41. bölüm · Bir Tesadüf Değil
GERÇEĞİN YÜKÜ
(Emir'in ağzından)
Kafenin içi sessizdi.
Miran'ın son söylediği cümle kulaklarımda yankılanıyordu.
"Artık ikimizde tehlikedesiniz"
Defne ile birbirimize baktık.
Sessizliği ilk bozan ben oldum.
"Ne demek istiyorsun?"
Miran derin bir nefes aldı.
Masanın üzerindeki kahve fincanını yavaşça kenara itti.
"Bunu anlatmam yıllar sürdü..."
"Ama artık saklayamam."
Ben tek kelime etmeden onu dinliyordum.
"Babamız..." dedi.
"...gençliğinde çok bencil bir adamdı."
"Beni ve annemi bir gün arkasına bile bakmadan bıraktı."
"Sonra yeni bir hayat kurdu."
"Yeni bir aile..."
Son kelimeyi söylerken bana baktı.
"...ve sen."
Boğazım düğümlendi.
"Annem bunların hiçbirini bilmiyordu."
Miran başını salladı.
"Hayır."
"Senin annen benim varlığımdan habersizdi."
"Baban ikimize de farklı yalanlar söyledi."
Defne sessizce dinliyordu.
Yüzündeki ifade her şeyi anlamaya çalıştığını gösteriyordu.
Miran cebinden eski bir mektup çıkardı.
Zamanın yıprattığı sarı bir zarf...
Bana uzattı.
"Bu..."
"Annenin bana yazdığı tek mektup."
Şaşkınlıkla ona baktım.
"Annem... sana mı yazdı?"
"Evet."
"Tesadüfen gerçeği öğrenmiş."
"Ama sen daha çok küçüktün."
"Benimle görüşmek istemiş."
"Eğer bir gün karşılaşırsak kardeş olmamızı istemiş"
Titreyen ellerimle zarfı açtım.
İçindeki yazılar annemin el yazısıydı.
"Sevgili Miran...
Eğer bu mektup sana ulaştıysa, demek ki gerçek sandığımdan da büyükmüş.
Emir'in bunlardan haberi olmayacak kadar küçük olduğunu biliyorum.
Ne olursa olsun, onun suçu yok.
Bir gün yollarınız kesişirse birbirinize sırt çevirmeyin.
Çünkü siz aynı hatanın değil, aynı kaderin çocuklarısınız."
Yazıyı bitirdiğimde gözlerim dolmuştu.
Başımı eğdim.
Annem...
Hayatının son günlerinde bile beni düşünmüştü.
Defne sessizce elini elimin üzerine koydu.
Bu kez geri çekmedim.
Parmaklarını hafifçe sıktım.
İlk kez bunu hiç düşünmeden yapmıştım.
Miran gülümsedi.
"Annen harika bir kadındı."
"Keşke onu tanıyabilseydim."
Ben de buruk bir gülümsemeyle başımı salladım.
"Ben de..."
Bir süre kimse konuşmadı.
Sonra Miran'ın yüzü yeniden ciddileşti.
"Fakat sizi çağırmamın tek sebebi bu değildi."
Kaşlarımı çattım.
"Daha ne var?"
Miran cebinden eski bir anahtar çıkardı.
Küçük, paslanmış bir anahtar...
Bana uzattı.
"Bu, babamızın yıllardır kimseye göstermediği eski deposunun anahtarı."
"Orada sakladığı bazı evraklar var."
Defne şaşkınlıkla sordu.
"Hangi evraklar?"
Miran gözlerini bana çevirdi.
"Gerçekleri kanıtlayacak olanlar."
"Neden bizi şimdi götürmüyorsun?"
"Çünkü..."
"...babamız dün gece o depoya gitti."
İçimden kötü bir his geçti.
"Yani bizi bekliyor olabilir."
Miran başını salladı.
"Evet."
"O yüzden dikkatli olmalıyız."
Tam o sırada Emir'in telefonu çaldı.
Ekranda tek bir isim vardı.
Arda.
Telefonu açtım.
"Emir!"
Arda'nın sesi telaşlıydı.
"Neredesin?"
"Kafedeyim."
"Çabuk eve git!"
"Neden?"
Arda derin bir nefes aldı.
"Komşunuz beni aradı..."
"Baban yine çok sarhoş..."
"...ve bu kez evi dağıtıyor."
Elimdeki telefon titremeye başladı.
Miran ve Defne endişeyle bana bakıyordu.
Hiçbir şey söylemeden ayağa kalktım.
"Emir!" diye seslendi Defne.
Kapıya yönelirken tek bir cümle söyleyebildim.
"Bu kez kaçmayacağım."
Ve koşarak kafeden çıktım.
