4. bölüm / 6
DEMİRDEN DUVAR3.Bölüm: Demir Kalp
Bölümler 6Şu an: 3.Bölüm: Demir Kalp
Eylem DEMİR
2017
Kablolu kulağımda Simge’den Üzülmedin mi çalıyordu. Nadir boş kaldığım zamanlarda şarkı dinlerdim. On ikinci sınıf öğrencisiydim ve sınava dört ay kalmıştı. Yarı yıl tatilindeydik. Annem, babam ve ikizler Bursa’ya gitmişlerdi. Sözde tatil ama asıl neden annemi evde benimle uzun süre beraber tutmamaktı. Bir hafta çoktan bitmişti tatilin zaten.
Haftaya döneceklerdi. Ben de o sırada test çözüyor, konu tekrarı yapıyordum.
Evden çıkmıyordum. Arada ormana gidip kulübede zaman geçiriyor hava kararmadan da dönüyordum. Kulübedeydim yine. Büyük koltuğa ters yatmış ayaklarımı sallandırıyordum. Yaktığım şömineyi ters izliyordum.
Şarkı değişirken kafamın içinde ki şeyler de inadına değişmiyordu.
İki sene olmuştu. Furkan kaybolalı yani. Polislerin artık umudu kalmadığı için arama zayıflamıştı. Babam da bu yüzden kendi adamlarına arattırıyordu. Benden gizliyorlardı. Çünkü bir nevi beni suçlu görüyorlardı.
Ailenin ilk çocuğu olanlar gerçekten de günah keçileriydi. Sorumlu olan onlardı. Anneme göre sorunluydum, orası da ayrı bir konuydu.
Sol ayağımın tabanından huylanınca bacağımı kırıp kendime çektim. Şömineye olan bakışlarımı da önüne geçen Nilay engelledi. Kulaklığımı parmaklarımla tek hamlede çıkarıp yerimden doğruldum. Doğrulurken de Özgür ile göz göze geldin. Saçma sırıtması vardı yine yüzünde. Ayağımı gıdıklayan da oydu. Elime geçen yastığı ona fırlattım ama hızlı reflekslerinden dolayı yastık onun arkasından içeriye giren Sinan’ı buldu. Göğsüne değen yastıkla sendeledi hafifçe.
Özgür yanıma atladığında gülmesi daha da artmıştı. Sinan’a “Kusura bakma.” dediğim de boşta olan eliyle yastığı alıp arkası dönük olan Özgür’e sağlam bir şekilde geçirdi. Özgür elini ensesine yerleştirip “Ahh. Sinan!” dediğin de bu sefer de gülen ben olmuştum.
Nilay’a döndüğüm de o da gülüyordu. Ona sarıldım. “Hoş geldiniz.” Dediğim de sırtıma sıcak ellerini doladı. “Hoş bulduk kuşum.” Ayrıldığımızda yanıma oturdu.
“Ee Pelin yok mu?” diye sorduğum da Özgür, “Yarışması varmış. Bizi satarmış ama oyun ekibini satamazmış!” Dediğin de sesin de hafif bir gönderme sezdim.
Sinan da elinde ki poşetleri bırakıp yanımıza gelip tekli koltuğa kendini bıraktı.
“Kızın işi tabi ekibini bırakmayacaktı.” Dediğin de Özgür omuzlarını silkip dudağını büzdü.
Nilay kafasını omzuma yaslayıp yandan bakarak “Sen ne yaptın?”.
“Konu anlatımı dinledim, yemek için elmalı kurabiye yaptım bize.” Dediğim de Sinan konuştu. Ona baktım “Lezzetli görünüyorlardı. Mutfakta gördüm de.” Dediğin de doğrulup “E o zaman masayı hazırlayalım.” Dediğim de Nilay benden önce kalkıp karnını ovup “Hadi o zaman çok açım ben sabahtan beri ders çalışmaktan.”, Nilay ders çalışırken yemek yemezdi. Sadece su ve kuruyemiş. Zamanını ailesi öyle ayarlamıştı. Arada da bizimle vakit geçiriyordu.
Bende ayağa kalktığım da Sinan da kalktı. Özgür hiç oralı olmayınca ona üstten bakıp “Sende bizim için odun kırar mısın?”.
Emri vaki sorumla oflayıp ayağa kalkıp kol kasını bize gösterip “Kırarım!” diyerek arkasını dönüp hiçbir şey demeden kapıyı çarpıp gitti. Biz onun arkasından birbirimize bakıp gülünce Sinan “Yemin ederim bu çocuk salak.” Dediğin de Nilay ile birbirimize bakıp tekrardan güldük.
Bize göre erkeklerin hepsi salaktı.
Sinan anlamayınca aramızdan geçip mutfağa girdi. Arkasından bizde girdik.
…
“Gerçekten zor değil mi?” diye soran Nilay’a cevap hemen gelmedi.
Düşününce zorlanmıyordum. Çünkü bir noktada bende kendimi suçlu görüyordum.
Saçma evet ama buydum. Sürekli rüyalarımda Furkan bana ‘abla gitmeyelim. Annem kızar.” diyordu. Gerisi yok çünkü sonucu biliyordum. Furkan yok oluyordu bende uyanıyordum.
Özgür kurabiyeden ağzına atıyordu. Sinan sodasını içiyordu. Nilay sorusunun cevabını istiyordu. Ben ise parmaklarımda ki yüzüklerle oynuyordum. Yutkundum. Bakışlarım Nilay’ı buldu.
Alt dudağımı ısırıp “Şey, alıştığım için sorun olmuyor. Galiba rutinim oldu. Her sene beni bırakmaları evde.” Dediğim de Sinan “Suçlu sen değilsin! Unutma bunu olur mu? Kendine de” cümlesini bölüp “Sadece ben suçlu olmadığımı biliyorum. Hiçbir şey hatırlamıyorum Sinan o zamana ait. Furkan’a ne oldu? Belki de onu öldürüp saklad-” kelimeleri hızlı hızlı söylerken elimi tuttu. Gözlerine baktığımda parmakları parmaklarımın arasına girdi. “Öyle bir şey yapmadın. Hem hatırlayacaksın Eylem. Sen bunun için gitmiyor musun terapiye? Öyle bir şey yapsaydın eğer gözlerinde acı olmazdı.” Gözümden yaş aktığında diğer elimi tutan Nilay diğer eliyle hemen göz yaşını sildi.
“Sinan kötü bir şey demiyor. Bak bulunacak Furkan.”
Özgür öksürdüğünde ona baktım “Çok duygusalsın? Yalnız olduğun için mi?” diye sordu masumca. Gülümsedim.
“Hayır. Seviyorum yalnızlığı ben.”
“Hım o zaman ağlak hanım bu yaz İzmir’e gitmeye ne dersin?” diye sorduğunda Nilay’la beraber “İtalya’ya gideceğiz!”, “Ne İzmir’i ya?” konu hemen dağılınca elimi ayırdım Sinan dan.
“O zaman bekle İtalya mı?” dediğinde Özgür’e “İtalya!” diyerek güldük.
𓆝 𓆟 𓆞 𓆝
2026
Yatakta kaç dakika ya da saattir uzandığımı sayamadım. Uzun süredir bu haldeydim. Canım acayip sıkılmıştı. İçim daralıyordu.
Nefes al Eylem.
Nefes ver Eylem.
Bunu tekrarladım. Hala aynı, hiçbir gelişme olmayınca oturur pozisyona geçtim. Yanağımı kaşıdım. Kaşırken sızlayan avucumla yüzüm ekşidi. Salonda az kalsın, kendimi sıkmasaydım Göktuğ’u durdurmak için vuracaktım. Öyle bir şey yapmamak için uzun tırnaklarımla sol avucumu kanattım. Sağ elim olmamasına dikkat ettim, nede olsa sağ elimi işimde kullanıyordum. Mikrofon tutuyordum.
Yatağın bir köşesine attığım telefonum çalınca uzanıp aldım. Görüntülü grup aramasıydı.
Saçımı düzeltip açtım.
Açtığımda Pelin’in neşeli sesi beni karşıladı. Hepsi açmıştı aramayı. Pelin, Nilay, Özgür ve Sinan.
“Ay Eylem’im gelmiş. Özgür kaybettin canım!” dedi gözlerini ‘gördün mü?’ der gibi belirginleştirdiğinde.
Nilay daha duru bir sesle “İyi misin? Nasıl geçti buluşma?” diye sorduğunda Pelin ve Özgür de ciddileştiler. Sinan zaten ciddiyetle ekrana bakıyordu.
Ekranda kendimi izlediğimde gözlerimin kızardığını fark ettim. “İyi gibi. Beklediğimden iyiydi yani.” Sonra tartışmalar aklıma geldi. “Düşündüğüm gibi tartışmadık bile. Daha çok kanlı bir tartışma olur sanıyordum ama günün sonunda” avucumu gösterdim “Tek kan benden çıktı. Onu da ben yaptım zaten.” Dediğimle Nilay dudaklarını birbirine sıkıca büzdü.
Özgür ilk konuşan oldu “Furkan, nasıl birisi olmuş?” diye sordu. Bu çocuğu dövmek istiyordum şu an.
Gözlerimi devirip “Ne bileyim Özgür nasıl birisi olduğunu. Hem ben onun olduğunu düşünmüyorum. Dolandırıcı bence.”.
Sinan, “Nasıl bu kadar eminsin? Yani yanlış anlama sadece merak ediyorum.”.
Haklıydı. Ben neden bu kadar emindim?
Telefonu peluş yıldızımın arkasına yaslayıp ellerimi de kullanıp kendimi ifade etmeye başladım “Bakın, içimden bir ses o değil diyor. Anlamıyorsunuz, anlamıyorlar ama,” sağ avcumu kalbime koydum “Hissetmiyorum. O değilmiş gibi.”.
Pelin, “-miş eki kullanıyorsun fıstığım. Belki de uzun zaman oldu diyedir.” Dediğinde gözümden yaş akacağını hissettim. Salonda da tutmuştum göz yaşlarımı.
Yutkunup konuşmaya devam ettim “Ben kapatsam olur mu?” diye sorduğumda Nilay “Yarın yanına geleceğiz.” Dedi.
Başımı salladım. “Gelebilirsiniz.” Dedim.
Sinan gülümseyerek, “Canın bir şey çekiyor mu? Şu an getire bilirim?” diye sorduğunda “Teşekkür ederim.” Dedim. Özgür hemen “Bana ekler alsana Sinan.” Dediğinde Sinan yüzünü ekşitip “Nah alırım sana” dediğinde Özgür sanki vurulmuş gibi kalbini tutup arkaya düşmesiyle güldük kızlarla. Sinan da dayanamayıp güldü.
“Kapatıyorum ben. Yarın görüşürüz.” Dediğim de hep birlikte “Görüşürüz.”dediler.
Telefonu komidinin üstüne koydum.
Canım yanıyordu. Göz yaşlarımın akmasına sonunda izin verdim.
Yatak yanı ışığımı kapatıp yattım.
Ne kadar ağladığımı hatırlamıyordum ama öyle uyumuştum.
𓆝 𓆟 𓆞 𓆝
Aynadan son kez kendime baktım. Dizlerimin biraz üzerinde beyaz altı dantelli kalem eteğimin üzerine de yarım kol mavi saten bluz giydim. Gün içinde evde olacağımdan siyah babetlerimi giymiştim. Bu yüzden boyum evde ki erkeklere göre epey kısa kalıyordu.
Saçlarımı da düzleştirmiş arkadan sabitlemiştim.
Derin nefes aldım. Sabah erkenden uyanmıştım. Gözüme de bir daha uyku girmeyince sabah yürüyüşüydü duşuydu hazırlanmasıydı derken saat 10:30’u geçiyordu. Hala ses seda yoktu dışarda.
Odamdan çıkıp merdivenleri inmeye başladım. Kapı çalınca o tarafa baktım. Mutfaktan hızla koşan Nergis abla bana bakıp “Günaydın Eylem kızım.” Diyerek neşeli gülümsemesini sundu.
Bende ona aynı şekilde karşılık verdiğim de kapıyı açtı. Gelmişti.
Gözlerimi ondan ayırmıyordum.
Nergis ablaya gerçekçi bir gülümsemeyle “Hayırlı sabahlar.” Dedi sonra ise elinde ki poşeti uzattı Nergis abla poşetin içine bakıp” Ne gerek vardı oğlum?” dediğin de elini ensesine atıp kaşıdı “Şey sıcaklardı güzelde kokunca getirmek istedim. Tahinli simitte aldım oda sıcak.” Dediğin de gözlerimi kıstım Nergis abla bu seferde kıkırdayıp yerinde hareketlendi “Ay iyi düşünmüşsün o zaman,” ona doğru eğilip “Hem Eylem Hanım da tahinli simide bayılır.” Dediğin de gözlerimi devirdim.
Gıcık şey! Nasıl da etkiliyordu Nergis ablamı.
Salona ilerlerken kapıyı da kapatmışlardı.
Gözlerimi tamamen oradan çekip salonda kilere dikkat kesildim.
Annem masayı düzenliyordu. Kendine yeni bir uğraş edinmişti nede olsa. Göktuğ elinde ki telefonla mobil bir oyun oynuyordu. Gökçe ise anneme yardım ediyordu.
Annem bugün kendine ayrı bir özenmişti. Kırmızı terliklerinden bile bunu anlayabiliyordum.
Dudaklarımı ıslatıp “Misafirimiz geldi.” Dediğim de herkesin bakışı beni buldu. Annem baştan aşağı süzüp “Gelen misafir değil. Evin oğlu Eylem!” dediğin de tartışmadan kafamı salladım.
Her neyse ne.
Annem dışarıya seslendiğinde babamın bahçede olduğunu anladım. “Suat, geldi.” Diyerek hemen onun yanına gitmek için hareket etmişti ki o geldi.
Yine yüzünde o gıcık gülümsemesi vardı. Hoş bir gülümseme olabilirdi herkes için ama benim için iğrençti. Yüzümün ekşimesine engel olamadım.
Hala kararlıydım onun kardeşim olmadığına.
Babam da bahçe kapısında içeriye girip gülümseyerek “Hoş geldin evlat!” dedi. Sonra hepimize bakıp “Günaydın gençler.” Dediğin de gülümsedim.
Ayağa kalkıp “Günaydın!” dedim masaya otururken Gökçe işaret parmağıyla beni gösterip “Yoksa şu an MD çalışanı Eylem Demir ile mi kahvaltı edeceğim?” dediğin de sesli bir şekilde güldüm.
Burnumu kaşıyıp “Biliyorum onu çok seviyorsun!” dediğim de parmaklarını birbirine geçirip “Ah ona ölürüm.” Diyerek oyunu büyüttüğünde Göktuğ da yanımda ki sandalyeye oturup “Korkunçsunuz kızlar!” dediğin de annem yeni biricik oğlunu oturttu yerine. Onlara bakınca midem bulanıyordu.
Babamda sandalyesine oturduğunda Nergis abla çaylarımızı doldurmaya geldi.
Tabağıma salatalık, domates, peynir koyarken babamda Aras’a sorular soruyordu. İlgilenmedim.
Nergis abla bana biri mavi ikisi pembe olan haplarımı ve suyumu verdiğinde elinden alıp tabağımın yanına koydum. Pembe haplardan birisini ağzıma atıp yuttuğumda Aras’ta beni izliyordu. Suyumu içip bardağı koyduğumda gözlerimi ilk ben çektim.
Nefesimi verdim. Göktuğ eğilip “İyi misin?” diye sorduğunda kafamı salladım.
“Şimdi ne yapmayı düşünüyorsun Aras?” diye soran babamla kafamı kaldırıp babama baktım. Aras ağzında ki lokmayı yutup “Bir arkadaşım var. İşinden dolayı çevirmenlik arıyordu. Benim Türkiye’ye geldiğimi duyunca da teklif etti.” Konuşmaya Gökçe de dahil oldu avcunu yanağına yaslayarak ilgiyle “Hangi dilleri biliyorsun?” onun sorusuyla Aras ona döndü.
Ben tabi yandan izliyordum. Kahvaltı onlardan daha önemliydi benim için.
“Arapça, İtalyanca, Fransızca, İspanyolca ve tabi ki de İngilizce. Senin ilgin var mı?”
Göktuğ araya girdi. Alayla “O genel de dil falan çiziyor.” Dediğin de Gökçe çatalı tutan elini doğrulttu “Ölmek mi istiyorsun?” diye sorduğunda dil çıkarıp tabağına döndü. Masaya yeni tabak konduğunda içindekilere baktım. Tahinli simitti.
Canım pek istemiyordu.
Almayacaktım. Evet yemeyeceğim.
Aras, “Resim mi çiziyorsun?” diye sorduğunda Gökçe dudaklarını birbirine bastırıp bana kaçamak bakış atıp “Ablam kadar olmasa da ilgileniyorum diyelim.” dediğin de Göktuğ “Ablam ve sen asla karşılaştırılamazsın bile. Ablam her zaman önde Gökçe.” Dediğin de Gökçe’nin morali düştü. Çatalımı tabağımın yanına bırakıp Göktuğ’a döndüm.
Dudaklarımı ıslatıp “Kardeşini bir daha aşağılar şekilde konuşma!” dediğim de Göktuğ’un gözlerinin içi titredi.
Babam gerilmiş masada öksürünce bakışlarım onu buldum “Bugün zaman geçirin beraber. Güzelce eğlenin uzun yılların acısını çıkarın diyorum? Hem Eylem evde bugün. Ne dersiniz?” dediğin de gözlerimi kapatıp açtım.
Gökçe ilk konuşanımız oldu. “Çok iyi olur?” dedi.
Göktuğ sessiz kalırken Aras “Fark etmez benim içinde.” Dediğin de annem bardağını bırakıp “Suat gerek var mı?” diye babama uyarı dolu bakınca Göktuğ “Merak etme anne. Kimse oğlunu yemez.” Dediğinde babam “Gerek olmasa neden sorayım Hande. Sende akşam yemeğini rahatça hazırlattırırsın hem.”dedi.
Babamın eline uzanıp “Çocuklarla buluşacaktım orman evde. Katılmasam?” diye sorduğumda kabul edeceğini biliyordum tabi ki de.
Babam elini elimden çekip tatlı tatlı gülerek “Olmaz kızım.” Dediğin de ağzım şaşkınlıkla açıldı hemen profesyonelce kapatıp gülümsedim.
Ne oluyordu bu adama?
Gökçe “Sinan abiyle Özgür abiler de mi gelecek abla?” heyecanla söylediği şeye gözlerimi devirdim. “Aklından bile geçirme Gökçe!” dediğim de babam “Ee tamam kardeşlerin de sizle takılsın. Hem Sinan yanındaysa bir şey olmaz Allah’ın izniyle.”dediğin de Göktuğ “Ne alaka baba? Sinan abi kahraman mı koruyacak?” diye sorduğunda babam gururla “En azından güvenilir adam, aklı başında bu yaşta böyle olgun adam bulmak zor Göktuğ’cum.”
Gökçe kıkırdayıp “Ayy baba damak adayın galiba Sinan abi?” diye sorduğun da öksürerek artık susmalarını belli ettim.
Aras’a baktım. Gözleri simitlerdeydi. Yemeyeceğim onları.
Yutkunup konuşmaya zorladım kendimi “Gelmeye bilirsin. Hatırlamıyorsundur ama orası senin kaybolduğun yer.” Konuşurken kendimi zorladım. Ah gerçekten çok zor. O benim kardeşimdi. Kabul etmesem de herkes çoktan kabul etmişti onu.
Annem “Bence de. Eylem doğru söylüyor Suat!” dediğin de dişlerimi sıkmaktan çenemin titrediğini hissettim.
Annem beni uzun zamandır ilk defa haklı bulmuştu. Buna gülecektim tek kaldığım da.
Babam çatalını sert bir şekilde masaya vurup “Ben bunda sorun görmüyorum Hande!” sesini yükseltince annem dudaklarını birbirine bastırdı sinirle.
Aras simidinden bir dilim ısırdıktan sonra ortamı yumuşatmak için anneme bakarak “Sorun değil. Ağaçların arasında huzurluyum.” Sonra babama dönüp “Hem bende koruma işinde yardım ederim Sinan’a.” İsmi bastırarak söylemişte babam neşeyle gülerek “Tabi oğlum sen de kendini biz yokken epey geliştirmişsin. Aferin.” Dedi.
𓆝 𓆟 𓆞 𓆝
•ArEy'imi ne bekliyor. Daha yalnız yüzleşemediler bile. Yakındır ama..
•Göktuğ, Gökçe ve Eylem'ime kardeşlik borçluyuz. Anne-baba ve Furkan'ın kaybolmasından sonra kopmuşlar yıllarca.
•Diğer bölümlerde önce geçmiş sonra günümüz olacak şekilde yazılacak..
•Bu bölüm Sinan, Nilay, Özgür ve Pelin ile tanıştık tanışmaya da devam edeceğiz bakalım bizi ne bekliyor.
•Son olarak Furkan oğlum neredesin sen?
←ains sunar🥀→
Bölüm etkileşimi
