11. bölüm · Bilinmeyen Numara
BÖLÜM 8
KORKU EVİ
Sabah uyandığımda ilk işim telefonuma bakmak oldu.
Ekranda bilinmeyen numaradan gelen bir mesaj vardı.
“Bugün hepiniz geleceksiniz.”
Altında bir konum vardı.
Konuma birkaç saniye baktım.
Tam telefonu kapatacakken yeni bir mesaj geldi.
“Gelmezseniz Demir’in başına geleceklerden siz sorumlusunuz.”
Kalbim hızlandı.
Demir...
Dün gece yaptığım seçim aklıma geldi.
Bir kişiyi seçmem gerekiyordu.
Ve ben...
Doruk'u seçmiştim.
Telefonumu hemen elime aldım ve gruba yazdım.
Lalin:
“Mesaj geldi.”
İlk Asya cevap verdi.
Asya:
“Bende de geldi.”
Kuzey:
“Konum mu?”
İdil:
“Evet.”
Doruk:
“Bende de var.”
Birkaç saniye sonra Demir yazdı.
Demir:
“Ne yazıyor?”
Ekrana baktım.
Mesajı ona söylemek istemiyordum.
Ama artık çok geçti.
Lalin:
“Bugün hepimizin gitmesini istiyor.”
Demir:
“Nereye?”
Konumu gönderdim.
Bir süre cevap gelmedi.
Sonra:
Demir:
“Hep beraber gideriz.”
Asya hemen yazdı.
Asya:
“Bence bu iyi bir fikir değil.”
Kuzey:
“Bence de.”
Doruk:
“Ben zaten iyi fikir olduğunu düşünmüyordum.”
İdil:
“Ama gitmezsek ne olacak?”
Kimse cevap vermedi.
Çünkü hepimiz aynı şeyi düşünüyorduk.
Demir'in başına ne gelecekti?
Öğleden sonra buluştuğumuzda herkesin yüzünden gergin olduğu belliydi.
Doruk ellerini cebine sokmuştu.
Kuzey sürekli telefonunun ekranına bakıyordu.
Asya konumu inceliyordu.
İdil ise sessizce etrafı izliyordu.
Demir bana yaklaştı.
“Lalin.”
“Efendim?”
“Bugün garipsin.”
“Nasıl yani?”
“Bilmiyorum.”
Bir süre yüzüme baktı.
“Bir şey saklıyorsun gibi.”
Kalbim hızlandı.
“Yok.”
“Emin misin?”
Başımı salladım.
“Eminim.”
Demir cevap vermedi.
Ama bana inanmadığını biliyordum.
Doruk araya girdi.
“Tamam, herkes hazırsa gidelim mi?”
Kuzey ona döndü.
“Sen niye bu kadar sakinsin?”
“Değilim.”
“Yüzün öyle görünmüyor.”
Doruk omuz silkti.
“Panik yaparsam daha kötü.”
Asya:
“Bu mantıklı.”
Kuzey:
“Bence hiç mantıklı değil.”
Doruk güldü.
“Sen zaten her şeyden korkuyorsun.”
“Ben korkmuyorum.”
“Az önce kapı sesinden sıçradın.”
“Hazırlıksız yakalandım!”
İdil gülmeye başladı.
Bir anlığına hepimiz normal bir gün geçiriyormuşuz gibi hissettik.
Ama o his çok kısa sürdü.
Telefonlarımız aynı anda titredi.
Hepimiz sustuk.
Ekranlarımızda aynı mesaj vardı.
“Gülmeye devam edin.”
Bir saniye sonra ikinci mesaj geldi.
“Birazdan hiçbiriniz gülmeyecek.”
Doruk'un yüzündeki gülümseme kayboldu.
Yola çıktığımızda hava kararmaya başlamıştı.
Şehirden uzaklaştıkça sokak lambaları azaldı.
Sonra tamamen bitti.
Arabanın içinde yalnızca motorun sesi vardı.
Kuzey camdan dışarı baktı.
“Burası neresi?”
Asya telefonundaki haritayı kontrol etti.
“Konuma göre hâlâ doğru yoldayız.”
“Etrafta hiçbir şey yok.”
“Birazdan var.”
Doruk:
“Umarım ev vardır.”
Kuzey:
“Niye?”
“Çünkü boş arazide kaybolmak istemiyorum.”
İdil sessizce dışarı bakıyordu.
Bir süre sonra:
“Şu ağacı daha önce görmedik mi?”
Asya başını kaldırdı.
“Hangi ağacı?”
“Şunu.”
Hepimiz dışarı baktık.
Yolun kenarında tek başına duran büyük, kuru bir ağaç vardı.
Doruk:
“Bence bütün ağaçlar birbirine benziyor.”
İdil başını salladı.
“Hayır... Bu farklı.”
Ben ağaca baktım.
İçimde garip bir his oluştu.
Sanki...
Bu ağacı gerçekten daha önce görmüştüm.
Ama nerede?
Gözlerimi kapattım.
Bir anlığına zihnimde bir görüntü belirdi.
Karanlık bir bahçe.
Aynı ağaç.
Ve yanımda duran bir çocuk.
Sonra bir ses:
“Bunu kimseye söylemeyeceğiz.”
Gözlerimi açtım.
Demir bana baktı.
“Lalin?”
“Ne oldu?”
“Birden sustun.”
“Bir şey hatırladım sandım.”
“Ne?”
Başımı salladım.
“Bilmiyorum.”
Yaklaşık on dakika sonra araba durdu.
Asya telefonuna baktı.
“Buradayız.”
Hepimiz dışarı çıktık.
Karşımızda büyük, eski bir ev vardı.
Pencerelerin tamamı karanlıktı.
Bahçenin kapısı paslanmıştı.
Evin duvarlarında eski çatlaklar vardı.
Doruk eve baktı.
“Ben bunun içine girmeyeceğim.”
Kuzey:
“Ben de.”
Demir kapıya doğru yürüdü.
“Girmek zorundayız.”
Doruk:
“Bunu neden bu kadar kolay söylüyorsun?”
Demir arkasını döndü.
“Çünkü burada kalmak daha kötü.”
Asya evin girişindeki küçük tahtaya yaklaştı.
“Burada bir şey yazıyor.”
Hepimiz yanına gittik.
Tahtada tek kelime vardı:
ALTINIZ.
İdil fısıldadı:
“Bizi bekliyordu.”
Demir kapıyı açtı.
Gıcır...
İçeri girdik.
Salon eski eşyalarla doluydu.
Duvarlarda onlarca fotoğraf vardı.
Ama fotoğraflardaki insanların yüzleri karalanmıştı.
Kuzey bir fotoğrafa yaklaştı.
“Bunlar neden böyle?”
Asya:
“Bilmiyorum.”
Doruk:
“Ben bilmek de istemiyorum.”
Tam o anda kapı arkamızdan kapandı.
GÜM!
Hepimiz irkildik.
Demir kapıya koştu.
Kolunu çevirdi.
Kilitliydi.
“Harika.”
Kuzey:
“Kapıyı açabiliyor musun?”
“Hayır.”
Telefonlarımız aynı anda titredi.
Ekranlarda tek bir mesaj vardı.
“HOŞ GELDİNİZ.”
Sonra yeni bir mesaj geldi.
“LALİN, SEÇİMİNİ HATIRLA.”
Bedenim buz kesti.
Doruk bana baktı.
“Ne seçimi?”
Cevap veremedim.
Demir:
“Lalin?”
Telefonum tekrar titredi.
“BİRİNİ SEÇTİN.”
Sonra:
“ŞİMDİ SIRA ONDA.”
Koridorun sonundaki ışık yandı.
Hepimiz aynı anda oraya baktık.
Boştu.
Sonra bir kapı açıldı.
İçeriden bir ses geldi.
“Lalin...”
Bu sesi duyduğum anda nefesim kesildi.
Tanıyordum.
Ama nereden tanıdığımı bilmiyordum.
Demir yanıma geldi.
“Kim o?”
“Bilmiyorum.”
Ses tekrar duyuldu.
Bu kez daha yakından.
“Hatırlamıyorsun.”
Gözlerimi kapattım.
Başımın içinde görüntüler birbirine karışmaya başladı.
Bir hastane koridoru...
Beyaz bir kapı...
Bir çocuk...
Ve bir cümle:
“Bir gün her şeyi unutacaksın.”
Gözlerimi açtığımda koridorun sonunda bir gölge duruyordu.
Kimse hareket etmiyordu.
Gölge bize doğru bir adım attı.
Sonra bir adım daha.
Telefonum titredi.
Ekranda yalnızca:
“HENÜZ HATIRLAMAN GEREKMİYOR.”
yazıyordu.
Arkamdan biri kolumu tuttu.
Çığlık atmaya fırsat bulamadan karanlık koridora doğru çekildim.
“LALİN!”
Demir'in sesi arkamdan geldi.
Telefonum elimden düştü.
Ekranda son bir mesaj belirdi:
“LALİN ARTIK BENİMLE.”
Ve mesajın altında küçücük bir harf vardı.
A.
