28. bölüm · Döngüde Ay
23
Riya, pencereden dışarıdaki sağanağı izlerken sırtı bana dönüktü. Omuzları, taşıdığı yükün ağırlığıyla hafifçe çökmüş gibiydi. "İnsan kalmak..." diye mırıldandı, sesi yağmurun cama vuran ritmine karıştı. "Bu oyunda lüks bir istek Kamer. Önemli olan hayatta kalmak."O an, masanın üzerindeki o kanlı karmaşanın ortasında beyaz bir köşe çarptı gözüme.
Doktorun malzemelerini toplarken unuttuğu ya da bilerek bıraktığı o zarf. Üzerinde el yazısıyla sadece ismim yazıyordu: "Kamer'e."Acı, bacağımdan yukarı bir zehir gibi tırmanırken dişlerimi sıktım. Riya’nın bakışları hala dışarıdaki karanlıktaydı. Gövdemi hafifçe yana kaydırıp, sanki sadece pozisyon değiştiriyormuşum gibi masaya doğru uzandım. Her hareketimde kanepedeki o taze kan kokusu burnuma doluyor, midemi bulandırıyordu.Parmak uçlarım zarfın soğuk kağıdına değdiğinde, cebimdeki kehribar taşın aniden soğuduğunu hissettim. Bu seferki bir ısı uyarısı değil, bir sessizlik yemini gibiydi.
Zarfı hızla avucumun içine hapsedip sağlam bacağımın altına sakladım. Riya tam o saniyede bana döndü."Ateşin çıkıyor," dedi yanıma gelerek. "Uyumalısın. O ilaçlar seni birkaç saat daha idare eder.""Uyumak istemiyorum," dedim, sesimdeki titremeyi bastırmaya çalışarak. "Uyuyunca o eski odaya, o karanlığa dönüyorum. Vera orada bekliyor Riya. Ve bu sefer o bile korkuyor gibi."Riya, sağlam olan dizimin üzerine elini koydu. "Vera bir anıdan fazlası Kamer. O taş seni sadece geçmişe bağlamıyor, geleceğe hazırlıyor. Ama şimdi dinlenmezsen, o gelecek hiç gelmeyecek."Odanın ışığını kapattı. Sadece dışarıdaki sokak lambasının cılız ışığı ve kehribarın yaydığı o belli belirsiz, kehribar rengi loşluk kalmıştı içeride. Riya, kapının yanındaki tekli koltuğa yerleşti; elinde o neşter, gözleri kapıda...
Bir gardiyan gibi.Karanlığın içinde, elimi bacağımın altına atıp o zarfı çıkardım. Kağıdın hışırtısını bastırmak için yağmurun şiddetini bekledim. Zarfın içinden çıkan notta sadece tek bir cümle vardı:"Taş parlamıyor Kamer, o senin kanınla besleniyor. Dört gün dolmadan önce aynaya bak."
Kafamdaki uyuşukluk bir anda dağıldı. Aynaya bakmak mı? Kendi evimde, kendi yüzümden neden korkmalıydım? Riya’nın koltukta düzenli nefes alışlarını duyabiliyordum. Uyuyup uyumadığından emin değildim ama o dört günün ilki çoktan başlamıştı ve ben kurban masasında tek başımaydım.
Gecenin zifiri karanlığı, odadaki ağır kan kokusuyla birleşip boğazıma sarılıyordu. Riya’nın koltuktaki nefes alışları düzenliydi ama her soluğu sanki odadaki oksijeni biraz daha tüketiyordu. Bacağımdaki sızı, her kalp atışımda "ben buradayım" diye haykıran ritmik bir kırbaç darbesi gibiydi.Zarfı avucumda buruşturup sargımın altına, tenime değecek şekilde sakladım. Soğuk kağıt, ateşlenen bacağımın üzerinde bir buz parçası gibi duruyordu.
Yavaşça doğruldum. Dünyanın ekseni kaydı sanki; başım döndü, midem bulandı. Riya kıpırdamadı. Elindeki o neşterin gümüş parıltısı, sokak lambasının cılız ışığında bir yılanın gözü gibi parlıyordu. Kanepeden aşağı, halının üzerine kendimi bıraktığımda çıkan o boğuk sesi bastırmak için yağmurun camı yumrukladığı o anı bekledim.Sürünmek...
Bir zamanlar bu evin efendisiydim, şimdi ise kendi koridorlarımda yaralı bir hayvan gibi banyoya doğru santim santim ilerliyordum. Soğuk fayanslar elime değdiğinde dişlerimi birbirine kenetledim. Çığlık atmamak için dilimi ısırdım.Banyonun kapısını içeriden sessizce kapattım. Işığı açmaya cesaretim yoktu, Riya uyanırdı. Titreyen ellerimle lavabonun kenarına tutunup kendimi yukarı çektim. Aynanın önündeydim.
Dışarıdaki şimşek çaktığında, saliseler süren o beyaz ışık banyoyu aydınlattı. Ve ben o an, doktorun neden o notu bıraktığını anladım.Aynadaki silüetim... Gözlerim... Göz bebeklerimin etrafındaki o beyaz halka gitmişti. Onun yerine, tıpkı cebimdeki taşın renginde, parlak ve akışkan bir kehribar rengi yayılıyordu. Ama asıl korkunç olan bu değildi.Şimşek bir kez daha çaktı.Boynumdaki damarlar, deri altından siyah dallar gibi yükselmiş, çene hattıma doğru tırmanıyordu. Ve o damarların içinde, kan değil, sanki o taşın içindeki o siyah leke gibi bir şeyler akıyordu. Kehribar beni iyileştirmiyordu; o beni dönüştürüyordu.
"Kamer..."Vera’nın sesi değil bu. Kapının arkasından gelen, Riya’nın o fısıltı kadar kısık ama emir kadar keskin sesiydi. Kapı kolu yavaşça aşağı indi."Aynaya bakmaman gerektiğini söylemiştim. Bazı gerçekler, sadece körken katlanılabilir olanlardır."
Riya," dedim, sesim boğazımdaki o siyah dalların arasından süzülürken daha derin, daha tınılı çıkıyordu. Kapıyı açtım.Karşımda duruyordu; elindeki neşter artık bir tehdit değil, bir nöbetçi asası gibi aşağı sarkmıştı.
Gözlerimdeki o kehribar rengi parıltı banyonun loşluğunda odanın geri kalanına sızarken, Riya geri çekilmedi. Aksine, bir adım daha yaklaştı. Bakışlarında korku yoktu; sadece bir kabulleniş ve garip bir saygı vardı."Bu..." dedim, aynadaki o yabancıya, boynumdaki o siyah damarlara işaret ederek.
"Bu ne, Riya? Ben... ben neye dönüşüyorum?"Riya elini yavaşça kaldırıp boynumdaki o atan siyah damarların üzerine, tenime değdirmeden yaklaştırdı. Parmak uçlarından yayılan o hafif titremeyi hissettim."Korkma Kamer," diye fısıldadı. "Bu kalıcı bir yıkım değil. Bu bir zırh. Yolculuğun en tehlikeli kısmına giriyoruz ve bedenin, kehribarın yaydığı o frekansı artık sadece taşımıyor, onu kuşanıyor. Bu siyahlık, dışarıdaki o 'enerji kesicilere' karşı senin ruhunu ve etini mühürleyen bir kalkan."Elimi boynuma götürdüm. O siyah dalların altında nabzım, her zamankinden daha güçlü ve mağrur atıyordu. Korku, yerini tuhaf bir dinginliğe, sarsılmaz bir güce bırakmaya başlamıştı.
Vera’nın o eski odadaki fısıltısı şimdi daha netti: Sorgulayan bir zihin esir edilemez. Şimdi anlıyordum; bu zırh sadece bedenimi değil, zihnimi de o dışarıdaki gölgelerden saklıyordu."Yani bu geçici mi?" diye sordum, gözlerimin içindeki o yabancı renge alışmaya çalışarak."Sadece sınır geçilene kadar," dedi Riya, gözlerini gözlerimden ayırmadan.
"Dört gün demiştik ya... Dördüncü günün sonunda, ya bu zırh seninle bütünleşecek ya da sen onu bir deri gibi geride bırakıp özgür kalacaksın. Ama o zamana kadar, o aynadaki şeye alışman gerek. Çünkü o, senin hayatta kalma biletin."Banyonun kapısından çıkıp salondaki o kanlı kanepeme, kendi yarattığım savaş alanıma baktım. Artık kurban gibi hissetmiyordum. Aksine, o masaya yatırılacak olanın ben değil, bu oyunu kuranlar olması gerektiğini fark ediyordum."O zaman gidelim," dedim, bacağımdaki acıyı artık hissetmediğimi fark ederek. "Bu zırh madem beni koruyor! Elimle herkesten sakladığım karnımı tuttuğumu farkeden Riya’nın yüzünde ilk kez hafif bir tebessüm belirdi. Ya da bana öyle geldi. "Tren çoktan hareket etti Kamer. Biz sadece vagon değiştirdik."
Yolculuk çoktan başlamıştı.
Sessizce yatağıma geri döndüm.
