20. bölüm · Bir Tesadüf Değil

YAĞMURUN ARDINDAKİ SESSİZLİK

Alara Gedik

Sabah kamp alanına yayılan serin hava, insanın içini titretecek kadar soğuktu. Çadırın fermuarını açtığım anda yüzüme çarpan rüzgâr, gece yağan hafif yağmurun kokusunu da beraberinde getiriyordu. Islak toprak, çam ağaçlarının reçinemsi kokusuyla karışmıştı.

Bugün kampın son günüydü.

Garip bir histi bu. Daha birkaç gün önce yabancı geldiğim bu yer, şimdi ayrılmak istemediğim bir anıya dönüşmüştü.

Meydana indiğimde herkes çoktan toplanmıştı.

Sude her zamanki gibi enerjikti. Koyu kahverengi saçlarını yüksek bir at kuyruğu yapmış, heyecanla Arda'yla tartışıyordu.

"Bugün kesin ben kazanacağım."

Arda ellerini cebine koyup gülümsedi.

"Hayal kurmak bedava."

"Birazdan kim hayal kuruyormuş görürüz."

Onların atışmasını izlerken istemsizce gülümsedim.

Biraz ileride Ece duruyordu. Sessizce haritayı inceliyordu. Açık kahverengi gözleri dikkatle satırlar arasında dolaşıyor, yüzündeki sakin ifade onu her zamanki gibi huzurlu gösteriyordu.

Yanına gelen Mert, haritayı işaret etti.

"Şuradan gidersek daha kısa olabilir."

Ece başını kaldırıp hafifçe gülümsedi.

"Bence de."

Kısa konuşmalarına rağmen aralarındaki uyum fark ediliyordu.

Tam o sırada öğretmen düdüğünü çaldı.

"Herkes dikkat! Son etkinliğimiz oryantiring. Haritadaki ipuçlarını bulup bitiş noktasına ulaşan takım kazanacak."

İsimler okunmaya başladı.

"Defne... Emir."

İçimde garip bir heyecan oluştu.

Emir yanıma geldi.

Üzerindeki siyah sweatshirtün kollarını dirseklerine kadar sıvamıştı. Dağınık siyah saçları rüzgârla hafifçe savrulurken ela gözleri her zamanki gibi sakindi.

"Hazır mısın?"

"Kaybolmazsak evet."

Dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı.

"Merak etme. Seni kaybetmem."

Nedense bu cümle kalbimin normalden hızlı atmasına yetmişti.

...

Haritadaki ilk iki ipucunu kolayca bulduk.

Üçüncü ipucuna giderken patika ikiye ayrıldı.

"Sağdan gidelim." dedim.

Emir başını salladı.

"Hayır. Sol taraf."

"Emin misin?"

"Bilmiyorum... Ama hissim öyle söylüyor."

"Hislerle yol bulunmaz."

"Göreceğiz."

İnat edip onu takip ettim.

Yaklaşık on dakika yürüdükten sonra ikimiz de aynı anda durduk.

Patika bitmişti.

"Evet..." dedim kollarımı bağlayarak.

"Galiba hissin bizi yanlış yere getirdi."

Emir ensesini kaşıdı.

"Biraz olabilir."

Kahkahamı tutamadım.

Tam o anda gökyüzü karardı.

İlk yağmur damlası elimin üzerine düştü.

Sonra bir tane daha...

Ve birkaç saniye içinde yağmur hızlandı.

"Koş!" dedi Emir.

Islak taşların üzerinde koşarken ayağım kaydı.

Tam düşecekken güçlü bir el kolumu tuttu.

Bir anda Emir'in tam karşısındaydım.

Nefes nefeseydik.

Yüzü bana düşündüğümden çok daha yakındı.

Yağmur saçlarımızdan süzülüyor, ikimiz de konuşamıyorduk.

"İyi misin?" diye sordu.

Başımı usulca salladım.

"Evet..."

Kolumu bırakmadan etrafına baktı.

"Şurada bir kulübe var."

Eski ahşap kulübeye koşarak girdik.

İçerisi sessizdi.

Yağmurun çatıyı döven sesi dışında hiçbir şey duyulmuyordu.

Kollarımı ovuşturdum.

Üşüyordum.

Emir bunu fark etmiş olacak ki üzerindeki montu çıkarıp omuzlarıma bıraktı.

"Al."

"Sen üşümeyecek misin?"

"Sen benden daha çok titriyorsun."

Montu geri vermeye çalıştım.

"Gerçekten gerek yok."

Başını iki yana salladı.

"Kalsın.

Mont hafifçe çam ve odun kokuyordu.

Nedense o an kendimi güvende hissettim.

Sessizlik uzun süre bozulmadı.

Sonunda dayanamayıp sordum.

"Emir..."

"Hı?"

"Sen... neden bazen bu kadar mutsuz görünüyorsun?"

Gözlerini penceredeki yağmura çevirdi.

Uzun süre konuşmadı.

Sonra çok alçak bir sesle...

"Bazı insanlar eve gidince dinlenir."

Durdu.

"Ben eve gidince nefes alamıyorum."

Kalbim sıkıştı.

Ne diyeceğimi bilemedim.

O cümlede anlatamadığı yüzlerce şey vardı.

Tam o sırada yerde katlanmış bir kâğıt dikkatimi çekti.

"Eee... bu ne?"

Eğilip aldım.

Islanmamıştı.

Sanki biraz önce bırakılmış gibiydi.

Yavaşça açtım.

Üzerinde tek cümle vardı.

"Ona dikkat et.Geçmişi sandığından daha karanlık"

Boğazım düğümlendi.

Kâğıdı Emir'e uzattım.

Yüzündeki ifade bir anda değişti.

Gözlerindeki sakinlik yerini korkuyla karışık bir şaşkınlığa bıraktı.

"D... Defne..."

"Ne oldu?"

Emir kâğıdı elimden aldı.

Parmakları titriyordu.

"Bu..."

Yutkundu.

"...burada olmamalıydı."

"Neden?"

Bana bakmadı.

Kâğıdı yavaşça cebine koydu.

"Boş ver."

Nasıl boş verebilirim?"

Cevap vermedi.

Sadece derin bir nefes aldı.

Yağmur durmuştu.

Kulübeden çıkarken içimde tek bir düşünce vardı.

Emir sadece geçmişini saklamıyordu.

Emir sadece geçmişini saklamıyordu.Geçmişi hâlâ peşinden geliyordu.