2. bölüm · BİR YALANIN KIYISINDA
2. Bölüm
Bu hikayede yer alan kişi, kurum ve hayaller tamamen hayal ürünü olmakla hiçbir gerçeklik payı içermemektedir.
Trabzon - 2001
Derdume çare aradum da durdum,
Sırtumda yükleru bırakmadan büyudum,
Boyumu aştı ha bu sular,
Bir gönüle avare oldum durdum.
Kader, her insanın alnında yazan bir alın yazısıydı. Kader değişmezdi, Allah neyi olduracaksa oldurur imtihansa imtihan refahlıksa da çekilirdi. İki insanın kaderi birbiriyle çarpışınca imtihanlar, sarılınca ise refahlık kendini gösterirdi. Karadeniz'in uçsuz bucaksız yaylasında bir kız varmış, güzelliği dillere destan olan bir gün köyü bir haber almış durmuş.
"Necmettin Doğan vefat etmiş, oğlu Aydın geçecekmiş işlerinin başına ah bir görseniz pek de yakışıklı körpe bir delikanlıymış." Genç kızların dillerinden düşmezmiş bu sözler, Feryal o gün daha Aydın'ın ismini bile bilmezken taziye günü görmüş onu dedikleri kadar varmış yiğit bir koçariymiş uşak. Kızlar her gün bahane ediyor bakraçları alıp Aydın'ın evinin önünden su çekiyormuş. Bir gün uzaktan görmüş Feryal, Aydın çeşme başında kızlarla gülerek sohbet ediyor ki kızlar halinden memnun diyor 'ne kendini beğenmiş adam' yine de onu görmezden gelmek isteyerek gidiyor ve çeşmeye iki bakraçtan birisini koyup kollarını göğsünde birleştiriyor.
Kızlar konuşurken Aydın artık ona sarfedilen sözlere değil saçları örgülü al yanaklı kıza bakakalmış, ilk kez görmüştü onu zamanın yavaşladığını hissettirdi bu kadın ona. İkinci bakracı doldurup hızla uzaklaşmıştı ki Aydın da peşinden giderek yol kenarında sıkıştırmıştı onu, niye böyle davrandığını o da bilmiyordu. Gözlerini kısıp konuştu.
"İsminiz nedir hanımefendi?" diye sordu. Feryal çatık kaşlarla adama baktığında adam istemsizce gülümsedi.
"Sen her gördüğun kiza adinu mu soraysun?" dedi. Ukalaca güldü Aydın, kız yorulmuş olmalı ki bakraçları yere bırakmıştı. Aydın hızla bakraçları alıp yürümek için işaret etti Feryal'e. Genç kız omzunda ki peştemali düzeltip adama işaret parmağını kaldırdı ki adam büyük adımlarla ilerlemeye başlamıştı.
"Ula baa bak yangaz, suburlan yolumdan ver bakracumu." dedi. Aydın onu pek dinlemiyor gibiydi. "Ula sen ne değişuk adamsun, git ula istemiyrum yardimunu senin çeşme başunda findirdeduğun kizlara mı benzeyrum? Ula dursana yetişemiyrum." Kız artık yetişemiyordu adamın yürüyüşüne ki koşmaya başladı. Nefes nefese kaldığında eğilip dizlerini tuttu Feryal, Aydın onun geride kaldığını anlayınca durdu ve ona döndü. Sessizce soluklanmasını bekledi, Feryal kendine kızdı o an düştüğü duruma baksınlardı. Bu sefer saf bir öfke ile ilerleyip Aydın'ın göğsüne vurdu.
"Rahat birak benu! Ne istiysun benden ver bakracımu bir daha da yoluma çıkmayacasun anladun mi?" dedi. Adamın elinden öfkeyle bakracı alıp yürüyecekti ki durdu.
"O çeşme başunda gördüğun kizlarun hepsi şehir hayatı ve zengin koca diye can ataylar, git onlardan birisune sevdalan sevdalanacaksan. Ha diysun bu kız baa niye böyle konuşay o gözlerun bir şeycuk saklayamayı beceremiyor. Ben yayladan geldum yaylaya giderum uşak, git dengine sevdalan." dedi, başını çevirip gidecekti ki Aydın onun bu inadına bile gülümsedi. Düşündü önemi var mıydı gerçekten? Denk olmamaları önemli miydi?
Kız gözden kayboluncaya kadar izledi Aydın Feryal'i, içine bir dumanın bırakıldığını hissetti ki bu duman ona derin bir nefes çektirmişti. Elini cebine atıp mahallede gezmeye başladı, gözleri bir tek anda kalmıştı o da Feryal'e ait olan gözlerdi.
Sevecekti ki sevilecekti, birisini sevmek en büyük denkliktir.
🌪
Günümüz - Trabzon.
Hayatta sana biçilen nasip neyse insan onu yaşar ondan geriye veya ileriye gidemezdi. Ne kadar mücadele edersen et bir şey sana nasip edilmemiştir münasip olmayandır o ne bir adım geri ne bir adım ileriydi.
Ukde derin bir nefes çekti dolup taştı sanki denizin kokusu içine kadar işlemişti, buraya gelmek için senelerce sabretmiş sonunda buraya erişmişti. Gözlerini gezdirdi uçsuz bucaksız denizde, dağlarda gözlerine umursanmaz metaforlar takıldı dalga birden yükselmiş sahil hattına sertçe çarpmıştı. Annesi onun elini tuttuğunda yıllar sonra belki de ilk kez bu kadar huzurlu bir gülümseme ile baktı kızına, hasretle baktı.
"Hoş geldin Ukde, büyüdüğüm yere hoş geldin kızım." Büyüdüğüm, aşık olduğum, acılardan kıvrandığım, kanımdan oluk oluk akan yalanlar için intikam diye inlediğim o yer.
Büyülenmiş gibiydi hayat doluydu sanki, göğsüne bir ferahlık inmişti ikisinin de. Ukde sormaması gereken o soruyu sordu, bunu zaten bekliyordu ancak zamanı değildi. Feryal geceleri kabuslar görüyordu minicik oğlunu görüyor o küçük oğlan ona hesap soruyordu, niye gittin anne? Niye beni bir kere ziyaret etmedin? Yüreği sıkıştı Feryal'in Ukde fark etmedi ama denizin kokusunu bile boğdu onu Ukde sadece tuz kokusu alırdı bu manzaradan ama Feryal, o sadece kan kokusu alıyordu hemde oğlunun kanı.
"Anne diyordun ya, seni bekleyen birisi daha var diyordun seninle tanıştıracağım demiştin. Ne zaman tanışacağız, babamın mezarı da burada mı anne? Onunla da tanıştıracak mısın beni sarılacağım şey mezar taşı olsa bile babam değil mi anne?" dedi bir çırpıda, Feryal'in kulakları iki kelimede çınladı. Babası, babasının mezarı göğüs kafesine elleriyle gömdüğü sevdasının mezarı. Belki de gerçekten ölmüştü Aydın bunu bilmiyordu Feryal ama bu şehre gelirken en büyük kokusuda oydu, kızını öğrenirse hesap sorardı ondan. Feryal artık tükenmişti, o dayanamazdı.
"Bu konuları sonra konuşalım olur mu kızım? Yaylaya çıkalım hele de bir. Tanışacağın kişi de orada hem yayla çok uzak değil merkeze iner bol bol gezersin annem." dedi. Başıyla onayladı kızı kahvehanelerin önünde ki insanlara bakıyor, birbiriyle tatlı tatlı geçinen insanları tebessümle izliyordu. Ama durdukça içinden o denize dokunma hissi de artıyordu sonra... diye geçiştirdi ama. Annesi bir taksi bulmuş pek yüksek olmayan bir köyde durmuşlardı.
Feryal acıyla gözlerini gezdirdi, yenilenmiş ama hâlâ eski anılarla dolu o sokağa baktı. Gözleri dolduğunda parmaklarını avucuna bastırıp minik siyah çantasını daha sıkı kavradı. Parmak bölümleri beyazladı. Tahta ev hâlâ yerli yerindeydi, korktu Havva nene yoktur diye hiç mi haber almazdı insan kızdı kendine.
Ukde sonunda annesinin derin bir çatışma yaşadığını fark etti, tanıyordu annesini onun gözleri buğulanınca başını çenesine eğer kendini sıkmaktan çenesi tir tir titrerdi. Ukde hemen ellerini annesinin ellerine koydu, kanı çekilmişti sanki. Annesi yavaş yavaş başını kızına çevirdiğinde ilk kez gözünden akan yaşı gizlemedi, yaş yanağından dudağının kenarına süzülmüş çenesinden Ukde'nin elinin üstüne düşmüştü.
Gülümsedi, Feryal yine gülümsedi. Karadeniz Feryal için bir kere bile ah etmemişti, şimdi bile dalgalar daha hırçın git diyordu uzaklaş elleriyle yüzünü sildi sonra ağır adımlarla merdivenlere yöneldi. Ayağı tahta basamağa basınca yüreği ağzına geldi.
"Kızım tamam yoruldum, yoruldum da." dedi Aydın nefes nefese, Feryal nazla saçını savurdu ve kahkaha attı. Bu adama nasıl yenilmişti böyle. Adam elini kadının beline koyup saçını okşadı sonra yanağını okşadı herkes bilirdi artık Aydın ve Feryal sevdalıydı.
"Aydın'ım, çok yoruldun sen merdivene otur ben sana ayran çalkalayıp getireyim." sonra aklına gelen şeyle kaşlarını çattı ve Aydın'ı kollarından itip kurtuldu. "Hoşt ula, bir de belimi tutaysun nikahlun değilum bir şeyin değilum geri bas." dedi. Aydın da gülümsedi. Baktı uzun uzun sevdiğine.
"Alacağım seni kızım, evime hanım edeceğim." dedi ve tahta basamağa oturdu. Feryal merdivenin kenarından kapıya kadar çıkmış içeriye girmeden konuşmuştu.
"Kimu kimden alaysun yangaz, varmayrum ula saa." dedi, gülüp hızla ona bir ayran yaptı içine bir çimdik tuz atıp karıştırdı ve Aydın'ın yanına gelip o da oturdu. Aydın ayrandan bir yudum almış başını iki yana sallamıştı. "Ayrana bak, mis gibi ha." dedi. Kafasına dikleyip dibine kadar içti. Tam o an sokağın başında Feryal'in babası göründü, Aydın korkuyla ayağa fırlamıştı sonra aklına gelen fikirle cebinde ki çakıyı çıkarıp basamağa bir çizik attı. Sonra Feryal'ine bakıp gülümsedi. "Sana yemin olsun burada ki çizikler yirmiyi bulmadan seni evimin hanımı yapacağım." demiş ve koşarak ayrılmıştı. Mazi yıkandı suda, o çizikler hâlâ kalakalmış aralarına kan damlaları dolmuştu.
Her gün bir çizik daha eklenmişti ve Aydın gerçekten de sözünde durmuştu.
Feryal basamakta ki on dokuz çiziğe baktı, Aydın onu on dokuzuncu günde resmen nikahına almıştı. Ukde olmayacaktı yanında da bu çentikleri sabaha kadar öpecekti, içi öyle burkuldu ki kalbinin buruş buruş olduğunu hissetti. Basamaklardan kapıya ulaştığına iki kere tıkladı, tekrar tıkladı ve tekrar. Başını eğip gidecekti ki içeriden basamak sesi ve baston sesi aynı anda geldi. Ukde'nin elini farkında olmadan sıkıyor kızı annesine destek vermekten bir adım ileriye gidemiyordu. Kapı açıldı; beyaz eşarplı mavi gözlü bir kadın öfkeyle bakıyordu.
"Ne tiye uç kere basaysun zile! Yaşluyuk diye sağar-" dedi, bakışlarını bana kaldırdığı anda lafı kesilmiş elini yüreğinin üstüne koymuş bastonu düşürmüştü. Gözleri Ukde ve Feryal arasında mekik dokuyordu. Kırışık yanaklarından bir damla yaş süzüldü, ölüm gelseydi ona şimdi bu kadar nefessiz kalacağını hisssetmezdi kadının tüm asi sesi kesilmişken tane tane konuşabildi. Elleri ve gözlerinde ki titreme belki bir korku veya heyecandı Ukde bunu da göremedi.
"Kızım, geldin, Feryal'im." dedi. Titreyen ellerini Feryal'in iki koluna koyduğunda hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacaktı Ukde için ki Feryal büyük bir feryatle dizlerinin üstüne çökmüş kadının avuçlarını tutarak hüngür hüngür ağlamaya başlamıştı. Öyle hıçkırıyordu ki nefesi kesiliyordu, gözlerinde ki yaşlar öyle kesintisiz akıyordu ki yaşlı kadın tek eliyle Feryal'in saçlarını okşuyordu. O da ağlıyordu, çocuk gibi ağlaşıyorlardı ki Ukde gözünden akan yaşa engel olamadı. Bu ikisi arasında ki bağı bilmiyordu ancak yaşlar gözünden tek tek akıyordu yılların özlemi diye düşündü öyle de düşünmeliydi, fazlası Feryal'i kalpten götürürdü.
Ukde annesinin sırtına elini koyduğunda yaşlı kadın bu sefer Ukde'yi süzdü, gülümsedi ona Feryal'in başında ki elini alıp Ukde'nin yanağına dokundu minicik. Feryal sonunda konuşabilmiş ama hâlâ hıçkırıyordu.
"Geldim, geldim." demekten başka bir şey diyemedi yine de. Ne kadar süre aktı gitti o tahta kapının önünde bilmiyorlardı, zaman avuç içinde değildi. Feryal sakinleşmişti, Ukde annesine izin veriyordu. İçinde ki çatışmanın büyümemesi için onun ağlamasına bile izin veriyordu. Havva nene hemen çay demlemiş tahta evin balkonuna bağlı serenderde oturuyorlardı. Ukde annesinin elini hiç bırakmıyor yaşlı kadının gözleri sürekli o birbirine kenetli ellere gidiyordu.
"Kızım Ukde," dedi Feryal, Havva nene tekrar gülümsedi. "Ukde, bu da benim en büyüğüm Havva nene." dedi. Ukde kadına gülümseyip annesinin yanından kalkıp yaşlı kadının yanına otururp ellerini öptü.
"Memnun oldum Havva nene." dediğinde Havva'nın sanki yıllar evvel etmiş olduğu dua kabul olmuştu. O da kızın ellerini öptü. "Memnun oldum kizum, memnun oldum Ukde'm hoş geldun." dedi gözünden bir damla yaş kırışıklıklarına doğru yol alırken. Sonra Feryal annesine döndü.
"Ben biraz bahçeye bakayım mı? Etraf o kadar güzel ki kartpostal gibi." dediğinde başıyla onayladı annesi. Havva nene de dahil oldu. "Gez tabii kizum, özgürsun ha buralarda geç izun meselesinu." Ukde aslında bu iki kadını yalnız bırakmak istemişti. Serenderden çıkıp bahçeye ulaşmış etrafı dolaşmaya başlamıştı.
Feryal'in Anlatımı.
Ellerimin titremesini engelleyemezken Havva neneye büyük bir inançla bakmıştım. Gözlerim ellerime düştüğünde başımı eğmiştim. Bu anı zaten bekliyordum, biliyorum ancak bu iadar zor olacağını bilmiyordum. Nasıl açıklama yapacaktım? Yirmi bir seneyi ben bu yüzden heba gördüm bize nasıl diyecektim. Havva nene boğazını temizledi.
"Kendinu zorlamanı istemeyrum kizum, sadece bilmek isteyrum bilmek." dedi, "Mevsimler geldu geçtu, furtuna koptu dindu koskoca yirmi beş sene geçtu kizum neden? İnsan evladuna öfke besler mi bir kere bile dönup da gelmedun bayramlarda seyranlarda." diyerek devam ettiğimde dudaklarımdan kaçan hıçkırığa engel olamadım. Ellerim panikle Havva nenenin ellerini kavradı.
"Yemin olsun öfkeli değildim nene, evladım o benim onun için neler çektim sen biliyorsun. Ama olmazdı, gelemezdim. Burada ki bu ezeli kehanet, bu canına yandığım Karadeniz'in aç gözlüğünü karnımda yeşeren canı da alacak diye korktum." dedim. "Ben evladımı toprağa gömdüğüm gün öğrendim Ukde'yi, gitmekten başka çarem yoktu." dediğimde o bana öyle bir şey dedi ki, geri dönmek istedim. Trabzon'a hiç gelmemek istedim.
"Çünkü burada Aydın vardu değil mi kizum? Yıllarca herkes anlamaya çaluştu seni. Sizun yaşaduklarinuz gerçekten ağırdu, dayanması zordu ama Aydın da kıymazdu evladuna kizum. Sen sevdaluk ettuğun adamdan, senun gibi bir evlat kaybetmuş olan adamdan bir evlat sakladun ha yirmi bir senedir. Kizum Karadeniz ne etmez saa, Karadeniz ne etmez baa. Yirmi bir yıl geçtu diye unutur mu sandun?" dedi. Ağlamam şiddetliğinde başımı tutup saçlarımı kavradım. Ayağa kalkıp Havva nenenin karşısında diz çöküp başımı dizlerine yasladım.
"Aydın, yaşıyor mu?" dedim. Aydın demek sevda demekti, çocukluk demek inat demekti. Dilimle dudaklarımı ıslattım, baktığım tahta duvarın her santiminde sayfalar açıldı birbir her şey geldi gözümün önüne sonra o; oğlum... "Oğlum beni affeder mi nene? Onun bana anne demesini bile unutmuş bu anneyi affeder mi?" dedim. Gözlerimi sımsıkı yumdum, görmek istemedim yüreğimin yangınına dayanamadım.
Aylarca yas tutmuştum. Nerede olduğumu bilmiyordum ki, hiç kimseyi bilmiyor hiç kimseyi tanımıyordum. Tek bildiğim içimde büyüyen candı, onunla bu esaret şehrinde nasıl yaşayacaktım bilmiyordum ama geçmişi kapalı bir kutuya kilitlemiş yıllar bana anahtarını unutturmuştu. Anne çocuğunu nasıl unuturdu?
"Yaşay Aydın, yirmi bir yıldır her gün ölmeyu yeğlese dahi yaşay."dedi sonunda. Yüreğime neden şu serpilmişti bilmiyordum ama derin bir nefes çekmiştim içime. "Ondan evladunu saklama artuk Feryal, onun bunu bilmeye hakkı yok midur o da senun gibi evlat kaybetmedu mi?" dediğinde yutkunup başımı kaldırdım ve ayağa kalktım. Omzumu dikleştirip bahçede dolaşan Ukde'ye baktım uzaktan, telefonuyla fotoğraflar çekiyor ilk kez görmüş olduğu çiçekleri ilgiyle seviyordu Feryal tekrar döndü Havva neneye gözleri yirmi beş yıl önce ki öfkeye büründü.
"Ben evlat katili değilim ama nene, Aydın oğlumun sebebi anlıyor musun? Ben katil değilim. Benim kızımın katil bir babaya ihtiyacı olacağına giderim mezarlığa boş bir köşe gösteririm ama Aydın ile asla." dediğimde Havva nene güçlükle ayağa kalkmış, ufak adımlar ile dibime gelmiş ellerimi tutmuştu. Acı çeker gibi baktı yüzüme.
"Etma Feryal. Biliyrum, herkes biliy Aydın katil değildur. Aydın suçlu olabilur ama o evlat katilu değildu." dedi. Gözlerim tekrar Ukde'yi bulduğunda ellerimle yüzümü silip gülümsedim. Ellerimi Havva nenenin ellerine koydum.
"Zamanı gelecek nene, sadece zamanı var." dedim.
Amansız bir hastalık gibiydi içimde ki acı, neye üzüleceğimi bile bilmiyordum. Tahta evin biraz gezdiğimde yatak odamın hâlâ aynı durduğunu fark ettiğimde nefes alamadım, elim ayağım titredi. Kolumu kapıya yaslayıp önce yatağa baktım sonra kitaplığa ve makyaj masasına her şey mi eksik dururdu? Duruyordu. Adım atacaktım ki gözümden akan yaşlar önümü görmemi engelledi lakin aynanın köşesine yerleştirilmiş eski vesikalığı kolaylıkla seçebilmiştim. Odaya girip kapıyı kapattım, vesikalığı alıp ne yapacağımı bilemedim. Kırışmaya başlayan ellerimle yavaşça okşadım sadece. Aydın, Aydın'ım...
Boynumda bir pranga vardı, yirmi bir sene geçmişten beni bir adım ileriye götürmemişti. Karadeniz defalarca taşmıştı bu odaya biliyordum, toplu görünen her şeyi dalgalar defalarca yıkmıştı. Ama hiçbir anı boğulup kaybolmamıştı rutubetli duvarlarda asılı kalan tek şey yalanlar olmuştu.
