Canavar kitap kapağı

4. bölüm / 9

Canavar

4.Direniş.

Yazar: Nova .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: 4.Direniş.

Selamm dostlarım! 🫶🏻 Nasılsınızz? Umarım hepinizin keyfi yerindedir.💖

Yeni bölüm geldii! ✨ Umarım okurken keyif alırsınız. Şimdiden hepinize iyi okumalar! 🌸
****************************************************************************
4.Direniş.
İki yıl önce ağır vebilinmez bir uykudan çıkarken açtım gözlerimi. İlk başta odadaki ışık, havanınsoğukluğu, yatağın sertliği gibi en basit detaylar bile bana yabancıydı. Kimolduğum, nereden geldiğim, neden bu kadar acı çektiğim... Tüm bu sorular zihnimdekoca bir boşluğun içinde yankılanıyordu. Hafızam karanlık bir okyanus gibiydi,ne bir iz, ne bir ses, ne bir yüz... Sanki tüm geçmişim bu karanlığın içindekaybolmuştu, bir dalgayla silinip gitmişti. Vücuduma hâkim olmaya çalıştığım oilk anlarda en ufak bir hareket bile kırık bir heykelin parçalanması gibihissettiriyordu. Bacaklarımda, özellikle sol bacağımda tarifsiz bir ağrı vardı,kemiklerim paramparçaydı, kaslarım kopmuş gibiydi. Doktorlar buna komplikekırık ve doku yırtılması diyordu, ama bu terimler yaşadığım acıyı tam olarakanlatmaktan uzak kalıyordu. Omuzlarımdan aşağıya süzülen ince sızı her birnefesimde göğsümde yanarak çoğalıyor, kalbimin atışlarını birer darbeyedönüştürüyordu. Bu yaşamak dedikleri şey insanı hayatta tutmak uğruna verilenacımasız bir mücadele gibi geliyordu o an bana.
Günler geçtikçe acıçekmek adeta yaşamın kendisine dönüşmeye başladı. O anlarda kendimi ruhumdansoyutlayıp yalnızca bu ağrıyı hissedebilen bir beden haline gelmiştim. Gözlerimtavanın boşluğuna kilitlenmiş, zihnim adeta uçsuz bucaksız bir karanlık denizdesavruluyordu. Aklımda tek bir şey vardı: Bu acıya ne kadar dahadayanabilecektim? Bazen kurtulmak için içimde ince bir ölüm arzusununfilizlendiğini hissediyordum, sanki karanlık bir koridorun sonunda benibekleyen bir rahatlama gibi. Ama yine de bilinçaltımda hâlâ hayata dair incebir iplik, sessizce bana tutunmam için uzanıyordu. Her gün parmaklarımıhissetmeye çalışarak, acıyla yoğrulmuş kaslarıma bir kez daha hükmetmeyeçalışarak uyandım. Günlerce, belki haftalarca, kim olduğumu hatırlamak içindeğil, sadece tekrar nefes alabilmek için savaştım. Geçmişimi bir arayagetiremiyor, anılara ulaşamıyordum, ama her seferinde içimde hayatın ağıryükünü taşımaya mecbur olduğum gerçeğiyle yüzleşiyordum. Yaşamak ve hayatta kalmak arasındaki farkı oyatakta her nefes alışımda hissettim. Ve o an anladım ki ölüm bile bazen birmucize gibi gelebilir, ama yaşamak… işte asıl mücadele o karanlık sudayüzmekti.
Yürüyemeyeceğimisöylediklerinde odada ağır bir sessizlik vardı. Sanki kelimeler bir ağırlıkgibi üzerime çökmüş, tüm dünyayı tek bir nefeste içine çekmiş ve yok olmuştu.Dışarıya karşı sessizdim. Doktorların konuşmalarını, hemşirelerin uğraşlarını,her şeyi içimde bir boşlukta kayboluyormuş gibi izledim. Günlerce, belkihaftalarca bu sessizlik benimle birlikteydi. Umut denen şeyin içimde bıraktığıo ince kırıntı da tamamen silinmişti sanki. Fakat o karanlık, sessiz günlerdehayatıma bir ışık girdi: Alina Volkova. İlk başta ne olduğunu bileanlamadım, çünkü her gün odama bıkmadan çiçekler getiren birini görmekbeklemediğim bir şeydi. Her defasında içeriye girdiğinde gözlerimle ona bakar,ne yapmak istediğini anlamaya çalışırdım. Ama o bana açıklama yapmazdı, sadeceyatağımın yanına bir vazo yerleştirip içini renk renk çiçeklerle doldururdu.Her sabah, odanın bir köşesinde kapanmış duran perdeleri usanmadan açar, ışığıiçeriye dolup taşırırdı. Zamanla kapalıbir kapının ardından sızan bir ışık gibi Alina da hayatıma dolmaya başladı.Tekerlekli sandalyeye her seferinde bıkmadan usanmadan beni yerleştirir,bahçeye çıkardı. O yemyeşil çimenlerin arasında dolaştırırken benimledurmaksızın konuşurdu. Gözlerimdeki boşluğu görebiliyordu belki de çünküdurmadan anlatırdı: yaşadığı komik olayları, eski anıları, geleceğe dairumutlarını… Ona tepki vermesem bile, hatta bazen sertçe çıkışsam bile, hiçbirşey onun neşesini kırmazdı.
Bir gün bahçede yine omutlu gülümsemesiyle yanıma eğildi ve patlayan bir kahkahayla anlattığı birhikayenin sonunda bana baktı. Gözlerimin kenarında fark ettiğim o belirsizgülümsemeyi gördü. O an anladım ki Alina yalnızca konuşmuyor, bana kaybettiğimo umudu geri veriyordu. Yavaş yavaş ona istemsizce eşlik eden tebessümlerimarttı. Gözyaşlarımın yerini onun gülüşlerinin sıcaklığı almaya başlamıştı,Alina’nın ışığı içimdeki karanlığı çatlatıyordu. Onun o bitmeyen azmi, banayeniden gülmeyi, hayatın kenarından dönüp o ışığa doğru bir adım atmayıöğretti. Kapanmış pencerelerimin ardında saklı kalan ne varsa Alina’nıninadıyla, gülüşleriyle yeniden aydınlandı. Her gün daha fazla hissetmeyebaşladım, hayatın karanlık bir deniz gibi değil, yüzünü ona dönene kucak açacakbir dost gibi durduğunu gördüm.
Sonra o karanlık veumutsuz günlerin ardından bir mucize gerçekleşti: yeniden yürümeye başladım.İlk başta bu düşünce bile bir hayaldi. Fakat bedenimin en küçük hareketine bilenasıl dikkat ettiğimi, kaslarımdaki her minik değişimi nasıl hissettiğimi hatırlıyorum.Alina her zamanki sabrı ve inatçılığıyla yanımdaydı. Her adımımda, hersendeleyişimde elini omzumda hissettim. Rehabilitasyonsalonunda geçirdiğim sayısız saatin ardından ilk defa ayağa kalktığım o günüasla unutamam. Ayaklarım titreyerek yere bastığında zeminin soğukluğunuhissettim, sanki dünyayla ilk defa bağ kuruyormuşum gibi, her şey o an dahaderin, daha gerçek geldi. İlk adımlarımda dengeyi sağlamak o kadar zordu kikalbim göğsümde deli gibi çarpıyordu. Ancak her yeni adımdan sonra içimdekikararlılık büyüdü, o küçücük adımlar bana yaşama dair çok daha büyük şeyleranlatıyordu. Alina her defasında o mavi gözlerinde parlayan bir umutla yenidenbaşarmam için beni cesaretlendirdi. O ilk adımımdan sonra zorluklarla dolusayısız an geldi, ama her başarısızlıktan sonra kalkmayı öğrendim. Tekraryürümeyi öğrenmek sadece fiziksel bir yeniden doğuş değil ruhumun daküllerinden yükseldiği bir mucizeydi. Ve sonunda o en zor adımdan sonra heradım bir öncekinden daha sağlam, daha güçlü oldu. Bedenim yeniden hayatabağlandıkça zihnim de öyle oldu.
Alina bana yalnızca bir doktordeğil, bır dost, kardeş, kurtarıcı ve savaşmam için bir ışık olmuştu. Hiçtanımadığı, kim olduğunu bilmediği bana, yaralarımı iyileştirmekle kalmamış,içimde bir umut yeşertmişti. Geçmişim karanlık bir boşlukla silinmişken onunanlattığı hikayelerle hayata yeniden tutunmayı öğrendim. Bana sabırla her güngetirdiği o çiçekler, odama dolan güneş ışığı, sanki yeniden doğmam için birdavetti. Kendime dair hiçbir şey bilmezken bile Alina’nın gözlerindeki inançbeni o boşluktan çekip alıyordu. Ama yine de bazen o karanlık düşünceleregömülürdüm. Alina’nın anlattıklarıyla içimde filizlenen umutla belki deköklerimi bulabilirim diye düşünürdüm. Gerçek kimliğime, geçmişime ve belki debir aileye ulaşabilirim diye. Savaşmayı öğrendikçe, kendi ayaklarımın üzerindedurdukça kendimi yeniden bulmaya bir adım daha yaklaşmış gibi hissederdim.Yürümeye başladığımda hayal kurmaya da cesaret buluyordum, köklerim, kimolduğum, gerçekte nereden geldiğim, her şey zihnimde sisli bir umut olarakdolaşırdı.
Ancak dün öğrendiklerimbu umutların sadece birer yanılsama olduğunu bir kez daha acı bir şekildeyüzüme vurdu. O adam, benim düşmanım olduğunu söyleyen o yabancı, kendindenemin bir soğukkanlılıkla ailemin öldüğünü ve kendi elleriyle onları yokettiğini söylediğinde içimdeki dünya paramparça oldu. Sözcükler birer zehirgibi içime işlerken o sisli umut bir anda dağıldı. Ailem... geçmişim... ve banaait olan her şey... O her şeyi almış, her şeyi mahvetmişti. Yıllardır hayalinikurduğum, belki bir gün kavuşurum dediğim ailemin bana uzanacak bir elikalmadığını öğrenmek yüreğimde derin, onarılmaz bir yara açtı. O adam dün gecegittikten sonra geride bıraktığı soğuk ve ağır gerçek beni nefessiz bırakmıştı.Odaya kendimi attığımda içimdeki tüm direnç çökmüştü. Kapıyı kapatır kapatmazdizlerimin üstüne çökerek yere yığıldım, sessizliğin içinde kalbimde açılanyarayı hissederek kalakaldım. Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladığında herbiri içimde büyüyen o boşluğu dolduramayacak kadar zayıf ve çaresizdi. Sankiher bir damla kaybettiğim o hayali dünyaya veda eden birer ağıt gibiydi. Saatlerce,belki de gün boyunca ağladım. Ne zaman geçtiğini, geceyi sabaha ne zaman teslimettiğimi bilmiyordum. Gözyaşlarım hiç durmadan yanaklarımdan süzüldü, sessizhıçkırıklar göğsümde çarpıp içime aktı. Yalnızca düşüncelerim vardı, o katı,acımasız gerçeklerle yüzleşmenin ağırlığını taşıyamıyordum. Dizlerimin üstünde öylece kalarak sankihayatımın üzerine kapanmış perdeyi yeniden aralamaya, başa sarılabilecek birumut bulmaya çalıştım, ama bulamadım. Ailemin bana uzanacak hiçbir elikalmamıştı.
Sabahın ilk ışıklarıodayı yavaşça aydınlatırken büyük pencerelerden içeri süzülen güneş ışığıyüzüme vurdu. Karanlıkta kaybolmuş olan ruhumda bir parıltı hissetsem deyanımda hissettiğim derin boşluk her şeyden daha baskındı. Odaya bir çırpıdagelen ses kapının çalınmasıyla yankılandı. Ancak o kadar yorgun ve güçsüzdüm kibu sesin beni uyandırmasına izin vermek için bile takatim kalmamıştı. Cevapvermedim, yalnızca dizlerimi daha da kendime çekerek başımı kollarıma yasladım.Dün gece yaşadıklarımın bir kabus olduğuna kendimi inandırmaya çalışsam da budüşünce bir türlü gerçekliğimi aşmaya yetmedi. Her şey fazlasıyla gerçekti veben cehennemin derinliklerinde esir düşmüştüm. Kapının yeniden çalınmasıylabirlikte içimde bir huzursuzluk belirdi. Dikkatim kapı kolunun aşağıya inmesesine kaydı. Sesi biliyordum, tanıdık bir ses. O adam, dün gece karşılaştığımo şeytan, o soğukkanlı yaratık. İçimdeki korku, duyduğum tanıdık sesle daha daderinleşti. “-Pandora?” dedi. Sesindeki soğuk, yürek burkan tını beni derin birkorkuya sürükledi, ne yapmam gerektiğini bilemedim. “-Uyanık mısın?” diyesordu, ama bu sorunun bir önemi yoktu.
Kapı kolunun metalik sesitıpkı bir zincir gibi yeniden ruhumda yankılandı. Kapıyı açmaya çalıştığınıduyuyordum, ama ben kapıyı çoktan kilitlemiştim. Kapı kolunu aşağıya indirirkeno umutsuz çabası içimdeki gerilimi artırıyordu. Bir yandan da “-Cazzo,kapıyı mı kilitledin?” diye mırıldandığını duydum. Kendi içimdeki korkununötesinde nefret ve tiksinti ile dolup taşıyordum. Başımı kaldırmadan, sesimtitrek ama kararlı bir şekilde “-Git başımdan, beni yalnız bırak!” dedim. Biranlık sessizlik odada asılı kaldı, ancak sonrasında kapının ardındaki adamınsesi giderek keskinleşti, sabrının sınırında olduğunu hissettiren bir tınıylatekrar geldi. “-Beni deli etme, aç şu kapıyı” Sesi tehditkâr bir yankıoluşturuyordu. İçimdeki ürperti artarken başımı hafifçe kapıya çevirerekgözlerimi bir an kapadım, ama geri çekilmek istemiyordum. Dişlerimi sıkıpsesimi yükselterek sert bir tonda karşılık verdim. “-Siktir git!” diyebağırdım, tüm gücümle.
Bu sözlerim onun sabrınıntamamen tükenmesine neden oldu, çünkü ardından kapının ardındaki öfkeyle dolunefesi duyulabilir hale geldi. Tekrar kapı kolunu kavradı, kapının sarsıldığınıhissettim. “-Kapıyı açtığımda bu lafları söylediğine pişman olacaksın” dedi, sinirleinleyen bir tonda. İçime keskin bir korku dalgası gönderdi, ama dışarıdan bellietmiyordum. Öfkeyle yerimden doğruldum, soğukkanlılığımı bozmamaya çalışarakkapıya doğru yaklaştım ve daha yüksek bir sesle karşılık verdim: “-Sendenkorkmuyorum! Duydun mu beni?” Ama içimde bambaşka bir gerçek vardı. Evet,korkuyordum. Onu tanımıyordum, ama öfkesi ve hiddeti bana neler yapabileceğinifazlasıyla hissettirmişti. Ne kadar direnirsem direneyim içimde bir kırılmayaratmak için her hareketini dikkatle seçiyor gibiydi. Ancak geri adım atarakonun istediğini vermeye niyetim yoktu, beni korkutmasına, çaresiz bırakmasınaizin vermeyecektim. Yine de her tehditkâr sözünde içime işleyen bu korkudalgasını bastırmaya çalışarak, olduğum yerde dimdik durmaya devam ettim.
Yavaşça kapıya dönüpdurduğum yerde içimdeki korkunun ağırlığıyla dimdik durmaya çalışırken adamınsesi yeniden yankılandı. Korkusuz olduğuma dair içimdeki inancı pekiştirmeyeçalıştım, ama her kelimesi kalbimin derinliklerine saplanan bir ok gibihissediliyordu. “-Demek benden korkmuyorsun, öyle mi?” dedi, sesi alaycı birtonda gülümserken. Bu sözler karşısında yüzümde biriken öfke gözlerimdekiparıltıyla birleşerek daha da güçlendi. “-Bakalım bunları kapı açıldığında dayüzüme söyleyebilecek misin?” dedi, meydan okurcasına. Gözlerimi sımsıkıkapatıp derin bir nefes aldım, içimdeki öfkeyi dışarıya atmanın zamanıgelmişti. “-Sen, aşağılık, iğrenç birpisliksin!” diye haykırdım. Sözlerim içimdeki korkunun ardında yankı bulmuştu.Her ne kadar öfkemle dolup taşsam da kalbimdeki hızlı atışlar beni ihanet edenbir korku ile sarmalamıştı. Onun sesi ıse derin bir göl gibi tehditkâr birşekilde geri döndü: “-Öyleyse gel ve bunu yüzüme söyle”
Bu sözler içimdekikıvılcımı daha da alevlendirdi, ancak onunla yüz yüze gelmek, o karanlık yüzügörmek istemiyordum, çünkü o bir katildi. “-Yüzünü görmek istemiyorum! Katılsınsen!” dedim, sesimdeki titreme belirsizliğimi ele verse de cesaretimi toplamayaçalıştım. “-Seni son kez ikaz ediyorum, aç şu kapıyı” diye tekrar etti, sesisoğuk ve sertti. Yine de ona itaat edecek değıldım, gözlerimdeki yaşlarıumursamadan “-Ben de son kez tekrar ediyorum, siktir git!” diye bağırdım. O anodada derin bir sessizlik oluştu, zaman sanki durdu, hava yoğunlaştı. Sesimduvarlarda yankılanırken kalbimdeki çarpıntı her vuruşta daha dabelirginleşiyordu. O adamın sustuğunu düşünsem de içimdeki güvensizlikdinmiyordu. Dikkatini çekmekten vazgeçmemiş olabileceği korkusuyla etrafabakındım. O sırada karanlıkta parlayan bir şey dikkatimi çekti. Masanınüzerinde eski bir makas duruyordu, metalin parıltısı içimde bir cesaretkıvılcımı yarattı. Hızla makası elime aldım, soğuk metal avuçlarımda kayarkenkoruyucu bir güç verdi. Kalbim hızla çarpıyor, her vuruşta korkum daha daderinleşiyordu, ama o makas içimdeki mücadeleci ruhu yeniden canlandırıyordu.
Karanlık odanınköşelerine sinmişti, yalnızca dışarıdaki ince sesler akıl karıştıran birhuzursuzluk yaratıyordu. Kalbim kaygının pençesinde çarpıyordu. Tam o andakapıya inen ilk darbe sesi içimi ürpertti. Menteşelerin zayıflığına gelen ağıryük korkularımın gerçeğe dönüşeceği hissini derinleştiriyordu. Bir darbe dahageldi, kapı sarsıntıyla duvara çarparak beni daha da geriye itiyordu. Kendimitoparlamaya çalışırken elimdeki makası sımsıkı kavradım. Soğuk metalavuçlarımda kayarken beni koruyacak bir şey varmış gibi hissettiriyordu. O ankapıyı açamayacak düşüncesi içimde yankılanıyordu. Ancak dışarıdaki adamınkararlılığı bu güveni sorgulamama neden oluyordu. Kapı bir kez daha şiddetlesarsıldı. Odanın her köşesinde yankılanan ses havayı ağırlaştırıyordu.Kalbimdeki çarpıntı hızlandı, içimdeki korku daha da derinleşti. Bir anlıksessizlikten sonra kapı gürültüyle odaya düştü. Ahşap parçaları zeminlebuluşurken gözlerim büyüyerek geriye adım attım.
O karanlık adam, dım dımadımlarla içeri girmeye başladı. Elinde bastonu yoktu, ama buna rağmeniradesiyle ilerlemeyi başarıyordu. Kapıyı kırdığı omzunun üstünde ufak bır tozparçası kalmış gıbı dövmeli eliyle savurduğunda bakışlarım onu hayretle takipediyordu. Gözleri umursamaz tavırda bir an için etrafı süzdü, ancak hemenardından dikkatli bir şekilde doğrudan bana odaklandı. İçimdeki korkununyükselmesiyle birlikte bir soğuk rüzgar gibi ruhumu sarmaladı. Korkumu bellietmemek için elimdeki makası arkamda sakladım ve cesaretimi toplamaya çalıştım.O bir an ıçın dönüp dışarıda bıraktığı bir paketi alarak odanın ıçıne yenidenadımını attı, sanki dakikalar önce kapıyı kırmamış gıbı rahat ve profesyoneldi.Usulca ilerlerken elindeki paketi yatağın üzerine bıraktı. Hareketleri yavaş veağırdı, ama sesindeki kararlılık onu izleyenlere meydan okurcasına bir tehdittebulunuyordu. “-Seni uyardım. Sözümü dinlemezsen, kilitleyebileceğin bir kapında olmaz” dediğinde geri çekildi ve yeniden bana odaklandı.
Cevap vermek için derinbir nefes aldım, sesim titremeye çalışsa da “-Sen ne çeşit bir manyaksın?!”dedim. Yüzümdeki soğukkanlılığı korumaya gayret ettim, ama içimdeki kaygı onuhiçe sayıyordu. Gözleri soğuk bir ateş gibi içimdeki cesareti söndürmeyeçalışıyordu. Yine de elimdeki makas korkularımı bir nebze olsun unutturarakhayatta kalma içgüdüsünü uyandırıyordu. Onun karşısında durmak zorundaydım,başka bir seçenek yoktu. Bana doğru adım attığında bir an reflex olarak geriçekildim ve makası arkamdan çıkarıp ona doğrulttum. “-Sakın bana yaklaşmayakalkma!” dedim tehditimin ciddiyetini vurgulayarak. Duraksarken “-O elindekiylebana bir şey yapabileceğini mi sanıyorsun?” dedi, sakin bir tavırla. İçimdekiöfke yeniden kabardı, benı küçümsüyordu, ancak tehlike anında neleryapabileceğimi bılmıyordu. “-Sanmıyorum, yaparım” dedim, ona karşı cesaretimiartırmaya çalışarak. Ama o bir adım daha atarak aradaki mesafeyi azaltmayadevam etti. “-Yaklaşma dedim!” diye sesimi yükselttim, bu sefer daha sert vekesin bir tonla.
Ancak sonuç değişmedi,beni dinlemedi. Adım adım daha da yaklaşırken kalbimdeki korkunun yerini öfkealıyordu. “-Yemin ederim seni öldürürüm” dedim, gözlerimdeki kararlılığıhissettirmeye çalışarak. “-Sakin, tek adım dahi atma” Tüm bu sözlerime rağmenbana aldırış etmeden yaklaşmaya devam etti. Elimdeki makas hayatta kalmairademin son kalesiydi, onun yaklaşımına karşı koyabilmek için her şeyimlesavunmaya geçmiştim. Makasın soğuk metalini avucumda hissediyor, parmaklarımınçevresinde kaygan bir güçle döngü oluşturuyordum. Onun duruşu sakin, ama bir okadar da yıkıcı bir tehdit barındırıyordu. Karşıma geçtiğinde yüzündeki kararlılıkve gözlerindeki donuk ifade beni daha da geriyordu. Elimdeki makas onungöğsünün tam ortasında parlıyordu, kendı ayağıyla ona zarar vermem ıçın banayaklaşıyordu. Nefesim sanki boğazımda düğümlenmişti, korkuyla karışık bir öfkebedenimde yankılanıyordu. Bunu yapabileceğini düşünmemiştim, ama şimdi onunsoğuk bakışlarının baskısıyla içimdeki cesaret neredeyse sönmüştü. “-Yap” dedi,sesi derin ve kararlıydı. Bakışları beni içimden evirip çeviriyor, cesaretiminkırılmasına neden oluyordu. “-Ne?” Şaşkınlığım yüzüme yansıdı, hislerimdarmadağın olmuştu. Korkunun ağırlığı zihnimi bulandırıyor, mantıklı düşünmemiengelliyordu. Gözlerimdeki belirsizlik ona cevap vermem konusunda beniduraklattı.
“-Öldür beni” diyeyanıtladı, sanki hayatının en sıradan isteğiydi. Yüzümdeki korkununderinliğiyle içimdeki fırtına arasındaki dengeyi kaybetmiş gibi hissettim.İçimdeki sesler birbirine karışırken onun niyetlerini çözmeye çalışıyordum. “-Sen…”kelimeler boğazımda tıkanırken içimdeki karmaşa büyüyordu. Neden böyle bir şeyistiyordu? Korkumdan kaynaklanan bu çaresizlik sesimin titremesine neden oldu. “-Hadiama, Piccolo” dedi, alaycı bir tonda. “-Bunlar senin için zor olmamalı”Sesindeki soğukluk bana içten içe korku veriyordu. Sözleri havada asılı kalırkenkaşlarımı çatarak “-Ben sen değilim” diye itiraz ettim. Ona karşı kendımısavunmak zorundaydım, ancak onu öldürecek kadar gözüm dönmemişti. O bır katılolabılırdı, ailemin canını almış ve benı burada zorla tutmaya çalışıyor olsa daben o değıldım.
“-Sen bir canavarsın”dedi, adım adım yaklaşıp beni daha da köşeye sıkıştırırken. Sırtım duvaradayanmıştı, o kadar dar bir alandaydım ki kaçacak hiçbir yerim yoktu. Her biradımında kalbimdeki korkunun yerini öfke alıyordu. İçimdeki öfke zihnimibulandıran korkunun kabarmasıyla giderek büyüyordu. Bedenimde hissettiğim bukorku makasın soğuk metalinde bir karşılık buluyor, elimdeki aletin ağırlığıise bana geçici bir cesaret veriyordu. Gözlerim onun yüz ifadesinde derinleşenbir ciddiyet aradı, ancak onun soğuk bakışları içimdeki cesareti söndürmeyeçalışıyordu. “-Sen benim yarattığım bir canavarsın” dedi, sesi derin bir yankıgibi havada asılı kalırken sözleri derin bir anksiyete dalgası gibi içimeişledi. Gözlerim parlarken kendimi savunmak için “-Ben canavar falan değilim”dedim. Ama bu kelimeler dudaklarımdan çıkarken içimdeki bir ses beni derindenboğuyordu. Korkumun ve öfkemin arasında sıkışıp kalmıştım, o ıse içimdekisavaşı daha da kızıştırıyordu. Bedenim gerilmiş, kalbim hızlı hızlı atıyordu.Onun yaklaşımıyla nefesim daralmış, boğazımdaki düğüm daha da sıkılaşmıştı.
Gözlerimiz birleştiğindeiçimdeki fırtına daha da büyüdü. O an gözlerimdeki korkunun yanında ona karşıduyduğum öfke giderek alevleniyordu. Duygularım adeta bir kıyametin eşiğinegelmiş gibi çarpışıyor, içimdeki bu iki zıt güç birbiriyle savaşarak beni dahada kararlı hale getiriyordu. Onun “-Sen benim eserimsin” demesi içimdeki herşeyi sarsarken bir anda zihnimde yankılanan kelimeler bana karşı bir tür tehditgibiydi. Itıraz etmek ıçın ağzımı açtım, ancak o benden önce davrandı. “-Öyleolmadığını sanıyorsun, ama öylesin” diyerek sözlerine devam etti. Kendimi birkaranlığın içinde kaybolmuş gibi hissettim, onun gözlerinde gördüğüm soğuk,hesaplayıcı bakış, içimdeki direnişi daha da körüklüyordu. Korkumun ve öfkeminbirleşimi bana verilen bu kimliği kabul etmem gerektiği hissinikuvvetlendiriyordu. Ama hayır, ben kendimi onun yaratımı olarak görmek istemiyordum.“-Benden farksız değilsin” dedi, sesiyle beni daha da sıkıştırarak. İçimdengeçen her düşünceyi bilip bilmediğini sorgularken elinde tuttuğu makasayöneldi. O an elini makasın üzerine uzatırken kalbim bir anlığına durdu.Gözlerim onun yavaş hareketlerini izlerken içimdeki nefret ve korku daha dayoğunlaştı. “-Sen benimsin” dediğinde bu sözler ruhumda bir sarsıntıya yolaçtı. Başımı Ikı yana salladığımda makası biraz daha kendine çekerek kontrolueline aldı, bense dışlerımın arasından tısladım “-Ne saçmalıyorsun?”
Aklımda yankılanandüşüncelerle boğuşurken “-Düşün Pandora, düşün. Bunun için bolca zamanınolacak” diyerek usulca geri çekildi. Elimdeki makası çoktan almıştı ve benimmücadelem onu kaybetmenin getirdiği çaresizlikle daha da zorlaşıyordu. Arkasınıdönüp odadan çıkacağı sırada içimdeki birikmiş öfke patlak verdi ve arkasındanbağırdım. “-Bana şöyle seslenip durma, benim ismim var!” Ama dinlemedi, bununyerine cevabını şöyle verdi: “-10 dakikaya üstünü değiştir ve yemek içinaşağıya gel” Cümlesinin sonunu bile beklemeden odadan çıkıp gıttı. Bakışlarımkırılan kapıya kayarken öfkem doruk noktasına ulaşmıştı. “-Aptal! Kendinibeğenmiş ukala!” diye haykırdım. İçimdeki öfkeyi sakinleştirmek için ellerimisaçlarıma geçirdim, ama bu yalnızca gerilimi artırıyordu. Başka bir çıkış yolubulamamıştım, delirmiş gıbıydım. Gözlerim odanın dağınık haline kayarkenmasanın üzerindeki eşyaları bır haşımda yere devirdim, cam kırılma sesı etraftayankılanırken umursamadan elime geçen her şeyi parçalara ayırdım.
Artık odanın bir kapısıyoktu, çünkü o manyak herif kapıyı kırmıştı. Şimdi beni burada zorla tuttuğuyetmiyormuş gibi bir de üstümü giyinip onunla yemek yememi bekliyordu.Gerçekten aklını kaçırmış olmalıydı, normal bir insan böyle davranmazdı. Amaiçimdeki savaş sürerken üstümde bır tişörtle gezmek de ıstemıyordum. Bu yüzdenyatakta bıraktığı kıyafetleri almak için odanın ortasına doğru adım attım.Etrafımdaki dağınıklığa rağmen o an kendimi güçlü hissetmek için bir nedenbulmak zorundaydım. Paketi açtığımda karşıma çıkan boğazlı gri bir kazak vesiyah bir pantolonla birlikte iç giyimlerimin de orada olduğunu gördüm.İçimdeki gerginlik bir anda tırmandı, hafif bir tıslama sesiyle burnumdan soluyarakodanın lavabosuna ilerledim.
Içerıye girdiğimde hemenüstümdeki siyah tişörtten kurtuldum ve paketteki eşyaları çıkartarak giyinmeyebaşladım. Lavaboda üzerimdeki kıyafetleri değiştirirken her şeyin tam bedenimeoturduğunu hissettim. Bu garip durum aklıma onlarca şey getirse de sadecetesadüf olacağına kendımı inandırarak ıçımı rahatlatmaya çalıştım. Boğazlı grikazak bedenimi saran bir sıcaklık yayıyordu, siyah pantolon ise bacaklarımdarahatça hareket edebilmem için esnek bir yapıya sahipti. Üstümü giyinip odayageri döndüğümde daha önce dolapta gördüğüm siyah kısa botları giyinmek içinharekete geçtim. Hava şartlarına göre oldukça uygun bir şekilde giyinmiştim. Işım bıttığınde sonunda odanın içinde yürümeyebaşladım. Her adımda içimdeki gerginlik artıyor, sinirlerim tuhaf bir şekildegerginleşiyordu. Bir zamanlar kendimi güçlü hissettiğim o anlardan eser yoktu,şimdi karışık bir duygu yelpazesinin içindeydim. Onunla yemek masasınaoturmaktansa açlıktan ölmeyi göze alabilirdim, ama bir an durup düşününceaslında en çok istediği şeyin de bu olduğunu fark ettim. Beni kendi eseriolarak gördüğü o zavallı mahkum olmamı istiyordu. İçimdeki o korkuyu,umutsuzluğu ve çaresizliği görerek her adımımı kontrol etmek istiyordu. Amayanılıyordu. İstediği kadar kapıları kilitlesin, beni burada zorla tutsun,irademi kıramaz, beni esir alamazdı. Beni kendi karanlığında boğmayaçalışıyorsa hayal kırıklığına uğrayacaktı. Derin bir nefes alıp gözlerimikapattım. Hissettiğim bu öfke ve azim içimde yanan sarsılmaz bir ateşti. Benipes ettirmeye çalışıyordu, ama bilmiyordu ki, her adımında daha dagüçleniyordum. Bu oyunda, onun istediği piyon olmayacaktım. İtaat etmek mi?Asla. Gerekirse kendi kararlılığımla duvarları yıkacak, onun inşa ettiği buhapishaneyi kendi ellerimle yerle bir edecektim.
Üzerime geçirdiğikıyafetleri düzelttim, başımı kaldırıp derin bir kararlılıkla merdivenlereyöneldim. Beni o masaya oturtmak istiyorsa kendi irademle oturacak, onungözlerinin içine bakarak gerçek savaşı başlatacaktım. Bu onun değil, benimmücadelemdi artık. Ve beni kırmak, pes ettirmek istiyorsa çok bekleyecekti.Adımlarım sert, ama içimdeki azimle ağır ağır inerken bir şeyden emindim: buakşam o masaya teslim olmaya değil, meydan okumaya gidiyordum. Benim hikayeminkahramanı bendim, ve onu kendi oyununda yenmek için orada olacaktım. Ne yaparsayapsın, bu savaştan vazgeçmeyecektim. Gözlerim kararlılıkla ışıldıyordu, bugünonun zafer gününü değil, direnişimi yazacaktım..

****************************************************************************
Ve bölümün sonu!✨

Pekii, bu bölümü nasıl buldunuz? Sizce sonraki bölümde neler olacak? En çok hangi sahneyi sevdiniz?🙈
Teorilerinizi, tahminlerinizi ve bölüm hakkındaki tüm düşüncelerinizi yorumlarda okumayı dört gözle bekliyorum. 🫶🏻💌

Eğer bölümü beğendiyseniz oy vermeyi de unutmayın, beni gerçekten çok mutlu ediyor. 🥹❤️Bir sonraki bölümde görüşmek üzere! Kendinize çok iyi bakın, sağlıcakla kalın. 🌸

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

24okunma 8beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…