6. bölüm / 6
ÇAKIL TAŞI DİBE BATARHiçbir Şey Olamaz Sen Gibi
Bölümler 6Şu an: Hiçbir Şey Olamaz Sen Gibi
Lonnie
Bu kez de benden dinleyin olanları.
Bizim neler yaşadığımızı…
Belki de hiç tanışmamış olmalıydık.
Böylece birbirimizi daha az kırardık.
Çocukluğumdan kalmış küçücük bir umut vardı içimde.
Ama o gün…
hepsi öldü.
Ve onu öldüren bendim.
Benim seçimlerimdi.
Benim bencilliğimdi.
Belki de en başından beri ona yaklaşmamalıydım.
Çünkü dokunduğum her şey gibi…
onu da mahvettim.
Keşke zamanı geri sarabilseydim.
O beni tanımadan önce…
onu kendimden kurtarsaydım.
İnanın, kendimden nefret ediyorum.
Bu yalancı hayattan da…
seçtiklerimden de…
yaşamak zorunda bırakıldıklarımdan da…
yaşadıklarımdan da…
Hepsinden nefret ediyorum.
Keşke zamanı geri sarabilseydim.
O zaman Luca’nın canı bu kadar acımazdı.
Çok kırık biriydi o.
Hem de fazlasıyla.
O kadar çabuk üzülür, o kadar kolay ağlardı ki…
bazen ne yapacağımı bilemezdim.
Titremeye başlardı.
Korkudan mı…
yoksa içinde taşıdığı başka şeylerden mi bilmiyorum.
Ama saatlerce geçmezdi o titreme.
Her gördüğümde gözlerinin altı kıpkırmızı olurdu.
Yine öyleydi.
Ağlamaktan gözleri kızarmıştı.
Ve titriyordu.
Bir insan nasıl bu kadar kırılgan olabilir diye düşünürdüm bazen.
Nasıl bu kadar savunmasız kalabilir?
Ve ben…
nasıl onu koruyamamış olabilirdim?
Koşarak yanına gittim.
Daha konuşmasına bile izin vermeden gözyaşlarını sildim.
Gözleri yine kıpkırmızıydı.
Titriyordu.
Kızaran gözlerine bakıp saçlarını kulağının arkasına ittım.
“Yine mi biri gelip seni kırdı?” diye sordum yavaşça.
“Yoksa okulda yine bir zorbalık mı gördün?”
Bir an durdum.
“Anlat hadi bana Luca…”
Sanki sesimi biraz daha yükseltsem parçalanacakmış gibiydi.
Başını avucumun içine yasladı.
Bir yavru kedi gibiydi.
Şu an bu kadar ağlamıyor ve üzülmüyor olsaydı, bununla dalga geçmek için bir saniye bile kaybetmezdim.
Hafifçe gülümsedim.
“Lütfen anlat…”
Başını avucumun içine biraz daha yasladı.
Gözlerini kaçırıyordu.
Sanki anlatırsa her şey daha gerçek olacakmış gibi.
Parmaklarımı saçlarının arasında yavaşça gezdirdim.
Sessizce burnunu çekti.
“Neden herkes bu kadar kötü Loni?” diye fısıldadı.
“Neden insanlar bu kadar korkunç?”
İçim sızladı.
Hiç düşünmeden onu kendime çektim.
Kollarımla sımsıkı sardım.
Sanki biraz gevşetsem dağılıp yok olacakmış gibi…
Başını omzuma gömdü.
Ve ben sadece sırtını okşadım.
Ah…
Keşke bilseydi.
Asıl fazla iyi olanın kendisi olduğunu.
Keşke bilseydi…
Bir kelebek gibi narindi.
Hassas…
ve kırık.
Sanki avuçlarımın arasına alsam kanatları incinecekmiş gibi.
Biraz sert dokunsam…
bir daha hiç uçamayacakmış gibi.
Hafifçe geri çekildi.
Artık ağlamıyordu.
Ama gözleri hâlâ kızarıktı.
“Bana şarkı söyler misin Loni?” dedi gözlerini bana dikerek.
“Her zaman yaptığın gibi… lütfen.”
İçim burkuldu.
Çünkü bunu her söylediğinde…
sesimin onu gerçekten sakinleştirdiğini anlardım.
Ve bu durumdan nefret ederdim.
Çünkü ben bile kendimi kurtaramazken… onu nasıl sakinleştirebiliyordum?
Kendimi gülümsemeye zorladım.
“Seni kırmayacağımı düşündüğün için bana sığınabileceğini sanıyorsan yanılıyorsun.”
Luca gözlerini kaçırmıyordu.
O kadar emindi ki benim onu kırmayacağımdan.
Bir şey söylememi bekliyordu ama ne söyleyeceğimi ben de bilmiyordum.
Bir süre sustum.
O sessizlik ağırdı.
Annemin ben korktuğumda söylediği şarkı geldi aklıma.
Derin bir nefes aldım ve çok kısık bir sesle başladım.
“Yanında kalmak istiyorum…”
Duraksadım kısa bir süre.
“Ne olursa olsun…”
Boğazım düğümlendi ama devam ettim.
“Kaybolsan bile seni bulurum…”
Bir an gözlerimi yere indirdim.
Son cümle neredeyse nefes gibiydi.
“Ve korksan bile… buradayım.”
Sustum.
Şarkı bitmemişti aslında.
Sadece benim sesim durmuştu.
Bunu söylerken gerçekten tüm kalbimle söylüyordum. Belki annemden dolayıydı.
Luca beni dinliyordu , uzaklara dalmış bir sekilde.
Nefes bile almadan.
Sonra başını kaldırdı.
“Neden durdun?” dedi yavaşça.
“Sesin… gerçekten çok güzel.”
Bir an sustum, gözlerim bir noktaya takıldı.
“Şimdi aklıma geldi…” dedim aceleyle.
Kısa bir nefes aldım ve gözlerine baktım; kızarıklık biraz geçmişti.
Garip bir şekilde rahatladım.
“Babam eve geç kalma demişti.”
Omuzlarını hafifçe gerdi.
“Zaten burada olmamam gerekiyordu.”
Ona baktım ve aceleyle ekledim:
“Seni merak ettiğim için geldim… iyi ki gelmişim.”
Sesim biraz kesik çıkıyordu.
“Çok vakit kaybetmiş olmalıyım.”
Bir anda toparlandım.
O daha bir şey diyemeden ayağa kalktım.
Çantamı yerden hızla aldım.
Kapıya doğru yürüdüm.
Ama bir an duraksadım.
Sanki ondan kaçıyormuş gibiydim.
Sahi, neden ondan kaçıyordum ki?
___
O gün içimde garip bir şey vardı.
Nasıl desem… adı konmayan bir his gibi.
Neden ağladığını tam olarak hiçbir zaman öğrenemedim.
Ve onu sakinleştirmek için zorlanarak söylediğim o şarkıyı şimdi herkes dinliyordu.
Coşkuyla, alkışlarla.
Merak ettim.
Acaba hangi gülümseme gerçekten samimiydi burada?
Hangisi tutardı Luca’nın o kırık tebessümünü? Kaç bin alkış yetebilirdi…
onun bir cümlelik iltifatları kadar?
Hiçbiri.
Ne onun yerini tutardı… ne de kalbimdeki boşluğu doldururdu.
Ne onun yokluğunu azaltırdı… ne de içimdeki o eksikliği kapatırdı.
Ne benim kırıklığımı iyileştirirdi… ne de onun yarım kalmışlığını.
Dürüst olmak gerekirse, bu yalanla yumuşatılacak bir acı değildi.
Yüzüme çarpması gerekiyordu. O haberi aldığım günkü gibi… parçalamalıydı beni.
Çünkü biliyordum. Hiçbir şey… o boşluğu dolduramazdı.
Hiçbir şey bizim eksik ve yarım kalmış aşkımızı tamamlayamazdı.
Nasıldı yorumlarınızı bekliyorum 💕🦋
Christina Perri - A Thousand Years
Söylediği şarkı bu 🦋🦋
Bölüm etkileşimi
