13. bölüm · Bilinmeyen Numara
BÖLÜM 10
GEÇMİŞ
Telefon ekranına bakakaldım.
“Sen Aykut'u neden unutmak zorunda kaldın?”
Cümle gözlerimin önünde dönüp duruyordu.
Telefonu yavaşça indirdim.
Aykut'un biraz önce söyledikleri aklıma geldi.
“Tanıyordun.”
“Bunu birlikte yaptık.”
“Sana seçtiğini düşündürdüler.”
Kapının önüne gittim.
Kapıyı açmaya çalıştım.
Açılmadı.
— Aykut!
Sesim odada yankılandı.
Cevap yoktu.
Tekrar kapıya vurdum.
— Aykut!
Bu kez koridordan ayak sesleri geldi.
Kapı açıldı.
Aykut karşımdaki sandalyeye oturdu.
Ben de ona baktım.
— Bana her şeyi anlat.
Aykut bir süre sessiz kaldı.
— Emin misin?
— Evet.
— Her şeyi öğrenirsen hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
— Zaten hiçbir şey eskisi gibi değil.
Aykut başını eğdi.
Sonra konuşmaya başladı.
— Seni ilk gördüğümde insanlar senden nefret ediyordu.
Kaşlarımı çattım.
— Ne?
— Okulda herkes senin hakkında konuşuyordu.
İçimde bir şey kıpırdadı.
Aykut devam etti.
— Sana katil dediler.
Nefesim kesildi.
Bir görüntü belirdi.
Okul koridoru...
Etrafımda insanlar...
Fısıltılar...
“Katil.”
Gözlerimi kapattım.
— Devam et.
— Hırsız dediler.
Yeni bir görüntü.
Bir sınıf.
Masaların arasında yürüyordum.
Arkamdan sesler geliyordu.
“Ona güvenmeyin.”
Aykut:
— İftiracı dediler.
Başım ağrımaya başladı.
— Yeter...
Aykut sustu.
Bir süre sonra tekrar konuştu.
— Ama bunların hiçbiri seni tanımlamıyordu.
— O zaman neden herkes bana inanmadı?
Aykut'un cevabı kısa oldu.
— Çünkü kimse gerçeği öğrenmek istemedi.
Gözlerimi açtım.
— Peki kuzenim?
Aykut ilk kez sustu.
İçimde kötü bir his oluştu.
— Sen biliyorsun.
Aykut başını salladı.
— Biliyorum.
— Bana anlat.
Derin bir nefes aldı.
— Küçüktün.
O an zihnimde bir pencere belirdi.
Küçük bir ev.
Bir çocuk.
Ben.
Ama görüntü çok bulanıktı.
Aykut devam etti.
— Kuzeninle oynuyordun.
Gözlerim doldu.
— Sonra bir şey oldu.
— Ne oldu?
— Bir anlık dikkatsizlik.
Aykut gözlerini benden kaçırdı.
— Kuzenin pencereden düştü.
Donup kaldım.
— Ben...
Sesim çıkmadı.
— Onu sen itmedin, Lalin.
Başımı kaldırdım.
— Ne?
— Ama ona zarar gelmesine sen sebep oldun.
Gözlerimi kapattım.
Bir çocuk sesi...
Bir kahkaha...
Sonra bağırışlar...
Ve ardından korkunç bir sessizlik.
Gözlerimi açtığımda nefes almakta zorlanıyordum.
— Öldü mü?
Aykut yavaşça başını salladı.
— Evet.
O kelime odada uzun süre kaldı.
Öldü.
Aykut devam etti.
— Sen daha çocuktun. Ne yaptığını bile tam olarak anlayamıyordun.
— Ama insanlar beni suçladı.
— Evet.
— Çünkü kuzenimin ölümüne benim sebep olduğumu biliyorlardı.
— Bazıları biliyordu.
— Sonra?
Aykut'un sesi sertleşti.
— Sonra gerçek, söylentilerin arasında kayboldu.
Bana baktı.
— İnsanlar seni anlamak yerine senden korkmayı seçti.
— Arkadaşlarım da mı?
Aykut cevap vermeden önce birkaç saniye bekledi.
— Onlar da.
İçim acıdı.
Asya...
Kuzey...
İdil...
Doruk...
Demir...
Hepsi gözümün önünden geçti.
— Bana inanmadılar.
— Hayır.
— Neden?
— Çünkü herkes sana katil diyordu.
Başımı ellerimin arasına aldım.
Aykut konuşmaya devam etti.
— Sonra hastaneye gittin.
Beyaz bir koridor gözlerimin önünde belirdi.
Bir kapı.
Bir sandalye.
Ve...
Aykut.
— Seni orada tanıdım.
Ona baktım.
— Sen de hastanede miydin?
— Evet.
— Neden?
Aykut hafifçe gülümsedi.
— O kısmı sana sonra anlatırım.
— Hayır. Şimdi.
— Önce beni hatırlaman gerekiyor.
Başımı salladım.
— Seni hatırlayamıyorum.
— Biliyorum.
Aykut cebinden eski bir fotoğraf çıkardı.
Fotoğrafta ikimiz vardık.
Yan yana oturuyorduk.
İkimiz de gülümsüyorduk.
Fotoğrafın arkasında bir tarih vardı.
3 yıl önce.
Altında da tek bir cümle:
“Kimse bize inanmadı.”
Parmaklarım titredi.
— Bunu sen mi yazdın?
— Hayır.
— Ben mi?
— Evet.
Fotoğrafı bana uzattı.
— O gün bana her şeyi anlattın.
— Neyi?
— İnsanların sana yaptıklarını.
— Ve sen bana inandın?
— Evet.
Bir süre birbirimize baktık.
Aykut'un sesi bu kez daha yumuşaktı.
— Sonra sana bir şey söyledim.
— Ne?
— “Bir gün onların hepsine gerçeği göstereceğiz.”
Kalbim hızlandı.
— Sonra?
Aykut:
— Sonra bir plan yaptık.
O kelimeyi duyduğum anda zihnimde bir kapı açıldı.
Karanlık bir oda.
Masada altı telefon.
Siyah bir defter.
Ben ve Aykut.
Ve bir cümle:
“Başladığında geri dönüş olmayacak.”
Gözlerimi açtım.
— Biz...
Sesim titredi.
— Biz bunu önceden planladık.
Aykut başını salladı.
— Evet.
— Telefonlar...
— Planın bir parçası.
— Mesajlar...
— Onlar da.
— Arkadaşlarım...
Aykut sustu.
Ben ayağa kalktım.
— Onları neden seçtik?
Aykut bana baktı.
— Çünkü sana inanmadılar.
— Ama onlar benim arkadaşlarım.
— Bir zamanlar.
Bu iki kelime içimde yankılandı.
Bir zamanlar.
Aykut ayağa kalktı.
— Sen her şeyi unutunca plan yarım kaldı.
— Neden unuttum?
Aykut cevap vermedi.
— Aykut.
— Çünkü bazı şeyleri hatırlamak senin için fazla ağırdı.
Başımı salladım.
— Peki şimdi?
Aykut kapıya doğru yürüdü.
— Şimdi hatırlamaya başlıyorsun.
Kapının önünde durdu.
Sonra bana dönüp:
— Ama henüz tamamını değil.
— Ne zaman hatırlayacağım?
Aykut'un yüzünde anlaşılması zor bir ifade vardı.
— Yakında.
Kapıyı açtı.
Tam çıkacakken durdu.
— Lalin.
— Ne?
— Bir şeyi unutma.
Bana baktı.
— Bu hikâyeyi sen başlatmadın.
Bir saniye sustu.
— Ama sen bitirebilirsin.
Kapı kapandı.
Tek başıma kaldım.
Fotoğraf hâlâ elimdeydi.
Tekrar arkasını çevirdim.
“Kimse bize inanmadı.”
Telefonum titredi.
Bilinmeyen Numara.
Tek bir mesaj:
“Hatırlamaya başladın.”
Ardından ikinci mesaj geldi.
“Şimdi devam et.”
Telefonu elimde sımsıkı tuttum.
Ve ilk kez...
Aykut'un söylediklerinden korkmadım.
Çünkü içimde bir yer...
Onu gerçekten hatırlamaya başlamıştı.
