51. bölüm · Bir Tesadüf Değil

BİR TESADÜF DEĞİL

Alara Gedik

(Defne'nin ağzından)

Müzik yavaşça sona erdi.

Salon alkışlarla doldu.

Ama ben hâlâ Emir'in elini bırakmamıştım.

O da benimkini...

Sanki bırakırsak bütün bu güzel anlar bitecekmiş gibi.

Emir gülümsedi.

"Biraz dışarı çıkalım mı?"

Başımı salladım.

Kalabalığın arasından birlikte geçerek okulun bahçesine çıktık.

Gece serindi.

Gökyüzü yıldızlarla doluydu.

Okul binası ışıkların altında her zamankinden daha farklı görünüyordu.

Merdivenlere oturduk.

Bir süre hiç konuşmadık.

Sadece sessizce okulumuza baktık.

Sonunda Emir derin bir nefes aldı.

"Garip..."

"Neden?"

"Yıllarca buradan mezun olmayı bekledim."

"Şimdi ise ayrılmak istemiyorum."

Gülümsedim.

"Ben de."

Sessizlik yeniden aramıza yerleşti.

Ama bu sessizlik rahatsız etmiyordu.

Tam tersine...

Huzur veriyordu.

Bir süre sonra Emir bana döndü.

"Peki şimdi?"

"Şimdi ne olacak?"

Omuz silktim.

"Gazetecilik okumak istiyorum."

"İnsanların hikâyelerini yazmak..."

"Belki bir gün kendi kitabımı bile yazarım."

Emir gülümsedi.

"Bence yazarsın."

"Sen?"

Derin bir nefes aldı.

"Basketbola devam etmek istiyorum."

"Çocuklara antrenörlük yapmak..."

"Benim yaşadığım şeyleri yaşayan çocuklara yalnız olmadıklarını hissettirmek."

Gözlerim doldu.

İşte buydu Emir.

Yaşadığı acıları başkalarının umuduna dönüştürmek isteyen çocuk...

Elini tuttum.

"Bunu başaracaksın."

"Sen yanımda olursan..."

"...her şeyi başarabilirim."

Yanaklarım hafifçe kızardı.

Tam o sırada cebinden küçük bir kutu çıkardı.

Şaşkınlıkla ona baktım.

"Daha hediye mi var?"

Gülmeye başladı.

"Son bir tane."

Kutuyu açtım.

İçinde camdan yapılmış minicik bir basketbol topu vardı.

Altındaki metal plakada tek bir cümle yazıyordu.

"Bazı başlangıçlar unutulmazdır."

Gözlerim doldu.

"Emir..."

"Bunu hep yanında taşı."

"Ne zaman umudunu kaybedersen..."

"...ilk tanıştığımız günü hatırla."

Anahtarlığı avucumun içinde sımsıkı tuttum.

"Hiç çıkarmayacağım."

Emir ayağa kalktı.

Sonra bana doğru elini uzattı.

Bu kez dans etmek için değil...

Birlikte yürümek için.

"Hazır mısın."

"Neye?"

"Yeni başlangıçlara."

Gülümseyerek elini tuttum.

"Hazırım."

Tam o sırada okulun kapısından Arda'nın sesi duyuldu.

"Hey! Siz ikiniz! Fotoğraf çekileceğiz!"

Arkamıza döndük.

Sude, Arda, Ece, Mert, Kaan, Zeynep...

Hepsi bizi bekliyordu.

Koşarak yanlarına gittik.

Fotoğrafçı makinesini kaldırdı.

"Herkes gülümsesin!"

Hepimiz omuz omuza durduk.

Arda yine son anda komik bir yüz yaptı.

Herkes kahkahaya boğuldu.

Ve tam o anda...

Flaş patladı.

Belki de o kare, hayatımızın en güzel anısını sonsuza kadar saklayacaktı.

Okulun kapısından son kez birlikte çıktık.

Arkamı dönüp binaya baktım.

Bu koridorlarda dostluğu öğrendim.

Cesareti öğrendim.

Affetmeyi öğrendim.

Ve en önemlisi...

Sevmeyi öğrendim.

Bir zamanlar sıradan sandığım o günün, hayatımı değiştireceğini hiç bilmiyordum.

Bir basketbol topu...

Bir bakış...

Bir dostluk...

Ve zamanla büyüyen bir sevgi...

Hepsi tek bir hikâyeye dönüşmüştü.

Emir elimi biraz daha sıkıca tuttu.

Ben de gülümsedim.

Çünkü artık biliyordum.

Bazı insanlar hayatımıza tesadüfen girer gibi görünür.

Ama bazı insanlar Kader olur.

Ve bizim hikâyemiz...

Bir Tesadüf Değildi.

SON