14. bölüm / 15
Düşmanın Verdiği Hasar8. Bölüm
Bölümler 15Şu an: 8. Bölüm
- 1 DÜŞMANIN VERDİĞİ HASAR40 kelime
- 2 Ön söz40 kelime
- 3 .3 kelime
- 4 .5 kelime
- 5 .4 kelime
- 6 .4 kelime
- 7 1. Bölüm (başlangıç)797 kelime
- 8 2. Bölüm419 kelime
- 9 3. Bölüm470 kelime
- 10 4. Bölüm495 kelime
- 11 5. Bölüm421 kelime
- 12 6. Bölüm466 kelime
- 13 7. Bölüm376 kelime
- 14 8. Bölüm638 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 9. Bölüm443 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Panik Bozukluğu…
…Kaygısız Mirza!..
Bir insan neden sürekli konuyu değiştirir? Travma yüzünden mi? Yoksa hiç bilmediğimiz bir konu da olabilir mi? Örneğin kendini güçlü göstermeye çalışan biri, psikoloğa gidebilecek mi? Peki ya neden psikoloğa gitme ihtiyacı olsun ki? Bir soru daha niye kendini güçlü göstersin ki?
Ben yine kendi kendime “Aferin(!) Yine dik kafalısın!” derken, Erdal peşimdeydi ve aynı yerde merdivene bakıyorduk. Merdivenin üstünde bir kapak vardı. Kapak aniden açıldı. Şok üstüne şok! Annem vardı yukarıda, aşağı indi. Ben ona sinirle “anne! Niye buradasın?” bakışı attığımı sanıyordum ama dışımdan da söylemişim.
“Senin not defterini gördüm bir şey olacağı en baştan belliydi” dedi annem.
“Nasıl yani?” dedi Erdal tek nefeste.
“Salak saçma bir plan yapmıştı.” Dedi annem.
Biz bir sohbete başladık -kısa sürdü… oldukça kısa…- Erdal annemin adını öğrendi, “Kumru” hah! Sanki yıllarca tanıyacak buradan bir kurtulalım onların yüzüne bile bakmayacağım…
(Mirza’nın anlatımıyla)
Burak ve Erdal’ın gitmesinden sadece bir dakika geçmişti ki bir çığlık sesi daha geldi Erdem’den az önce olduğu gibi yine şaka yapıyor sandım.
“Şimdi şaka yapma sırası mı sence?” diye söylenirken Erdem,
“N- ne şakası a-abi b-bir c-c-c-ceset d-daha...” dedi tok sesiyle. Daha önce Erdem’i ne kekelerken ne de ciddi konuşurken görmüştüm -Şaka yaparken bile beceremez de…-korkunç bir his bu.
Koşup yanına geldim bir ceset daha vardı.
“Hah! Birkaç gün içinde 2 ceset çok iyi ya…” dedim psikolojik olarak. Bir kız daha ölü.
(Kızı, diğer kızın yanına götürdük.)
Aniden bir şey oldu. Çok kötü bir şey. Nefes alamamaya başladım. Bildiğiniz boğuluyordum yani. Her şey güzel gidiyordu ancak cesetleri görünce, aynı yere götürünce birden boğulmaya başladım. Erdem, yerdeki kanları temizlemeye gitmişti. Ben ise bir şey olacak diye çok korkuyordum.
(Burak’ın anlatımıyla)
“Anne sen ön görüşlü biri değilsin. Bunu ikimiz de biliyoruz.” Dedim tam devamını getirecekken lafım boş yere bölündü ve değerli vaktimden yaklaşık 30 saniye gitti.
“Ben bilmiyorum?!” dedi Erdal abimiz. Evet, en akıllımızın dabeyin hücreleri eridi.
“Sen değil salak. Annem ve ben ikimiz biliyoruz!..” dedim ben de.
“Heee!” diye bir ses yükseldi Erdal’dan.
“Neyse, anne ikimiz de biliyoruz ki öyle biri değilsin hatta “Bir musibet bin nasihatten iyidir.” Dersin. Peki niye buraya geldin?” dedim akıllıca. Aferin ya böyle cümleler kur işte diye söylenmiş-te olabilirim.
“Annem sen bana buraya geldim diye mi kızıyorsun anlamadım?” dedi annecim canım benim canım benim.
“Hayır anne kızmıyorum. Kızma hakkım yok çünkü değil mi? Çok pardon ya! Bu savaş ortasında 3 akıllı ve çetesiyle birlikte düşmanlarla çatışırken, benim annem gelsin ve ‘Burada ne işin var?’ sorusuna ‘Sen bana mı kızıyorsun?’ diye cevap versin. Sağolun benim içim çok rahat ya zaten, bir de siz üstüme gelin, sorun yok! Beni tınlayan da yok zaten. Okey ya. Ne ala memleket! Ben de gidip… Neyse sinirlenmemem lazım.”
“Niye?” dedi Erdal.
“Ne, Niye?” dedim o anki yarısı öfke olmak üzere olan duygu patlamasıyla.
“Niye sinirlenmemen gerek?” dedi.
“Ya sen de mi Erdem gibi bir yaratığa dönüştün? Ben ne anlatıyorum, sen ne anlatıyorsun?” dedim. Annemin gözleri ise bir Erdal’a, bir bana dönüp duruyordu.
“Ne?” dedim anneme. “Yine bir şey mi yaptım da bana bakıyorsun?”
Aniden çatının bakır kısmına bir kurşun düşme sesi duyuldu.
“Hay ananın kırık şarap kadehi… Basıldıııııııııık” diye bağırdı Erdem. Ses o kadar yüksekti ki binanın diğer ucundaki ses bize kadar geldi.
Annem koca bir soğuk kanlılıkla ceketinden silahını çıkardı ve bana fırlattı.
“Tut!” Ani reflekslerim sayesinde sihahı yakaladım.
Ardından annem bir silah daha çıkardı. Ben de elimdekini Erdal’a attım onunda refleksi iyiymiş bunu öğrendim. Annem diğerini de attığında iyice kuşanmıştık.
Erdem’in sesi yine yankılandı tüm binada.
“Voaaaaaaaaaaaaa…” diye uzatıp uzatıp başa sarıyordu. Sanırım içmişti ama içkiyi nereden bulmuştu. Tüm bu düşüncelerimden annemin “hadi” işaretiyle sıyrıldım.
( Mirza’nın anlatımıyla)
Panik bozukluğu… buydu işte nefesimi kesen kız kardeşim okuduğu bir kitaptakileri anlatıyordu. E ben onu tınlamıyor, Beşiktaş maçı izliyordum. Asıl aklımda kalan ise ilgimi çeken olmuştu.
Hangi salak panik olunca nefes alamazdı ki?
Artık ben alamıyorum. O “salak” dediğim kişiye dönüşmüştüm ben. Panik bozukluğu olan bir deliye…
Bölüm etkileşimi
