3. bölüm / 6
DEMİRDEN DUVAR2.Bölüm: Demir Köşk
Bölümler 6Şu an: 2.Bölüm: Demir Köşk
İkinci Bölüm
Aras DUMAN
Görev basitti yani Nihat Başkan’a göre. Bana göre zordu. Üstelik insanları kandıracaktım. İşimin bir parçası kandırmaktı ama insanların sevgisini kullanmak farklıydı.
Ağzımın içinde ne kadardır tuttuğumu bilmediğim havayı serbest bıraktım.
İlk işimiz aileye haber gitmesini sağlamaktı. Bir hafta önce bunu yapmışlardı. Onların elinde ismim, fotoğrafım, sahte işim ve birçok uydurma bilgilerim vardı. Elimde ki dosyayı bir kez daha açtım.
İlk sayfada Furkan Demir vardı. Görevde beni benimseyene kadar masayla alakalı şeyler askıya alınmıştı. İlk işimiz beni aileden sanmalarıydı. Can alıcı nokta burada başlıyordu. Aklımda birkaç fikir vardı.
Öğleden sonra ayarlanan buluşma gerçekleşecekti. Ve birkaç saatten az kalmıştı. Şuan arabadaydım. Yanımda Kutay vardı.
“Nasıl hissediyorsun Aras?” Kutay’ın konuşmasıyla dikkatimi ona verdim.
“Nasıl görünüyorum?”
“Düşünceli. Yanında olduğumuzu bil.”
Elimi alnıma götürüp sıktım “Biliyorum.” Dediğimde direksiyonda ki sağ elini omzuma dokundurup “Endişelenme. Oyuncu adamsın, halledersin eminim.” Sadece kafamı salladım. Kutay da bu görevde yanımda olacaktı.
Telefonumun ekranını açıp Instagram hesabıma girdim. Gökçe Demir beni takibe alan ilk aile üyesi olmuştu. Diğerlerinden ses seda yoktu hala. Gökçe’nin hesabına girdim. Aktif kullanıcıydı. Üç bin altı yüz yirmi beş takipçisi vardı. Ve sadece Üç yüz kişiyi takip ediyordu.
Kutay bana sakız uzattığında elinden alıp kağıdını açıp ağzıma attım.
Tatil fotoğrafları, ayna fotoğrafları, elbise, makas, resimleri vardı. İlgimi çeken fotoğrafa girdim. Eylem, Gökçe ve Göktuğ vardı. Açıklamada ise kanat emojisi vardı. Gökçe her zaman ki gibi gülümsüyordu. Eylem’in ise dudaklarında tebessüm vardı. Göktuğ masum bir çocuk gibiydi. Daha bir ay önce paylaşılmış bir fotoğraftı. Göktuğ ve Gökçe Eylem’e sıkı sıkı sarılmışlardı. Yorumlar kapalıydı.
Eylem’in hesabına girdim öne çıkanlardan. İki yüz bin takipçisi vardı. Mavi tikliydi. Sadece yüz kişiyi takip ediyordu. Paylaşımları ise aralıklıydı. Çoğunlukla işi ile alakalı şeyleri paylaşmıştı. Mikrafon, televizyon, arkadaşlarıyla alakalı fotoğraflar, kardeşleriyle fotoğrafları vardı birde küçüklüğüne dair tahmin ettiğim fotoğraf vardı bir tane. Ona tıkladım. İki çocuk vardı. Renkler solmaya başlamış renklerdeydi. El ele tutuşmuşlardı. Yüzlerinde tebessüm vardı. Aşırılık yoktu. Kıyafetlerinden yaz olmadığı belliydi. Kalın kıyafetler giymişlerdi. Ve Eylem hiç değişmemişti. Hala o mavi gözlerinde ki gülümseme görülüyordu. Bütün fotoğraflarında ki gibi o zamanda aynıymış. Açıklamada ise 2012 Ekim’inden F. Tahmin ettiğim gibi fotoğraftaki oğlan çocuğu da Furkan’a aitti.
Yorumlar ise kapalıydı.
Hesabından çıktım. Sonra da uygulamayı kapattım.
“Az kaldı istersen biraz gözlerini kapatıp dinlen. Yorgun saatler bekliyor bizi.” Kutay’a katılarak koltukta biraz daha rahat pozisyona geçerek gözlerimi kapattım.
𓆝 𓆟 𓆞 𓆝
Kutay arabayı park ettiğinde son kez birbirimize baktık “Hadi bismillah kardeşim.” Kafamı salladım “Aynısından kardeşim. Hadi.” Sonra indik arabadan.
Demir Köşk yazılıydı giriş kapısında. Bismillah diyerek sağ ayakla girdik. Bahçesi büyüktü. Hatta araştırdığıma göre elli senelik bir köşktü. Kendine ait özel orman arazisi bile vardı.
“Lan ne büyük yer.” Kutay’ın konuşmasıyla heyecanım biraz da olsa dindi.
Evin kapısı açıktı. Üst katların penceresine baktığımda Göktuğ’u gördüm. Göz göze geldiğimizde hemen geri çekildi ve camın önünden kayboldu.
Derin bir nefes verip yürümeye devam ettim.
Sırtıma dostça vurdu Kutay. “Şımarık çocuğa benziyor. Takılma.” Dediğinde “Sanmıyorum.” Dedim sadece. Kapıya geldiğimizde yüzünde tatlı bir tebessüm olan kadın “Hoş geldiniz. Dedi
“Hoş buldum.” Dedim Kutay ise elinde ki tatlı poşetini uzattı.
Nihat Başkan’ın ayarladığı adam çoktan burada olmuş olmalıydı.
“Suat beyler yukarda sizi bekliyorlar. Buradan.” Diyerek ikili merdivenin sağını gösterdi. Sol tarafa ufak bir bakış atarak gösterdiği yerden çıkmaya başladık. Merdivenler bitince “Sağdan ikinci oda.” Diyerek önden yürümeye başladı. Kapıya önce vurup sonra açtı. “Efendim, geldiler.” Kapı tamamen açıldığında odaya giriş yaptım tam anlamıyla. Koltuğunda oturan adam Suat Demir’di. Etrafa göz gezdirdiğim de gözlerim ilk anneyi buldu. Hande Demir. Çoktan ayağa kalkmıştı. “Oğlum!” boynuma kollarını doladı. Benim gibi herkes şaşkındı tabi.
Hande yüzümü tutuyor, inceliyor sonra tekrar sarılıyordu.” Suat, oğlumuz.” Ellerimi tutup avuç içime öpücükler koymaya başladı. Gözlerimi kırptı. Suat sandalyesinden kalkmış yanımıza gelmişti. Karısının kollarını tutup “Hayatım, çocuğu korkutma. Yüzüne bak ona şuan her şey garip geliyor.” Dediğinde Başkan’ın adamı olan kişi yanımıza gelip beni kolumdan tutarak “Hepiniz için zor bir süreç. Aras sizi tanımıyor. Ailesi olarak bildiği insanların ailesi olmadığını öğreniyor ve gerçek ailesini de bir sene sonra buluyor. Hande hanım biraz daha süre verin lütfen.” Hande hemen başını salladı. Kocasının elini tutup “Tamam, tamam.” Sonra gözlerime baktı dudaklarını büzerek “Korkutmadım değil mi seni?” başımı sağa sola salladım.
Elini kalbine götürdüğünde “Ay.” Diyerek düşecek gibi oldu. Suat ona destek olup oturttu. Sonra doğruldu. Hande bana bakarak “Heyecanlandım. Korkma iyiyim. Sadece senin gelmeni uzun zamandır bekliyordum Furkan.” Dediğinde sanki sabrı taşıyormuşçasına yaslandığı yerden doğruldu Eylem. Diğer kardeşlere de baktığımda Göktuğ duvarda ki tablolara bakıyordu ama pek ilgilendiği söylenmezdi. Gökçe ise olan biten her şeyi inceliyordu.
Eylem’in yüzünü incelediğim de her zaman ki gibi gözleri parlamıyordu. Bana doğru yaklaştı. Bir adım, iki adım, üç adım, dört adım ve tam karşımda durdu. Gözlerinden dudaklarına baktım. Dişlerini sıktığı belli oluyordu. Tekrar gözlerine bakacaktım ki yanağında ki kızarık dikkatimi çekti. Sağ yanağı kızarmıştı. El izleri vardı kabarmıştı.
Sol kaşımın kenarının kalktığını hissediyordum. O konuşmaya başlayınca gözlerine bakmak zorunda kaldım.
“Sen dolandırıcısın!” dedi sesinde ki tiksindirici tonla.
Hande öfkeyle “Eylem!” diye bağırdı.
Suat ise “Kızım!” diyerek uyardı. Geri kalan herkes aynıydı. Kutay’ın kasıldığını anlaya biliyordum.
“Sen Furkan değilsin. Sen,” Suat yanımıza gelip Eylem’i benden uzaklaştırdı. Babasına hayretle baktı. “Baba o değil!” Suat kızının iki kolunu da tutup “Onun olmadığını nereden biliyorsun Eylem! Sus artık!” diye fısıldadı son cümlesini.
Eylem’in yüzüne baktığımda mavi gözleri yaşla dolmuştu ama basit bir şeymiş gibi onları tutuyordu. Suat’ın ellerinden kurtulup tekrar yanıma geldi. Ellerini yüzüme götürüp tuttu yüzümü. Zorla yutkundum. Ne yapıyordu bu kadın?
“Gözlerini görmüyor musunuz!” belli etmesem de vücudumu stres sardı. Yoksa gözlerimiz mi uyuşmuyordu? Başkan böyle bir iş yapmazdı. Gözlerimiz aynı renkte olmuş olmalıydı Furkan’la.
Ellerini yüzümden çektim “Ne varmış gözlerim de küçük hanım?” dedim hafif alayla.
İnanamıyormuş gibi baktı bana. Arkasında ki babasına bakıp “Gözleri Furkan’ın baktığı gibi değil. Furkan’ın kiler” ellerini aceleyle hareket ettirmeye başladı. Hatırlamaya çalışıyordu sanki bir şeyi “Onun kiler birbirine eşit tonlardaydı. Ama onun kiler” eliyle gözlerimi işaret etti “birbirine karışmamış. Baba Furkan değil o kandırıyorlar bizi.”
Hande oturduğu yerden “Suat kızın saçmalıyor yine.” Dediğinde Eylem yutkundu annesini duymazdan geldi. Nihat Başkan’ın adamı ortamı yumuşatmak için “Eylem Hanım Furkan küçükken kayboldu. Göz rengi daha da koyulaşmış ya da dediğiniz gibi tonlar farklılaşmış olabilir. Lütfen sakince konuşalım.” Eylem onu da duymazdan gelip tekrar yanıma gelip ellerini yanaklarıma yerleştirdi. Sağa ve sola hareket ettirip “Peki buna ne diyorsunuz izi yok! Küçükken kafasına çerçeve düştüğü için iz kalan iz yok!” dediğinde onun gözlerine baktım. Gülümsedim.
Suat’ın kaşları çatılmış Göktuğ da dikkatini bize vermişti.
Eylem’in bileklerini tuttum. “Öncelikle bir daha benden izinsiz bana dokunma.” Dedim ve bileklerini bıraktım. Şaşkınlıkla baktı. Hemen toparlanıp iki adım geri yürüdü. “İkincisi,” ona bir adım yaklaştım. “O izi nasıl elde ettiğimi hatırlamıyorum bile ama ensemde ki saçlarımdan gözükmüyor. Ve inan bana, keşke kardeşin olmamış olsaydım!”
Gözlerini kapattı. Birden fazla adım sendeledi. Tutmak için harekete geçmek istedim ama hareket etmedim. Suat yüzümü incelediği için fark etmedi. Benden başka sadece Göktuğ fark etti. Eylem’in belinden tutarak düşmesini engelledi. Onu L koltuğa oturtup önünde eğilip fısıldayarak bir şeyler söylemeye başladı. Geri Suat’a baktığımda boğazımı temizlemek için öksürdüm “Özür dilerim. Böyle bir şeyi beklemiyordum. Keşke,” konuşmamı bölüm elini omzuma vurup “Kusura bakma oğlum. Senin gibi bizde zorlanıyoruz. Ama eminim hal edeceğiz hep beraber.”
Hande oturduğu yerden kalkarak “Yemek yiyelim. Açsındır.” Dediğinde “zahmet vermeyelim?” dedim.
Suat omzumu sıkıp “Ne zahmeti burası senin evin. Gerçek anlamda.” Göktuğ bardağa su doldururken duyduğu şeylere gözlerini devirdi.
Gülümsedim. Kutay “Ben gideyim o zaman. Senin işin bitince ararsın beni Aras gelirim.” Dediğinde Hande “Sende kal yemeğe oğlum hem tanışırız seninle de. İyi olmaz mı Suat?”
Suat başını sallayıp “Doğru diyor hep beraber yemek yiyelim. Bahçeyi hazırlatmıştım. Hadi.” Dediğin de son kelimelerini Eylem ve Göktuğ’a bakarak söyledi. Gökçe çoktan ayağa kalkmış annesinin koluna girip odayı ilk terk eden onlar oldular. Bizde onların arkasından çıkmak için hareketlendik. Oda da Eylem ve Göktuğ kaldı.
“Yemek istemiyorsan gitmeyelim.” Dediğin de Suat durdu onunla birlikte bende durdum “Öyle bir şey yok. Kalkın!” dediğinde Eylem gözlerini devirdi. Ayağa kalkıp arkamızdan gelmeye başladı Göktuğ’la beraber.
𓆝 𓆟 𓆞 𓆝
Yemek masasından kalkalı on dakika olmuştu. Şimdi ise Hande üşüdüğü için içeriye geçmiş herkes koltuklara oturmuş diken üzerindeydik. Kutay yanımda bacağını hareket ettiriyordu. Fazlasıyla kasılmıştı.
Yemek sırasında sadece Hande, Suat, Nihat Başkan’ın adamı Selçuk ve ben konuşmuştuk. Arada Gökçe yemek zevkim hakkında sorular sormuştu. Ama çok kısa geçmişti. Soğuk ruhsuz bir aile yemeği olmuştu benim için.
Göktuğ’a baktığımda elinde tuttuğu tabakta bizim adlığımız soğuk baklava ile ev çalışanlarının yaptığı traliçeyi yemekle meşguldü.
Kutay sessizce “Keşke soğuk baklava yerine başka bir şey alsaydık. İkisi de sütlü.” Dediğin de gülmeye çalışarak “tek sorunumuz keşke bu olsaydı Kutay.” Diyerek ayağına vurdum. Koltukta titremeye başlamıştı çünkü.
Kendine çeki düzen verdi. Gökçe öksürüp “Şey, eee daha nasılsınız canım ailem?” Eylem’e ve Suat’a bakıp “Hani çay faslında normal aileler öyle yaparlarya ondan öyle dedim.” Elini yumruk yapıp çenesinin altına koydu. Sonra bana bakıp “Ee artık abimde geldi. Artık sıcak bir ailemi olsak?” dedi sesinde hafif bir gönderme vardı.
Hemen Hande “Gökçe! Zaten biz sıcak bir aileyiz.”
“Aynen anne. Bak o kadar sıcağız ki buharlaşacağım şimdi.”
Göktuğ tabağını bitirip anne ve babasına beni gösterip “Ben abi demem ona göre.”.
Suat “O ne biçim bir istek. Senden kaç yaş büyük Aras.” Dediğinde Göktuğ omuzlarını kaldırıp indirdi. “Ben istemiyorum dedim.” Diye direttiğinde Hande araya girip “Oğlum, niye öyle diyorsun?” dediğinde Göktuğ’un bir şey demesine izin vermeden.
“Abi demek zorunda değil. Benim içinde zor. Birden iki kardeşim,” İkisine de sırayla baktım. Sonra Eylem’e baktım meraklı gözleriyle beni izliyordu. “Birde ablam olduğunu öğrendim. Açıkçası bende ne abilik ne de kardeş olabilirim.” Eylem’e “Abla demeyi düşünmüyorum sana.” Dediğimde gözlerini kaçırıp “Öyle bir şey istemiyorum zaten senden!” dedi.
Nefesimi verdim.
Kutay “Ya aslında Aras iyi çocuktur. Neden bu kadar kötü başladık anlam veremiyorum.” Dediğin de bakışlar bu seferde onu buldu.
Hande hemen “Ah oğlum biz iyi başladık aslında. Öyle mi hissediyorsun? “bir şey demeye kalmadan hemen Eylem ve Göktuğ’a sinirli bakışlarını atıp bana baktı “Oğlum sen onların kusuruna bakma.” Tereddütle gülümseyip “Hanımefendi galiba yaptığı şeyleri unutmuş.” Dedi iğneleyici ses tonuyla. Eylem sinirle gülerken Göktuğ ayağa fırladı.
Kutay fısıldayarak “Aha başladı dizimin ikinci bölümü.”.
“Ablam ne yapmış ya?! Ha anne? Baba? Tutturmuşsunuz ‘Furkan’ın kaybolmasının nedeni sensin’! Ne yapmış bu kız o da küçüktü daha ergenliğe yeni giriyordu ablam. Üstüne gittiniz her gün. Özellikle de sen anne. Eğer Furkan senin evladınsa ablam da senin evladındı!” Eylem’e baktı. Sonra bana baktı.
“Furkan kaybettik. Ama biz ablamı da kaybettik anlamıyormusunuz! Görmüyormusunuz cidden!”
“Göktuğ, yerine otur!” diye uyardı Eylem.
Ama Göktuğ oturmamakta kararlı görünüyordu. Gözlerimi kısıp incelemeye başladım.
Gökçe, “Çocuk gibi davranma!”.
Hande ise “Göktuğ şımarıklık yapıyorsun misafirlerimiz var.” Diyerek uyardı oğlunu.
Konu beni bağlamıyordu. Bir şey yaşamışlardı ve benim gelmem-Furkan’ın gelişi- bunu tetiklemişti.
“Ablam, onun yüzünden acı çekti!” dediğinde Eylem ayağa kalktı.
“Göktuğ artık otur. Sus artık lütfen.”
“Abla” dedi hayal kırıklığı yaşayan çocuk.
Kutay ise “Bak şimdi bomba geliyor gibi.” Diye fısıldadığında gözlerim Eylem’in yumruk olan ellerindeydi. Ya sinirleniyordu konuşmamak için avuçlarını kanatacak kadar sıkıyordu ya da Göktuğ’a vurmamak için kendi canını yakıyordu.
Suat oturduğu yerden sonunda kalkıp “Göktuğ odana git şimdi, hemen!” dediğinde sinirle gülüp “Gideyim!” diyip salonu terk etti.
“Ben ona bakayım.” Diyen Gökçe’ye ise “Otur, yalnız kalsın.” Diyen babası şok yaşattırmıştı.
Eylem babasına ve annesine mahcup bir şekilde “Özür dilerim onun adına. Duygularını hala yönetemiyor biliyorsunuz.” Sonra bana bakıp” Kusura bakma. Seninle bir derdi yok.” İnanmıyordum dediğine.
Evet benimle derdi yoktu ama Furkan’la vardı bir derdi.
Onun açıklamasıyla kafamı salladım. Gözlerim Avucuna takıldı. Sağ eliyle kapatmıştı. Kanıyor muydu?
Kutay’a bakıp “Kalkalım mı?” diye sorduğumda hemen ayaklandı. Her şeyin bir sırası olmalıydı. Geldik, kendimi gösterdim ve akıllara kazındım.
Hande ve Suat’ta ayağa kalkıp “Burada kalsaydın?”
“Burada kalmanı çok isteriz.”
Saçlarımı geriye atıp “Daha yeni döndüm Madrid’den. Adapte olmam için zaman verin.” Dediğim de Hande elimi tutup “Yarın kahvaltıya gel. Lütfen oğlum.” Dediğinde yutkundum. Acı çekiyordum. Kurtulmam gerekiyor acilen buradan.
Kafamı salladım. “Kaç gibi gelmem gerekiyor?” diye sorduğumda “İstediğin saatte. Çok erkende gelebilirsin. Geç kalkıyorsan geçte.” Dediğinde “On bir gibi geleyim o zaman.” Dediğimde başını salladı “O zaman görüşürüz yarın.” Diyerek sarılmak istediği her halinden belli olan kadına sarıldım. Kafamı onun omzuna yasladım. Bana sıcak bir sarılma sundu anında.
Özlediğim o his yanlış kişiden geldiği için ağlamak istiyordum.
𓆝 𓆟 𓆞 𓆝
Aras'ın baktığı gönderiler:
Gökçenin ki----
Göktuğ, Eylem, Gökçe....
Eylemin ki----
Eylem, Furkan
2012 Ekim 25
Bölüm etkileşimi
