8. bölüm / 8
BİR YALANIN KIYISINDA8. Bölüm
Bölümler 8Şu an: 8. Bölüm
Bu hikayede yer alan kişi, kurum, kuruluş ve olaylar tamamen hayal ürünü olup hiçbir gerçeklik taşımamaktadır.
2001- Trabzon
Kader dağladı yüreğumi,
Alın yazısı dağutti,
Toparlan ey aşık,
Vakti zamani geldu kavuşmanin.
Karadeniz öyle bir yerdir ki, nefes aldığını hissettirir insana. Dağı, taşı, toprağı kurak gönüllere can ve umuttur. Bir kendi insanına nefes değildi; kandı, ölümdü. Doğası böyleydi onun, yakasına yapışır kendine katmadan durmazdı. Acımasızdı, akan kanmış yiyip giden ömür değilmiş gibi yoku bile yok ederdi. İçinde hangi ateşin kinini taşıyordu ki yıllardır?
Bir rivayete göre: Karadeniz sevdiğine hasret, kıyısında her dinlenen kişiyi sevdiği sanıp kendisine ait kılan bir kadındır. İnsanların gözüne güzel gelir, fırtına öncesi taşları döven sularından çıkan köpükler ise o kadının gelinliğidir. Yıllarca sevdiğini o gelinlikle bekler, denizin gelinliği nice hayatları ve sevdaları orta yerinden kırıp atar. O aldığını geri vermez, kıyısında soluklanan sevdayı öğütür tek damla bırakmazdı.
Halk arasında yaygınlaşmış bu anlatı, evladını evlendirmek istemeyen babalar istemeye gelen herkese anlatır olmuş. Ama öyle büyük sevdalar vardır ki bu sevda Karadeniz’i yedi kez doldururdu. Aydın’ın içi içine sığmayışı, Feryal’in huzurlu bakışları kazandıklarını haykırıyordu. Karadeniz’i yedi kez doldurmuşlardı, sevinçleriyle…
Feryal heyecandan titriyor, Aydın ise dizlerini birleştirmiş dik bir şekilde siyah takım elbisesinin içinde ciddi şekilde duruyordu. Feryal fark edince ister istemez gülmüştü. Kahveler hazır olunca herkesin kahvesini Asiye, Feryal ise sevdiği adamın kahvesini elleriyle kendisi özenle hazırlamıştı. İçerisine biraz tuz attıktan sonra dayanamayıp biraz da acı biber attı. Dalgalı saçını arkasına itmiş giydiği toz pembe elbise ve belinde ki peştemal kuşakla sevdiğine adımladı. Yüreği öyle atıyordu ki, dizleri bile istemsizce titriyordu.
Sevdiği adamın önüne geldiğinde iki aşık birbirinin gözlerini delercesine bakıştılar, kahvesini aldı Aydın zira biraz daha bakışmış olsalar Feryal’in dizlerinin bağı çözülecek ve yığılıp kalacaktı. Feryal tepsiyi karnına doğru bastırıp Aydın’ın yanında ki sandalyeye oturdu ve büyüklerin sohbetine saygıdan başını önüne eğdi. Aydın kahvesinden yudumladığında kaşlarını çatmış, göz ucuyla sevdiğine baktığında Feryal başını omzuna doğru eğmişti.
İki kere gözlerini kırpıştırıp kahveyi telvesiyle birlikte dikledi. Herkes sohbetini etmiş, iki aşığın evlilik lütfu dillere getirilmiş. Aydın’ın amcası Kadir boğazını temizleyip girmiş söze. “Her insanın bir eşi vardır, ya bu dünyada yada ebedi dünyamızda karşımıza çıkacak. Allah göğüs kafesimize her şeyi hisseden, bir kalp vermiş hamdolsun. Ona sevmeyi de eklemiş, lafı uzatmadan,” diyorken Aydın kravatını düzeltmişti gerginlikten kulakları kızarmaya başlamıştı. “Allah’ın emri peygamberin kavliyle kızınız kızımız Feryal’i, oğlum oğlunuz Aydın’a istiyorum Salih bey.” diyerek lafı bitirdiğinde iki aşığın göğsüne sığmadı heyecanları, nefes almayı unutmuşlardı sanki. Feryal elini göğsüne Aydın ise elleriyle dizini sımsıkı tutmuştu.
Salih söze girmiş, “Benum bir tek evladum var, Allah hanimumla baa nasip ettiyesi göçüp gitti. Benum ondan başka dayanağum yoktur, çorabımın yeruni o bilur sevdiğum yemeği de bu günler elbet geleceğudi Allah görmeyi nasip etti. Aydın’da samimi mert bir delikanlu gözüm arkada değildur lakin, bende kizuma sorayum,” dedi. Feryal bakışlarını babasına kaldırdığında gözleri Havva annesine ilişti, eşarbını ağlamak üzere olan gözlerine bastırıp duruyor babasının ise boğazından geçen sert yutkunuşları görüyordu. “Sende istiy misun kizum?” dediğinde Feryal Aydın’ın kalbine ufak bir kıvılcım saldı. “Sen nasil uygun görursen babam.” demişti. Salih bey biraz daha durdu, belki de evinden kuş olup uçan kızına veda edemedi o an.
“Ben size kizumu vermiyrum,” demişti kararlı şekilde Aydın dayanamayıp kravatı gevşettiğinde lafına devam etti Salih. “Ben size kizumu emanet ediyrum, artuk önce Allah’a sonra da Aydın oğluma emanetimdur bir tanecik kizum. Allah tamamını erdirsin, hayırlı uğurlu olsun.” dediğinde Aydın’ın kalbi şaf etti, evleniyordu sevdiği kadınla evleniyordu. Feryal Aydın’dan farksız değildi. Yüzükler takıldı, kurdeleler kesildi ve eller öpüldü. Aydın ile Feryal ayakta misafirlerin huzurunda karşı karşıya göz göze geldiler. Elini ceketinin iç cebine atıp bir kutu çıkardı.
Nazikçe kutuyu açtığında içinden bir güneş kolyesi çıktı, parmaklarına sardı kolyeyi sonra sevdiği kadının al yanaklarına, çakır gözlerine baktı. “Sen benim her gün doğan, ömrüme ışık olan gece olduğunda aya yansıyıp bana kılavuzluk eden güneşim oldun hep. Benim ebediyetim, her zerrem oldun. Basit bir kolye gibi durabilir ama bu güneş sensin, bu güneşi saran çizgilerse benim. Ben senim sen ben.” dediğinde Feryal’in gözleri dolmuş, misafirler alkışlamış kolye Feryal’in boynunda yerini almıştı.
Her güzel şeylerin içinde bir hayır vardır derler, Karadeniz’de öyle değildi. O gün o isteme merasiminde en arkada saklanan bir cellat vardı. Karadeniz gibi kokan onun kadar can alan bir cellat. Cellatlar asla korkmazlar gözlerini kırpmadan can alırlardı ama o gün ilk kez korktu Karadeniz, yok oldu zannetti derinliklerinde bir patlama olduğunu hissetti. Bu sevdaya nasıl asi gelecekti, bu sevdayı nasıl yutacaktı? Korkmuştu.
-Günümüz-
Bazı gerçekler insanın göğsüne oturur, nefesini keser, bir yudum su bile içemezsin. Feryal de öyle hissediyordu, onun bir yudum su içmeye bile hali yoktu üstüne zaten 21 yıldır nefes almıyordu.
“Benim bir kızım var Asiye, bir çocuğum var.” dediğinde telefonun ardındaki o uçsuz sessizlik sonra derin bir nefes sesi, gözümden bir damla yaş süzüldü Feryal’in, gözlerini yumdu tepki ne olur merak etti. Bu an 21 yıllık sırrın ağır kapaklarını kaldırdığı andı, o vakit kimse durduramazdı artık gerekirse dağ yerinden oynayacak ama Feryal bir tanecik kızını verecekti Trabzon’a.
“Uy,” dedi nefes alır gibi, “Feryal, ne diysun? Nasıl?” dediğinde Feryal onu yargılamak yerine sorgulayan cümlelerin altında küçüldükçe küçüldü.
“Benim kızım var Asiye.” diye tekrar etti, bu gerçeği yıllardır kendisine söyleyemiyordu. Feryal’in bir kızı vardı, bu kehanetten korkması gereken bir Ukde’si vardı. “Yaylaya çıkalım piknik yapacağız bugün, kızım da gelecek. Sana her şeyi anlatacağım.” diyerek bitirdi. Asiye sadece tamam deyip kapatabilmişti telefonu.
O ana kadar binlerce düşünce geçti arkadaşının aklından, Aydın’ın yaşadığını bilen Asiye, Feryal’in yeniden evlendiğini düşündü. Aydın’a üzüldü bu sevdanın böyle kül olmuş haline üzüldü.
Ukde, üzerine yeşil tonlamalı bir elbise giyinmiş annesinin eskiden böyle yapardık demesiyle beline peştemali kemer gibi bağlamıştı. Annesi saçlarını özenle örmüş onu adeta Feryal gibi giydirmişti. Feryal ise normal bir etek ve gömlek giyinmiş, Havva nene ise gelecek olmasına rağmen son anda tutan romatizması yüzünden gelememişti. Aydın’ın sevdiği kadın, yaşadığından bile bir haber olduğu sevdiği kadın ve varlığını bile bilmediği kızı yıllar önce Aydın ve Feryal’in buluşmak için her gün zikir gibi gidip geldiği yoldan yaylaya yürüyorlardı. Bu ana iki kişi şahit oldu, birisi bu sevdayı acımadan kül eden Karadeniz diğeri ise yangın yürekli Feryal.
Yaylaya vardıklarında Ukde buraya geleli ilk kez huzurla gülümsüyor annesine neşe saçarak mutluluk tasvir ediyordu. Yer örtüsünü serdi ve hazırladıkları yiyecekleri çıkarmaya başladı, annesi tüpte çay kaynatırken Ukde saklama kaplarından turşu kavurması, lahana yemekleri ve diğer garnitürleri çıkarıp oturdu. Ağzına bir tane zeytin attı ve ağzında gevelerken etrafındaki dağlara baktı, derin bir nefes çekti içine.
“Geldiğimizden beri ilk kez Karadeniz’de hissediyorum kendimi, kıyı kesimi çok kasvetliydi.” dedi Ukde, Feryal bilirdi o kasvetin sebebini ama sustu. Bu mutlu an ile dolu vakte geçmişi sığdırmayacaktı. Volkan’ı bile mi?
Feryal yıllar sonra ait olduğu yerde derin bir nefes doldurdu ciğerlerine, sevdiği adamın kokusu yel oldu geldi burnuna ne huzurlu bir andı bu. “Yayla çok güzeldir kızım, burası senin yaşlarından daha küçükken bile deli gibi sevdiğim bir yerdi. Evden kaçıp kaçıp yaylaya gelirdik, o zaman otlar daha uzundu kartpostal gibiydi.” dediğinde sesindeki o büyülü hayranlığı gizleyemedi. Yolun başında eli sepetli kadın göründüğünde Feryal yılların özlemiyle ayağa kalktı, Ukde gelen kişiye sorgulayıcı şekilde baktığında Feryal gülümseyerek kızına baktı.
Adımlarını arkadaşına çevirdiğinde ikisi de belirsizce hızlandı, iki arkadaş birbirlerine sarıldıklarında Asiye ağlamaya başlamış Feryal tüm yükünü orada bırakıp nefes almış ve gözünden akan yaşa engel olamamıştı. “Asiye’m.” dediğinde yaşı sesine yansımışcasına yorgun argın çıkmıştı.
“Hoş celdun, Feryal‘um.” dediğinde ikisi ayrılmış buğulu gözlerle birbirlerini süzmüşlerdi. “Oy cüzelleşmişsun.” dediğinde gözleri piknik örtüsünden oturan Feryal’in gençliğine kaydı bakışları, ruhu titredi sanki. “Bu senun kız mi?” dediğinde eliyle dudaklarını kapatmıştı.
“Aynı saa benziy, anlatacaksun her şeyu.” dediğinde Feryal onun şaşkınlığını böldü. “Aydın’dan kalan son emanetim.” dedi. İkinci şok dalgası bu olmuştu, elini göğsüne koyduğunda gözünden bir damla yaş süzüldü kadının, güçsüzlükle elini Feryal’in bileğine doladı. “Hadi yanına gidelim artık, merak etti.” dediğinde Asiye gözyaşını silmiş, bunca yıllık dostu ile o büyük sırrın karşısına gelmişti.
Ukde kadına gülümseyerek kadının elini sıkmıştı. “Ben Ukde.” demişti, kadın eliyle kızın çenesini okşadı kız bundan rahatsız oldu mu olmadı mı bunun sorgulamadı bile. “Asiye bende.” demişti. Birlikte yemekleri yemişler, dost sohbetlerini etmişlerdi. Ukde rica isteyerek yaylada dolaşmaya çıkmış yeteri kadar uzaklaştığında Asiye dolu gözlerle söze girmişti.
“Yüzü gözü aynu sensun, huyu ve konuşması tıpku babasi. Herkesten sakladun mi bunca yıl? Aydın’dan bile sakladun mi? Onun da bilmeye hakku var biliysun, o evlat acısı yaşaduktan sonra çok değuşti diyler. Sen gittikten sonra…” diyecekken Feryal derin bir nefes alıp konuştu.
“Annem bile bilmiyordu Asiye, Ukde babasını bile bilmiyor belki içerisinde defalarca mezara koydu ölü bildi babasını. Bende evlat acısı yaşadım, korktum.” dediğinde Asiye elini Feryal’in elinin üstüne koymuştu destek olurcasına. “Merak etmeyesun, ben hep yanindayum.” demiş ve Feryal’e sarılmıştı.
O gün Feryal ilk defa içini apaçık açmıştı, Asiye’ye güveniyordu onu anlaması gerektiği gibi anlayacak olan bir o vardı. Piknikten döndükten sonra hava kararmaya başlamış ama akşam ezanı henüz okunmamıştı, Ukde yorgunum diyerek uyumaya gitmiş Feryal ise Havva annesinin bacaklarına hafif masajlar yapmıştı. Kadın kızını ilk kez bu kadar mutlu görüyordu, buraya geldiğinden beri her Allah’ın günü gözünde kuruyan yaşlar bugün yoktu. Keşke hep böyle olsaydı, kızını bu son yaşlarında hep mutlu görmeyi nasip etseydi ona Rabb.
Feryal annesinden rica etmişti, ezan okunmadan mezarlığa gitmek istemişti. Havva annesinin boncuk ve yorgun gözleri hemen dolmuş ben saa evladuna gitme diyemem kizum demişti. Feryal çok şanslıydı, Havva anne ona devamlı annesinden bahsetse bile annesini hiç tanımıyordu. Dönemin şartları yüzünden tek bir fotoğrafı bile yoktu ama Havva’da onu kendi evladı gibi merhametle büyütmüş anne olmamasına rağmen anne yüreği ile yol gösteren olmuştu ona. Feryal üzerine kahverengi bir hırka giyip başına eşarp bağladı, evden çıktığında yol kenarlarında gördüğü yaban çiçekleri ve papatyaları toplamıştı. Avuç içinde biriktirmişti.
Mezarlığın girişinden girdiğinde duyduğu ayak sesleri içinde bir şeyleri hareket ettirdi, ciğeri boğazına kadar kabardı. Ayak seslerinin gelmiş olduğu yol o yönde tek mezar olan oğlunun mezarıydı, tüyleri ürperdi. Kendisine gizlemek için hızla abdest çeşmesinin arkasına saklanıp kenarda duran çalının arasından bakmaya başladı, gördüğü kişi kabaran ciğerlerine kızgın bir bıçak sapladı. Olduğu yerde çöktüğünde küçücük kaldı, kollarını dizlerine dolayıp öylecesine izlemeye devam etti.
“Allah’ım, bu…”
Merhabalar, bu zamana kadar desteğiniz için hepinize çok teşekkür ederim. Bir Yalanın Kıyısında benim için gerçekten çok kıymetli bir kurgu ve sizlerin bunu görmesi bile beni mutlu ediyor ancak fark ediyorum ki ne kadar bölüm beğenileri olsa bile, okuyucu kesim sayısı fazla bile olsa yorumlarla etkileşim alamıyorum.
Yorumlarda kendinizi belli ederseniz çok sevinirim. 🤍
412 okumadayız şu an ve bu bölümü söz verdiğim gibi paylaşıyorum, okuyucu sayımız 600 olduğunda ise 9. Bölüm gelecek hatta şartlara göre imtiyaz sağlanabilir.
8. Bölüm hakkında ne düşünüyorsunuz?
İg: yazarinblogu_ & rizeninahugözleri 💚
Bölüm etkileşimi
