14. bölüm · canın fısıltısı
Televizyondaki mutluluk
Kumandası takılı kalmış ya da ben öyle istedim, bilemem;
Bugün ziyadesiyle seyrettim mutluluğu, mutluluğunu.
İmrenmek gibi de değil; içinizde nazara inananlarınız vardır, kınayamam;
Bir bana ırak, bir bana kutbu zıt gibi duygu yoksulluğu.
İzliyorum pencereden güneşli havaları;
Köpeğine önem veren güzel insanları,
Göbeğinden kurtulmak için kaçanları,
Kızılay Meydanı’ndaki simitçil martıları...
Kapısını alacaklı gibi çaldım, açmayınca da mecbur döndüm;
Duygularını özlemeyi düşlemek zulümken yaşamak, söndüm.
Sadakatsiz kalbin mi hak etti, ya da kaç sikke verdin sual edecek oldum;
Mutluluğu kovalarken hayatı ıskalamış gencin cebinde sarı filtre buldum.
Duyuyorum penceremden ılıman kahkahaları;
Kızlara kur olsun diye çok konuşan ergenleri,
Beşiktaş Meydanı’ndaki seyircisi bol gitaristi,
Selamını kornasıyla veren kurye Emrah’ı...
Benim rakım ısınmaz, oysa buzu da çok sevmem;
Huyum değişmezse çiçeklerim de açmaz, dönüp koklamam.
Zihnin buğusundan göremem kalbi, varlığını bilmem;
Nabudun ihtişamı sarmışken karanlığımı, ne çare izleyip banmak gelir elden.
