Bölümler 11Şu an: 9.Bölüm
1 Gün Sonra
Sabah gözlerimi açtığımda birkaç saniye nerede olduğumu anlamadım.
Tavana baktım.
Sonra yavaşça doğrulup etrafa göz gezdirdim.
Odamızdaki üç yataktan ikisi hâlâ dağınıktı. Açelya battaniyeyi neredeyse tamamen üzerine çekmiş, Lavin ise yatağında sessizce uyuyordu.
Telefonumu elime alıp saate baktım.
08.17
Daha erkendi ama artık uykum gelmiyordu.
Yataktan kalkıp perdeyi açtım.
Karşımdaki manzarayı görünce birkaç saniye olduğum yerde kaldım.
Dağlar uzakta yemyeşil görünüyordu. Hava kapalıydı ama manzaranın güzelliğini hiç bozmuyordu.
Açelya yatağından mırıldandı.
“Ne yapıyorsun?”
“Perdeyi açtım.”
“Sabah sabah niye?”
“Manzaraya bak.”
Açelya gözlerini hafifçe açıp doğruldu.
“Dur.”
Yataktan kalkıp yanıma geldi.
Perdeye bakınca birkaç saniye sessiz kaldı.
“Tamam.”
“Ne?”
“Güzelmiş.”
Gülmeye başladım.
“Bunu söylemek için mi kalktın?”
“Evet.”
Sonra tekrar yatağına döndü.
Lavin de uyanmıştı.
“Günaydın.”
“Günaydın.”
Açelya yatağın üzerinden:
“Ben daha günaydın diyemiyorum.”
Lavin güldü.
“Sen zaten sabahları konuşamıyorsun.”
Telefonum titredi.
Gruba mesaj gelmişti.
Duru:
UYANAN VAR MI
Ardından:
İrem:
Ben uyandım.
Selin:
Ben de.
Duru:
O zaman kahvaltıya iniyoruz.
Açelya telefonu eline aldı.
“Bunlar bizden önce uyanmış.”
Lavin:
“Ben hazırlanıyorum.”
Ben de dolabımı açtım.
“Ben de.”
Yaklaşık yarım saat sonra hepimiz otelin kahvaltı salonunda buluştuk.
Duru masaya oturur oturmaz tabağını doldurmaya başladı.
İrem ona baktı.
“Daha oturur oturmaz başladın.”
“Acıktım.”
Selin:
“Şaşırtmadı.”
Açelya yanıma oturdu.
Ben çayıma bakarken Lavin:
“Yaren, yumurta ister misin?”
“Olur.”
Lavin hemen tabağıma biraz yumurta koydu.
“Başka?”
“Yok, yeter.”
Duru uzaktan:
“Bana da koy.”
Lavin ona baktı.
“Sen kendi tabağına koy.”
“Ben sana güveniyorum.”
Hepimiz gülmeye başladık.
Kahvaltının ortasında Birgül salona geldi.
“Günaydın kızlar.”
Hepimiz aynı anda:
“Günaydın!”
Birgül masaya oturdu.
“Nasıl uyudunuz?”
İrem:
“Çok iyi.”
Duru:
“Ben çok iyi uyudum.”
Selin:
“Duru gece iki kere uyandı.”
Duru hemen döndü.
“Sen nereden biliyorsun?”
“Çünkü beni de uyandırdın.”
Kahkahalar yükseldi.
Birgül:
“Bugün sizi biraz gezdireyim diyorum.”
Açelya hemen:
“Ciddi misin?”
“Evet.”
“Tamam, gidiyoruz.”
Lavin:
“Nereye?”
“Önce şehir içinde biraz dolaşırız. Sonra güzel bir yere götürürüm sizi.”
Duru:
“Yemek var mı?”
Birgül gülerek:
“Var.”
Duru arkasına yaslandı.
“Tamamdır.”
Kahvaltımızı bitirip odalara çıktık.
Hepimiz hızlıca hazırlanıp aşağı indik.
Bir süre sonra arabaya bindik.
Rize'nin yollarında ilerlerken gözlerim sürekli camın dışındaydı.
Yeşillik her yerdeydi.
Açelya telefonunu çıkarıp fotoğraf çekmeye başladı.
“Şu manzaraya bak.”
Duru:
“Beni de çek.”
“Sen zaten her fotoğrafta varsın.”
“Çünkü güzelim.”
İrem:
“Özgüven patlaması.”
Duru gülmeye başladı.
Bir süre sonra şehir merkezinde durduk.
Önce biraz yürüdük.
Sonra Birgül bizi güzel bir çay bahçesine götürdü.
Masaya oturduğumuzda herkes çay söyledi.
Açelya etrafa bakıp:
“Burada fotoğraf çekilmemiz lazım.”
Selin:
“Sen her yerde fotoğraf çekmek istiyorsun.”
“Çünkü her yer güzel.”
Telefonunu çıkarıp hepimizi yan yana dizdi.
“Tamam, gülün.”
Duru:
“Ben zaten gülüyorum.”
İrem:
“Sen her zaman gülüyorsun.”
Fotoğrafı çekti.
Sonra hepimiz telefona baktık.
Lavin:
“Çok güzel çıkmış.”
Ben de fotoğrafa bakıp gülümsedim.
Gerçekten güzel çıkmıştık.
Altı kız.
Başka bir şehir.
Ve düğüne birkaç gün kalmıştı.
Bir süre sonra çaylarımızı içip tekrar yola çıktık.
Yolda Birgül bize Rize'yi anlatırken biz de sürekli etrafa bakıyorduk.
Öğleye doğru bir yerde durup yemek yedik.
Duru yine herkesten önce yemeğini bitirdi.
İrem:
“Sen gerçekten çok hızlı yiyorsun.”
“Acıktım.”
“Sen hep acıkıyorsun.”
“Çünkü hayat güzel.”
Açelya kahkaha attı.
“Duru'nun hayata bakış açısı.”
Yemekten sonra biraz daha dolaştık.
Bol bol fotoğraf çektik.
Bir ara yağmur çiselemeye başladı.
Açelya:
“Şemsiye var mı?”
Lavin çantasını açtı.
“Bende var.”
Duru:
“Lavin'in çantasında her şey var.”
İrem:
“Ben şaşırmıyorum artık.”
Lavin gülerek:
“Hazırlıklı olmak suç mu?”
“Hayır.”
“Tamam o zaman.”
Akşama doğru otele döndük.
Odaya girer girmez kendimi yatağın üzerine bıraktım.
“Çok yoruldum.”
Açelya da ayakkabılarını çıkarıp yatağına oturdu.
“Ben de.”
Lavin:
“Ben aşağıdan su alıp geliyorum.”
“Bana da getir.”
“Tamam.”
Bir süre sonra hepimiz odada oturmuş telefonlarımızla uğraşıyorduk.
Sonra Duru kapıyı açıp içeri girdi.
“Akşam ne yapıyoruz?”
Açelya:
“Hiçbir şey.”
“Olmaz.”
“Niye?”
“Rize'ye geldik.”
İrem kapıdan kafasını uzattı.
“Ben de aynı fikirdeyim.”
Selin de arkasından:
“Biraz oturup sonra bir şeyler yapabiliriz.”
Tam o sırada telefonum çaldı.
Ekrana baktım.
Ege arıyordu.
Açelya hemen fark etti.
“Aç.”
Gülerek açtım.
“Efendim?”
Ege'nin sesi geldi.
“Ne yapıyorsunuz?”
“Oteldeyiz.”
Poyraz'ın sesi arkadan duyuldu.
“Açelya orada mı?”
Açelya hemen telefona yaklaştı.
“Buradayım.”
“Nasıl otel?”
“Güzel.”
“Fotoğraf atmadın.”
“Attım.”
“Bana gelmedi.”
Açelya telefonunu kontrol etti.
“Şimdi atıyorum.”
Poyraz:
“Tamam.”
İrem:
“Bizi de sor biraz.”
Poyraz:
“Sizi de merak ediyorum tabii.”
Duru:
“Aras nerede?”
Bu sefer Aras'ın sesi geldi.
“Buradayım.”
Duru:
“Ne yapıyorsunuz?”
“Evdeyiz.”
“Canınız sıkılıyor mu?”
Poyraz hemen:
“Biraz.”
Açelya:
“İyi olmuş.”
Poyraz:
“Niye?”
“Biz burada eğleniyoruz.”
“Çok komiksin.”
Hepimiz gülmeye başladık.
Bir süre daha konuştuktan sonra telefonu kapattık.
Odanın içinde birkaç saniye sessizlik oldu.
Sonra Duru:
“Akşam aşağı inip bir şeyler yiyelim.”
Lavin:
“Olur.”
Selin:
“Ben de gelirim.”
İrem:
“Ben de.”
Açelya bana baktı.
“Sen geliyor musun?”
“Geliyorum.”
Açelya gülümsedi.
“Tamam.”
Akşam için hazırlanmaya başladık.
Ben aynanın karşısında saçlarımı düzeltirken dışarıdan yağmurun sesi geliyordu.
Bir an durup pencereye baktım.
Daha birkaç gün önce İzmir'deydik.
Şimdi ise Rize'de, altı kız bir otel odasında, Birgül'ün düğününü bekliyorduk.
Üstelik daha önümüzde birkaç gün vardı.
Ve içimde garip bir his vardı.
Sanki bu birkaç gün düşündüğümüzden çok daha hareketli geçecekti.
Bölüm etkileşimi
