9. bölüm · DARAĞACI

BÖLÜM 9

Seher Bozkuş

Bedenimin her noktasının sızladığını hissediyordum. Uykunun sıcak kollarından yavaş yavaş çıktığımın farkındaydım. Bilincimin kendine gelmesi ile yataktan hızla kalktım ve omuzlarımda hissettiğim ağırlık bana kendini hatırlatınca dün geceye gittim. Kendimi oldukça halsiz hissediyordum. Hissettiğim şeyin beden yorgunluğumu yoksa ruhsal bir yorgunluk mu olduğunu ayırt edememiştim.

Güneşin yeni bir güne uyandığını, odamın aydınlanmasından anlayabiliyordum. Saatinde epey geciktiğini

Telefonumu başucumdan aldım. Saatin öğlen olduğunu fark ettim. Dün gece hatırıma düşünce yataktan hemen çıktım ve perdemi araladım. Yan bahçeye gözlerimi kısıp baktım ve görünürde hiç bir değişiklik yoktu. Odamdan çıkıp hemen aşağı indim. Annemlerde ortalıkta yoktu. Bahçe kapısı ise ardına kadar açıktı. Tül perde hafif rüzgar eşliğinde yavaş yavaş uçuşuyordu. Verandaya adımladım ve korkak adımlarla yan bahçeye bakmaya çalıştım. Fakat yapay çimden oluşan bahçe telleri oldukça yüksekti ve görmemi engelliyordu. Bahçe kapısında olan anahtar hatırıma düştü ve kapıya yöneldim. İlginç olansa bahçe kapısında bir anahtar yoktu. Bahçe koltuklarından birini çektim ve üzerine çıkıp yan bahçeye kafamı sarkıttım. Kan gördüğüm yere değdi gözlerim direk ama bir kanda yoktu orda. Eve göz gezdirdim ve hareketlilik yoktu evde her şey normaldi. Hoş normali nasıl bilmiyorum burada olduğum ilk günden bunu anlamam zor olmalıydı. Sandalyeyi eski yerine çektim ve oturup biraz düşünme fırsatı verdim kendime. Acaba gördüklerim bir rüyadan ibaret olabilir miydi. Gerçeklikle o kadar iç içeydi ki bir rüya olabilme ihtimaline inanamıyordum.

Telefonumun sesi kulaklarımı doldurdu. Odamda bırakmıştım telefonu hemen kalkıp tekrar yukarı adımladım. Odama girince yatağımdan telefonu aldım. Arama annem tarafındandı. Hemen cevapladım. Evde değil miydi bu kadın neden arıyordu ki beni?

-Alo, anne?

-Melal'im güzel kokulum uyandın mı?

-Evet anne de siz evde değil misiniz?

-Yok annem ben işteyim, Hilal de okula gitti izin almıştık fakat sen öylesi derin uyurken başka zaman yapalım dedik yorgunsundur hem sen hala. Yeni mi kalktın.

-Evet anne yeni uyandım.

--O zaman dolapta ne istersen var kızım. Ne istersen, ne eksikse market zaten sitenin içinde. Çıkıp dolaşabilirsin nasıl istersen kızım evinde dinlen bugün.

-Tamam annem. Anne bir şey soracağım sana.

-Sor annem.

-Yan evde kimsenin olmadığından emin misin sen anne?

-Evet kızım. Yani sadece arada bir gelen temizlikçi bir kadın dışında kimseyi görmedim ben. Neden birileri mi geldi?

-Yok sanırım ben yanlış gördüm.

-Tamam kızım benim şimdi kapatmam gerek sonra ararım seni yine.

-Tamam annem görüşürüz.

-Görüşürüz güzel kokulum.

Gözüm kitaplığıma takıldı. Telefonu tekrar yatağa bıraktım. Dün okumak için aldığım kitap yerinde yoktu. Bahçeye bakmak için perdeyi açtım ama kitap orada da görünmüyordu. Gerçekten öyle bir kitap var mıydı, bir anlık şüpheye düştüm her şeyin bir rüya olduğuna dair. Sanırım yine bir kabus görmüş olmalıydım. İçim böyle anlarda ürperiyordu. Kıyafet dolabına yöneldim ve kıyafetlerimi değiştirip bir an önce bu hissiyattan çıkmam gerekiyordu.

Annemin zevki değil de daha çok Hilal'in zevki gibiydi. Dolaptan beyaz bir elbise aldım. Bu tür şeyler hiç giymemiştim. Cezaevinde genelde pijama ve tişörtleydim. Çünkü sürekli ders çalıştığım ve haliyle içeri de olduğum için kendimi böyle giyinirken hayal edememiştim. Beyaz elbiseyi de alıp banyoya geçtim geçtim. Geceliklerimi çıkarıp katladım. Elbiseyi üzerime geçirdim ve banyodan çıktım. Katladığım gecelikleri yatağa bıraktım. Boy aynasından bedenime baktım. Elbise sanki benim için alınmış gibiydi. Çok sade ama çok güzeldi. Zaten dolgun lan göğüslerim elbisenin üzerime tam oturmasıyla daha belirgin olmuştu.

Dün çekmeceleri karıştırırken gözüme çarpan takı kutusunu açtım ve sade bir kolye ve bileklik takımı aldım elime. Bir de beyaz küçük bir çanta aldım. Banyoya geçip elimi yüzümü yıkadıktan sonra çilek kokusunu üzerime bocaladım. Yüzüme garip bir gülümseme yerleştirdim. Kendimi özgür hissediyordum. Bu hissin içinde sarhoş olmaktan korkuyordum. Yüzümü ufak bir nemlendirici sürdüm. Gözüme çarpan pembe parlatıcıyı sürmek istedim. Kapağını açtım ve çilek kokusu burnuma ilişti. Dudaklarımı parlattım ve banyodan çıktım kendime bakma gereği duymadan. Siyah saçlarımı ellerime düzelterek aşağıya indim. Ayakkabılara baktım ve beyaz bir ayakkabıyı aldım. Telefonum aklıma geldi ve tekrardan yukarı çıkıp telefonumu aldım minik çantanın içine attım. Aşağı tekrar indim ve anahtarı portmantodan aldım. Gözüme çarpan bir kredi kartı ve bir miktar parayı gördüm. Annem benim için bırakmıştı. Şifreyi de bir kağıda yazıp üzerine bırakmıştı. Onları da çantama attım. Aç aç çıkmamam gerektiğini düşündüm dolaptan dün ki yapılan poğaçalardan bir tane alıp peçeteye sardım ve kendimi dışarı attım. Dar sokağa çıktım ve etrafı inceleyerek yürüdüm. Evler çok güzel dizayn edilmişti. Hepsi birbirine benziyordu. Annemin bahsettiği kimsenin uğramadığı evin önünden geçerken bir gözüm takılmadı değil. Durup baktım bir müddet. Gerçekten de kimse uğramamış gibi görünüyordu. Tam devam edip gidecekken üst katta bir oda da perdenin saliselik bir kımıldama olduğunu gördüm. Daha dikkatli odaklandım. Yanlış mı gördüm acaba çünkü kımıldamıyordu. Bir karartı geçti perdenin arkasından. Tedirginliğim tekrar baş gösterince hemen uzaklaşıp yoluma devam ettim.

Ömrümün kim bilir ne kadarlık kesimini geçireceğim bu yer o kadar güzeldi ki her yeri bana cennette yaşadığım hissini veriyordu. Ne kadar yürüdüm bilinmez ama sitenin giriş kısmına geldiğimi anladım. Yaklaşınca bir güvenliğin telefonla görüşerek kulübeden çıkışını gördüm. Sanırım benim yaklaşmamdan dolayı çıktı. Telefonu kapattı ve bana doğru yöneldi.

-Merhabalar hanımefendi.

-Merhabalar. Kolay gelsin. Ben dolaşmaya çıkmıştım ama çıkabiliyor muyum?

Sorduğum şeyin saçmalığını düşündüm. Bir suçlu gibi davranıyordum. Tabi ki çıkabilirdim kime neydi ki?

-Tabi ki hanımefendi. Sessiz sakin bir yerdir buralar dikkatli olun. Ormanlık alan olduğu için hayvan var. Biraz yürüdükten sonra ileride bir köprü var altından nehir akan görmediyseniz oraya gidebilirsiniz.

-Tamam teşekkürler.

Güvenlik kulübesinin yanında annemin de bahsettiği market vardı. İçeriden kendime soğuk bir su aldım. Havalar çok sıcaktı. Yavaş yavaş yürümeye başladım. Kulağıma müthiş bir su akıntısı sesi geldiğinde oraya yöneldim. Ağaçları geçince sağ tarafta müthiş bir ihtişamıyla kocaman bir köprü vardı ve altından çok şiddetli su akıyordu. Görüntü bana o kadar iyi geldi ki ruhumu iyileştirdi.

Köprünün en ortasına geldim ve suyun akışını izledim. Aklımdan geçen fikirle köprüye çıktım ve oturup ayaklarımı aşağı sarkıttım. Gerçekten çok sessiz bir yerdi sadece su sesi vardı ve ben. Çantamdan küçük poğaçamı çıkardım ve manzara eşliğinde hem kendimi hem de ruhumu besledim. Poğaçam bitince telefonum çalmaya başladı. Çıkardım ve bu numaranın cezaevinin numarası olduğunu gördüm. Allah'ım Gül'dü bu kesin hemen açıp kulağıma götürdüm.

-Gül'üm canım kardeşim benim.

-Sus kız miss kokulum. Kardeş olan sensin. Abla olan benim.

Bu söylediğiyle gülümsedim. Gözlerim hemen doldu. İkimiz de aynı anda

-Seni çok özledim.

Bu söylediğimizle ikimiz de ağlamamızı daha fazla tutamadık. Az kalmıştı ama onsuzluk çok yoruyordu. Çok yalnız hissediyordum. Annemle ve Hilal ile kavuşunca tamamlanırım sanıyordum. Yalnızlığım son bulur diyordum ama Gül olmadan daha zormuş.

-Sayende 11 yıldır ilk kez birini aradım şapşal. İyi ki varsı, iyi ki seni tanımışım Melal. 11 yıldır buradayım ama ilk kez bir gecem bu kadar zor geçti.

Söyledikleriyle elbisemin etek uçlarından sıktım ve ağlamamı durdurmaya çalıştım. Ne yapsam durmayacağının farlındaydım.

-Ben de seni çok özledim Gül. Hani ilk tanıştığımızda demiştin ya seninle çok yakın olacağız görüyorum diye haklıymışsın.

-Banyo yapabildin mi? Uyuyabildin mi?

-Gibi gibi. Banyoya girdim ama sadece vücudumu yıkadım. Sanırım sen gelene kadar bitleneceğim arkadaşım. Bu söylediğimle güldük ikimizde ama ağlamamız durmadı.

-Uykun peki?

-Kabus gördüm yine sanırım.

-Sanırım?

-Yani bilmiyorum çok gerçekti. Hala daha karasızım gerçek olup olmadığı ile ilgili.

-Kabus görmüşsün işte mis kokulum. Hatırlıyor musun burada da öyle olurdu. Seni nasıl kendine getireceğimi bilemezdim. Am a sen hep gerçekti derdin.

-Hatırlamaz mıyım Gül. Sen olmasan ben nasıl toparlardım ki. On yılın her günü tek tek aklımda.

-Az kaldı çıkacağım ve kavuşacağız miss kokulum. Asla ayrılmayacağız biz. Geldiğim de bol bol yıkanırsın ve uyanırsın.

-Seni bekliyor olacağım Gül'üm benim. Buralar o kadar güzel ki geldiğinde geliriz seninle. Bir köprüdeyim Altından bir su akıyor Gül görmen lazım.

-Göreceğim tabi kızım. Hatta görmekle kalmayacağım. Gelince içine atarız kendimizi.

-Zaten tam senlik hareket , ben de bir düşünmedim değil ama sensiz bir hiç bu bacın cesaretim yok.

-Geleceğim miss kokulum. Onu bunu bırak da sınava az kaldı nasılsın?

-Hazırım işte Gül on yıldır hazırlanıyorum.

-On yıl yirmi gün. Yirmi günü unutmazsan sevinirim.

Gülümsedim, işte bu yüzden Gül. O benimle geçirdiği her bir günü tek tek hatırlıyordu.

-Kapatmam lazım şimdi biliyorsun. Ama arayacağım yine. Sakın açmamazlık etme döverim seni.

Çok içten kahkaha attım. Göz yaşlarımı sildim.

-Sen bu ablalık işini abarttın iyice.

-Abartırım tabi kızım bir yaş bir yaştır. Kendine iyi bak Melal, o sınavı kazan bak.

-Tamam merak etme bu bacın başaracak bu işi de.

-Seni çok seviyorum miss kokulum çok hemde.

Bu söylediğine güldüm ve karşılık olarak nehre karşı kollarımı açtım telefonu ağzıma götürüp bağırarak.

-Ben de seni çok seviyoruuummm.

-Deli kız görüşürüz.

-Görüşürüz.

Ve telefon kapandı. Bir süre telefondan gözümü alamadım. Gerçekten zordu Gül'ün olmadığı bir dünyada yaşamak. Yaşlarım süzülürken bir şarkı açtım telefonumdan.

Boylu boyunca taşa uzandım. Nehre karşı saatlerce uzanarak şarkılar dinledim. Kendimi o kadar huzurlu hissediyordum ki burada şimdiden uğrak mekanım olmuştu. Annem demişti gerçi , ''çok güzel bir köprü var sen çok seversin'' diye haklıydı. Çok sevmiştim ve Gül ile gelmek için sabırsızlanıyordum. Gökyüzünün maviliği bulutların kocaman ve kar yumağı gibi oluşu cezaevinin soğuk duvarlarının yanın da adeta cennetti. Havanın kararmaya yakın oluşuyla toparlandım ve köprüden indim. Geldiğim yolu gerisin geri yürüyerek siteye döndüm.

Güvenliğe ufak bir baş selamı verdim. Karşılığında kendisi de kilitli kapıyı açtı ve içeri geçmeme izin verdi. Eve kadar yürüdüğümde ışıkların açık oluşundan annemlerin geldiğini anladım. İçeri girdim ve ayakkabımı çantamı bıraktım portmantoya. Annem mutfaktan kafasını çıkardı ve bana baktı.

-Kızım nereye gittin şimdi seni arıyordum.

-Dolaştım annem biraz, buralar çok güzelmiş anne. Bahsettiğin şu köprüye gittim gerçekten de dediğin kadar güzelmiş annem.

-Buraları çok seveceğini biliyordum kızım sevindim. Aç mısın sen. Bulaşık falan görmedim bir şey yemedin mi sen hiç?

-Yedim anne, poğaçalarından yedim.

-İyi yaptın kızım. Gel akşam için bir şeyler hazırladım. Hilal'de gelir şimdi banyoda o da.

-Tamam annem.

-Bu arada üzerindekiler çok yakışmış annem çiçek gibi görünüyorsun.

-Teşekkür ederim annecim. Ben geliyorum birazdan.

-Tamam kızım.

Odama geçip üzerimdekileri çıkardım ve yerine yerleştirdikten sonra geceliklerimi geri giydim. Elimi yüzümü yıkayıp aşağı indim ve annemin hazırladığı sofraya oturdum. Hilal de gelmişti.

-Oooo hanımefendi. Ne yaptınız gezebildiniz mi?

-Evet buralar çok güzel Hilal. Bayıldım buralara.

-Biliyorum ablam tam senin o güzel ruhunu yansıtıyor. Hafta sonu birlikte gezeriz. İzin alamadım çünkü. Annem de pazar günü boş hem. Orduya ineriz, oralar daha güzel hem.

-Olur ablacım.

-Olur tabi güzel kokulum. Artık hep bir aradayız.

-Gül aradı bu gün anne.

-Yaaa nasılmış, ne diyor? Bir ihtiyacı falan var mı gönderelim.

-Onun ihtiyacı olan tek şey benim anne, benim de o.

-Yapma kızım böyle az kaldı zaten o da gelecek hem.

-Biliyorum annem.

Sonrası sessizlikti. Yemekler yendi ve toplandı. Annemin Hilal'e kahve kilitlemesi ile bahçeye çıkıp oturduk. Herkes sessizdi, Ne kadar huzurlu olduğumuzu düşündüklerine eminim. Çünkü benim de düşündüğüm şey buydu. O pisliğin olmayışı ve lanet gecenin yaşanması sonucu bu kadar huzurluyduk. Demek ki hiç olmasaydı bu kadar huzurlu bir hayatta mümkündü. Ama biz bu yaşamı hak etmek için büyük bir bedel ödemiştik. Hilal hepimizin bu düşüncelerini dile getirdi.

- Çok huzurlu bir akşam. Bu huzurlu akşamı yaşamamızın sebebi her ne kadar o pislik olsa da.

-Kızım şşş sakin ol hiç hatırlama bu günleri. Artık o yok ve biz çok mutluyuz. Bunları hatırlayıp kendinizi yıpratmayın.

-Öyle tabi anne ama ne yapayım varlığı için nefret etsem de yokluğuna şükür ediyorum.

Sessiz kalmayı tercih ettim. Annem bu sessizliğimin farkında olan ilk kişiydi.

-Melal'im iyi misin kızım?

-İyiyim annem.

-Kızım sana bir şey söyleyeceğim ama ne tepki vereceğini bilemediğimden söyleyemedim.

-Söyle annem.

-Senin için bir terapist ile konuştum. Eğer istersen senn....

-Anne iyiyim ben. Bir şeyim yok.

-Muhakkak kızım ama olsun kolay şeyler yaşamadın. Bir git belki san da iyi gelecek.

-Bakarız annem. Ben gidiyorum uyuyacağım biraz. Yoruldum sanırım.

-Tamam kızım nasıl istersen.

-İyi geceler size.

Arkamdan ikisinin de iyi geceler dileklerini işittim ama kaçtığımın farkındaydım. Tüm her şeyi unutmak isterken hiç tanımadığım birilerine anlatacak olup tekrardan hatırlamak istemiyordum. Bu yüzden evet kaçıyordum. Sadece sınava ve hayallerime kavuşmanın derdindeydim.

...................................

2 HAFTA SONRA

Koskoca iki hafta geçmişti ve beklediğim gün gelmişti sonunda. Annemlerle birlikte sınava gireceğim okulun önünde bekliyorduk. Yıllardır beklediğim bu anın şuan içinde yaşıyor olmak beni çok mutlu ediyordu. Okula gireceğim sırada annem yine tuttu kolumdan.

-Kızım dur bak heyecanlanma tamam mı? Biz buradayız zaten. Yapacağından hiç şüphem yok.

-Anne inan heyecanlı değilim merak etme beni sen.

Aslında ufaktan nabzım yokluyordu. Her ne kadar cezaevinde defalarca kez bunları yapmış olsam da gerçekte hissettirdiği şeyler daha zorlayıcıydı. Annemi öpüp içeri girdim. Kağıdımı gösterdim, üst araması tamamlandı ve sınıfıma ilerledim. Sınıfımı bulup sırama oturmamla gerginliğim arttı. Kendimi sakinleştirdim ve önüme konan kitapçıkla sürenin başladığını işittim. Sayfaları açıp tek tek kontrol ettim soruları. Çok garipti ama sanki tüm soruları daha önce görmüş gibiydim. Hemen çözmeye başladım. Tüm soruları çok rahat çözdüm. Tekrar tekrar hepsini kontrol ettim. Cezaevinde çözdüğüm sorulara benziyordu. Tüm cevaplandırmalar bitti ve ilk kalkan ben oldum. Sadece bir saat yirmi dakika da çözmüştüm ve herkesten önce bitirmiştim. Görevli öğretmen masamda bırakmamı ve çıkabileceğimi söyledi. Çıkınca gözlerim annemi ardı görünce yanlarına ilerledim. Beni ilk fark eden Hilal'di.

-Abla ? Neden bu kadar erken çıktın bir şey mi oldu?

-Güzel kokulum?

-İyiyim merak etmeyin. Sadece erken bitirdim o yüzden çıktım. Bir sorun yok.

-Vaay ablam bu ne hız ha . Türkiye birincisi mi olacaksın başımıza.

-Olur tabi benim kızım. Çok akıllı bir kere. İsterse her şeyi olabilir o.

Gülümsedim.

-He tabi ya anne. Beni beklerken bana demiştin ki '' olsun seneye de girersin.''

-Sus kız ablan o senin onu mu kıskanıyorsun.

-Hayır anne de bana olan güvenin biraz üzdü yani.

-Hadi, hadi gidip gezelim. Bu da bitti çok şükür. Ne zaman açıklanır bu arada bu sınav sonucu?

-Bu senelerde çabuk açıklanıyor annem. Haftaya , en geç iki haftaya açıklanır.

-O kadar çabuk mu ya eskiden aylar sürüyordu açıklanması.

-Eeee o eski de kaldı abla.

Bu söylediği ile yüzüm düştü. Tabi ki her şey aynı kalacak değildi ya. Annemse bu söylediği yüzünden Hilal'in götüne şaplağı indirdi. Gülümsedim.

-Patavatsız seni. Şu dilini ne zaman tutacaksın sen!!

-Ay abla valla özür dilerim öyle çıktı bir an ağzımdan.

-Saçmalama sorun değil Hilal. Haklısın tabi her şey eskiden ki gibi olacak değil ya. Teknoloji denen şey gelişiyor.

-Bak anne sende bana hep kızmaya yer arıyorsun ablam darılamamış bile.

-Olsun sen tut yine de o çeneni aklına gelen her şeyi pat diye söyleme.

-Tamam ya.

-Anne kızma kıza bir şey demedi zaten. Hadi gidelim soğuk bir şeyler içelim. Ben çok bunaldım bu sıcaktan.

-Cansın güzeller güzeli ablam gidelim hadi.

-Çarşı yakın, yürüyelim sahil kenarında bir yer var oraya otururuz.

-Tamam.

Kol kola girip hep beraber çarşıya doğru ilerledik. Soğuk bir şeyler alıp gün batana kadar sahilde oturduk. Üzerimde hissettiğim bakışlar vardı. Sürekli etrafı kontrol etme gereği duyuyordum. Kendimi takip ediliyormuşum hissine kaptırıp duruyordum. Annem kalkıp taksi çevirdi ve eve geldik. Mahalleye gelince bir rahatlama geldi. Kendimi daha rahat hissediyordum. Bu iki hafta da annemlerle bir hafta sonu koca orduyu gezmeye başladık. O kadar güzel bir şehirdi ki kendimi kaptırmadan duramıyordum. Bu süre zarfında ara sıra kendimi izleniyormuş hissine kaptırıyordum. Özgürlüğüme yoruyordum bunları, çünkü cezaevinde geçen koca on sende sürekli gardiyanlar tarafından gözetlenmenin bıraktığı hasardı sanırım. Her şeye rağmen özgür olmak çok güzeldi. Gül'ün de bu özgürlüğü tatmasını sabırsızlıkla bekliyordum. Aramıza katılmasına iki buçuk hafta kalmıştı sadece. Şuan ise onun aramıza katılmasını iple çekiyordum.

Bir de bu gün girdiğim sınavın açıklanmasını sabırsızlıkla bekliyordum artık. Kendimden her ne kadar emin olsam da yine de meraklanmadan edemiyordum. Hayallerimle aramda sadece bir hafta kalmıştı daha sonrasında ise tercihler ve mesleğimi elime almak. Hayallerime kavuşana kadar uzun bir süre beni bekliyordu ama yine de bunu yapacaktım. Kaç yaşına gelmiş olursam olayım tüm hayallerimi gerçekleştirecektim.

.........................

BİR HAFTA SONRA

Elimde telefon siteyi yenileyip duruyordum. Hilal ise bilgisayardan girmeye çalışıyordu.

-Girdim abla girdim buradan, gel kapattım elimle hazır mısınız?

Kalbim yerinden fırlayacak gibiydi.

-Hadi gir kız heyecan yaratma.

Annemin söylediğiyle kıkırdadım ve ellerimi kalbime koydum Hilal'in tepkisine baktım. Ufaktan yüzünü üzgün yaptı.

-ABLAAAA, TÜM ALANLARDAN BİRİNCİ OLMAK NE DEMEK.

-Nasıl yani?

-Şu demek oluyor ki karşımızda Türkiye birincisi duruyor.

-Vallahi de kız, ablan birinci mi oldu yani.

-Evet vallahi anne kızın bir zeka küpü. Herkes sınavın ne kadar zor olduğundan bahsedip dururken, senin zeka küpü kızın birinci olmuş. Tebrik ederim valla abla büyük başarı bu yaptığın.

Kollarını bedenime doladı fakat ben şoka girmiştim. Başarmıştım, gerçekten hepsini doğru yapmıştım.

-Ablaaa huuuu kendine gel.

Sarsması ile çığlık atmaya başladım. Kahkahalar havada uçuşuyordu. Sevincimize annemde ortak oldu ve deliler gibi dans etmeye başlayan Hilal beni de kendiyle oynatıyor, zıplatıyordu. Şimdi istediğim mesleği seçmemde hiç bir engel kalmamıştı.

-Ablaa bu puanla var ya seni almayacak okul yok ne yapacaksın?

-Ben zaten karar vermiştim ne olacağıma. Yıllar önce verilmiş bir sözüm var kendime de birine de o yüzden doktor olacağım. Tıp yazacağım.

-İyi valla doktor hanım şimdiden tebrikler.

Annemse aniden yüzü düştü. Bu hali sevinmediğini aklıma getirdi.

-Anne sevinmedin mi sen?

-Sevindim kızım sevinmez miyim? Sadece, başka bir yere tercih vermeyeceksin değil mi ayrılmayacaksın burada okuyacaksın.

-Tabi ki annem burada okuyacağım. Burada ki üniversite de Tıp vardır muhakkak sizden asla ayrılmam bir daha.

Annemin böyle düşünmesi içimi burktu. Ne çok korkuyordu ayrı düşmekten. Onun bu korkusuna karşın başka bir şehirde okumayı düşünemezdim. Çok yükseklerde gözüm yoktu, Ankara'da Hacettepe'de Tıp okumak gibi. Ben şuan bu gerçekleşen ana bile razıydım. Bu bile bana hayallerimin büyük bir kısmına ulaşabildiğim anlamına geliyordu. Annemlerden bir daha ayrılmak gibi bir niyetim yoktu. O yüzden burada okuyabilirdim.

-Hadi bu anı kutlayalım. Ne yapalım, nereye gidelim.

-Ben bilmem ki , yani öyle çok kutlamalık bir şey de yok. Evde kalalım zaten şu iki haftadır geziyoruz.

-Olmaz öyle güzel kokulum. Çok büyük bir şey başardın sen. Tabi ki kutlayalım.

-O zaman şöyle yapalım anne. Dondurma alalım ve bir film açıp bahçede izleyelim.

-Okur annem sen nasıl istersen öyle yapalım.

-Hilal annem git çeşit çeşit al da gel.

-Dur anne Hilal gitmesin ben gidiyim. Hem öğrendim de buraları bana da gezmek olur.

-Tamam annem nasıl istersen sen.

Üzerimde geceliklerim vardı yine. Ne yapayım cezaevinden alıştım çıkarmamaya eve gelir gelmez geçiriyordum üzerime bir de burada havalar çok sıcaktı. Hilal'in o zevklerineyse ayak uydurmak zordu. Çünkü her kıyafet, her gecelik, her çamaşır oldukça gösterişliydi. Fakat benim bol giyinme kurallarıma uymuyordu bu durum. Çıkarmaya üşendiğim geceliğimin hırkasını üzerime çektim. Dışarı çıkıp kulaklarım ağzımda markete doğru yol aldım.

Markete vardığımda güvenliğin de beni görmesi ile kulağında ki telefonu indirdiğini ve elinde küçük bir kargoyla çıktığını gördüm. Bana doğru geliyordu.

-Melal Hanım iyi günler. Bu kargo şimdi size geldi efendim.

-Teşekkür ederim ama ben kargo beklemiyordum.

-Bilmiyorum ben de efendim. Size geldiğini söyledi kargocu . Bırakıp gitti.

Elinde ki telefondan bir ses geldi fakat benim duyacağım kadar değildi. Telefonu kulağına tekrardan götürdü. ''Tamam efendim.'' diye ikiledi ve kapattı.

-İyi günler efendim size. Benim dönmem gerek yerime.

-İyi günler kolay gelsin.

Baş selamı verip yerine döndü. Bense marketin karşısında bulunan kaldırıma oturdum. Elimde ki cüzdanı çimenlere koyu kargoyu inceledim. Gönderen bilgisi yerinde bir şey yazmıyordu. Nasıl olurdu da bir kargo da gönderici adı yazmaz ki diye düşündüm. Kargoyu elimde evirip çevirdim. Acaba ne olabilirdi bu şey. Hayır hani bir şey almış olsam anlardım ama kimdi bu. Daha fazla düşünmedim ve kargoyu açtım. İçinden beyaz bir doktor önlüğü düştü ayaklarıma. Bir de küçük bir not iliştirilmişti. Kim olabilirdi bu, daha az evvel öğrendim ben sonucu. Notu elime aldım ve tıpkı cezaevindeyken gelen küçük notlar gibiydi. Küçük kare mavi bir kağıttı ve üzerinde sadece ''Tebrikler '' yazıyordu. Vay canına bu her kimse kendisi benim cezaevindeyken kontrol etmesi için denemeleri yolladığım kişi olmalıydı. İyi de nereden biliyordu. Ben sadece Murat Savcıya bir söz vermiştim. Kimse bu durumu bilmiyordu. Ben az önce öğrendim. Nasıl bu kadar hızlı olabilirdi ve en önemlisi kimdi bu kişi. Aklıma Murat Savcının '' her ay birine zekasına çok güvendiğim birine kontrol ettireceğim'' lafı geldi. Kimdi bu zekasına çok güvendiği. Arkadaşı falan olsa gerek diye düşündüm. Önlüğü elime alıp kaldırdım ve baktım. Oldukça ihtişamlı duruyordu. Kollarımı geçirip üzerime giydim. Kafamı kaldırıp etrafa bakma isteği ile doldum. Sanki beni birileri izliyor gibiydi. Fakat etraf evlerle doluydu. ve sitenin önünde arabalar vardı. Burada öylece durmuş bu yaptığımdan utandım. Hemen toparlandım ve önlüğü kıvırıp kargo paketine geri sıkıştırdım. Notu da elimde sıktım ve cüzdanı alıp markete girdim. Hemen dondurmaları aldım koşar adım eve döndüm.

-Nerede kaldın kızım bir gittin gelmedin.

-Tuvaletim geldi anne dondurmalar ayakkabılığın orda bir gidip geliyorum hemen.

Odama koşar adım çıktım ve buraya geldiğimde yerleştirmediğim adeta bir sır gibi sakladığım denemeleri ve notları aldım. Cezaevinden beridir sakladığım notlar. Notu öbür notlarla yan yana koydum. Hepsinin yazısı aynı kişi elinden geçmişti çok belliydi çünkü yazısı çok güzeldi. Önlüğü ise alıp dolabımın içinde kalın bir montun iç kısmına astım. Asarken üzerinde bir şey dikkatimi çekti. Göğüs kısmında Dr. Melal KAYA yazıyordu. Bu gerçekten çok farklı hissettirmişti. Gözlerim doldu ve bana bu kadar içten inanan ve güvenen biri olduğunu bilmek beni epey gururlandırmıştı. Bu her kimse daha çok merak etmiştim. Benim hayallerime benden daha çok sarılan biri vardı ve bu kişinin kim olduğu beni epey merak ettirmişti.

Annemin seslenmesiyle toparlandım ve kendime geldim.

-MELAAALL KIZIM HADİ GEL BAHÇEYE ÇIKIYORUZ BİİİZ. HİLAL BİR FİLM AÇTI GELSİN ARTIK DİYOR.

-TAMAM ANNEEE GELDİİİMM.

Elime yüzüme su tutup toparlandım ve aşağı indim. Bahçeye çıktım ve annemlerin kurulduğunu gördüm. Yanlarına katıldım ve yan yana oturmuş olan annemle Hilal'e katıldım. Başımı annemin dizine yasladım ve Hilal'in filmi başlatması ile bana da bir dondurma kasesi verdi annem. Uzandığım yerden filmi izlemeye koyuldum. Her ne kadar filme baksam da zihnimi oraya veremiyordum. Aklım tamamıyla bu notları gönderen kişideydi. Acaba bir kadın mıydı yoksa erkek m? Genç miydi yoksa yaşlı mı? Bunlar düşünürken Kendi kendime fikir yürütüyordum. Bir erkek olmalıydı çünkü Murat Savcının bir kadınla arkadaş olabileceğine inanmamıştım. Muhtemelen on sene evvel gördüğüm Murat savcının yaşlarında olmalıydı. Belki bir profesör falandı. Oldukça zeki olmalıydı bu kişi ki her gönderdiğim denemelerde açıklamalarla yapamadıklarımı anlatmıştı.

Bu Murat Savcıya ulaşabilir miydim acaba. Hem ona verdiğim sözü tutmuş olduğumu paylaşmak hem de bu notların sahibine teşekkürlerimi iletmek istiyordum. Düşünceler arasında boğuşurken, zaten zar zor uyuduğum bu günlerde, annemin saçlarımı yavaş yavaş okşaması ile kendimi uykunun kollarına teslim ettim.

..........................................................

1 HAFTA SONRA

Tercihlerimi vermiştim. Ordu da en başa tıp ve sağlık alanına dair yüksek puanlı yerleri yazdım. Haftaya da açıklanma zamanıydı. En güzeli ise bir buçuk hafta sonra Gül geliyordu ve ben ona kavuşacaktım. Bu haberi ona daha henüz vermemiştim. Haftada bir kez arama hakkımız vardı ve o sadece Türkiye birincisi olduğumu biliyordu. Bunu duyunca delilere dönmüştü. Ordu'ya iki kez indiğimizde üniversiteyi görmüştüm. Oldukça büyük bir yerdi ve ben sıkı bir çalışmayla her şeyin üstesinden geleceğime inanıyordum. Geç başardım ama çabuk bitirmek için her şeyi yapacaktım...

...........................................................

1 HAFTA SONRA

Verdiğim tercihler arasında birinci tercihim tutmuştu. Ben bir hekim olma yoluna girmiştim bile. Şimdiyse kayıtları oluşturmak için Merkez'e gidiyorduk. Çok heyecanlıydım bu her halimden belli oluyordu. Artık resmi olarak bir üniversiteli olacaktım. Üniversitenin önünde duran taksi ile birlikte indim ve annemle birlikte okuldan içeri girdim. Hala daha her yere annemle gidiyordum çünkü bu yaptıklarımı normal çocuklar zaten ailesiyle yapardı. Benim bu anı yaşamaya layık bir babam olmadığı için ve haliyle bu anlarımı göremeyen annem için onunla geliyordum. Okuldan girip danışmana kadar geldik. Danışmana kayıt için geldiğimizi söyledim ve kimliğimi uzattım. Kimliğimi güler yüzle alan kadın kimliğe bakması ile yüzünde ki gülümseme yok oldu ve bana geri uzatıp

-Yukarıda rektörün odası var sizi bekliyor hanımefendi.

-Neden acaba , sadece kayıt yapıp gidecektik.

-Bilmiyorum bana verilen bilgi bu yönde yüzden sizden ricam gidip görüşmeniz.

-Peki.

Anneme döndüm onun da bana gerginlikle baktığını görüyordum. Umarım düşündüğüm şey değildi. Yukarı çıkıp Rektörün odasına geldiğimde ellerimin titrediğini hissettim. Kapıyı tıklayıp içeri girdim. Anneme dışarıda beklemesini söyledim.

-Merhabalar efendim. Ben Melal Kaya. Görmek istemişsiniz.

-Evet kızım hoş geldin. Gel otur böyle. Seninle konuşmak istedim. Çünkü biliyorsun sen Türkiye birincisi olarak derece yaptın. Zekandan yana şüphem yok fakat birinci de olsan siciline baktık ve bir olay gördük bu pek hoşumuza gitmedi.

Evet işte korktuğum oluyordu. O pislik ölmüştü ama iki eli hala yakamdaydı ve bırakmaya niyeti yoktu. Kabusum olduğu yetmezmiş gibi hayallerimi de öldürüyordu. Cümlesinin devamını bildiğim için ayağa kalktım ve sözün kestim çünkü oturursam ağlayacaktım haykırarak.

-Anladım efendim. Açıklamanıza gerek yok.

-Kızım üzgünüm ama okulun adının böyle bir dedikoduya karışma ihtimalini göze alamayız. Sen şansını başka yerde dene istersen.

-Tamam hocam. İyi günler size.

Odadan çıktığımda annemle göz göze geldik. O yaşlı gözlerime baktığında içimde ki hayal kırıklığını görebiliyordu. Ona sarılıp tutamadığım yaşlarımı serbest bıraktım. Annem anladığı için sarılışıma karşılık verdi ve bana tesellide bulundu.

-Kızım ağlama bak peşini bırakacak değiliz ya. Olduracağız bu işi.

-İyi de anne adam açıkça bunu kabul edemeyeceğini söyledi. Buradan ileriye nasıl götürebiliriz.

-Bulacağım bir yolunu , ben senin emeklerinin çöp olmasına izin vermem.

Yine de içimde ağlayan yanı susturamıyordum. Anneme sarılmış geldiğimiz yolu gerisin geri döndük. Eve vardığımızda hava oldukça kararmıştı artık. Hilal kapıyı açtığında halimizi görünce sorguladı ama benim anlatmaya mecalim yoktu.

-Anne ben odaya çıkıyorum. Dinleneceğim biraz.

-Tamam güzel kokulum.

Odama geldim ve yatağa girip pikeyi kafama kadar çektim. Ağlamalarımı bastırmaya gerek duymadan rahatça bıraktım yaşlarımı ve ağlamaya başladım. Annemler uyuyana kadarsa oradan çıkmadım, bir iki defa geldiğindeyse uyuyor gibi yaptım. Herkes köşesine çekilip uyuyunca odadan çıkıp bahçeye indim. Üzerime gri bir spor bir şort hırka ve yarım atlet takımı çektim.

Spor ayakkabılarımı giydim ve olurda uyanıp merak etmesinler diye sadece biraz yürüyüş yapıp geleceğime dair bir not yazıp portmantoya bıraktım. Evden çıktım ve sitenin çıkışına kadar yürüdüm. Telefonumdan en yakın nöbetçi eczaneyi bulmasını istedim. Annem ve Hilal'in birincilik hediyesi ile yeni bir telefon sahibi olmuştum. Gerçekten teknoloji devrim yaratmıştı. Telefon çok akıllıydı. Pek de yakın olmayan konuma girdim. Güvenlik kulübesine eğildim ve selam verdim.

-İyi akşamlar abi.

-İyi akşamlar Melal Hanım. Bir isteğiniz mi vardı?

-Yok estağfirullah sadece bana bir taksi çağırır mısınız?

-Evet , elbette ama sorması ayıp bu saatte bir sorun yoktur inşallah.

-Yok, sorun yok sadece bir yere kadar gidip geleceğim.

-Biz halledelim isterseniz Melal Hanım siz zahmet etmeyin hiç.

Anneme söyleme ihtimalini göz önünde bulundurunca bu teklifini reddetmek zorunda kaldım.

-Sağ olun ama inanın kadınsal bir ihtiyaç kendim hallederim.

-Anladım tamam o zaman. Ben şöyle hafiften yürüyeceğim siz çağırın taksiyi ben denk gelirim.

-Olmaz Melal Hanım burada hayvan çoktur. Tehlikeli olur siz dışarıda karşıda bekleyin ben hemen arıyorum .

-Peki tamam, öyle olsun. Teşekkürler. İyi geceler.

-İyi geceler Melal Hanım.

Ben dönüp karşı kaldırıma oturdum. Keyifim hiç yerinde değildi. Tek ümidimse Gül'ün çıkıp gelmesiydi artık. Yarın çıkacak fakat okulunu dondurduğu için çıkar çıkmaz kayıt işlerini halledip buraya aldıracaktı. Bu yüzden gelmesi iki günü bulacaktı. Buna da sabır diyerek dişimizi sıkıyorduk. Nasıl olacaktı hiç bilmiyorum, ben kendimi başarılı bir doktor yerinde hayal ederken hayat beni işlediğim o suç sıfatından çıkarmıyordu bir türlü '' KATİL''. İnsanların bu kadar gaddar olması ayrı yakıyordu canımı. Kimse kimsenin halinden anlamıyordu. Kimse bir insanı bu suçu işleyene kadar ne yaşadığını sorgulamıyordu. Bazı insanlar vardı safi kötüydü bunlara karşı diyecek hiç bir sözüm yok ama bazı insanlarsa suçsuzdu. Bende onlardan biriydim buna mecbur bırakılmıştım.

Sitenin kapısından bir araç geldi ve durdu. Bu saatte kim gelirdi ki eve. Saate baktım ve gece iki olduğunu gördüm. Çok geç bir saati eve gelmek için. Ama burasıda sırlarla dolu bir siteydi. Herkes gizli bir şeyler yaşıyor gibi geliyordu. Arabanın arkasından taksi geldi. Kalktım ve elimle arkamı temizleyip taksiye ilerledim ve bindim. O siyah lüks arabanın yanından geçerken bir içim ürpermişti. Taksiye atladım ve adam bir manevrayla arabayı çevirdi. Bense gözümü o lüks arabadan alamadım. Görüş açımdan çıktığındaysa önüme dönüp telefonumun ekranını açtım.

-Abi iyi geceler. Burada yazan eczaneye gideceğiz.

Kafamı kaldırdım ve telefonu taksiciye uzattım. Kafasında kep vardı adamın ve boynunda atkısı. aynadan bakmaya çalışsam da yüzünü göremedim. Elim bir iki saniye havada kaldı. Daha sonra elini uzatıp telefonu elimden aldı. Eli alırken elime değmişti. Teni çok soğuktu. Buz gibiydi hatta. İçimi ürpertmişti.

-Bu saatte de zor oluyordur sizin için.

Konuşması için giriştiğim ufak çaba da başarısız olmuştu. Allah2ım bu adam nasıl biri tüylerim ürperdi. Çıkmam hataydı ya başıma bir şey gelirse. Koltuğuma iyice sindim ve essiz kalmayı tercih ettim. Adamı göremiyordum, ne yaptığını da. Telefonu da verdik adama keşke güvenliği dinleyip onun gitmesini kabul etseydim. Telaşımı fark etmiş olacak ki biraz müzik açtı. Farid Farjad diye bir sanatçıydı bu enstrümanı ile insanı mayhoş ederdi. Fikrimden Geceler parçasıydı. Kafamı şarkıya verdim ve bu başıma gelenlerin pişmiş tavuğun bile başına gelmeyeceğini düşündüm. Ben nasıl hayallerime kavuşacaktım. Bu kimsenin bakmadığı sicille nasıl bir okula girecektim ve doktor olacaktım.

-Neden bu kadar mutsuzsun?

Sert sesi beni şaşırttı. Siz biz eki de kullanmaması ise daha çok şaşırttı. Ama sesinde farklı bir şey vardı ve bana çok tanıdık gelmişti. Konuşup konuşmamak arasında gidip gelirken ayıp olur düşüncesi ile cevaplama gereği duydum. Kendimi bu elin yedi kat yabancısına açma fikri çık aklımdan. Adamı bir daha görmem nasıl olsa diye düşündüm ve içimden geleni söyledim.

-Bir okul kazandım fakat gidemiyorum abi.

Bir şeyler mırıldandı sanki ama duymadım.

-Efendim abi bir şey mi dedin?

Derin bir nefes saldı ve yerinde toparlandı. Toparlanan bedeni ile bir nebze aynadan görmeye çalıştım, ama yok nafile göremedim.

-Neden dedim.

-Ha duymadım abi pardon. Ben de bilmiyorum abi. Sanırım benim kaderime de hayal kurmamak yazıldı doğduğum gün. Adımın anlamı bile keder demekken nasıl mutlu olabilirim ki ?

Araba eczanenin önüne geldi ve durdu. Teşekkür edip gitmemesini rica ettim. Eczaneye girdim ve kadına kimlik numaramı söyleyerek raporlu olan uyku hapımdan ve sakinleştiricilerimden vermesini istedim. Uzun zamandır kullanmamak için kendimi zorlasam da geceleri uyuyamıyor olmak, duş alamamak ve hala daha yalnız kalmaktan çok korkuyordum. Bu gün duyduklarımsa beni yeterince tetiklemiş ve unuttuklarımı gün yüzüne çıkarmıştı.

-Poşete gerek yok. iyi geceler.

Eczaneden çıkıp taksiye geri döndüm. Adam ben gelene kadar benden tarafa bakıyordu ben gelince kafasını çevirdi ve elini yumruk yapıp şakağına dayadı. Taksiye bindim ve arabayı çalıştırıp ben söylemeden geldiği yola geri döndü.

-Ne hapları onlar?

Elimde ki hapları hırkamın cebine sokuşturdum hemen. Sanki yakalanmış gibi hissediyordum. Halbu ki cezaevi psikiyatristi ile danışarak kullandığım şeylerdi bunlar. Sadece uzun zamandır bırakma yoluna girmiştik. Gül varken ihtiyacımda olmuyordu ama kendimi buna şuan muhtaç gibi hissediyordum.

-Şey bunlar uyku hapı ve sakinleştirici.

-Neden.

-Uyuyamıyorum ben yalnız.

Bu söylediğim son şey ağzımdan öylece çıkmıştı boşluğuma geldi tamamen adam şimdi diyecek kocaman kadın ne demek yalnız uyuyamamak.

-Kiminle uyuyorsun kullanmadığında.

-Çok değer verdiğim biri var hayatımda onunla ama şuan yok ve bu gün kötü haber aldım o yüzden ihtiyacım var bunlara.

Direksiyonda olan eli bir an sıkılaştı. Bu harekete anlam veremedim.

-Abi yukarıda bir köprü var orada durursanız eğer orada ineceğim.

Bir kaç saniye sessiz kaldı. Adam çok ilginç davranıyordu. Bu halleri beni ürpertiyordu.

-Buralar çok tehlikelidir bu saatte küçük hanım. Evinize gidin lütfen.

Sesi bende bir şeyler uyandırdı. Hayır yanılmıyorum bu sesi hatırlıyorum ben. ''Küçük Hanım'' bu tınıyı hatırlıyorum. Adam siteye geldi ve durdu. Güvenlik gelip kapımı açtı ama ben adama odaklanmıştım. Elimi omuzuna attım ama kendini ileri doğru değmemem için uzattı. Güvenliğin araya girmesiyle hamlem başarısız oldu.

-Melal Hanım buyurun lütfen.

Açılan kapıdan indim, indim fakat kafam hala adamdaydı. Yol boyu 3. çoğul şahıs kullanmayan adam inmeden evvel kullanmıştı. Sessi havaalanında ki adamın sesiydi. Bu adam kimdi ve o adam kimdi. Tüylerim diken diken oldu. Bir şey dönüyordu ama ne? Kafamda susturamadığım sesleri düşünmekten dönüp bakamadım bile. Ama gözüme çarpan şey geldiğimde içer giren siyah arabanın kenara çekip park etmiş olmasıydı. Bu arabanın içindekilerle ilgili bir şey olabilir miydi acaba ? Kafamda binlerce soruyla eve geri döndüm. Evdekilerin uyuduğunu fark ettim. Portmantoya bıraktığım notu aldım yırtıp çöpe attım. Bir bardağa su doldurdum ve haplarla birlikte içip odama çıktım sessizce. Bir süre sonra zaten derin uyku esir aldı bedenimi gözümü yumdum ve daha başıma nelerin geleceğini bilmediğim yarınlara yelken açtım.

.............................................................................................................................................................