9. bölüm / 9
Canavar9.Anahtar.
Bölümler 9Şu an: 9.Anahtar.
- 1 1.Büyük arkana: Ölüm kartı.6.038 kelime
- 2 2.Cellatlar.5.750 kelime
- 3 3.Pandora.4.946 kelime
- 4 4.Direniş.3.158 kelime
- 5 5.Şüphe.3.510 kelime
- 6 6.Şeytanin yemini.5.283 kelime
- 7 7.İki Düşman.4.475 kelime
- 8 8.Beklenmedik misafir.4.775 kelime
- 9 9.Anahtar.3.628 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Selamlarrr! 💗 Nasılsınız, nasıl gidiyor hayatlar?
Elimde hazirda olan bir kaç bölüm var, bu yüzden yeni bölüm bekleyen güzellerimi daha fazla bekletmeyeyim dedim😝
Şimdi söyleyin bakalım, hazır mıyız yine ortalığı karıştırmaya? Çünkü bu bölümde öyle şeyler olacak ki okurken verdiğiniz tepkileri şimdiden merak ediyorum. 👀
O zaman, iyi okumalarrr!
****************************************************************************
9.Anahtar.
Sage, tanıdığım kadarıylasıradan biri gibi görünse de onu özel kılan bir karizması vardı. Yakışıklısayılmazdı, ama görünüşü her zaman insanı kendine çeken bir şeyler taşırdı.Kara saçlarına serpiştirilmiş aklar yaşının yükünü taşır gibi görünse de yüzündekiince çizgiler ve derin siyah gözleri bu yükü bir gurur nişanı gibi sergilerdi.Keskin hatlı yüzü, belirgin elmacık kemikleri ve hafif kemerli burnu bir birineuyumluydu. Sage’nin tarzı, kişiliğininbir yansıması gibiydi: sade ama etkileyici. Boğazlı kazakları, deri ceketleriveya bazen bir takım elbise yeleğiyle hep şıklığını korurdu. Koyu renkleritercih ederdi-bordo, koyu yeşil, lacivert ya da siyah gibi. Fakat ne giyersegiysin kırmızı örgü beresiyle tamamlamadan dışarı çıkmazdı. Bazen beresiniçıkarıp deri bir şapka takar, eldivenlerini giyerdi. Ayaklarında genellikleçamurlu patikaları aşmaya hazır botlar bulunurdu. Ve sırtında beyaz vekahverenginin dörtgen desenlerle süslediği eski bir çanta taşırdı. Çantasınıniçinde neler olduğunu asla tam bilemezdim, ama sanki her yolculuk için gerekliolan her şeyi o çantada taşırdı.
Yanından ayırmadığırotweiller cinsi köpeği Kerberos, en az Sage kadar dikkat çekiciydi. Genişgöğsü, parlak kürkü ve gözlerindeki zeka dolu ifadeyle Kerberos sadece birköpek değil, Sage’in bir parçası gibiydi. Onlar bir bütün, ayrılmaz bir ekipti.Sage arkadaş canlısı ve sohbet etmeyi seven biriydi. Fakat sohbetleri sıradanbir muhabbetten çok bir hikâye anlatıcısının sunumu gibiydi. Geçmişindenbahsederken gözleri parlıyor, sesine nüfuz eden hafif bir heyecan dinleyiciyietkisi altına alıyordu. Nerelere gittiğini, kimlerle tanıştığını anlatırkenkelimeleri öyle dikkatli seçerdi ki onun hayatına dair daha fazlasını bilmekisterdim. Bana hediye ettiği kitaplar hâlâ rafımda duruyor, özel ciltlere olandüşkünlüğümü nasıl bildiğini anlamış değilim. Ama Sage’in asıl gizemi, onun bu açıksözlülüğünün arkasında saklıydı. O, hayatı hakkında hep bir sınır koyardı.Soyadı nedir? Ne iş yapar? Neden bu kadar çok seyahat eder? Tüm bu sorularcevapsız kalırdı. Belki de onun cazibesi, bilinmeyenlerle çevrili olmasıydı.Bir muamma gibiydi, ne kadar yanındayken rahat hissetsen de onun aslında nekadar uzak birisi olduğunu fark ederdin.
Şımdı ıse buradaydı,cevaplanmayı bekleyen sorularım gıbı. Bahçeye açılan cam kapının ardında,şeytanla karşı karşıyaydı. Bu görüntü içimde fırtınalar kopardı, korku,şaşkınlık, merak ve hatta umudun garip bir karışımı. Camın ardında olan biteniizlerken kafamda yanıtlanmayı bekleyen yüzlerce soru dönüp duruyordu. Nedenburadaydı? Sage nasıl bu kadar soğukkanlı olabiliyordu? Onunla nekonuşuyorlardı? Ve en önemlisi... Sage benim için mi buradaydı? Ellerimfarkında olmadan cam kapının kulpuna uzandı. Bir an kapıyı açıp Sage’e koşmayıdüşündüm. Ama içimde bir başka ses bunun tehlikeli olacağını haykırıyordu.Nefesim hızlanırken ellerim kulpun soğuk metaline tutulup çekti, ancak kapıkilitliydi. Yutkundum, boğazım kurumuştu, ama içimdeki his, ona ulaşma içgüdüsü,her şeyi bastırıyordu. Bir kez dahadenedim, kapıyı zorladım, ama kilit yerinden oynamadı. Ellerim kulpta çaresizcesımsıkı tutulmuştu, sanki biraz daha zorlasam tüm engeller yıkılacak ve onaulaşabilecektim. Ama hayır, kapı inadına kapalıydı, dünya benim sesime sağırdı.İçimde yükselen çaresizlik boğazımda bir yumruya dönüştü, dişlerimi sıktım,soluğum titredi. Ve sonunda her şey sustu. Geriye yalnızca içgüdülerim kaldı. “-Sage!” diye haykırdım, boğuk ama güçlü birçığlıkla. Bu da yetmedi, ellerim istemsizce cama vurmaya başladı. İlk baştahafifçe, sonra artan bir ritimle, her bir darbe çaresizliğimin yankısıydı.
“-Sage! Sage!” Sesimçatladı, nefesim kesildi. Yine de durmadım. Vuruşlarım, çağrılarım... Her şeyonu buraya, yanıma çağırıyordu. Sanki içimde bir yer onun duyabileceğinisöylüyordu. “-Buradayım! Sage, aman tanrım… Sage, yardım et!” Dedikçe sesimyükseldi, vuruşlarım hızlandı. Umutsuzca cama vururken her darbe elimde bir acıbırakıyordu. Parmaklarım uyuşuyor, avuçlarımın içi zonkluyordu. Amaumursamadım. Ellerim alev alev yanarken bile devam ettim. “-İmdat! Yardım edin!”diye haykırdım. “-Sage! Buradayım! N’olur, n’olur Sage!” Sözlerim hıçkırıklarlakarışıyordu artık. Ama camın ötesindeki kimse, ne Sage ne de diğerleri, butarafa dönmedi. Sesim onlara ulaşmıyor muydu? Yoksa beni duymazdan mıgeliyorlardı? Vuruşlarım zayıfladı, ama durmadım. Yavaşlayan her darbe içimdebüyüyen bir korkunun yansıması gibiydi. Elleriyle dünyayı yerle biredebileceğini sanan bir çocuğun hayal kırıklığıydı bu. Nefesim kesildiğinde birkez daha haykırdım. “-Sage... lütfen, yardım et!”
Sonra gördüm, Şeytanınelinde Sage’e doğrultulmuş bir silah vardı. O an kanım dondu. Ellerim havadaasılı kaldı, kalbim yerinden fırlayacakmış gibi hızla çarptı. Zaman durmuşgibiydi, gözlerim Sage’e takılıp kalmıştı, hareketsiz duruyor, hiçbir şeydenkorkmuyormuş gibi, hatta aklını kaçırmış gibi gülümsüyordu. “-Dur!” diyebağırdım, tüm gücümle cama vurarak. “-Dur! Sakın ona zarar verme, dur!” Şeytanaulaşmasını umduğum her bir kelime çaresizliğimle doluydu. “-Sage!” Ama Sagekımıldamadı. Dimdik durmuş, şeytanla göz göze bakıyordu. O an fark ettim, Bubir ölüm kalım savaşıydı. Sage’in umrunda değildi. Ama benim.. benimumrumdaydı. “-Kaç!” diye fısıldadım,sesim kırılmıştı. Gücüm tükeniyordu. Dizlerim çözüldü, yere düştüm. “-Kaç,git...” dedim, nefesim titriyordu. “-Seni de öldürecek…” O an gözlerimde Sage’edair her şey belirdi. Sadece en sevdiğim müşterim değil, aynı zamanda banadeğer veren biriydi. Bana kitaplar getiren, hikâyeler anlatan, her zaman incedüşünen biri. Ve şimdi o da tehlikedeydi. Ailemi yıkan bu lanet adam, şimdiSage’i de yok edecekti. Her şeyimi elimden aldığı gibi onu da alacaktı. Camdan dışarı bakarken gözlerim dolu doluolmuştu.
Şeytan bir an bana baktı.O bakış... Derin ve ürkütücüydü. Bana dönüp baktığında nefesimi tuttum. Romano’nunöfkeli gözleri, yanındaki yabancının yere eğdiği başı.. Ama asıl dikkatimiçeken Sage’in şeytana bir şeyler söylemesiydi. Sesi camdan seçilemiyordu, amaşeytanın ifadesi değişmişti. Sert ve kararlı çizgileri yerini bir düşünceye,bir tereddüte bırakmıştı. Sonunda şeytan silahını indirdi. O an sanki yenidennefes almayı öğreniyormuş gibi hissettim. Dizlerim titredi, ellerimi camdandestek alarak doğrulmaya çalıştım. Yumruğumu sıktım ve cama sertçe vurarakbağırdım: “-Bırak gitsin! Lanet olası herif, bırak gitsin!” Ama Sage halayerinden kıpırdamıyordu. Bir şeyler yapmalıydım, ama ne? Onu orada yalnızbırakmak ve çaresizce izlemek beni delirtmek üzereydi. Yine de tek bir umutkırıntısı içimde yanıyordu, Sage bu durumdan sağ çıkacaktı. Çıkmalıydı. Kalbimdeyankılanan tek düşünce buydu, ama sonra Şeytanın dudaklarından çıkan bir komuthavayı bıçak gibi kesti. Bu komutla birlikte Romano’nun yanındaki iri adam veSage’in cama doğru yürümeye başladığını gördüm. Kafam karmakarışıktı. Neoluyor, neden buraya geliyorlar?
Saniyeler zihnimde uzayıpgiden birer yüzyıla dönüşmüştü. Şimdi susuyordum. Bir çığlık koparmak içinağzımı açıyordum, ama hiçbir ses çıkmıyordu. Nefesim boğazımda düğümlenmişti.Onların gerçekten buraya geldiklerini fark ettiğimde içgüdüsel olarak geriyeçekildim. İri adam dışarıdan cam kapınınkilidini açtığında gözlerim hemen ardından içeriye giren Sage’e takıldı. Tümdüşünceler, tüm sorular bir anda sustu. Onu canlı görmek bana bir damla su gibigeldi. Ama gözlerim istemsizce yanındaki adamı da taradı. Yeşil gözleri donuk,ama hatırlatıcı bir ifadeyle üzerimde geziniyordu. Onun her şeyi kontrolaltında tutan bir yabancı olduğunu hemen anladım. “-Sadece beş dakika. Neeksik, ne fazla” dedi, sesi buz gibi sakin, ama tartışmaya kapalıydı. Sagecevap vermedi, yalnızca başını salladı, ama gözleri üzerimdeydi.
Yeşil gözlü adamınbakışları bir kez daha bana kaydı. Ancak bu kez pişman olmuş gibi aniden başınıeğdi ve dışarı çıktı. Uzaklaşmadı, kapının hemen önünde bekliyordu. Camdanbakınca Şeytanın ve Romano’nun hâlâ bu tarafa bakıp konuştuklarınıgörebiliyordum. Kollarım yanımda titrerken Sage’e doğru adım attım. Hızla dolan gözlerimden yaşlar süzülmeyebaşladığında başka hiçbir şey düşünemedim. Tüm korkumu, çaresizliğimi vekarmaşamı bir kenara bıraktım. Ellerim kendiliğinden hareket etti. Boynunasarıldım. Onun tanıdık, güven veren varlığına ihtiyacım vardı. Sanki dünyadabeni kurtarabilecek tek kişi oydu. Gözyaşlarım hızla yanaklarımdan akarken o dabana sarıldı. Bedenim sıcaklığını hissettiğim o kolların arasında gevşedi. “-Sage...”dedim, fısıldar gibi. Kimin olduğu, kim olmadığı, ne yaptığı ya da neden buradaolduğu umurumda değildi. Tek önemi olan benim için tanıdık ve inandığım biryüzdü. Onu görmek bana iyi gelmişti, yalnız olmadığımı hatırlamıştım. Ama o kollarını biraz gevşetip geri çekildi.Gözleri yüzümdeki yaşlara takılmıştı. Hafif bir iç çekişle yüzümdekigözyaşlarını silmeye çalıştı, parmakları nazikti, ama sesi bir o kadar sertti. “-Osso”dedi aniden.
Kaşlarımı çatıp sert birnefes verdim. Sözleri zihnimde yankılanıyor, anlamını çözmeye çalışıyordum. Nedemek istemişti? Kafamın içinde yankılanan tek kelime vardı: “-Ne?” Sesimşaşkınlıkla titredi. Gözlerim her zamanki gibi güven dolu ve sakin bakışlarınıarıyordu, ama bulamıyordu. Onun yerine yabancı bir adamın soğuk, suçlulukladolu gözleriyle karşılaşıyordum. Birsüre sustu, ardından boğazını temizleyip derin bir iç çekti. Bu süre bir ömürkadar uzun geldi bana, sonunda sessizliği delen kelimeler dudaklarındandöküldü. Her biri bir hançer gibi yüreğime saplanıyordu. “-İsmim Sage değil”dedi, gözlerini doğrudan benimkilere dikerek. Sonra ekledi, sanki bir suçuitiraf eder gibi. “-Osso” Bu iki kelimeyle birlikte içimdeki dünya çöktü. Biranda kalbimde tarifsiz bir sızı hissettim. Burnumun direği keskin bir şekildesızladı, gözlerim irice açıldı. Soluk almaya çalıştım, ama göğsüm sıkışıyordu,nefesim kesiliyordu. Bu yeni isim beynimin içinde yankılandı, bir türlü kabuletmeye yanaşmıyordu. Gerçekten doğru olabilir miydi? Bu söylediklerine inanmalımıydım?
Acı, hayal kırıklığı veöfke içimde bir volkan gibi patlamıştı. Karşımda duran adamın yüzüne bakarkenonu hâlâ Sage olarak görmek istiyordum, ama artık bu ismin bir yalan olduğunubiliyordum. Bu gerçeği kabul etmek istemediğim için midem bulandı. Kandırılmışolmak bir yana, tamamen yabancı biriyle karşı karşıya olduğumu anlamak içimidaha da paramparça ediyordu. “-Neden?” derkensesim alçaldı, ama kelimenin içindeki kırgınlık keskin bir bıçak gibiydi. “-Nedenböyle bir şey yaptın?” Ellerim istemsizce sıkılmıştı, tırnaklarım avuç içlerimebatıyordu, ama acıyı bile fark etmiyordum. Gözlerimde bir yanıt, bir açıklamabelkı de bir özür arıyordum, ama bulamıyordum. Bunun yerine kara gözlerini yere indirdi, ellerini ceketinin ceplerinesoktu. Bedeni bir suçlunun sessizliğiyle ağırlaşmış gibiydi. “-Öyle gerekti”dedi, sanki bu iki kelime her şeyi açıklıyormuş gibi. Sözleriyleiçimdeki öfke kontrol edilemez hale geldi. Bir adım daha yaklaştım, ellerimigöğsüne vurdum, onu sertçe ittim.
Sesim artık ne kadarsakin kalmaya çalışsam da bağırışa dönüşmüştü. “-Öyle mi gerekti?! Sen benimburada, bu siktiğim yerde ne halde olduğumu biliyor musun?!” Nefesim hızlanmıştı, sesimse yükselmektenyorulmuyordu. Gözlerim dolmuştu, ancak ağlamamaya direndim. Hayır,gözyaşlarımın onu hak ettiğini düşünmüyordum. “-Adını bile bilmediğim bir adambeni dağın başında alıkoydu ve tek söylediği şey ‘öyle gerekti’! Gerçekcevapları duymaya ihtiyacım var, Sage... ya da Osso, ismin her neyse!” O ise hâlâ suskundu, bu sessizlikdelirticiydi. Elimde kalan tüm gücümle ona yaklaştım, artık ne gözyaşlarımıtutabiliyor ne de kelimelerimi. “-Bana bir şeyler söyle!” dedim, sesimçaresizlikle çatlamıştı. “-Delirmek üzereyim. Bana doğru olan bir şey söyle,tek bır şey yalvarırım!” O an gözlerininihayet kaldırdı, gözlerimle buluştu. Bir süre öylece bakıştık. Onunbakışlarında gördüğüm suçluluk beni bir yandan yumuşatıyor, bir yandan daha daöfkelendiriyordu. Sesi nihayet boğuk bir şekilde duyuldu. “-Sana yalansöyledim, kandırdım” dedi. Her kelimesi yüreğimi daha derinden yaraladı. “-Biliyorum,doğru değildi. Ve bana kızgınsın” Ona kızgındım, evet. Ama yalnızca kızgındeğildim. Daha derin bir duyguydu bu, daha keskin. Kırgındım. Onun mükemmelbiri olduğunu düşünmek gibi bir hata yapmıştım. Şimdi ise o mükemmel imajınaltında bir yabancı olduğunu görmek acı veriyordu.
Sözleri devam etti,gözleri hâlâ bana dikili haldeydi. “-Ama kim olduğumu gerçekte bilsen, yanımdabir dakika bile durmazdın” Bu söz üzerine geri çekildim. Bir adım geriye attım,sonra bir adım daha. Ellerimi yanımda yumruk yapmıştım, dudaklarım titriyordu.O ise bu mesafeye rağmen konuşmaya devam ediyordu. “-Şimdi bile, o yüzündekiifadeyi görmemek içindi bunca yalanım” Sesindeki çaresizlik beni bir an sarsmıştı, ama hemen toparlandım. “-Yeminederim sana zarar verecek bir şey yapmadım. Yapmam da” dedi. Gözlerisamimiyetle doluydu, ama söylediklerine inanmaya cesaretim yoktu. Yine de içimde bir şey onun bu sözlerineinanıyordu. Lanet olası onca yalana rağmen ona inanıyordum. Sonunda sesindeki ton değişti, daha ciddi,daha kararlı bir hale büründü. “-Ama o adama itaat etmek zorundasın” dedi, busözler beni olduğu yere çiviledi. Kaşlarımı çattım, şaşkınlıkla nefesimi tuttum. “-Sage..” dedim, sonrahemen düzeltmeye çalıştım, ancak ‘Osso’ demeye dilim el vermedi. “-Sen nelerdiyorsun? Ne demek o adama itaat etmek gerek?” Sesim titriyordu, içimdeki korku ve öfke birbirine karışıyordu.
Gözlerim dolmuş, yaşlarbirikmişti. İlk başta direniyordum, ağlamamaya çalışıyordum, ama gözleriminköşelerinde biriken yaşlar içimde büyüyen öfkeyle birlikte akmaya başladı.Kelimelerim artık öfke ve çaresizliğin keskin bir karışımıydı. Sesimiyükselttim, her harfin içime bir kor gibi düştüğünü hissederek haykırdım: “-Senonun kim olduğunu biliyor musun?!” Sesimyankılandı, kelimeler havada bir tokat gibi patladı. Ama yetmiyordu. Daha fazlasöylemek istiyordum, içimdeki duyguları kelimelere dökmek istiyordum. Boğazımdadüğümlenen acıyı ve hüsranı dışarı çıkarmanın tek yolu buymuş gibi hissettim. “-Katilo adam!” dedim, sesim titrese de yükselmeye devam etti. “-Katil! Duydun mu?! Aileminkatili olduğunu söylüyor...” Kelimeler dudaklarımdan dökülürken göğsümünsıkıştığını hissettim. Nefes almak zorlaşıyordu, canım yanıyordu. Ellerimistemsizce titriyordu, gözlerimde biriken yaşlar artık yanaklarıma süzülmeyebaşlamıştı. “-Ailemi öldürdü!” İçimdebir şey koptu sanki, dizlerim titredi, ayakta durmakta zorlanıyordum. Sesimçatladı ve boğazım kuruydu, ama konuşmaya devam etmek zorundaydım. Çünküsustuğum an gerçekliğin tüm ağırlığı üzerime çökebilirdi. “-Düşmanız dedibana...” dedim, bu sefer daha yavaş, daha boğuk bir sesle. “-Benden nefretediyor”
Son bir umut belki de birkurtuluş arayışıyla ona yaklaştım. Ellerim neredeyse yardım dilenircesinehavaya kalktı. Ona dokunmak, gerçek olduğunu hissetmek istiyordum. Ama biryandan da içimdeki korkuyla ona yaklaşmaktan çekiniyordum. Yine de cesaretimi topladım.Gözlerimi onun gözlerine diktim, tüm duygularım bakışlarımda toplanmıştı.İçimdeki çaresizlik, öfke, korku ve acıyı haykırır gibi konuştum: “-İyi biri değil o...” dedim, sesim titriyor,kelimeler dudaklarımdan zar zor çıkıyordu. “-Bana zarar verecek. Gözlerime bak,Sage...” Bu sefer ismini söylerken bile tereddüt ettim. Sage mi, Osso mu?Hangisi gerçekti? Hangisine inanmalıydım? Ama içimdeki duygu isimlerin ötesindeydi. Sesimdeki yalvarış artıyordu,kelimelerim adeta kırılgan bir ipin ucunda sallanıyordu. “-Bırakma beni onunla.Yalvarırım, götür beni buradan” Sonsözlerim dökülürken nefesim kesildi. O ise hiçbir şey söylemedi, hiçbir tepkivermedi. Sadece sustu. O sessizlik... o dayanılmaz sessizlik... İçimdeki hersorunun cevapsız kalmasına neden oluyordu. O an yalnızca sessizliğin büyüklüğünü hissedebildim. Beni tümduygularımla kuşatan, cevap bekleyen çığlıklarıma bir yanıt bulamayansessizlik...
“-Yapamam..” Bu iki heceiçimde büyüyen fırtınayı bir anda durdurdu, ama ardından derin bir boşlukbıraktı. Artık bu cevaptan bıkmıştım. Herkes, burada kalmam konusundahemfikirdi. O katille. Herkes bir şekilde bunu meşrulaştırıyordu, benim iradem,hislerim, korkularım yokmuş gibi. Kaşlarımı çatarak kelimelerimi ince bir öfketınısıyla şekillendirdim. “-Neden?” dedim, her hecem acı doluydu. Sage ya da Osso - her kimse- gözleriniüzerime dikti ve derin bir nefes aldı. “-Onu daha tanımıyorsun” dedi.Sesindeki kararlılık ve acı bir bilgeliği aynı anda hissediyordum. “-Hiçbir şeyhatırlamıyorsun, ama onunla bır geçmişin var. Ne kadar ileri gidebileceğini nekadar sınırı aşabileceğini bilmiyorsun” Bılmıyordum, ama o bunları yaşamışgıbıydı “-O bir şeytan” dedi usulca. “-İnsanların korkularını,zayıflıklarını bir oyun tahtasındaki taşlar gibi oynar. Onun dünyasında yeralmak o tahtada bir piyon olmaktan farksız” Kelimeleri zihnimde yankılanırkeniçimde bir ürperti yükseldi. Osso o adamın ne kadar tehlikeli olduğunu sadecekelimeleriyle değil, yüzündeki her bir ifadeyle anlatıyordu. “-Ama o seninle ilgili her şeyi biliyor.Nerede hata yapabileceğini, ne kadar ileri gidebileceğini, hangi sınırlarıaşacağını...” Sesindeki kararlılık beni irkiltti. “-Seni yanında tutmak içinher şeyi yapar. Seni asla bırakmaz, bunu biliyorum”
Sesi sanki beni ezipgeçen bir tren gibi, duymak istemediğim bir hakikati anlatıyordu. Bana böylekonuşması, beni tanıdığını gösteriyordu. Sadece yüzeysel bir bilgi değil,derin, kişisel bir tanışıklık. Onun ağzından bunları duymak ürperticiydi. “-Sende beni tanıyorsun...” diye mırıldandım içten içe, ama asıl soru şuydu: Ossokımdı benim ıçın? Kelimeler dilimin ucunda dolaşıyordu, ama sonunda patladılar.“-Ne yaptım ona?” dedim, sesim titriyor, fakat gerçeği bilmek istiyordum. Ocevap verirken gözlerindeki soğuk parlaklık içimi dondurdu: “-Bir şeytanayapmaman gereken her şeyi” Bu kelimeler kalbimi paramparça eden bir bıçakgibi içime saplandı, ancak yeterli değıldı. “-Ailesine mi zarar verdim? Buyüzden mi bu hırsı, bu intikam arzusu?” diye sordum, ama sorarken bile o adamınaileye dair bir şey hissetmediğine dair içimde bir kıvılcım vardı. Sage’inyüzünde acı bir tebessüm belirdi. O tebessüm... bir tür haklılık, ama aynızamanda derin bir keder barındırıyordu. “-Onun hiç bir zaman ailesi olmadıki” dedi. “-Ne bir anne sıcaklığı, ne bir baba koruması... Onun çocukluğusevginin ve şefkatin olmadığı, karanlık bir kuyunun dibinde geçti. İnsanlarınaile dediği şey, onun hayatında hiçbir zaman olmadı” Bir an duraksadı, sanki bır an söylediklerinepişman olmuş gıbı.
Sonra yeniden konuştu,sesi daha yumuşak, ama bir o kadar da kasvetliydi. “-Sevgi nedir bilmez. Onuniçin sevgi zayıflıktan başka bir şey değildir, etrafındaki herkese bunuinandırmış” Osso, bakışlarını bana çevirdiğinde gözlerinde derin bir hüzüngördüm. “-Duyguları yoktur onun” diye devam etti, kelimeler neredeyse birer taşgibi ağırdı. “-Ya da belki bir zamanlar vardı, ama o kadar derine gömmüş ki...Artık kendisi bile bulamaz. Onun dünyasında acı, öfke ve intikam dışında hiçbirşeye yer yok. Koca dünyasında yalnızca bir şey var” Sözleri bir an havada asılıkaldı, sanki o şeyi dile getirmek bile ona zor geliyordu. Sonunda sanki birsırrı açıklıyormuş gibi fısıldadı: “-Bussola...” O isim dudaklarındandökülürken odadaki hava ağırlaştı. Kelimeninanlamını bilmesem de arkasındaki karanlığı hissedebiliyordum. “-Bussola mı?”diye sordum, bu isim sanki zihnimde yankılanıyordu. Osso’nun yüzü bir an içingerildi, ama sonra bir tür teslimiyetle konuştu. “-Evet, Bussola” dedi, sesineredeyse bir inilti kadar düşük. “-Onun dünyasında sevgiden ya da insaniduygulardan eser yok, ama Bussola onun her şeyidir. Kutsalıdır. Ona dokunmayakalkarsan... bir daha gün yüzü görmezsin” Sözleri tüylerimi diken dikenetmişti. Neydi bu Bussola? Neden onun için bu kadar önemliydi? Ama bir şeyaçıktı: Bussola, o şeytanın ruhundaki tek parça insaniyet ya da belki de enbüyük karanlıktı.
Kelimenin anlamınıöğrenmek ıçın soru sormak ıstedım, ama Osso başını hafifçe sallayarak konuşmamaizin vermedi. “-Bunları öğrenmen için çok erken” dedi ve ciddiyetle ekledi. “-Benburaya seni uyarmak için geldim” Osso birkaç adım attı ve önümde durarakgörüşümü engellemeye çalıştı. Kendi kararlılığıyla beni sınırlandırmayaçalışıyor gibiydi, fakat bir sonraki cümlesi, ruhumun derinliklerine işledi: “-Alinafenalaştı” Sözler başıma bir balyoz gibi indi. Tüylerim diken diken oldu veboğazımda kocaman bir düğüm oluştu. “-Hayır...” dedim, başımı iki yanasallayarak. Gerçek olamazdı, buna katlanamazdım. Gözlerim anında dolmuştu,kelimeler dudaklarımdan istemsizce dökülüyordu. “-Beni dinle” dedi Osso, sesiher zamanki gibi keskin ve kararlıydı. “-Sadece beş dakika görmeme izinverdiler” Onu dinleyecek durumda değıldım, aklım tamamen Alina’daydı. Adınıfısıldadım, ama devam edemedim. “-Alina...” Sanki o tek kelime içimdeki herduyguyu anlatıyordu. Korku, endişe, çaresizlik, hepsi bir aradaydı. Osso biradım daha yaklaştı ve gözlerini benimkilere dikerek konuştu: “-Astım krizigeçirdi ve yoğun bakıma alındı, ama şu an iyi. Kendine geldi” Bedenim irkildi,ama ona inanamıyordum. “-Yalan söylüyorsun” dedim. Benı kandırmaya çalışıyordu,kendımı avutmam ıçın yalan söylüyordu.
“-Hayır, yemin ederimyalan söylemiyorum” diye yanıtladı Osso, bu sefer sesi daha yumuşaktı. “-Alinaiyi. İyi olacak. Ona gözüm gibi bakacağım” Ama bu sözler bana yetmiyordu.Kalbim deli gibi çarpıyordu, nefes almakta zorlanıyordum. “-Onu görmem lazım.İyi olduğunu kendi gözlerimle görmem lazım” Osso ‘nun yüzündeki kararlılık benidurdurmaya çalıştı. “-Sabretmen lazım” dedi dışlerının arasından. “-Kendinidüşünmelisin” Bunu kabul edemezdim, söz konusu kardeşim dedığım insandı.Gözlerim kararmıştı, aklımdan geçen tek şey Alina’ydı. İçimde yankılanan birhaykırış vardı: “-Onunla aynı çatı altında kalamam!” dedim. Sesim titriyordu,ama kelimelerimin arkasında bir dağ gibi duran gerçek vardı. “-Üstelikkardeşimin onun yüzünden yoğun bakımda olduğunu bilirken” Osso başını eğdi veyüzünde derin bir düşünce gölgesi belirdi. “-Burada kalmalısın. Ondan başkasınagidemezsin” Bu sözler içimde bir volkan gibi patladı. “-Polise giderim!” dedim,her hecem bir meydan okuma gibiydi. “-Her şeyi anlatırım. Hak var, hukuk var!Beni burada tutamaz” Osso ‘nun yüzünde hem acı hem de sabır dolu bir ifadebelirdi. “-Anlamıyor musun?!” dedi, sesi sabırla karışık bir öfkeyle doluydu. “-Ondanbaşkasına gidemezsin. Tüm yolların sonu ona çıkıyor”
Bu kelimelerle içimdekison umut kırıntıları da ezildi, çünkü haklı olduğunu bılıyordum. “-Şeytan o”diye fısıldadım aynı onun gıbı, sesim çatlamıştı. “-Sırf onunla kalayım diye bunlarıyapıyor” Gözlerimden süzülen yaşlarla boğulmuş bir şekilde ekledim: “-Amabaşaramayacak. Fırsatını bulduğum an ondan kurtulacağım” Osso hızla yanıtverdi. “-Sakın böyle bir hata yapma” Tam cevap vermek üzereydim ki cam kapıaçıldı ve derin, tok bir ses duyuldu. Yeşil gözlü adam içeri girdi, sesi soğukve netti. “-Süren bitti. Seni bekliyorlar” Beni içinde bulunduğum fırtınadançıkarıp soğuk bir gerçeğin içine çekti. İçimdeki bu yoğun, kararsız boşluğu birtürlü dolduramıyordum. Bir taraftan Alina’nın durumuna dair hissettiğim korku,diğer taraftan da onsuz bir dünyada var olamayacakmışım gibi hissettiğim buderin kaybolmuşluk, kalbimi ikiye bölüyordu. Alina’ya gitmeliydim, onugörmeliydim. Bu tüm diğer düşüncelerden, duygulardan çok daha önemliydi. Biryandan ona ulaşabilmenin umudu, diğer yanda bu imkansızlıkla yüzleşmenin acısıvardı. Sanki içimde hâlâ bir umut kırıntısı, kırılmaya yüz tutmuş bir ışık, birçıkış yolu arama arzusu vardı. Bunu bırakmaya, kabullenmeye, yok saymaya hiçniyetim yoktu. Alina’yı görmeliydim, bir şekilde ona ulaşmalıydım.
O anda Osso bir anda banadöndü. Gözlerindeki o sert ifade bir anlığına bile olsa yumuşadı, ama yine degizlediği bir şeyler olduğunu hissedebiliyordum. Elini hızla cebine atarken,adama doğru “-Hemen geliyorum” dedi, sesi kesik ve netti, sanki bir şeyinsonrasında bir yere gitmeye karar vermişti. Hızla bana doğru adım attı ve biran önce sarıldı. Sarılması aslında bir koruma içgüdüsünden başka bir şeydeğildi, ama o sarılmanın içinde bir şey daha vardı: beni koruma çabası. Cebimeparmaklarıyla bir şey yerleştirdiğini fark ettim. İlk başta tam olarak neolduğunu anlamadım. Ona baktım, gözlerimkararsız, kafamda soru işaretleriyle doluyken o yine de kulağıma yaklaştı. Sesio sertlikten bir nebze sıyrılarak yumuşadı. “-Buna gerçekten ihtiyacınolduğunda kullan” dedi. Kulağımın hemen yanında derin bir fısıltı gibi çıkan busöz vücudumda bir titreme bıraktı. Her kelimesi ağır, her bir hecesi bir anlamtaşıyor gibiydi. O an anlamadım, ama ne olduğunu fark ettiğimde her şeyin başkabir yönüyle karşılaşacağımı hissediyordum.
“-Onu kışkırtma” diyedevam etti Osso, sesinde sert ve kesin bir ton vardı. “-Bir şeytanı aslaaşağılamamalısın, zayıf düşürmeye ya da onun sınırlarını zorlamayakalkmamalısın. Çünkü o düşmanlarını sadece yok etmez. Onların ruhlarını,zihinlerini ve kimliklerini parçalara ayırır” Sözlerindeki karanlık birgerçeklik beni ürpertti. “-Sakın ona güvenmeye kalkma” diye ekledi, sesi birbıçak gibi keskinleşmişti. “-Onun yaptığı her iyilik, ödediğin bir bedellegelir. O iyiliğin arkasında senin fark etmediğin bir plan, bir zincir vardır. Ozinciri fark ettiğinde çoktan onun kuklası olmuşsundur” Osso’nun yüzünde bir aniçin acı dolu bir ifade belirdi. “-Ve sakın, ama sakın... onun oyunlarına dahilolma” dedi, kelimelerin her biri bir çivi gibi zihnime çakılıyordu. “-Onunlasavaşmaya kalkma, çünkü o savaşı kazanmanın bedeli seni sen yapan her şeydenvazgeçmektir. Seni kazanırsa seni tamamen değiştirir. Seni, sen olmaktançıkarır” Söyledikleri zihnimde yankılanırken sanki içimde karanlık bir uçurumaçılmış gibi hissettim. Bu ucu karanlık gerçeklik, zihnimi ve duygularımı esiralıyordu. İçimde derin bir korku ve çaresizlik dalgası büyüyordu.
“-Peki ya ben?” diyesordum sessizce, kendi sesime bile inanmayarak. Sözlerim boğazımda bir düğümgibi sıkışırken zihnimdeki tüm sorular birbirine karışıyordu. “-Onunlayüzleşmek zorundaysam ne yapacağım?” Osso derin bir nefes aldı, gözlerinde biran için acı ve tedirginlik belirdi. Bir an sessizlik içinde kalakaldık, sankizaman o anda durmuş gibiydi. Gözlerindeki o hüzün sanki beni çoktan geçmişeçekmişti, bir yük, bir korku vardı ama o yükün ne olduğunu tam olarakçözemedim. “-Kaç” dedi sonunda, sesi yumuşak ama bir o kadar belirgin vegüçlüydü. Sözcükleri sanki bir ip gibi çekip beni kendine çekiyordu, ve her birkelime içimdeki karanlıkla uyum içinde yankı yapıyordu. “-Onunla yüzleşmekzorunda değilsin. Eğer kaçabilecek bir yolun varsa, kaç, ama savaşma. Çünküonunla yüzleşmek kendi karanlığınla yüzleşmektir. Ve kimse kendi karanlığınıtam anlamıyla yenemez, geçmişini kaldıramazsın” Osso’nun son sözlerikulaklarımda çınlarken bir anda içimde derin bir boşluk oluştu. Kararveremediğim, bir yolda ilerleyemediğim o an her şeyin anlamını yitirdiği birandı. İçimdekiler bir çığ gibi büyürken gözlerim dolmaya başladı.
Anlamama izin vermedengeri çekildi. O hareketin bile bir ağırlığı vardı, adeta sözcüklerinin o sondarbesini kalbime yerleştiriyordu. Benimle yüzleşmemek için arkasını dönerkeniçimdeki kırıklık bir çığ gibi üzerime düşüyordu. O son bakışı, adımlarındakihızı… her şey bana acı veriyordu. Dışarıyadönerken gözlerimdeki yaşlar bir bir süzüldü, ama duramadım, onları gizlemeyeçalıştım. Elimi arka cebime attığımda soğuk metalin dokunuşunu hissettim, Ossokendımı koruyabilmem ıçın yerleştirmişti. Bir an gözlerim donuklaştı. Yaşlı gözlerim o çakiyi tuttuğumda bir başkaboşlukla dolmuştu. Çakı karanlık bir güç gibi, bir şeytana karşı yalnız kalanbir canın son çırpınışıydı. Dışlarımı sıkarak, derin bir nefes aldım. Ve sonratam karşımda duran şeytana gözlerimdeki kararlılık ve öfkeyle baktım. Alina’ya gitme ıstedığı ıçımı yakarken, Osso’nunsözleri hala kulaklarımda yankı yapıyordu: “Onunla yüzleşmek kendikaranlığınla yüzleşmektir” Bunagerçekten hazır mıydım? Bılmıyordum, ama o an her şeyin bir anlamı olduğunufark ettim. O korku, o mücadele, belki de içinde kaybolduğum geçmiş bana aitolmalıydı. Ve o çakı sadece bir araç değildi, bana tüm bu karanlıkla yüzleşmegücünü verecek bir anahtardı. Bende doğru anda, doğru kapıyı açmak, geçmişimiöğrenmekle hükümlüydüm...
****************************************************************************
Ve bölüm sonu!✨
Ee, ne düşünüyorsunuz canlaaar? Osso gerçekte kim ve tüm bunları nereden bılıyor? Yoksa bizim henüz bilmediğimiz bir şeyler mi var? 👀 Teorilerinizi dökün bakalım yorumlara, birlikte kafa yoralım biraz.😅
bölümü beğendiyseniz beğenmeyi unutmayın ha! 💗 Yorumlarınızı da bekliyorum, öptümm çaoo!🫶🏻
Bölüm etkileşimi
