustu.
Sonra başını başka tarafa çevirdi.
— İstemem senin yardımını!
İsmail gözlerini devirdi.
— He he, düş de görelim!
Ama Fadime'nin ayakkabılarına bakıp endişelendiğini görmemek mümkün değildi.
Oruç, Eleni'nin yanına geçti.
Eleni gülümseyerek ona baktı.
— Oruç, babam görürse ne yapacağız?
Oruç sırıttı.
— Görsün da! Horon tepiyoruz, köyü satmıyoruz!
Eleni kahkaha attı.
Oruç onun sağ koluna girdi.
Bunu gören Esme'nin gözleri büyüdü.
Çünkü bizim oralarda bir kızın sağ koluna girmek, yalnızca horon tepmek değildi.
Ondan hoşlandığını da belli etmekti.
Esme hemen Adil'e döndü.
— Adil!
— Ne var Esme?
— Senin kızın Oruç Fırtına'yla horon tepiyor!
Adil başını çevirdi.
— ULA NE?!
Esme hemen kolundan tuttu.
— Sakın! Düğünün ortasında rezillik çıkarma!
Biraz ileride İsmail, Fadime'nin sağ kolundaydı.
Fadime ona yan gözle baktı.
— İsmail, başka yer mi bulamadın?
— Ne var ula? Karımın yanında horon da mı tepmeyeceğum?
— Sağımda durmak zorunda değilsin!
İsmail sırıttı.
— Niye? Başkası mı girecek sağuna?
Fadime'nin yüzü kızardı.
— İsmail!
— Efendim karıcığım?
— Sus da horonunu tep!
İsmail gülerek kemençenin ritmine uydu.
Feride ablamın sağında ise kocası Fatih vardı.
Fatih, Feride'ye eğilip bir şey söyledi.
Ablam kahkaha attı.
Onları izlerken ben de horona katıldım.
Ama Cengiz ortalıkta görünmüyordu.
Kesin bir yerde Oruç'la uğraşıyordur, diye düşündüm.
Tam o sırada sağ tarafımda biri belirdi.
Başımı çevirdiğimde gülümsemem silindi.
Cenk Koçari.
Adil'in beni evlendirmek istediği adam.
Cenk hiç çekinmeden sağ koluma girdi.
— İyi akşamlar Fatma.
Kolumu geri çekmeye çalıştım.
— Cenk, ne yapıyorsun?
— Horon tepiyorum, görmeyisun mi?
— Başka yere geç.
Cenk sırıttı.
— Niye? Sağunda yer var.
— Cenk, deduğumi anlamadun mi?
— Ula ne var bunda? İki horon tepeceğuk.
Tam ona cevap verecektim ki arkamızdan sert bir ses yükseldi.
— ÇEKİL ULA ORADAN!
Başımı çevirdim.
Cengiz.
Ve hiç de mutlu görünmüyordu.
Cenk kaşlarını kaldırdı.
— Ne oldi Cengiz? Horon tepiyoruz.
Cengiz bir adım yaklaştı.
— Sana çekil dedum!
— Ula sen kim oluyorsun?
Cengiz'in çenesi gerildi.
— O kızun kocası oluyorum!
Cenk alaycı bir kahkaha attı.
— Ne var yani? Horona giremeyecek miyuz?
Cengiz cevap vermek yerine Cenk'i omzundan iterek yanımdan uzaklaştırdı.
— Git başka yerde tep horonunu!
Cenk öfkeyle öne atılacak gibi oldu.
— Cengiz!
Cengiz de ona doğru bir adım attı.
Ama tam o sırada kemençenin sesi yükseldi.
Düğündeki herkes bize bakmaya başlamıştı.
Cengiz etrafına göz gezdirdi.
Derin bir nefes aldı.
— Düğünün hatırına susuyorum Cenk. Ama karım istemediği hâlde bir daha yanına girme!
Cenk homurdanarak uzaklaştı.
Cengiz ise hiç vakit kaybetmeden benim sağ koluma girdi.
Bir anda gülümsemeye başladım.
Başımı ona çevirdim.
Cengiz kaşlarını çattı.
— Ne oldi?
Gülümsememi büyüttüm.
— Sen beni kıskandun mi Cengiz Volkov?
Cengiz yüzünü başka tarafa çevirdi.
— Ne kıskanacağum ula?
— Hee, öyle mi?
— Öyle.
— O zaman niye Cenk'i ittin?
— Yanlış yerde duruyordu.
— Nerede durması gerekiyordu?
Cengiz bana döndü.
— Senun sağunda değil!
Kahkahamı tutamadım.
— Ula Cengiz, kıskandun işte!
— Fatma, horonunu tep!
— Kıskandun, kıskandun!
— Kızum, susacak misun?
— Yok!
Cengiz derin bir nefes aldı.
Sonra kulağıma doğru eğildi.
— He, kıskandum! Oldi mi güzelum? Şimdi horonunu tep da millet bize bakayi!
Bir an şaşkınlıkla yüzüne baktım.
— Gerçekten mi?
— Ula daha ne diyeyim sana?
Gülümsememi gizleyemedim.
— Demek beni kıskanıyorsun?
Cengiz gözlerini devirdi.
— Karumun sağuna başka adam girmiş, ben de alkış mı tutacağum?
— Ama sen normalde çok sakinsin.
— Sen benum sabrumu sınayisun Fatma!
Kahkaha attım.
— Çok tatlısın kocacığım.
Cengiz bana baktı.
— Sen şimdi benimle dalga mi geçeyisun?
— Birazcık.
— Eve gidince de böyle gülecek misun?
— Niye, ne yapacaksın?
— Oturup bu kıskançlık meselesini sabaha kadar konuşacağum senunla!
Gülmekten horonun adımlarını şaşırdım.
İsmail bizim tarafa bakıp kahkaha attı.
— ULA CENGİZ! SEN DE Mİ KISKANDUN?!
Cengiz başını çevirdi.
— İso, sen kendi horonuna bak!
İsmail sırıttı.
— Ula sen az önce Cenk'i itmedun mi?
— İttum, ne olmuş?
— Hee, hiç kıskanmadun yani!
Fadime hemen araya girdi.
— İsmail, sen de beni kıskanıyorsun!
İsmail bir anda karısına döndü.
— Ben mi?!
— Evet!
— Ula ne kıskanacağum seni?!
Fadime kaşlarını kaldırdı.
— Öyle mi?
— He!
Tam o sırada horondaki adamlardan biri Fadime'nin yanına yaklaşınca İsmail hemen yer değiştirdi.
— Hop hemşerim! Sen öbür tarafa geç!
Fadime kahkaha attı.
— Hani kıskanmıyordun İsmail?!
Oruç gülmekten horonu bozacak hâle geldi.
— ULA İSO! SEN DE YAKALANDUN!
İsmail kardeşine bağırdı.
— ORUÇ, SEN ÖNCE ELENİ'NİN SAĞINDAN ÇIK DA KONUŞ!
Oruç'un yüzündeki gülümseme silindi.
Eleni ise kahkahaya boğuldu.
— Babam bakayi.
Oruç başını çevirdi.
Adil Koçari bize doğru bakıyordu.
Hem de öyle bir bakıyordu ki...
— ORUÇ FIR-TI-NA!
— Oruç, ne oldi?
— Hiçbir şey olmadı güzelum.
Oruç gözlerini kapattı.
— Eyvah.
Eleni kıkırdadı.
— Babam seni çağırayi.
Oruç sırıttı.
— Duydum güzelum.
Adil bağırmaya devam etti.
— KIZUMUN SAĞUNDA NE İŞUN VAR ULA?!
Oruç hiç istifini bozmadan cevap verdi.
— HORON TEPİYORUM ADİL AMCA!
Adil'in gözleri büyüdü.
— BEN SENUN AMCUN MIYUM?!
Oruç kahkaha attı.
— Daha değil!
Bunu duyan Cengiz kahkahayı patlattı.
— ULA ORUÇ! SEN KENDİNİ YAKTUN!
Esme, Adil'in koluna yapıştı.
— Adil, otur yerine!
— ESMe! DUYDUN Mİ NE DEDİ?!
— Duydum Adil! Bütün düğün duydu zaten!
Horon bittiğinde ayaklarım ağrıyordu.
Cengiz'le birlikte ailemizin oturduğu masaya geçtik.
Şirin nenem bizi görünce hemen konuştu.
— Ula Cengiz, sen niye Cenk'i ittin?
Cengiz sandalyesine oturdu.
— Nene, yanlış yerde duruyordu.
Şirin nenem kaşlarını kaldırdı.
— Nere yanlışmış?
Cengiz hiç düşünmeden cevap verdi.
— Karumun sağu!
Timur amcam kahkaha attı.
— Ula oğlum, sen de babana çekmişsin!
Zarife yengem gülümsedi.
— Timur, sen de az kıskanç değildin!
Timur amcam hemen ciddileşti.
— Ben mi? Ne kıskanacağum seni?
Şirin nenem elini masaya vurdu.
— ULA HEPUNUZ AYNI BABADAN ÇIKMIŞ GİBİSUNUZ!
Hepimiz kahkahaya boğulduk.
Hicran annem bana döndü.
— Fatma, kızım, iyi misin?
— İyiyim anne.
Babam Cengiz'e baktı.
— Oğlum, Cenk yine rahatsız ederse bana söyleyin.
Cengiz başını salladı.
— Merak etme amca. Fatma'nın istemediği hiçbir şeye izin vermeyeceğuz.
Babam memnuniyetle gülümsedi.
Ben ise Cengiz'e baktım.
O da bakışlarımı fark etti.
— Ne oldi yine?
— Hiç.
— Fatma...
Gülümseyerek ona doğru eğildim.
— Kıskanç kocacığım.
Cengiz gözlerini kapattı.
— Allah'um bana sabır ver.
Feride kahkaha attı.
— Cengiz, sen bu kızla nasıl yaşayacaksın?
Cengiz bana baktı.
Sonra sırıttı.
— Alışacağum abla. Başka çarem yok.
Düğünden döndüğümüzde herkes odasına çekilmişti.
Cengiz'le aynı odada kalıyorduk.
Ayakkabılarımı çıkarıp yatağın kenarına oturdum.
— Ayaklarım koptu!
Cengiz ceketini çıkarıp sandalyeye bıraktı.
— Kim dedi sana o kadar horon tep diye?
— Ben horon tepmeyi seviyorum!
— Belli oldi.
Başımı kaldırıp ona baktım.
— Cengiz?
— Efendim?
— Bugün gerçekten kıskandın mı?
Bana döndü.
— Yine mi aynı konu?
— Evet.
Gülerek karşımdaki sandalyeye oturdu.
— Fatma, sen ne duymak istiyorsun?
Biraz düşündüm.
— Doğruyu.
Cengiz'in yüzündeki gülümseme hafifçe azaldı.
— He, kıskandum.
Gözlerim büyüdü.
— Ciddi misin?
— Ciddiyim.
— Niye?
Cengiz başını iki yana salladı.
— Ula sen de her şeyi sorayisun!
— Söyle!
Bir süre yüzüme baktı.
— Çünkü Cenk'in seninle evlenmek istediğini biliyorum. Üstelik sen istemediğin hâlde koluna girdi. Sinirlendim.
Gülümsedim.
— Yani sadece o yüzden mi?
Cengiz kaşını kaldırdı.
— Başka ne olsun?
— Bilmem, belki karını biraz seviyorsundur?
Bunu söyler söylemez ikimiz de sustuk.
Cengiz bana baktı.
Ben de ona.
Sonra hemen başımı başka tarafa çevirdim.
— Şaka yaptım!
Cengiz hafifçe güldü.
— Fatma?
— Efendim?
— Sen beni kıskanır mıydın?
Bir an düşündüm.
— Bilmem.
— Mesela bugün başka bir kız benim sağ koluma girseydi?
Hemen ona döndüm.
— Kim girecekmiş?!
Cengiz kahkahayı patlattı.
— ULA DAHA GİRMEDİ Kİ!
Kaşlarımı çattım.
— Girmesin zaten!
Cengiz gülerek başını salladı.
— Hee, ben kıskancım ama sen değilsin, öyle mi?
— Aynen!
— Tabii güzelum, tabii.
Yastığı alıp ona fırlattım.
— Cengiz Volkov!
Yastığı yakalayıp yatağa bıraktı.
— Efendim kıskanç karıcığım?
— Ben kıskanç değilim!
— He, hiç değilsin.
Bir süre sonra ikimiz de gülmeye başladık.
Cengiz yatağın kendi tarafına geçerken bana döndü.
— Fatma?
— Efendim?
— Bir dahaki düğünde sağ kolun benim.
Gözlerimi devirdim.
— Sen de benim sağımda duracaksın zaten.
Cengiz sırıttı.
— Anlaştuk o zaman.
Işığı kapattım.
Tam uyuyacaktım ki yeniden seslendi.
— Fatma?
— CENGİZ, NE VAR?!
— Bugün horonda bana çok güzel bakıyordun.
Yüzümdeki gülümsemeyi saklamak için yorganı çektim.
— İyi geceler Cengiz!
— İyi geceler güzelum.
Birkaç saniye sessizlik oldu.
Sonra kendi kendime gülümsedim.
Çünkü bugün bir şey öğrenmiştim.
Cengiz Volkov kıskandığında Karadeniz'in dalgalarından bile daha hırçın oluyordu.
Ve galiba...
Onu kıskandırmak biraz hoşuma gitmişti...
Bölüm etkileşimi
