7. bölüm · DARAĞACI

BÖLÜM 7

Seher Bozkuş

7 AY SONRA....

Bu gün burada oluşumun tam yedinci ayı. Geçen bu süre zarfında sadece uyuyor ,uyanıyor, kahvaltı yapıp ders çalışıyor ve tekrar akşam öğününü yapıp tekrar ders çalışıyor en sonun da uyuyordum. Bedenimin alışmış olduğu bu rutine oldukça ayak uydurmuştum.

Gül ile bu sürede oldukça yakın iki dost olmuştuk. Kendisinin o cıvıl cıvıl ruh halinin altında aslında ne kadar da duygusal, narin ve kırılgan bir kız çocuğu olduğunu hemen fark etmiştim. Çünkü bazı geceler herkes köşesine çekilip uyurken, onunsa ağladığını hissedebiliyordum. Özellikle annemle ve kardeşimle olan sıcak anlarımızı anlattığım günün akşamları daha çok içine kapanırdı. Bunun onu yaraladığını anladığımda bu tarz muhabbetleri ona anlatmamam gerektiği kanaatine varmıştım.

Annemler ise beşinci ayın sonun da tüm işlemler bittikten sonra savcının da onlara destek çıkmasıyla o evi satmış ve Artvin'e taşınmışlardı. Çok özlediğim ailem ile aramda 1563 km vardı. Onlarla haftada bir gün telefonla görüşebiliyordum. Ordu'nun bir ilçesi olan Arhavi'de gayet sakin ve yeşillerle dolu bir yerde bir hayat kurmuşlardı. Neden Artvin olduğu ise muammaydı. Anneme bunu sorduğumda Murat Amca'nın orada daha rahat kol kanat gerebileceğini söylemişti. Ayrıca annem benim orayı çok seveceğimi söylüyordu. Orada olsaymışım hiç eve girmezmişim.

Bense burada 6 ay önce ki üniversiteye giriş sınavlarına giremememin verdiği büyük üzüntüyü yaşıyordum. Murat Amca'nın verdiği tüm sözleri tutmuş olması beni çok rahatlatıyordu. O günden sonra onu hiç görmemiş olsam da etkisini hala görebiliyordum. Çünkü kendisi bana söz verdiği üzere geçen senenin sınav sorularını göndermişti. Ayrıca bana her ay denemeler yeni yönetmeliğe uygun soru tarzı ve okuma kitapları gönderiyordu.

Ve ben onun bu iyilikleri karşısında her fırsatta ona minnet ediyordum. Kendisi gelemese de beni unutmadığını bilmek beni yüreklendiriyordu. Birileri tarafından, yaptığım şeye rağmen hala daha hatırlanmak , dünyaya karşı tükenmiş olan umutlarımı yeşertiyordu.

Hayallerime her geçen gün daha sıkı bağlanıyordum. Murat Amca'nın göndermiş olduğu üniversite giriş sorularını çözmüş ve daha sonrasında bir gardiyan gelip almıştı. Murat savcının özel isteği doğrultusunda bir yere kargolanmış ve bir süre sonra tarafıma yazılı bir mektup ile geri gönderilmişti. Çözdüğüm sorular üzerinde çeşitli minik notlar, yanlışlarım ,eksiklerim, hatalarım belirtilmişti. Kim olduğu bilinmez ama bir öğretmen edasıyla yazılanları oldukça ciddiye almıştım. Hatalarım üzerinden tekrar tekrar çalışmıştım.

Bir sonra ki senenin sınavına 6 ay vardı. Oldukça hırs yapıyordum. Hapishane de olan günlerimi oldukça verimli geçirmeye çalışıyordum. Olduğum koğuşta mahkumlara çok iyi davranılıyordu. Mahkumların kendilerini geliştirmelerine destek olmak amacıyla onlara okur-yazar kursundan tutun da araba tamirine , dikiş-nakış dersinden, gastronomiye kadar her yönden eğitim hakkı da sunuluyordu. Kitap okunan belirli saatler. Egzersiz yapılan belirli günler. Bahçe ve çiçek işleri ile uğraşılan günler oluyordu. Ben de ders çalışmaktan fazlasıyla bunaldığım günlerde herkese katılıyordum. Çok korktuğum gibi geçmiyordu burada günler. Sadece özgürce çıkamıyordum dışarıya. Gitmek istediğim yerlere gidemiyordum. Hayallerime koşamıyordum o kadar. Bir yaşıma girmiştim burada. On sekiz yaşımı bir hapishane de gireceğimi hiç hayal edemezdim. Hep üniversite okurken girerim diye düşünmüştüm. Fakat daha burada geçireceğim tam dokuz doğum günüm daha vardı. Resmen buradan çıktığımda 26 yaşında bir kadın olacaktım. Bir çocuk olarak girdiğim bu geçici yuvamdan bir kadın olarak uçacaktım. Bazen bu düşünceler deryasına katıldığım da kendimi ağlamaktan alıkoyamıyordum. Koca bir çocukluk gençlik gömüyordum buraya her gün. Dışarıda olsam neler başaracağımı bildiğim halde burada heba ettiğim koca bir yaşama sadece oturup ağlıyordum.

Gül yüzünden bir nebze de olsa duygusallığı kenara bırakabiliyordum. Oldukça neşeli ruh halini hep bana empoze ediyordu ve ben bu haline alışıyordum. Galiba ilk tanıştığımız gün dediklerinde çok haklıydı. Biz burada sonu gelmeyecek olan bir dostluğun temelini atmıştık. Buradan çıkınca onsuz bir hayat nasıl geçerdi ki?

Ben tüm bunları düşünürken yine haftalık telefon görüşmesi için herkesin çağrıldığını işittim. Gardiyan ablalar oldukça sevecen ve sıcak kanlıydı. Hiç bir kıza önyargılı yaklaşmıyorlardı. Murat Amca'nın da müdahili ile daha da düşüyorlardı üstüme. Hepsi hayallerimden haberdardı ve bana benden daha çok inanıp güveniyorlardı. Buradan çıktığımda bir doktor olacağıma o kadar emindiler.

Yaptığım şeyden ötürü elbet kendimi kötü hissettiğim zamanlar oluyordu. Hala daha etkilerini üzerim de taşıyordum. Buraya geldiğim il haftalarda uyuyamamam ve tek başıma duşa giremiyor olamam hala daha devam ediyordu. Yalnızken bir yerlere gidemiyordum. Çünkü kabusu hala peşimi bırakıyordu. Bu yüzden kimi zaman Gül ile uyuyordum. Ve her zaman duşa girerken perdenin arkasında ben çıkana kadar Gül bekliyor ve benimle dünyanın en saçma muhabbetini yapıyordu. Afrika da yaşayan maymunların popolarının neden Asya'da yaşayanların popolarına nazaran daha pembe olduğundan tutunun da, Kuzey ışıklarının aslında uzaylılar tarafından gönderilmiş bir sinyal olduğuna kadar saçma muhabbetler.

Ama tüm bu muhabbetler beni her zaman rahatlıyordu. Olduğum o garip ruh halinden beni çekip çıkaran tek kişiydi Gül'le sohbet etmek. Her geçen gün onunla birbirimize daha çok bağlanıyorduk.

Telefon görüşmesi yapmak için görüş odasına geldim ve annemi aradım. İkinci çalışın ardında arama cevaplandı.

-Annem, güzel kokulum?

-Nasılsınız annem?

-İyiyiz kızım sen nasılsın? Gül kızım nasıl?

Anneme Gül'den bahsetmiştim. Gül'ün hayat hikayesi ise annemi oldukça derinden etkilemişti. Kendi kızı yerine koyuyordu onu. O da benim bir kızım artık diyordu.

-İyiyiz annem . Hilal ne yapıyor? Var mı bir yaramazlık?

-Yok kızım, ne olacak. Hilal okulda bende işteyim, çalışıyorum. Her şey yolunda kızım , burada çok güzel bir hayat kurduk kendimize. Senin sayende her şey ama sen eksiksin annem. İnşallah tez vakitte kavuşuruz güzel kokulum.

-Merak etme anne zaman geçiyor. Dokuz yıl üç ay yirmi gün kaldı. Sıkacağız dişimizi, elbet bir gün kavuşacağız.

Söylediğim rakamların büyüklüğü altında ezildim. Söylerken bile içimde ki boşluk daha da derinleşti.

-Üzme kendini kızım. Yaptığın fedakarlığın bende ki acısı tahmin edilemez zaten. Sen böyle yaptıkça kahroluyorum.

-Annem, biriciğim, sultanım... Sorun yok ben iyiyim burada. Derslerime daha da asılıyorum. Çıkınca kızın bir doktor olmak için her şeyi yapacak annem.

-Benim sana inancım sonsuz kızım yapacağından şüphem yok. Biz buradayız her zaman. Her zaman seni bekliyoruz.

-Allah'a emanet olun annem. Kendine de Hilal'e de iyi bak. Görüşürüz.

-Görüşürüz.

Telefonu kapattım ve içimde ki buruklukla koğuşuma geri döndüm. İçeri girdiğimde yatağında bağdaş kurmuş Hilal'i kitap okurken yakaladım. Belli ki gitmemişti görüşmeye. Babaannesi dışında kimsesi yoktu zaten. Onu da ne arıyordu ne soruyordu. Çünkü kendisine bakma imkanı varken bakmamayı tercih edip onun yetimhanede büyümesine göz yummuştu. Bu yüzden ona çok öfkeliydi. İçimde ki burukluğu bir kenara bıraktım hemen. Henüz arayabildiğim bir yakınım olduğu için bile şükür etmeliydim. Çünkü Gül gibi arayacak hiç kimsesi olmayan kişilerde vardı.

Yanına gittim ve onu dizinden sarstım.

-Pişt güzellik burada tek başına nasıl kitap okuma meditasyonuna girersin. Beni buna layık görmüyorsun zannımca.

-Saçmalama Melal, herkes görüşe gitti. Sessizlik olunca okuyayım biraz dedim. Eee, sen ne yaptın? Annenler nasıllar?

-Annem sana çok selam söyledi. İyilermiş işte zaman geçip gidiyor.

Gerisi koca bir sessizlikti. Onun olduğu yerde yana kaymasıyla hemen yanına kuruldum ve birbirimize sarılıp ya biraz ağlaştıktan sonra kendimizi uykunun kollarına bıraktık.

................................................................................................................................................................

5 YIL 3 AY 20 GÜN SONRA.

Mevsimlerin kışa girdiği bir vakitte koğuşun oldukça soğuk olması yüzünden hastalanmıştım. Reglimin de üzerine denk gelmesi ise ağrılarımı dayanılmaz kılıyordu. Bu yüzden bizim koğuşa bakan Hasret Abla'nın müdürden izin almasıyla en yakın hastaneye getirilmiştim. Gardiyanların prosedür gereği bileklerime taktığı kelepçe yüzünden ve yine prosedür gereği her iki koluma giren gardiyanlar sayesinde çevrede olan insanların oldukça hızlı bir şekilde ilgisini üzerime çekebiliyordum. Kim bilir akıllarından neler geçiriyorlardı. Bazı insanlar benim geçtiğim esnada küçük çocuklarının gözlerini kapatıyor. Bazıları ise onları benden uzak tutuyorlardı. Bunu görmek kalbime hançerlerin saplanmasına sebep oluyordu. Biz mahkumların kaçabilme ihtimali göz önünde bulundurulduğu için muayene önceliğimiz vardı. Hemen doktorun yanına gardiyanlar eşliğinde girdim ve muayene edildim. Doktorların bile önyargılı olduğu zamanlar oluyordu. Bunu bir keresinde Gül söylemişti. Doktorun biri ona ''bu potansiyel suçlulara bir de öncelik veriyoruz.'' dediğini söyledi ve orada o doktorla tartıştığını söyledi. Bu yüzden ceza bile almış. Sağlık çalışanına şiddet diyerek şikayet etmişti o doktor olacak kişi.

Tüm işlemler sonucunda bir serum ve bir kaç soğuk algınlığı için ilaç almıştım. Beş yıl on ay sonunda bir hastaneye gelmiş olmak ve farklı yüzler görmek garip hissettirmişti. Bunca zaman hastalanmamış olmam da garipti. Sanki şuan çıkmayı hak ediyormuşum gibi yeni hastalanmıştım. Hapishaneye geri döndüğüm de saatin geç olmasından dolayı herkes uyuyordu. Fakat can dostum dediğim insan yine şaşırtmamış ve beni burada bekliyordu. içeri girmemle yatağından fırlamış ve yanıma gelmişti. Hemen kollarını belime doladı.

-Nasılsın? Giderken çok kötüydün. Çok korktum sana bir şey olacak diye.

-İyiyim şapşal kız. Seni bırakıp bir yere gitmeye niyetim yok. Daha buradan çıkıp seninle deliler gibi bir hayat yaşayacağız. Hayallerimize kavuşacağız. O yüzden saçmalama ve sil gözlerini. Kocaman olmuşlar ağlamaktan şapşal.

-Sen benim bu hayatta sahip olduğum en değerli insansın Melal seni çok seviyorum ben.

Sarılmasına anında karşılık verdiğim zamandan daha sıkı sardım kollarımı bedenine. Seviyordum bu kızı. Deli doluluğunu bu dört duvara sıkıştıramıyorken, yarın öbür gün çıktığımız da kim bilir neler yaşayacaktım bu şapşalla.

-Şşşşş... çok yorgunum kızım ben. Gel duş alacağım ben. konuş yine ben duş alana kadar sonra da sıkı sıkı sarılıp uyuyalım.

-Hadi mis kokulu kardeşim benim gidelim.

Ondan bir yaş küçüğüm diye bana kardeşimsin diyordu. Bazen kızıyordum çünkü ondan küçük olduğumu söylemesine sinirleniyordum. Bir de miss kokulum diyordu. Annem de güzel kokulum der. Gül ise bunun boşuna söylenmiş bir söz olmadığını gerçekten çok güzel koktuğumu söylüyordu. Kendimi bildim bileli çilek kokardım sanki. Annem hep öyle söylerdi. Doğduğum vakit bile o koku gelirmiş anneme. Bana hamileliğinde çilek istermiş hep canı ama o pislik bir kez olsun almamış anneme, o yüzden midir bilinmez ama annem doğduğumdan beridir çilek kokusu alırmış benden. O yüzden beni hep güzel kokulum diye severdi. Küçüklüğümden beriyse hep çilek kokulu şampuanlar , duş jelleri ve parfümü kullanırdım. Yapışmıştı sanki bu çilek kokusu üzerime. Şimdiyse Gül bana miss kokulu kardeşim diye seslenirdi. Rahat bir duş almıştım Gül sayesinde. İyice alışmıştım varlığına. Eksikliğini düşününce bağrıma bir taş oturuyordu.

Beş yıl on ay yirmi gün geçmişti bu dört duvarda. Az bir zaman kalmıştı artık. Az diyordum ama kimine çoktur belki. Kalan dört yıl iki ay bana göre hiç bir şeydi. Geçen bunca zamanımı düşünecek olursak bana göre az bir süre kalmıştı. Geçen onca zaman da, dünya da kapladığım minicik o yere o kadar alışmıştım ki o koğuş bana resmen bir yuva olmuştu. Hayallerime kavuşmama çok az kalmıştı. Anneme ve Hilal'e kavuşmama çok az kaldı. En son yıllar önce müdür odasında görüştüğüm Murat Savcı'nın verdiği sözleri hala unutmamış olması takdire şayandı. Her sene bana o senenin sınav sorularını gönderiyor. O soruları hatalar ve eksikler belirtilerek geri gönderiliyordu. Her ay yeni test kitapları göndermeye devam ediyordu. Bense çözmediğim test kitabı, çalışmadığım konu anlatımı kitabı bırakmamıştım. O kadar ki Murat Savcı bana 1983 yılında ki müfredat konularını ve sorularını bile gönderiyordu. Artık onları bile çok rahatlıkla çözebiliyordum.

Sabaha gözlerimi açtığımda Gül yanımda değildi. Kendimi daha iyi hissediyordum. Yataktan doğrulduğum da Gül'ün elinde bir kahvaltı tabağıyla başımda beklediğini gördüm.

-Sonun da uyanabildin hanımefendi. Sensizlikten kusacaktım az daha kalka sana çok güzel bir kahvaltı hazırladım hemen yap kahvaltını.

-Çok teşekkür ederim Gül. Neden zahmet ettin buna.

-Saçmalama lütfen Melal. Bizim aramızda zahmet vermek gibi bir şey mi var. Hayır yani yarın öbür gün ben hastalansam bana bu tabaktan zahmet olur diye yapmayacak mısın? Ha?

Güldüm bu dediğine. Nereden vuracağını bile çok iyi biliyordu zalımın kızı.

-Tamam, tama ya getir hadi.

Tabağı önüme bıraktı ve gidecekken elinde bir kargo ile geri döndü.

-Ha bu arada bu sana geldi sen uyurken. Bu seneye ait olan sınav sorularını gönderdiğin kişiden geldi yine. Sen uyanmadan açmak istemedim.

-Ver, ver. Bu seferkini çok merak ediyorum.

Kargo poşeti aceleci şekilde yırttım ve denemeyi elime aldım. Her sayfayı tek tek kontrol ettim. Her sorunun başında tik vardı. En son sayfaya kadar hep tik gördüm ve mutluluktan kağıdı havaya fırlattım. Kalkıp Gül'e sarıldım ve onu kendimle birlikte ellerinden tutup çevirdim.

-Hepsi doğru Gül. Hiç yanlış yok. Full çektim full.

-Niye bu kadar şaşırıyorsun kızım sen. Ben zaten senin ne kadar zeki olduğunu biliyorum. Kazanacağından hiç şüphem yok. Buradan çıkınca o sınavdan Türkiye birincisi olarak çıkacaksın.

Bu söylediğine ve bana olan güvenine karşılık ona sıkıca sarıldım. Bir süre böyle kaldıktan sonra benden ayrıldı ve dikkatler yere baktı

-Bu ne aşkım?

-Ne, ne?

-Bir de not var burada.

Dediği ile elinden küçük kare kağıdı aldım ve dikkatle okudum.

''Aferin küçük hanım. Azminden hiç şüphem yoktu. Bu azmin ve çabana sıkı sıkı tutun ve çıkıp bir an önce o sınavda birinci ol. Sevgilerle Savcı Murat Kara ''

Kağıdın altından bir kağıt daha vardı. Onda da sadece '' Tebrikler'' yazıyordu.

Her iki kağıdı da okurken yüzümde ve içimde tutamadığım bir heyecan baş gösterdi. Sınavdan full çektiğimden mi bilemem ama içimde sıkış tepiş duran bir mutluluk baş gösterdi. Gül kağıtları elimden aldı ve okudu. Daha sonra tekrar bana verdi.

-İki ayrı kişiden mi bunlar anlamadım.

-Sanırım öyle biri buraya geldiğimden beri bana çok yardımcı olan Murat Savcı biliyorsun onu. Öbür notta olan yazı daha farklı ve yazısı daha güzel. O da muhtemelen sorularımı kontrol eden kişi.

-Anladım. Hadi bırak da kalk bir şeyler ye verilen ilaçları kullan iyileş bir an önce.

-Tamam yiyorum.

Önüme konan kahvaltı tabağını büyük bir şevkle yedim.

................................................................................................................................................................

3 YIL SONRA.....

Dokuz yıl yirmi gün boyunca bana geçici olarak ev sahipliği yapan bu yerde geçireceğim son yılımdı bu. Seneye bu gün buradan çıkacaktım. Bunun verdiği mutluluk bedenimi kasıp kavuruyordu. Koskoca geçen dokuz yıl yirmi günün ardından kalan bir yıl nasıl geçecekti acaba?

Her yıl gönderilen denemeleri en son full çektiğim denemeden beridir full çekmeye devam ediyordum. Ve her yıl denemelerin sonuna sıkıştırılmış küçük bir kare kağıt buluyordum. Her denemede ise sadece '' Tebrikler'' yazıyordu. Burada girdiğim son deneme beklediğimin aksine bu sefer çok erken gelmişti. Normal de her yıl giden deneme bir ayın sonunda gelirken bu son deneme bir hafta geçmeden gelmişti. Seneye sınava bizzat özgür bir şekilde dışarıda girecektim. Buradan çıktıktan sadece iki hafta sonra üniversite sınavı olacaktı ve ben dışarıda bu sınava girecektim. Hilal benim yerime başvurup harcı yatırmıştı bile. Bana kalan sadece buradan çıktıktan sadece iki hafta sonra sınava girmek olacaktı. Elimde ki kargoyu mutlulukla açtım. Her sayfayı tek tek kontrol ettim ve her sorunun başında ki tiki gördüm. Bu sene oldukça zordu sorular. Ama ben buna rağmen hepsini doğru yapmıştım. Sabırsızca geldiğim son sayfada ki küçük not kağıdını da elime aldım ve üzerinde ki notu okudum bu sefer farklı olarak üzerinde ''Tebrikler, seneye başarılar dilerim.'' yazıyordu.

Nota şaşkınlıkla baktım. Kontrol eden her kimse burada olduğumu biliyor muydu yani? Acaba Murat Savcı kime kontrol ettiriyordu bunları? Acaba hakkımda ne anlatmıştı bu kişiye ve hakkımda ne biliyordu? Aklımı kurcalayan bu sorular eşliğinde denemeyi ve notu buraya geldiğimden beri çözdüğüm diğer denemelerin içine koydum ve notu da öbür dört notun arasına sakladım. Saklamamın sebebi tamamen buraya girdiğim zamanları ve çabamı bana hatırlatmasından kaynaklıydı. Gül bugün bahçe etkinliğine katılmıştı. Bahçe ve toprağın onu çok rahatlattığını söyler dururdu. Bense koğuşta kalıp derslerle iyice bozduğum kafamı daha da gömdüm derslere. Seneye yaşayacağım günün hayaliyle umutlanıp durdum.

Annemi ve Hilal'i çok özlemiştim. Hilal kocaman olmuştu. Üniversite üçüncü sınıf öğrencisiydi. Ben buraya girdiğimdeyse sadece 14 yaşında bir çocuktu. Şimdilerde sınıf öğretmeni olmaya aday yirmi üç yaşında çok başarılı bir kadındı. Onunla gurur duyuyordum. Onun yaşadıklarını yaşadıktan sonra çeşitli bahanelere sığınıp kötü yollara giren bir sürü kişi vardı. Fakat o böyle olmak yerine anneme ve kendine sahip çıkmıştı. Kendini de geleceğini de kurtarmıştı. Tüm bu düşünceler arasına dalıp gittim.....

............................................................................................................................................................

1 YIL SONRA..

Yataktan kalktığımda içimde bir yandan tutamadığım büyük bir sevinç varken bir yanımsa müthiş bir üzüntü içindeydi. Şuan burada son anlarımdı. İçimde annemlere kavuşacak olmamın rahatlığı vardı. 10 yıldır onları hiç görmemiştim. Gelmelerine izin vermemiştim. Beni burada görmelerine içim el vermiyordu. Yeni hayatım beni oldukça meraklandırıyordu. Fakat üzüntü içinde olan diğer yanımsa Gül'den ayrılacak olmayı yediremiyordu kendine. Ona o kadar çok alışmıştım ki dile kolay 10 yıl 20 gün. Onsuz geçmeyen 10 yıl 20 gün.

Bu yüzden bir haftadır her an oturup ağlıyorduk. Ayrılık fikri çok ağır geliyordu. Bir yandan okyanus ferahlığı vardı. Annemlere kavuşacak olmamın ferahlığı. Diğer yanımsa kor alevler içindeydi. Gül'ün beraati önümüzde ki aydı. Ama yine de bu çok uzun bir süreydi ayrı kalmak için. Buraya ilk geldiğimde Gül ile ettiğim sohbette bana söylediğini hatırladım. Çıkmamız birbirine yakın demişti. Bu bir ay bana yakın gelmiyordu, çok uzaktı. O zaman bu söylediğine hiç dikkat etmemiştim. Şuan ise içimi acıtıyordu.

Gül'ün bedenime sarılan kollarına bir kez daha baktım. Sarılışına anında karşılık verdim.

-Ağlama artık lütfen. Harap ettin kendini.

-Ama durduramıyorum Melal. Ben sensiz bir ay ne yapacağım burada.

-Sana verdiğim telefon numaramı kaybetme bak. Annemin numarasını ve Ordu'da olan evin adresini de kaybetme. Çıktığın gibi oraya geleceksin bak. Arhavi de geçireceğimiz uzun yıllar bizi bekliyor ve bende seni orada bekliyor olacağım.

-O sınava giriyorsun ve kazanıyorsun tamam mı?

-Tamam.

Göz yaşları eşliğinde birbirimize sarılışımızı gardiyanlar ayırdı. Ayrıldığımız da Hasret Abla'nın ve öbür gardiyanlarında ağladığını gördüm. Gerçekten onlara bağlanmıştım. İçimde bin bir keder ile girdiğim bu yerden yine içim parçalanarak ayrılıyordum. Bu çok ilginçti. Hayat denen bu kısa zaman dilimi çok garip şeylerden ders çıkartıyordu insana.

-Gitmemiz lazım artık Melal. Müdür seni bekliyor.

-Neden?

-Bilmiyorum kızım. Çıkmadan görmek istediğini söyledi seni.

Gül'e baktım ve ona son kez sarıldım.

-Kendine çok iyi bak. Çıkınca da bana geleceksin ve kavuşacağız. Daha özgür yarınlarda günümüzü gün edeceğiz. Tamam mı?

-Tamam miss kokulum söz.

Ve ayrılık çok koydu bedenime. Hasret Ablayla koğuştan çıktık. Müdür odasına giderken Hasret Ablaya şakayla karışık

- Kelepçeler yok mu artık? dedim.

-Yürü hadi deli kız, yürü.

Gülümseyerek müdürün odasının önüne geldik. Kapıyı tıkladık ve içeriden gelen gel komutuyla girdik.

-Tamam Hasret Hanım siz çıkabilirsiniz artık.

Hasret Abla bana baktı ve beni kolları arasına aldı. Sıkı sıkı sarıldı. Helallik istedi ve vedalaşınca gitti. Gözlerimin dolmasına engel olamadım.

-Gel kızım içeri, otur şöyle.

İçeri girdim ve 10 sene evvel oturduğum koltuğa oturdum.

-Seni neden çağırdığımı merak ediyor olabilirsin. İmza işlemlerini burada halletmek istedim. Emanetlerini de burada vereceğim. Uçak biletin ayarlandı kızım.

-Nasıl?

-Seviliyorsun kızım hala burada. Ben karşımda geleceğin en başarılı doktoru olarak oturduğunu biliyorum. Ve bunu bilen hatırı sayılır dostlarım da hala var . Onlar halletti her şeyi. Al bunlar biletin. Bunlarda telefonun ve gelirken bıraktığın eşyalar.

Uzattığı naylon poşete baktım. İçinde kimliğim ve on yıl evvel bıraktığım telefonum vardı. Biletleri de aldım ve şaşkınlıkla baktım.

-Şaşırma kızım. Biz burada senden yana hiç sıkıntı yaşamadık. Sen daha iyilerine layıksın. Kapıda bir taksi bekliyor. Seni havaalanına kadar götürecek. Yeni hayatında başarılar kızım. Kendine iyi bak.

-Teşekkür ederim efendim. Siz de...

İmzaları da attıktan sonra aldığım biletler ve telefonla birlikte cezaevinden çıktım. Küçük bir bavul tek vardı elimde. Onca kitabı cezaevine bağışlamıştım. İki hafta sonraysa sınav vardı. Artık çalışmama gerek yoktu. Kendimi yeterince çalışmış hissediyordum. On sene bunun için yetmişti. Ellerimde kelepçe olmadan bu koridorlarda dolaşmak ilginç geliyordu. Dış kapıya geldim ve kapıların özgürce açılışına son kez baktım. Gökyüzüne çevirdiğim bakışlarımla derin bir nefes aldım. Kapıda duran taksiye baktım benim için olan bu taksiye küçük bavulumu bıraktım ve bindim. Adam zaten nereye gideceğimi biliyor gibiydi. O yüzden telefonumu ve kimliğimi poşetten çıkardım ve poşeti camdan attım. Şarjı yoktu maalesef. Nasıl olsundu ki? On yıla benim bedenim dayanmamıştı bir ufak batarya nasıl dayansın ki?

Havaalanına gelen taksiyle bakışlarımı kaldırdım ve etrafa baktım. Telefonu şarj edecek bir yer bulmalıydım. Taksici zaten ücreti işinin halledildiğini söyledi ve beni bırakıp gitti. Havaalanına girdim ve görevli bir memura biletimi gösterdim. Ne yapacağımı bilmiyor gibiydim. Özgürlük hissi çok garipti. Yıllarca terbiye edilmeye zorlanmış bir hayvanı çayıra salıp al sana özgürlük demişler gibi hissediyordum. İnsanlar çok telaşlıydı, herkes bir yere yetişmeye çalışıyordu. Herkesin bir işi vardı. Bense sadece durmak istiyordum hareket etmek zor geliyordu.

Biletime bakan görevli halimden de farklı olduğumu anlamış olacak ki beni beklemem gereken perona kadar getirdi. Biletime daha bir saat olduğunu istersem karşı da ki kafelerde bekleyebileceğimi söyledi. Dediği yöne baktım ve makul olanın da orda beklemek olduğunu anladım. Oraya yöneleceğim sırada aklıma gelenle adamı durdurdum.

-Acaba bu telefonu şarj edebileceğim bir yer var mı?

-Evet, elbette. Kafede şarj makinaları var. Ücret karşılığı doldurabilirsiniz.

-Ücret karşılığı mı?

-Evet.

-Anladım. Teşekkürler.

Sırtımı döndüm ve kafeye yöneldim. Cebimde para yoktu. Ne yaparım diye düşünürken az evvel giden memurun bana seslendiğini duydum.

-Hanımefendi bakar mısınız?

-Efendim?

-Size yardımcı olmak isterim. Gelin lütfen kafe sahibi arkadaşım yardımcı olacaktır.

Kafamı salladım ve önümden yürümesine izin verdim. Kafeye girip tezgah arkasından biriyle konuştu. Adamda bana bakıp kafasını salladı. Görevli memur yanıma geldi ve yeri işaret edip.

- Orada şarj edebilirsiniz.

-Teşekkür ederim. Çok sağ olun. Size verebileceğim bir param yok o yüzden kusura bakmayın.

-Estağfirullah hanımefendi. Siz gidin ve telefonunuzu şarj edin, uçağınız seslendirilecektir. Saatinizi kaçırmayın. İyi günler size.

-İyi günler.

Adamın gidişiyle gittim ve masada olan cihaza telefonumu taktım. Telefonumun açılmasıyla hemen annemin adına tuşlayıp onu aradım. Tek çalışımda açmasıyla yüzümde gülücükler saçıldı.

-Güzel kokulummmm. Neredesin sen? Yüreğime indi. Neden aramıyorsun. Saatlerdir senden bir haber bekliyoruz.

Telaşlı sesine karşın.

-Annem sakin ol. Çıktım şuan havaalanındayım. Şarj edecek yer buldum. Geleceğim, uçak bir saat sonra.

-Allah o Murat Savcıdan razı olsun. Hala daha elini çekmedi üstümüzden.

-O ne demek anne Murat Savcıyla ne alakası var?

-O aradı bizi kızım. Sana uçak biletini aldığını söyledi.

Şaşırmıştım ben müdür beyin aldığını sanmıştım.

-Anladım annem.

-Ne istersin kızım? Canın ne çeker bilmediğimden her şeyden karışık yaptım. Bayram havası getirdin kızım bize. Nasıl mutluyum bir bilsen. Burnumda tütüyorsun. Hala inanmıyorum iki saat sonra kavuşacağız seninle. Seni biz havaalanından almaya geleceğiz zaten Hilal'le oraya gelmemize zaten izin vermedin. Artık daha fazla dayanamam ben. Yol bilmezsin iz bilmezsin ben gelip alacağım seni oradan.

-Tamam annem. Nasıl istersen öyle olsun. Yaprak sardın mı sen kızına onu söyle.

-Sarmam mı anneemm. Sardım tabi ya. Neler yaptım neler sen hele bir gel de.

-Tamam annem kapatayım şimdi az kaldı zaten.

-Tamam güzel kokulum. Dikkat et kendine ne olur.

-Tamam annem görüşürüz.

Telefonu kapattıktan sonra bir müddet etrafı inceledim. İçimde tarif edilemez bir heyecan vardı. İki hafta sonra olacak sınavı düşünüyordum. Hayallerime çok az kalmıştı. Uçağımın anons edilmesi ille ayağa kalkıp hemen peronuma gittim. Giderken halime tebessüm ettim az önce yadırgadığım insanlara benzemiştim. Acele ederek bir yere yetişmeye çalışıyordum. Bu garip geldi ve gülümsedim. Bu esnada biletimi çantanın kenarına sıkıştırdığım için alacakken başımı eğmem ile bir bedene çarpmam bir oldu. O kadar sert ve yapılı bir bedendi ki ben çarpmamla geri sendelerken o hiç kımıldamamıştı bile. Kafamı kaldırdım ve özür dileyeceğim esnada yüzü görüş açıma girdi. Adam çok yakışıklıydı. Yüzü sertti, mimik oynamıyordu suratında. Ben tam toparlanıp özür dileyecekken arkadan bir ses yükseldi.

-Abi iyi misin? Bir sorun mu var?

Ben gelen sese kafamı çevirmiş incelerken adamın takım elbiseli gözlüklü ve kulağında kulaklık benzeri bir işitme cihazı olduğunu gördüm. Ve o adamın da arkasında bir kaç tane onun gibi giyinmiş adam daha.

-Yok bir sorun koçum siz uçağı hazırlayın, geliyorum.

Gelen sakinlik dolu sese döndüm bu seferde. Sesi çok toktu. Bağırırken kim bilir ne kadar gürdü. Bu düşündüğümle kafamı iki yana salladım ve yutkunup Konuşmak için ağzımı hareket ettirdim.

-Kusura bakmayın. Ben fark etmedim sizi.

-Sorun değil ''küçük hanım''.

''Küçük hanım'' çok uzun süredir duymadığım bir şeydi bu. Yirmi altı yaşındaydım artık hala daha küçük mü duruyordum ben? Ayrıca sesinde ki tını çok tanıdıktı. Daha önce görmediğime emindim bu yüzü. Nitekim görsem unutmazdım. Ama aynı zaman da tanıdık gelen bir siması da vardı. Ben düşüncelerle boğuşurken. Uçağım bir kez daha anons edildi.

Uçağımı duymamla hemen toparlandım ve harekete geçtim. Sırtımı döndüm ve kontrol noktasına girdim hemen. Çantamı bıraktım ve arkamı dönüp kontrol etmek istedim hala orada mı diye. Fakat hiç kimse yoktu. Sanki az önce orada olan şey olamamış gibi hiç kimseler yoktu. Görevli kadının üzerime aramasıyla kendime geldim. Hemen geçip uçağa giden koridora yöneldim. Uçağa adımımı attım. Görevli hostes etrafa boş boş bakmamdan ne yapacağımı bilmediğimi anlamış olacak ki yardımcı oldu ve koltuğuma yerleştirdi beni. Çantamı yukarı bagaja koyup cam kenarına geçtim.

Bir korku kaplamıştı bedenimi. Ellerimi koyacak yer bulamayıp sıkı sıkı tutundum iki yandan. Uçak korkum mu vardı yani benim. Bence sadece ilk defa biniyor olmamdan dolayı gerilmiştim o kadar. Uçak yavaş yavaş hızlandı ve gökyüzünde süzülmeye başladı. İlk kalktığında ki kadar olmasa da hala gergindim. Garip hissettiriyordu. Gözlerimi açtım ve camdan dışarı baktım. On senesini bir dört duvar arasında geçirmiş biri olarak gökyüzünde bulutların üzerinde olmak çok güzel hissettirdi. Özgür olduğumu çıktığım ilk andan itibaren şuan anlamıştım. Derin bir nefes çektim ciğerlerime. Bu nefes ciğerlerimde bahar havası uyandırdı. Ve ben yol boyu yaşayacağım yeni hayatın hayalleriyle tutuşup durdum...

................................................................................................................................................................

Keyifli okumalar. :)