19. bölüm · Bir Tesadüf Değil

SESSİZLİĞİN ANLATTIKLARI

Alara Gedik

Kampın üçüncü sabahı...

Gözlerimi açtığımda çadırın ince kumaşından süzülen gün ışığı yüzüme vuruyordu. Dışarıdan kuş sesleri, rüzgârın yaprakları hafifçe sallayışı ve uzaktan gelen kahkahalar duyuluyordu. Bir an olduğum yerde kaldım. Şehrin gürültüsünden uzakta olmak insana garip bir huzur veriyordu.

Çadırın fermuarını açıp dışarı çıktığımda serin hava yüzüme çarptı. Çimenlerin üzerindeki çiy damlaları güneş ışığında küçük kristaller gibi parlıyordu.

Ece çoktan uyanmıştı. Kumral saçlarını gelişigüzel toplamış, elindeki kupayla etrafı izliyordu. Sessiz görünmesine rağmen gözlerinde insanı rahatlatan bir sıcaklık vardı.

Sude ise tam tersiydi.

"Defne! Sonunda uyandın! Biraz daha uyusaydın öğle yemeğine kaldıracaktık."

Kahkahamı tutamadım.

"Abartma."

"Abartmıyorum."

Tam o sırada Arda elinde iki basketbol topuyla yanımıza geldi.

Dağınık saçları yine her zamanki gibiydi. Gülümserken gözlerinin kenarında oluşan küçük çizgiler onu olduğundan daha samimi gösteriyordu.

"Sude, iddiaya var mısın?"

Sude kollarını bağladı.

"Kaybedeceğin iddiaya mı?"

"Bu özgüvenin sonunu merak ediyorum."

"Ben de senin."

İkisi yine tartışmaya başlayınca hepimiz gülmeye başladık.

Birkaç metre ileride Emir'i gördüm.

Üzerinde siyah bir eşofman ve gri tişört vardı. Dağınık siyah saçları alnına düşüyor, sabah güneşi yüzünün sert hatlarını daha belirgin gösteriyordu. Dışarıdan bakınca herkes onu soğuk sanabilirdi. Ama ben artık öyle olmadığını biliyordum.

Yüzündeki sessizliğin altında kimsenin bilmediği bir yorgunluk vardı.

Yanında Kaan duruyordu.

Kaan her zamanki gibi konuşuyor, Emir ise ara sıra başını sallıyordu.

"Bence bugün kesin kaybedersiniz."

Emir hafifçe gülümsedi.

"İmkânsız."

"O gülümseme var ya... Bir gün başına iş açacak."

"Sen önce kendi başına gelenleri hallet."

Kaan omzuna hafifçe vurunca ikisi de gülmeye başladı.

O an Emir'in gerçekten güldüğünü görmek içimi garip bir şekilde ısıttı.

Belki de en çok buna ihtiyacı vardı.

Birinin yanında gerçekten gülmeye...

Kamp görevlilerinden biri düdüğünü çaldı.

"Herkes toplanıyor! Bugün büyük oryantiring oyunu var!"

Herkes merakla meydana yürüdü.

Görevli elindeki kutudan isimleri çekmeye başladı.

"Defne..."

Kalbim hızlandı.

"...Emir."

Başımı kaldırıp ona baktım.

O da bana bakıyordu.

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra Emir omuz silkti.

"Galiba yine aynı takımız."

İstemeden gülümsedim.

"Şans mı, kader mi bilmiyorum"

"Belki ikisi de."

Bu cümleyi söylerken sesindeki sakinlik beni şaşırttı.

Belki de artık aramızdaki duvarlar yavaş yavaş yıkılıyordu.

Görevli diğer takımları da açıkladı.

Sude ile Arda aynı takıma düşünce ikisi aynı anda itiraz etti.

"Olmaz!"

Görevli şaşkınlıkla baktı.

"Neden?"

Arda güldü.

"Çünkü bu beni bütün gün yoracak."

Sude kaşlarını kaldırdı.

"Ben seni mi yoracağım?"

"Kesinlikle."

"Emin misin?"

"Evet."

"O zaman bekle de göreyim."

Herkes kahkahalara boğuldu

Ece ile Mert ise aynı takım olduklarını duyunca birbirlerine utangaç bir gülümsemeyle baktılar.

İkisi de hiçbir şey söylemedi.

Ama bazen sessizlik, kelimelerden daha fazlasını anlatıyordu.

...

Akşam olduğunda oyun bitmişti.

Yorgun ama mutluyduk.

Çadırıma döndüğümde çantamın fermuarının hafifçe açık olduğunu fark ettim.

Kaşlarım çatıldı.

Ben böyle bırakmamıştım.

Yavaşça eğilip içeri baktım.

Katlanmış beyaz bir kâğıt...

Kalbim hızlandı.

Titreyen parmaklarımla açtım.

Tek cümle yazıyordu.

"Bazı yaralar görünmez...Ama en çok onlar can yakar"

Etrafıma baktım.

Kimse yoktu.

Sadece ağaçların arasından geçen rüzgâr...

Ve beni izliyormuş hissi...