7. bölüm · Düşmanın Verdiği Hasar

1. Bölüm (başlangıç)

Alevlerin Katili

SENİ ZORBA
İnsanlar çoğu kez ayrıştırılabilir, uslu, zeki, sıkıcı, kurnaz, pis ve güzel gibi fakat bu bizim anlayışımızla ırkçılıktır. Ama bazı zamanlar oluyor ki karşımızdakilerin insan olduğunu unutuyoruz. O kadar gaddar oluyoruz ki herkes bizim gibiymiş gibi davranıyoruz. Ancak bir yumurta hangi renk olursa olsun sarısını ve beyazını en normal şekilde veriyor. İç görünüşü ise hepimiz göremeyiz. Zorbalık iç görünüşe değil dış görünüşe bakar. Çoğu kez bu yüzden kavgalar başlamış, beyin fırtınası yapılmış, ceza yaptırımları uygulanmıştır. Bazı insanlar ise cezalardan bıkmamış, beyin fırtınalarını yüz üstü bırakmış ve kavgalara karışıp tek çiziksiz ayrılmıştır, işte bu insanlara ZORBA denir. Bu zorbalıkları yapmaktan bıkmayan Mirza okulun zorbası ünvanını almış ve bundan da gurur duyuyordu. Bunula beraber Mirza’dan korkan çok kişi bulunuyordu. Bir gün okula yeni bir çocuk geldi ismi Burak’tı. Burak hiçbir şeyden korkmayacağını düşünüyordu. Mirza ile Burak göz göze geldi ve ikiside birbirinin değişik bir tip olduğunu düşünüyordu. Buraksakince Mirza’ya
“Merhaba!” dedi.
Mirza onu küçümsercesine “hey! Yeni gelen çocuk, selam!”dedi.
Burak ise onun kendisine bir savaş ilanı başlattığını her halinden anlayabiliyordu. Mirza gözlerini kısarak Burak’ınarkasına baktı Burak da ona baktığını zannetti ve “Ne var!”diye kafasını sallayıp kaşlarını çattı. Mirza küçümser bir ifadeyle,
“Ya aptal arkana dön” diye bağırdı.
Burak arkasını büyük bir hışımla döndü ve bir de ne görsün dersiniz? Annesi okuduğu okulda kütüphaneci olarak görevlendirilmişti. Burak annesinin kütüphaneci olduğundan kimseye bahsetmemesi gerektiğini düşünürken annesi “şansa bakın oğlumun okulunda çalışıyorum, buraya gel Burak!” dediği sırada sesi şaşkınlıktan susmuş olan öğrencilerin oluşturduğu sessizlikle tüm bina da yankılandı. Burak yerin dibine girmek üzereyken Mirza ona yardımcı oldu ve,
“Hey Burak ana kuzusu çabuk annenin yanına git ki büyük bir fırçadan kurtul” derken kütüphanecinin gözlerindeki öfke ve hayal kırıklığını en net bir şekilde gördü. Fakat buna rağmen gülmeye devam etti. Kütüphane görevlisi, Mirza’nıngülüşlerinden hiç hoşlanmadığını diliyle söylemese de yüzündeki ifadeden ve ateş fışkıran gözlerinden onun bu davranışından öfkelendiğini tüm sınıf değil, tüm okul, hatta öğretmenlerde dahil herkes anlamıştı. Ancak Mirza bu davranışından pişman değildi. Burak bu davranışlardan kötü bir koku almıştı.

Ertesi gün 3 yeni öğrenci daha gelmişti Mirza yine onları karşılayıp onları kışkırtmıştı. Ancak yeni gelen bir çocuğu sürekli görmemiş veya görmezden gelip kışkırtmamıştı. Buçocuğun ismi Erdal’dı. Nerden mi öğrenmişti Mirza sayesinde tabii. Mirza her sözünden sonra Erdal’ı çağırıp onunla kantine iniyordu. Bu iş oldukça Burak’ın dikkatini çekmişti. Erdal’ıyanına çağırıp şöyle sordu,
“Mirza seni zorla mı tutuyor?”
Erdal kafasını sadece çaresiz bir şekilde bir aşağı bir yukarı salladı. Bu demek oluyordu ki Mirza, Erdal’ın yanında durup onun parasını yiyordu. Biliyordu çünkü geldiği ilk gün onun gözlerindeki potansiyeli görmüştü. Hatta bu çocuk gangster bile olabilirdi. Bu yüzden hemen bu işi sorguladı. Mirza’nın ağzından laf almakta gerçekten zordu. Mirza’nın ağzını bıçak bile açamazdı. Bu yüzden Burak başka bir plan yaptı amacı ise Mirza’nın kendini diğer suçları için polise ve müdüre kendi elleriyle teslim olmasıydı. Mirza tabii bunu masum rolü yapan yardakçısı Erdal’dan öğrenmişti bile, bu yüzden hazırlıklı olmalıydı. Her ne şüpheli bir şey olursa ona göre daha iyi birplanı her zaman bulunmalıydı. Burak planın işlemesi için önündeki tüm engelleri kaldırdı ve tam ona göre bir tuzak hazırladı. Tuzak şöyleydi: ilk önce, onu bilmediği bir yere götürecek sonra orada bir kâğıt imzalatacaktı. Bu kâğıtta: “yaptığım hataları anladım ve bir daha yapmamak için söz veriyor ve kendi ellerimle pes ediyorum ve suçlarımı kabul ediyorum” yazıyordu. Bu kâğıdı ona imzalattıktan sonra tek iş teslim olmasını beklemekti sadece buydu işte!
Bu planı Burak, Erdal’a da anlattı ve o da sanki birvazifesiymiş gibi koşa koşa gidip hemen bunu Mirza’ya teker teker açıkladı. Mirza önlemini alacak ve tek değil çoklu dalacaktı.
O gün geldi çattı. Burak, Mirza’yı davet etti Mirza hiç tereddütsüz kabul etti. Burak biraz şaşırmış olması gerek ki bir şeyler döndüğününün kokusunu almıştı. Ama sorun yoktu ne yapacağını nereden bilecekti ki? İşinin başına döndü. Ancak ertesi gün olacaklardan habersizdi.
“Ne olabilirdi ki” diye geçirdi ve yola koyuldu ertesi sabah. Mirza çoktan gelmişti. Burak şaşkınlıktan deliye dönecekti adeta. Mirza
“Hadi ne göstereceksen göster işim gücüm var” dedi.
Burak hemen kâğıdı çıkardı ve onun okumasına izin vermeden imzalatıp alacağı için hızlı davrandı ancak Mirza’nın
“Ne bu vergi falan mı” demesiyle arkadaki kepenkin kalkışı bir oldu. Tüm herkes sanki bir düşman görmüşçesine koşarkenbir anons duyuldu.

“Sayın vatandaşlar sınırlarımız İsveçler tarafından donatılmıştır, sakin kalıp sığınaklara inmeniz önemle rica olunur.”
İşte bu anonsla herkes olduğu yerde kalakaldı, bu neydi şimdi? Mirza ilk önce Burak’ın bir iş çevirdiğini düşündü kaşlarını çattığı sırada Burak’ın da etrafa bilmeyen bakışlarla baktığını gördü. Ardından silah sesleri duyuldu. Hepsi aynı anda kapıya koştular. Fakat kapı Mirza tarafından kitlenmiş ve anahtar kaybedilmişti. Kapıya vuran düşmanların sesiyle Mirza ve Burak aynı anda kepenkin arka tarafına geçti kepenk duvarla aynı renk olduğu için tamamen kamufle olacaklardı herkes içeri girince kepenki indirdiler. Bu hareketle düşmanların kaçması bir oldu. Belli ki başka bir şey anlamış ve korkup kaçmışlardı. Bu sefer kurtulmuş olabilirlerdi ama ayaklarını bata çıka gittikleri o yoldan bir de geri döneceklerdi.