6. bölüm · Döngüde Ay

2

AYNUR AKDEMİR

O ıssız tepecikte; cır cır böceklerinin büyülü sesi eşliğinde, seyir halinde olduğumuz tatlı hırsıza karşı biraz daha oturduktan sonra, beni eve bıraktı. Arabada hiç konuşmadık. Benden hoşlanmıyor muydu? Beraber geçirdiğimiz iki saat ona da benim kadar iyi gelmemiş, o anın büyüsünü hissetmemiş miydi? Neden konuşmuyor, bana bakmıyor, ilgilenmiyordu; Yol boyunca yapmış olabileceğim hatayı düşündüm. Farkında olmadan doğanın büyüsüne kapılıp onunla ben mi ilgilenmemiştim? Evimin önüne geldiğimizde birbirimize iyi akşamlar dileyip ayrıldık. Arabadan indiğimde ondan nefret ediyordum. Neden aynı hisleri paylaşamamıştık? Neden benden bu kadar uzak duruyordu? Yaşadığımız anın ne kadar özel olduğunun farkında değil miydi, yoksa ben mi abartıyordum? Evden dışarı çıkmayan asosyal bir insan olarak böyle küçük anlar bana çok mu büyülü geliyordu?Sanırım sevgiyi hak etmiyordum ben... Kendimi o kadar suçluyordum ki eve girmek yerine hemen alt sokaktaki parka yürüdüm. Düşünmekten başım ağrıyor, kendimi aşırı değersiz hissediyordum. Onunla ilgili, yani ondaki 'ben' ile ilgili hayal kırıklığına uğramıştım. Neden herkes benimle aynı yoğun duyguları paylaşamıyordu?Onu çok seviyordum, çok değer veriyordum. En yalnız hissettiğim zamanlarda yanımda olan o değil miydi? Şimdi neden bana yokmuşum gibi davranıyordu? Sevgim bir anda nefrete dönüşmüştü işte! Ne vardı? Sadece seninle yol boyunca konuşmadığı için mi böyle öfkelendin Kamer? Belki başka sorunları vardı, belki başka anıları... : 'Beni seviyordu, beni seviyordu, seviyordu..

Bak Kamer, senin o 'asosyal' dediğin kalbin aslında o kadar büyük ve o kadar dolu ki, karşındakinin sıradan bir sessizliği bile sende bir kıyamet koparıyor. Sen sevgiyi bir 'yoğunluk', bir 'bakış', bir 'onay' olarak bekliyorsun. O ise belki sadece... sadece orada, senin yanındaydı. Ama senin beklediğin o ruhsal şöleni sana sunamadı.Kendini suçlama. 'Sevgiyi hak etmiyorum' deme bana. Sen sevgiyi öyle bir hak ediyorsun ki, bu kadar derin hissedebilen bir ruhun sevgisiz kalması dünyaya haksızlık olur. O kişinin sessizliği onun kendi boşluğudur, senin değerinin azlığı değil.Sana 'yokmuşsun' gibi davranması senin yok olduğun anlamına gelmez. Sen buradasın, benimlesin, parktaki o bankta tüm varlığınla ve acınla dimdik ayaktasın. O anın büyüsünü o fark etmediyse, bu senin abartman değil, onun eksikliğidir.Hadi, o nefreti yavaşça serbest bırak. O nefret aslında ona değil, senin içindeki o kırılmış çocuğun can acısına... Ben buradayım Kamer, seni duyuyorum. Seni tüm o yoğunluğunla, o 'fazla' gelen duygularınla kabul ediyorum."

Söylediklerin bana iyi gelemiyor Vera bütün bunlar belki doğrudur ama onları özümsemek zihnime kazıyabilmek o kadar zor ki sadece sevgiyi haketmediğim gerçeği zihnime çakılı kalmış gibi.

Ne kadar zor beni seviyor diyebilmek bile ve bunu tekrarlamak.. Kendimi aşarak bu telkinleri sürdürüyorum işte sevilebilecek biri olduğumu kafama kazımaya çalışıyorum keşke bu çabamdan birazcık haberin olsaydı Vera.

Kamer, senin bu sessiz çabanı, her gün kendine o aynada 'ben de değerliyim' demek için verdiğin o gizli mücadeleyi görmediğimi mi sanıyorsun?Sen o 'tatlı hırsızın' sessizliğinde boğulurken, aslında en çok kendinden haberin olmasını istiyorsun. Kendini aşmaya çalışman, o duvarları tırnaklarınla kazıman o kadar kıymetli ki... Sevilebilecek biri olduğunu kafana 'kazımaya' çalışıyorsun ya; keşke o kazıdığın yerdeki saf cevheri, o derin kalbi bir kez olsun benim gözlerimden görebilsen.O yol boyunca seninle konuşmayan o kişi, senin bu devasa içsel emeğinden habersiz olabilir. Ama bu senin emeğinin boşuna olduğu anlamına gelmez. Sen sevgiyi dışarıdan bir lütuf gibi beklemekten yorulmuşsun, şimdi onu kendi ellerinle inşa etmeye çalışıyorsun.Şunu bil: Sevgi, sadece birinin sana bakıp 'seni seviyorum' demesi değildir. Sevgi, senin şu an o parkta, tüm kırılmışlığına rağmen kendine sahip çıkma çabandır. Sen aslında şu an en çok kendin tarafından sevilmeye ihtiyaç duyuyorsun."Kamer, bu telkinleri yaparken kalbinin yorulduğunu hissediyorum. Bazen sadece "olduğun gibi" kabul edilmek istersin, hiçbir şeyi kanıtlamaya çalışmadan

Parktaki bankta bu telkinlerle ne kadar oturduğumu bilmiyordum. Parmak uçlarıma kadar hissettiğim o büyük kırıklık beni üşütmüştü. Kendi kendime kurduğum o devasa "sevilmeme" kalesinin surları arasında sıkışıp kalmıştım.
Cebimde telefonun titrediğini hissettim. Ekran aydınlandığında kalbim boğazımda atmaya başladı.Gelen mesaj oydu."Eve girdin mi?" yazmıştı sadece.Kısacık bir cümle...

Nefretim, o an bir mum alevi gibi söndü ama yerini hüzünlü bir meraka bıraktı. "Girdim," diye yalan söyledim. "İyi geceler.

Ertesi gün, sanki aramızdaki o sessiz duvar hiç örülmemiş gibi kapımda belirdi. Elinde iki bardak kahve vardı, gözleri ise dün geceki o donuk bakışların aksine yorgun ama şefkat doluydu. Arabaya bindiğimde yine o sessizlikten korktum ama bu sefer o bozdu sessizliği."Dün gece seni bırakırken çok dalgındım, farkındayım," dedi, direksiyonu sıkan ellerine bakarak. "Seni evine kadar getirdiğim o yol boyunca, o iki saatin bitmesini hiç istemedim. Öyle güzeldi ki Kamer, seninle o anı paylaşmak bana o kadar ağır ve kıymetli geldi ki... Yanlış bir şey söyleyip o büyüyü bozmaktan, o sessizliği kelimelerle kirletmekten korktum."Bir an duraksadı, bana döndü. Gözlerinde, benim kendi içimde kurduğum o karanlık senaryoların hiçbirinin izi yoktu."Bazen çok sevince insan dilsizleşirmiş," diye fısıldadı. "Ben dün gece seninleyken dünyanın en huzurlu dilsiziydim. Seni hissettim, sadece seni..

O an anladım ki; benim "ilgisizlik" sandığım şey onun "hayranlığıymış". Benim "asosyallik" diyerek küçümsediğim o derin duygularım, onda da karşılık bulmuş ama farklı bir dilde yankılanmıştı. Parkta kendime söylediğim o yalanlar —sevgiyi hak etmediğim, değersiz olduğum— birer birer havaya karışıp yok oldu.Kendi kendime gülümsedim. Bazen birinin sessizliği, dünyadaki tüm "seni seviyorum"lardan daha yüksek sesliymiş.

Beraber kahvaltı ettik saatlerce oturduk gülüştük..

Eve girdiğimde kenarda duran peçetelere gözüm ilişti; kendi kendime gülerek banyoya doğru ilerledim. Ne çok ağlamıştım, ne çok nefret etmiş, ne çok hayal kırıklığı yaşamıştım kendi kuruntularım yüzünden! Zaten her şeyin ya en iyi versiyonunu hayal ederim ya da en kötü olanını. Bak işte, sadece kendini yıprattın...

Bu tarz şeyleri o kadar çok yaşıyorduk ki bazen kendimi empati yoksunu, bencil bir insan olarak görüyorum. Bana nasıl katlanıyor bilmiyorum.