8. bölüm / 9
DARAĞACIBÖLÜM 8
Bölümler 9Şu an: BÖLÜM 8
Uçağın tekerlerinin yere değmesi ile düşüncelerimin arasına hapsolan ruhumu serbest bıraktım. Bir gün özgürce hayallerim olan ülkelere seyahat edebilecek miydim acaba? Ama edeceksem bile bu uçağa bindiğimde ki gerginliğimi bir kenara bırakmalıydım. Çünkü havalanan şey sadece uçak değildi yüreğim de buna dahil oluyordu.
Sıkı sıkıya kapattığım gözlerimi açtım ve yavaşlayan uçakta ayaklanan insanlara baktım. Herkes buna oldukça alışmış gibiydi. Gerginliğimi bir kenara bıraktım ve kemerimi çözüp ayaklandım. Bavulumu el bagajından alıp çıktım uçaktan. Karadeniz havasının hep ne kadar güzel olduğunu duymuştum. Bu havalar insana bu dünya da cenneti yaşatırdı. Ciğerlerim adeta bayram etmişti bu havayla. Cebimde bir telefonunun çalmasına alışık değildim o yüzden çalan şeyi ilk başta hiç ciddiye almamıştım. Israrla çalmasının ardından benden olduğuna emin oldum. Aramanın annem tarafından olduğunu görünce hemen açtım.
-Kızım uçak indi piste gördük biz. Geldin değil mi?
-Geldim annecim geliyorum.
-Hah tamam kızım biz içerideyiz zaten gel kuzum.
-Tamam.
İçim içime sığmıyordu. Onları görecek olmanın mutluluğu vardı içimde. Havaalanının içine giriş yaptım ve gözlerimle etrafı taradım. Annemlere çarpan gözlerim müthiş parladı. Annem de beni gördüğü gibi ağlamaya başladı. Hemen onlara doğru koştum. Hilal'in uzayan boyu ve güzelliğine şaşırmayı kenara bıraktım. Annemse yaşlanmış gibiydi. Dertlerin ve bu uzun ayrılığın ondan çok şey aldığını anladım.
Bedenlerine sığdırabilmek için kollarımı kocaman açtım. Onlarda benim gibi kollarını açtı ve o beklenen kavuşma gerçekleşti. Bedenlerimiz sıkı sıkıya sarıldı birbirine. Üçümüz de göz yaşlarımızı tutamadık ve serbest bıraktık bu anı bekliyormuşçasına. Sıkı sıkıya sarıldık.
-Annem, hoş geldin annem. Kurban olurum ben sana güzel kokulum. Kokuna hasret kaldım ben . Ah ne kadar kurdum bu anın hayalini bir bilsen.
-Hoş buldum annem. Ağlama artık kavuştuk bak birbirimize artık. Bundan sonra ayrılık yok bize.
Hilal ise sanki 10 yıl önce bıraktığım çocuk gibi için için ağlıyordu.
-Ablam, canım ablam, kanım ablam hoş geldin tekrardan. Çok özledim abla seni. Bırakma artık bizi.
-Asla bir tanem. Asla bırakmam sizi artık.
Birbirimizden ayrıldık. Annemi yanaklarından öptüm ve yaşlarını sildim. Hilal'e döndüm ve onu da yanaklarından öptüm.
-Sen kocaman olmuşsun Hilal boyun beni geçmiş öğretmen hanım.
-Senin kadar olmasa da ablam.
-Yürü hadi şebek. Gidelim artık anne çok açım ve çok yorgunum.
-Gidelim annem. Gidelim evimize haydi.
Beni ortalarına aldılar. Annem sağımda Hilal solumda sarılarak ilerledik çıkışa doğru. Çıkışa yaklaşınca bir kalabalık grubun bizden önce çıktığını gördüm. Bu Aydın havaalanında gördüğüm korumalardı. Onlar buradaysa o adam da burada olmalıydı. Fakat tek görebildiğim korumaların sırtlarıydı. Biz çıkışa gelene kadar arabalar hareket edip gitti.
Bizse iki saatlik bir yolculuğun ardından, annemin dediğine göre eve yaklaşmıştık. Her geçtiğimiz yer adeta bir cenneti. Kıyıya yakın gidiyorduk sağ tarafım denizdi, sol tarafımsa yeşillerle dolu ucu bucağı olmayan ormanlardı. O ormanların tepesine kurulmuş evler vardı. Pekte güzel görünüyordu buradan. Kim bilir manzarası nasıldı. Arabanın dar sokaklara girişiyle neredeyse vardığımızı anlamıştım. Evler o kadar güzel dilmişti ki. Müstakil evler sıra sıra hepsi aynı renk aynı şekildeydi. İki katlı müstakil evlerin dizildiği satırların arkasında yükselen yeşiller görsel ziyafet veriyordu içime. Evin doğayla iç içe olması beni çok mutlu etmişti. On yılını dört duvara sıkıştırmış biri için yeşillik ve gökyüzü kadar güzel bir şey olamazdı.
Araba yavaşta durdu ve annem taksiciyle ücreti halledip arabadan indi. Annem bavulumu bana fırsat vermeden aldı. Hilal ise sağında dört ev solunda dört ev olan tam ortada konumlandırılan evin bahçesine giriş yaptı. Annemse belimden destekleyip beni yönlendirdi.
(evin dışarıdan görünüşü)
-Hadi gel kızım. Evimize geldik.
Anneme bakıp gülümsedim ve eve giriş yaptım. Bahçesi o kadar güzeldi ki. Tam yaza giriş yaptığımız için annem bahçeyi rengarenk çiçeklerle doldurmuştu.
-Hadi gel abla sana odanı göstereceğim. Bak en büyük odayı sana verdim değerini bil. Ha eğer beğenmedim dersen hemen alabilirim en büyük odayı.
-Ablan olarak asla bunu söylemeyeceğimi biliyorsundur değil mi öğretmen hanım.
Ona böyle seslenmek çok hoşuma gidiyordu.
-Özel sektör mağduru öğretmen diyecektin herhalde abla.
-Saçmalama ne fark eder Hilal gül gibi mesleğin var elinde. Okudun öğretmen oldun miss gibi daha ne demek mızmızlanmak ha.
-Öyle tabi abla haklısın da işte özel sektörün çok ağır çalışma sistemi var.
-Özel veya değil okudun ve bir meslek sahibi oldun. Kimseye muhtaç değilsin. Kendi paranı kazanıyorsun.
-Ablan haklı Hilal mızmızlanma. Hadi kaldınız kapıda gelin içeri.
-Tamam anne
Hilal'e bunu aynı anda söyledik ve birbirimize bakıp gülümsedik. Evden içeri ilk adımımı attım. Eve adım attığım ilk an sadeliği dikkatimi çekti. Annem tam kendine yaraşır şekilde dizayn etmişti. İçeriye girdiğin an evin içi beyazlarla döşenmiş olması içeriyi oldukça ferahlatmıştı. İçeriye ilk girdiğimde sağımda portmanto vardı. ve ilerisinde Amerikan tarzı bir mutfak vardı. Mutfağın hemen karşısında oturma odası olarak kullanılan mutfakla iç içe bir oturma grubu vardı. kapıdan içeri girdiğimde tam karşıda boylu boyunca cam vardı, bu camsa geniş bahçeye açılıyordu.
Ben etrafı incelemeye odaklanmışken annemin seslenmesi isle ona döndüm.
-Hadi gel kızım yukarıda odalarımız. Bu katta mutfak ve oturma alanı var. Bir tuvalet ve banyo da bu katta var. Üst katta bizim odalarımız var. Hadi gel sana göstereyim.
Annemin yönlendirmesiyle yukarı çıktık. Merdivenlerin bitiminde sağda ki ilk olan yerin banyo olduğunu onun yanında olansa tuvalet olduğunu öğrenmiş oldum. Tuvalet ve banyonun karşısında ki iki odadan birinin annemin birininse Hilal'in odası olduğunu söyledi annem. Onların odaları evin ön tarafına bakıyordu ve gayet güzeldi tıpkı evin diğer tarafları gibi sade dizayn edilmişti. Merdivenlerin tam karşısında olan odaysa benimdi. Annem kapısını açıp bana ilk gösterdiğinde odanın gerçekten de çok geniş olduğunu anladım. Odaya girildiğinde sol tarafta bir çalışma masası vardı tam karşısında çift kişilik genişçe bir yatak vardı. Her şey o kadar sade ve güzeldi ki , cezaevinde ki o renksiz soluk koğuşta ki yatağımı hatırladım. Bu yatağı benimsemek zor olacak mıydı acaba? Sadece bu yatağı da değil bu oda bu ev, alışabilecek miydim acaba özgürlüğe.
Düşüncelerimi bölen şey Hilal'in sesiydi.
-Sana demiştim abla en geniş oda senin diye odanda bir banyo bile var. Annem burayı 10 yıldır senin için kapattı girmeme bile izin vermiyor. Memnun kalmadıysan hemen geçebilirim.
Tam karşımda olan kapının banyo olduğunu öğrenmiş bulundum. Annemin benim hala duşa tek başıma giremediğimi ya da hala daha bazı geceler korkudan uyuyamadığımı bilmiyor oluşunu hatırladım. Bunu ona söyleyerek eskilere daldırıp üzme niyetinde olmadığım için ve hevesinin kırılmaması için sessiz kalmayı tercih ettim. Oda arka bahçeye bakıyordu. Batmak üzere olan güneş demek ki dağların arasından bana el sallıyordu. Gülümsedim ve Hilal'i cevapsız bırakmamak adına cevapladım.
-Şansına küs öğretmen hanım. Burayı çok sevdim ve ayrılma gibi bir niyetim yok.
-Aferin güzel kokulum bırakma odanı bu maymuna.
-Maymun mu anne aşk olsun. Senin kızın olduğumu unutuyorsun.
-Ne demek kız o ha. Sen bana maymun mu demeye çalışıyorsun.
Bu dediğiyle ayağına giydiği ev terliğini çıkardı ve gelişi güzel Hilal' fırlattı.
-Anne o nasıl söz öyle ben hiç der miyim sana öyle bir şey.
Hilal kendini odasına atıp kapıyı da kapattı. Bu hallerine güldüm. Annem bu halimi görünce diğerini de çıkarıp benim popoma vurmaya başladı.
-Sen neye gülüyorsun acaba küçük hanım. Anne terliği yemedin hiç herhalde.
Bu dediği ile duraksadı. Neden durduğunu anlamak zor değildi. Evet hiç popoma anne terliği yememiştim. O yüzden bu hiç sorun değildi. Annemin de aklına bu gelmiş olacak ki duraksadı bu söylediğine üzülmüş olmalıydı.
-Sorun yok annem. Ben terliğinden dayak yemek için her zaman buradayım.
-Eşek sıpaları sizi.
Güldü ve yumuşak bir vuruş yaptı.
-Hadi geç odana dinlen duşunu al. Ya da gel önce hazırladıklarımı ye sonra dinlen.
Dinlenmeye ihtiyacım vardı. Her günüm bu kadar hareketli geçmiyordu. O yüzden bedenim çabuk yorulmuştu. Dinlenmem gerekiyordu. Ama benim için bu kadar hazırlık yapmış olmasına ve beni bu kadar özlemiş olmasına karşı gidip öylece dinlenemezdim.
- Hadi ama annem! Ben senin o hazırladıklarına yumulmadan hiç dinlenir miyim? Hadi gel ve bana maharetlerini göster. Sarmalar dolmalar istiyorum ben elinden.
-İyi hadi gel o zaman güzel kokulum benimmm.
Bavulu odaya bıraktık ve aşağı indik. Mutfak ortasında olan adanın üzeri boydan boya yemeklerle doluydu. Tatlılar, yemekler, sarmalar. Sanki bir gün havası vardı evde. Hilal'in merdivenden yankılanan ayak sesleri duyuldu. Kafasını kapı pervazından çıkardı ve annemle tatlı tatlı konuştu.
-Ama ben de senin kızınım Sultanım oluyor mu böyle ilk günden satışlara çıkmam. Küserim bak!
Son söylediği daha çok tehdit eder gibiydi.
-Saçmaladın gene Hilal gel hadi ablanla ye sende.
-Hemen sultanım hemennn.
Gülümsedik üçümüzde. Annemin çıkarmış olduğu servis tabaklarına sevdiğim şeylerden bir yığıntı yaptığını gördüm.
-Anne nasıl yiyeceğim ben tüm bunları. Mide fesadı geçiririm ben o kadar doldurma yeter.
-Ne kadar yemek istersen o kadar ye sende kızım.
Önüme doldurduğu tabağa baktım. Gül'ün en sevdiği kuru sebze dolması ve kakaolu ıslak kekten de vardı. Şimdi burada olsa ne gömülürdü bu tabağa. Yüzüme buruk bir gülümseme yerleşti. Çok özlemiştim onu. Acaba şuan ne yapıyordu. Akşam karanlığı çöküyordu. Muhtemelen yatakta yayılmış kitaplarımı okuyup ağlıyordu. Burada onsuz bu yiyeceklerim boğazıma oturmuştu. Annemin sesiyle kafamı tabaktan kaldırdım.
-Ne oldu kızım beğenmedin mi yoksa?
-Abla istediğin bir şey varsa bir koşu alır gelirim bak.
-Hayır, her şey çok güzel elinize sağlık. Sadece aklıma Gül geldi. Buraya gelirken çok ağladı. Bir de kuru sebze dolmasını ve ıslak keki çok sever. Hep anne elinden yemek istediğini söyler dururdu. Ona göre anneler çok güzel yaparmış sadece. Aklıma geldi üzüldüm biraz.
-Üzülme kızım o da çıkacak az kaldı. O da gelecek ve ben ona da hazırlarım istediği dolma olsun. Sıkma sen o tatlı canını ye şimdi. Bak o kadar yaptım yemezsen darılırım vallahi.
-Abla evet bak sen geleceksin diye günlerdir evi pastaneye çevirdi. Ye yoksa bitmez bunlar.
-Yiyorum annem yemez miyim hiç. On yıl bekledim ben bunları yemek için.
Gülümsedim ve tabağıma koyduklarını yemeye koyuldum.
-Kızım sınavın iki hafta sonra ya istediğin bir kitap varsa söyle ben alırım sana.
-Yok annem yıllardır yaladım yuttum tüm kitapları çalışmak istemiyorum. Sadece bu iki haftayı dinlenerek geçireceğim. Hoş hiç dinlenmemişim gibi.
-Saçmalama kızım canın ne yapmak istiyorsa onu yapacaksın. Hatta yarın üçümüz gezelim sana civarı gösterelim burası çok güzel bir şehir bayılacaksın buraya. Hele bir köprü var altından akan soğuk dereyi gör. En çok sen yakışırsın ama buralara oturup dinlen bol bol.
-Olur annem de senin işin yok mu?
-Var da ne olacak izin alırım kızım. Hilal'im sende izin al annem yarın ablanla bir güzel gezelim.
-Olur annecim nasıl istersen.
-Anne aklıma takılan bir şey var sorucam diyorum da unutuyorum. Bu ev bu muhit sanki biraz pahalı gibi. Yani demek istediğim sen o zaman o evi ne kadara sattın da nasıl aldın bu evi?
-Kızım sana demedim ama o Murat Savcı'nın sayesinde oldu her şey o evi çok ucuza satmak zorunda kaldım. İçinde yaşanandan ötürü kimse pek yanaşmadı. Mecbur kalıp uyguna sattım. Ama Murat Savcı bir gün ziyarete geldi evi satıp satamadığımızı sordu, söyledim durumu bizi kendisinin de memleketi olan bu şehre gelmeye ikna etti bu evde onun evlerinden biriymiş. Kısa süre öncesine kadar satılığa çıkardığını söyledi. İlk başta bize mülkü direk verebileceğini söyledi, bunu kabul edemezdim. Bu yüzden ücreti karşılığı kabul ettim bu durumu. Çok uyguna verdi bu evi bize. Sattığımız o evin parasına saydı ve aldı bizden evi. Yan evin sahibinin de oğlu olduğunu söyledi bir sorun olmayacağını güvenilir yer olduğunu söyledi. Biz de kabul ettik. Hilal'e okul bursu bağladı. Bana şuan çalıştığım yerden iş buldu. Emekliliğime zaten az kaldı. Bir iki haftaya dolduruyorum. Yani anlayacağın o Murat savcının sayesinde kendimize burada çok güzel bir hayat kurduk. Onu karşımıza Allah çıkardı kızım.
-Anladım annem. Allah gerçekten ondan razı olsun. Nasıl öderiz tüm bu iyiliklerinin karşılığını bilmiyorum hiç.
-Öyle kızım..
-Oğlu mu yaşıyor dedin yan evde.
-Hayır yaşamıyor, yani evin sadece sahibi olduğunu söyledi. Ev biz buraya taşındığımız günden beridir boş. Yani içeride eşyalar var dayalı döşeli ama kimse gelip gitmiyor. Bir kaç ayda bir temizlemeye kadın geliyor sonra gidiyor o kadar. Yani yaşayan yok ev boş. Ama mahalle çok güvenilir. Herkes birbirini tanıyor. Sıcacık bir mahalle burası. Bir kaç noktada güvenlik var koruyorlar mahalleyi, Mahalle sakinlerinin hepsi oldukça zenginler hepsi de devletin önemli yerlerinden emekliler. Ya da hepsi devletin gizli ve önemli yerlerinde iş yapan insanlar. Çok şükür sevenimiz çok burada koruyup kolluyorlar yardımcı oluyorlar her konuda.
-Peki benim durumumu biliyorlar mı?
-Hayır kızım bilmiyor kimse. Murat Savcı söylemenin bir gereği olmadığını söyledi. Ama sanırım bazılarının kocalarının durumdan haberi var. Çünkü hepsinin Murat Savcı ile bağlantısı devam ediyor. O da bizi koruyor ne söyledi bilmiyorum.
-Anladım annem. Ben çok yorgunum. Çıkıp biraz dinlensem olur mu?
-Olur tabi kızım. O ne öyle izin istemek. Burası senin evin. Ne yapmak istersen özgürse yapabilirsin hiç bir şey için izin istemene gerek yok.
-Tamam annem benim görüşürüz o zaman.
-Görüşürüz güzel kokulum.
-Beni unuttun ama iyi uykular sana ablam.
-Seni unutmak ne mümkün öğretmen hanım.
Her ikisinin de yanaklarına sulu bir öpücük kondurdum. Merdivenlerden yukarı çıktım. Odaya girip kapıyı örttüm. Etrafı az önceye nazaran daha detaylı inceledim. Her şeyi ile çok güzel dizayn edilmişti. Kitaplık raflarında dolaştırdım parmaklarımı. Hepsi benim seveceğim türden kitaplardı. Annem bana dair hiç bir şeyi unutmamıştı. Gardırop önüne geldiğimde açtım. Gördüğüm karşısında oldukça şaşırdım. Daha üzerinde etiketi duran bir sürü kıyafet vardı. Annem benim için bunu bile yapmıştı. Kim bilir ne zaman dan beridir almıştı ve gelmemi bekliyordu. Hilal'e dokundurtmadığına bile eminim. Bu düşündüğümle güldüm ve çekmecelerden birini açtım. Annem onları da gecelikler ve iç çamaşırları ile doldurmuştu. Tabi ki hiç birinin etiketi koparılmamıştı. Banyoya yöneldim ve ışığı açıp etrafı kontrol ettim. Bir duşa kabin yanında bir klozet ve lavabosu vardı.
Annem burada bile her şeyimi düşünmüştü. Çilek kokulu her şey vardı. Duş jelleri, şampuanlar, losyonlar, havlular, kremler hatta makyaj malzemeleri bile. Hiç o kadar çok makyaj yapan biri olmamıştım. Düzgün bir yüzüm vardı. Çok nadir yapardım. Hatta şu on yıl içinde yaptığımı hatırlamıyorum bile. O yüzden bu saatten sonra ihtiyaç duyup duymayacağımsa meçhuldü .
Odaya dönüp çekmecelerden temiz çamaşır takımı ve temiz bir gecelik takımı aldım. Banyoya geri döndüm. Duşa girmeyi ne kadar çok istesem de bunu tek başıma yapamayacağımın da farkındaydım. Bunun yerine bedenimi boydan aşağı yıkayacaktım. En azından buna ihtiyacım vardı. Üzerimdekilerden kurtulup kirli sepetine attım. Duşa girdim ve suyu ayarladım. Bedenimden aşağı sıcak suyu tuttum. Bu sırada gözlerimle karşıyı hep kontrol ediyordum. Elime duvarda gömme yapılmış yerde duran duş jellerini aldım ve çilek kokusunu çektim içime. Tıpkı ben gibi kokuyordu. Bedenimi köpürtüp iyice yıkandım. İçimde garip bir huzursuzluk oluşunca suyu hemen kapattım. Bu hissi biliyordum. Hemen dışarıda olan havluyu alıp bedenime sardım. Banyodan dışarı çıktım. Işığı kapatıp yatağa yöneldim. Yatakta oturup huzursuzluğumun geçmesine müsade ettim. Rahatlayınca banyoya tekrar girdim. Kuruduğum için havluyu asıp iç çamaşırlarımı üzerime çektim. Annem tam bedenime göre almayı nasıl başarmıştı. Çok kilolu biri değildim. Fakat zayıfta değildim. Oldukça kıvrımlı ve bir bedenim vardı. Belim incecik kıvrımlı, kalçamsa çıkıntılıydı. Göğüslerim dolgun ve topluydu. Beyaz tenime en çok yakışan şey ise saçlarımın siyahlığıydı.
( Kızımızın görünüşü)
On senenin sonunda oldukça büyümüştüm. Artık çocuk değildim. Yetişkin alımlı bir genç kadın olmuştum. Daha önce hiç bedenime bakma gereği duymamıştım. Gül her zaman söylerdi ''çok güzelsin kızım bu güzellikle ne canlar yakarsın'' diye ama ben bu güzellikle sadece kendi çocukluğumu yakmıştım orası ayrıydı. Aşık olur muyum bilmem ama kendimi bir gün birilerinin kalbine yer edinmiş ve evli ve mutlu göremiyordum. Çünkü kim katil birini kendine eş yapardı. Yada kim katil ve cezaevine girmiş birini ailesine katardı ve ondan çocukları olsun isterdi. Bu yüzden tek tutunduğum ailem ve hayallerimdi. Başka bir şeye hiç bir zaman yer açmaya niyetlenmemiştim.
Üzerime tam oturan ve oldukça alımlı gösteren koyu yeşil çamaşır takımıyla banyodan çıktım. Alt üst puantiyeli pijama takımını elime aldım ve yatağıma bıraktım. Kitaplığa yöneldim ve okuyacak bir şeyler aradım. Bir tanesinde karar kılıp yatağıma yönelip, pikemi kaldırdım içine girdim. Havalar zaten oldukça sıcaktı. Kendimi yeterince sıcaklamış hissettiğim için böyle uyuma niyetindeydim. Daha sonra içeri annem ya da Hilal ansız girebilir endişesi ile bu kararımdan vazgeçtim ve kalkıp giyinmeye karar verdim. Camdan dışarısı dikkatimi çekti. Karanlık tam anlamıyla çökmüştü. Yan ev bahçesi ise oldukça karanlıktı. Bir şey sanki hareket etti sandım fakat şüpheye düştüğümü düşünmek daha olasıydı. Çünkü annem taşındıklarından beridir kimseyi görmediğini söylemişti. Arka bahçemize odaklandım. Ne kadar da güzeldi.
Annem bahçeyi bile cennete çevirmeyi başarmıştı. Gece karanlığına vuran ay ışığı tam da hayalini kurduğum o özgür geceleri anımsatıyordu. Bu fırsat kaçmazdı muhtemelen annemler uyumuştu. Perdeyi bırakıp içeri geçtim ve yatağa dönüp çamaşırlarımın üzerine puantiyeli gecelik takımımı çektim. Az evvel okumaya niyetlendiğim kitabı da elime alıp odadan sessizce çıktım. Işıklar kapalıydı muhtemelen annemde Hilal de uyumuştu. Ben de olabilecek en küçük adımlarla merdivenlerden aşağı indim. Mutfak dolaplarında döşenmiş led içeriyi yeterince aydınlatıyordu. Bahçe kapısını sessizce açtım ve kendimi dışarıya bıraktım. Hava oldukça yumuşak ve ılıktı. Bu sessizlikse oldukça hoşuma gitmişti. Bahçenin ortasına konulmuş bahçe takımına baktım ve geniş olana kendimi bıraktım. Masa da duran mini led lambayı gördüm ve yaktım. Kitabı açıp okumaya başladım.
Ne kadar zaman geçti böyle bilmiyorum yan bahçeden bir hışırtı duydum. Deliriyor muyum yoksa odamda da gördüğüm karartı gerçek bir bedene mi aitti bilmiyorum. Kitabı masaya bırakıp çıplak ayaklarımı çimenlere bıraktım. Kalkıp etrafı kontrol etme güdüsü ile dolup taştım. Yan ev çok karanlıktı. Kendi bahçemizden yan bahçeye açılan kapıya baktım. Gidip gitmemek arasında kaldım. Ama içimde ki meraklı keçiyi durduramıyordum. Anahtar üzerindeydi, çevirdim ve bir klik sesi ile kapının açıldığını anladım. Kapı kolunu indirdim ve bahçeye adım attım. Bahçede görünürde hiç bir şey yoktu. İyice tedirgin olduğumu hissettiğim iççin gerisin geri dönüp gidecekken tıpkı bizim gibi bahçesi olan verandada yerde gördüğüm kan lekeleri ile olduğum yerde donup kaldım. Bu da neydi böyle ve kimin kanıydı bu. Yaralı biri mi vardı burada. Daha da yaklaşma gereği duydum ve iki adım daha yaklaştım. Nefes alış verişim hızlandı ve beni o karanlık akşama geri götürdü o kan lekesi. Ellerim vücudumdan ayrı hareket ediyor gibi boğazıma gitti , kendimi kötü hissettim ve alamadığım nefes bedenime daha çok hançer gibi saplandı. Nefes alamadıkça daha çok korkuyor korktukça daha çok nefessiz kalıyordum. Daha sonra ensemde hissettiğim ağırlık ile etraf birden karanlığa gömüldü. Ruhumsa derin bir uykuya dalıp gitti.....
................................................................................................................................................................
Bölüm etkileşimi
