5. bölüm · Beyhûde Sitem
5.Bölüm: Nikah ve Silah (part2)
Selamün aleyküm kardeşlerrr.
Biraz geç oldu biliyorum ama annelerimizin, annelerinizin, şehit annelerimizin, depremde kaybedilen annelerin anneler gününü içten dileklerimle kutlarım. Rabbim bizleri annesinin kıymetini bilenlerden,bu fani dünyayı kızgınlık ve kırgınlıklar ile değil huzur içerisinde geçirenlerden eylesinnn.
Uzatmayayım hemen yeni bölüme geçelim.
أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ ، بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
Asel'den
Bir hastaya daha iğnesini yaptığımda ellerimin uyuştuğunu hissedebiliyordum.Neyse ki bu son hasta idi. Oradan oraya koşuşturmaktan zaten yorulmamışım gibi birlikte çalıştığım iki hemşire de ortada olmayınca bütün iş bana kalmıştı. Yinede mesleğimi seviyordum ve hemşire olarak geçirdiğim her dakika bana iyi geliyordu. Bu yüzden şimdiye kadar bir sıkıntı çıkarmamıştım. Zira hemşire kızlar ortadan kaybolalı yarım saatten fazla oluyordu.
Öğle molasına gireceğimiz için yanıma su matarasını da alıp kantine inmeye karar verdim çünkü biraz daha bir şeyler yemezsem düşüp bayılabilirdim. Ben yemeklerin dünyasında hayallere dalmışken telefonumdan gelen bildirim sesi gerçekliğe dönmemi sağladı.Hifâ abladan mesaj vardı.
Hifâ abla: Asel, ne yapıyorsun, bitirdin mi hastalarını?"
Siz: Bitirdim hocam, kantine iniyordum. Yemek yiyeceğim."
Hifâ abla: Asel canım, özür dilerim alıkoymuş gibi olacağım ama bir odama gelir misin?"
Siz: Olur mu öyle şey hocam, geliyorum hemen."
Hifâ abla: Yerim kız seni, koş hadi, gelmeni dört gözle bekliyorum."
Siz: Geldim, geldim."
Mesaj uygulamasından çıkış yaptığımda yüzümdeki gülümsemenin farkında değildim. Ne yazık ki varla yok arası bu gülümsemeyi saniyeler içinde solduran da birkaç gün önceki olaydı. Üzerinden günler geçmesine rağmen ne aklımdan çıkarabiliyor, ne de sinirlenmemi engelleyebiliyordum. Üstelik bunu yapan kişi bir özür dilemeyi bile becerememişti!
Ee şey, daha ağzını açmadan adamı paketlediğin için olmasın.
Hiç alakası yoktu bir kere! İki kere gördüm zaten, ilkinde çok sinirliydim, yüzüne bakamıyordum. İkincisinde de bana çok yapmacık gelmişti.
Adamcağız daha bir cümle bile kurmamıştı ki!!!
Bu da hâlâ onu koruyordu! Bana onu savunma, bana onu savunma! Resmen işe yaramaz dedi bana, biraz daha zorlasa katil ithamı da yerdim yani...
Kızım suç sen-
Hiç cümleni tamamlama, yoksa sana da güzel patlarım bak!
Ben hararetli hararetli iç sesimle kavga ederken bizi bölen bir annenin haykırışlarıydı.
-Yardım ediinn. Allah'ınızı severseniz yardım edin. Kızım, kızım yandı, Nolur yardım edin. Doktor, hemşire."
Panikleyerek telefonu cebime attım ve giriş kapısından girmesine rağmen çaresizlikle nereye gideceğini düşünen kadının yanına koştum.Kollarında belki sekiz belki dokuz aylık bir kız bebeği içi dışına çıkmış gibi ağlıyordu. Kadın beni gördüğünde bir elini koluma sardı.
-Yardım et, sen doktor musun? Ne olur yardım et.Kızımın canı yanıyor, ne olursun bir şey yap." Elini tuttum.
- Hanımefendi sakin olun.Ben, hemşireyim.Kızınıza bir şey olmayacak, hemen müdahale edeceğiz.Lütfen sakin olun ve sedyelerden birine uzandırın." Kadın hızlıca başını salladı.
-Tamam, tamam siz ne derseniz o. Yeterki kuzum iyi olsun." Ne kadar belli etmesem de ben de endişeliydim çünkü ne yapacağımı bilmiyordum. Elim ayağıma dolaşmıştı.
-Ne zamandan beri bu halde?"
-Yirmi dakika olacak neredeyse."
-Neden bu kadar beklediniz? Çok çok uzun bir süre bu. Enfeksiyon kapmış olabilir." Kadının yüzü daha da perişan hale büründü.
-Evden buraya gelene kadar ancak sürüyor. Eşim şehit oldu, yoldan geçen bir asker getirdi bizi de buraya."
-Asker mi?"
- Evet." dedi ve arkasını dönerek bir askeri işaret etti. Fakat acil kapısının önünde, korkunun pençesinde ileri geri dolaşan onu görmeyi beklemiyordum.
Bu oydu, tartıştığım asker....
Aradığımı nihayet bulmuş gibi nefesimi usulca bıraktım. Kadının gözlerine bakarak yerinden kıpırdamamasını işaret ettim; ardından bir an bile oyalanmadan acil servisin kapısına doğru yöneldim. Adımlarım hızlandıkça içimdeki telaş büyüyor, sanki her saniye gecikmek bir şeyleri geri dönülmez biçimde değiştirecekmişçesine koşuyordum.
- Kutay bey?" Kendisine seslenen bana kafasını kaldırarak baktı. O da endişeliydi ve bu endişeyi silmeden gözlerini bana dikti. Beni tanıyınca şaşırmıştı.
- Hemşire."
-Kutay bey bana yardım etmelisiniz. Bebeğin acil müdahaleye ihtiyacı var." Soran bakışlarını sürdürdü.
- İyi de ben ne yapalirim ki?"
- Daha önce yara tedavi ettiniz mi?"
-Ettim ama o basit ve küçük bir yaraydı. Bebek yanmış, ben nasıl yardım edebilirim size?"
- Sadece dediklerimi yapın yeter. Lütfen, gelin. İnanın başka kimse yok yanımda eğer acil tedavi edilmezse daha kötü olabilir ve benim size ihtiyacım var."
Kutay sıkıntıyla saçlarını karıştırdı.Kararsızdı, bebeğe zarar verme ihtimalinden korkuyor olmalıydı. Buna rağmen ağır basan merhameti korkusunu yenmişti.
-Peki, yardım edeceğim." Onu onayladım ve önünden yürüyerek az önce bebeğin uzandığı sedyenin başucuna gidip durdum. Bebeğin annesine yönelip omuzlarını kavradım.
- “Hanımefendi,” dedim yumuşak bir sesle, “şimdi bize müsaade edin ki gereken her şeyi yapıp, kızınızı size sağ salim geri teslim edelim.”Kadın geri çekilmedi. Gitmek istemediği her halinden belliydi; kızının parmaklarına sımsıkı sarıldı, sanki bırakırsa onu tamamen kaybedecekmiş gibi.
- Ama bensiz daha çok ağlar…” dedi.Boğazım düğümlendi, yutkunamadım.
- Lütfen." Ellerimi kollarına indirerek sakinleştirircesine sıvazladım. "Bakın iyi olacak ama bunun için sizin de bizlere yardımcı olmanız gerekiyor."
Kadın gözlerini kapattı. Kirpiklerinin arasından süzülen tek bir damla yaş, sessizce yanağına indi. Başını öne eğdi, titreyen elini elimin üzerine bıraktı ve iki kez, kırılgan ama içten bir dostlukla vurdu.
"Kızımı sana emanet ediyorum, nolur hemşire bebeğimin daha fazla acı çekmesine izin verme. Allah rızası için bunu yap."
Gözlerimi sıkıca kapatıp açtım. Kadını yönlendirerek acilin bekleme salonuna aldırdım, bu sefer itiraz etmemişti.Ağlayan bebeği susturabilmek adına pışpışlamaya başladım.
-Kutay bey başlıyoruz.Hadi acele edelim." Kutay bey atik davrandı.
-İlk olarak ne yapmam gerekiyor?"
- Yanan kısımdaki kıyafet zaten çıkarılmış bu yüzden önce bedeni suya tutmamız lazım.Ben depodan geniş bir kaba ılık su doldurup geliyorum siz de o sırada yanmış bölgeyi, su toplayan kısımları ve yanığın şiddetini kontrol edin. Eğer yüzeysel yanıklar ise krem sürmemiz yeterli fakat ileri seviyede ise daha detaylı çözüm lazım."
Kutay bey kabul ettiğinde vakit kaybetmeden depoya koştum. Hemen bir kaba çok soğuk olmayan- ılık -suyu ekleyip bir elime de başka bir küçük plastik kap alarak Kutay beyin yanına döndüm.Bebeği yavaşça yerinden kaldırıp suyun içine bıraktım.
-Durum nedir?"
- Hemşire, bebekteki yanıklar derin. Sol kolunun neredeyse hepsi kızarmış ve su toplayan kısımları da var." Sedyenin üzerine bıraktığım küçük kabı eline tutuşturdum.
-Yavaşça suyu bebeğin vücuduna dökebilir misiniz?"Tek kelime etmeden söylediklerimi yerine getirdi. Kaba doldurduğu suyu, büyük bir özenle bebeğin koluna döktü. Hareketleri öylesine nazik, öylesine ölçülüydü ki… Nasır tutmuş, sert görünüşlü ellerine fazlasıyla aksi bir incelik vardı o dokunuşta.
O bunu yaparken ben de su toplamış bölgeleri, bülleri dikkatle kontrol ettim. Küçüktüler; boşaltılmalarına gerek yoktu. Neyse ki yanık yalnızca bebeğin kolunu sarmıştı, bileğinin üzerinden dirseğine kadar uzanıyordu ama bıraktığı hasar hafife alınacak gibi değildi.
-“Kutay Bey, bu kadar yeterli,” dedim, sesimi mümkün olduğunca sakin tutarak. “Şimdi yanıkları steril serum fizyolojik ile temizleyeceğim. Ben serumu hazırlarken, arkanızdaki ilaç dolabından parasetamol ya da ibuprofen içeren bir ağrı kesici bulun ve bebeğe oral yolla verin.”
Kutay bir robot edasında işine odaklanmış ve benim söylediklerimi yerine getiriyordu.O bebeğe ağrı kesici verirken bende serumu hazırladım. Ardından yanık kısmı yavaş yavaş temizlemeye başladım.Temizleme esnasında Kutay geri çekilmişti, bana baktığını biliyordum.
İşim bittiğinde parafin emdirilmiş gazlı bezlerden birini ve pansumanı aldım.Bu arada bebek sakinleşmiş gibiydi.
-Kutay bey, bebeği kaldırabilir misiniz?"Sesi ilk ana göre daha rahattı.
-Tabii." Bebeği kucağına incitmeden aldı, onlara bir süre zaman tanıdım. Bebeğin kucağına tam oturduğunu hissettiğimde bebeğin kolunu kaldırarak yanan kısımlara pansuman yaptım. Ve parafinli gazlı bezi de sararak işlemi bitirdim. Kutay'ın bebeği hafif tempodaki sallandırmaları onu daha da sakinleştirmiş hatta ve hatta uyumasına zemin olmuştu.Bu kareye gülümsedim ama o bunu görmedi.
- Kutay bey, ben hemen geliyorum."
Onları baş başa bırakıp, bebeğin annesinin beklediği alana yöneldim. Kadını çağırarak kızını görebileceğini söyledim. Nefes almaya fırsat bulamadan yürüdü; birkaç adımda yavrusuna kavuştu.Kutay ve bebeği şimdi ikimiz izliyorduk.
-Kızım." Annenin sesi; hasretle, acıyla, belki biraz korkuyla harmanlanmıştı. Kutay, kadını fark ettiğinde bebeği ona doğru uzattı; ama parmaklarının gevşemesinde bir tereddüt hakimdi, bırakmak istemiyor gibi bir hali vardı.Kadın, bebeğini kucağına aldığında içine çeke çeke kokladı onu.Sonra yüzünün her bir yanına ufak buseler kondurdu.
- Mis kokulu yavrum. Annem benim." Bütün kanatlarını yavrusuna siper eden bir Kumru karşımda duruyordu sanki.Onlara imrenerek baktım çünkü annem de beni bir zamanlar böylesine şefkatle seviyordu. Şimdi bir daha eskisi gibi olamayacağımızı bilmek bu duyguyu yeniden tatmayı özlettiriyordu. Daha fazla duygu seline kapılmadan boğazımı temizledim.
-Öncelikle geçmiş olsun, umarım bir daha yaşanmaz." Kadın kapattığı gözlerini aralayıp bana baktı.
-Sağolasın hemşire, Allah senden razı olsun.Yavrumu görmeden geçen yarım saat yıl gibiydi, öylesine zor öylesine canımı acıttı. Ama sen sözünde durdun, kızımı bana sağ salim teslim ettin.Şimdi dile benden ne dilersen?"
-Teşekkür ederim ama bizim dileğimiz sizin sağlığınız. Lakin hayır duasına ihtiyacım var, bunu benim için yapar mısınız?" Gözyaşlarını sildi.
- O nasıl söz? Tabiiki yaparım. Sen istemeseydin de bütün çaresiz annelerin hatırına yapardım." Dudağımı kıvırdım, kadın ise bu kez Kutay'a döndü.
- “Sen de sağ ol, asker kardeş… Allah ne muradın varsa versin. Ben bu hakkı nasıl öderim, bilmiyorum.” dedi kadın. Bir an durdu, gözleri uzaklara kaydı. “Kocam da senin gibi askerdi. Bana hep derdi ki; bu vatanın insanına yine bu vatanın evlatları sahip çıkar. ‘Sakın çekinme,’ derdi, ‘yardım istemekten korkma. Onlar, gerektiğinde bir başkasının canı için kendi canını ortaya koyar.’”
Başını buruk bir kabullenişle salladı. “Haklıymış…” diye fısıldadı.
Kutay ise bu sözleri sessiz bir tevazuyla karşıladı; ne övgüyü büyüttü ne de kendini öne çıkardı, yalnızca başını hafifçe eğmekle yetindi.
-Abartılacak bir şey değil, yapmam gerekeni yaptım. Hem eğer ille de karşılığını vermek istiyorsanız, bana da dua etmeyi unutmayın. Biliyorsunuz en çok buna ihtiyacımız var." Kadın bu sefer güldü.
- Peki , peki her namaz sonrasında dualarımda size de yer ayırmaya çalışacağım."
-“Anne hanım, bundan sonra lütfen çok daha dikkatli olun. Yanığı tedavi ederken herhangi bir enfeksiyona rastlamamış olmamız, sonrasında da çıkmayacağı anlamına gelmez. Bu yüzden hijyene her zamankinden daha fazla özen göstermeniz gerekiyor. Eğer ağrı devam eder, kızarıklık sürer ya da ateş gibi başka bir sıkıntı ortaya çıkarsa, vakit kaybetmeden buraya gelin. Zaten iki haftalık bir kontrol süreciniz de var. Tamam mı?”
- Tamamdır hemşire, elimden geldiğince yalnız bırakmayacağım onu." Hepimiz, muayene alanından çıkış yaptık ve bebek ile annesini bir taksi çağırarak evine uğurladık.Acilin önü soğuktu ama benim de Kutay beye söylemem gereken şeyler vardı.
-Kutay bey, ben teşekkür ederim. Bir mecburiyetiniz olmamasına karşın beni tek bırakmadınız, bana çok yardımcı oldunuz. Gerçekten bunun anlamı benim için büyük." Kutay sessiz kaldı.
-Yaptığınızın karşılığını nasıl verebilirim?" Sanki bu soruyu bekliyor gibi anında lafa karıştı. Ben ise dilinden dökülen sözcüğe hazırlıksız yakalandım.
-Unut." Duraksadım, aynı zamanda kafam karıştı.
-Efendim?"
- O gün yaşanan hadiseyi unut hemşire. Fevri davrandım, haksızdım ve yalnızca yakıp yıkıp geçiyordum ancak pişmanım.... Utanıyorum kendimden ama zamanı geriye saramıyoruz maalesef. Bunun için beni affetmeni ve bu rezilliği unutmanı istiyorum." Ses tonu pişmanlığını iliklerime kadar hissetirdi ama ne söyleyeceğimi bilemediğimden başımı önüme eğdim.
- Kutay bey." Yutkundum."O gün size sinirli olduğunuz için değil sinirinizi boşaltmak için başkasına saldırdığınız için kızdım."
Kutay'ın kulaklarımda yankılanan sesinde bariz bir sitem oldu.
-Hemşire, yıllarca beraber omuz omuza verdiğin, eğittiğin,yol gösterdiğin, ömrünün bir kısmını onun varlığıyla geçirdiğin birini kaybettiğini sanmak ne demek sen biliyor musun?" Belki haklıydı ama benim de bir gururum vardı canım!
-Bilmiyorum ama bu size tanımadığınız birine zarar verip, onu mesleğiyle yargılama imkanı tanımaz."
-Farkındayım." Yapmacık bir gülüş attım.
-O yüzden mi öyle davrandınız?" Sabır çekti.
-Hemşire, uzatma işte. Hep konuşmak istedim, anlatmak istedim ama yapamadım, yüzüm varmadı."Geçmişin acısı yerli yerinde duruyordu; ne yapılmış olana dönmek mümkündü ne de kaybedileni geri getirmek. Ama pişmanlığını saklamadan önünde duran bir insan varsa, belki de kişiye düşen en zor şey, kırgınlığın içine biraz merhamet bırakmaktı. Ona karşı yüreğimi büsbütün taş kesmek istemedim; çünkü bazı yaralar, ancak affın sessizliğiyle biraz olsun dinerdi.
-Affettin mi hemşire?"
- Affettim, Kutay bey affettim." Yüzü dakikaların sonunda ilk kez dinginliğe kavuştu.
-O zaman tekrardan tanışalım, malum ilki pek de hoş olmadı.Ben Üsteğmen Kutay Karahanlı."
- Memnun oldum Üsteğmen, ben de dermatoloji bölümü stajyeri ve asistan hemşire Asel Duman."
-Memnun oldum, hemşire." Kendimi toparladım.Artık ayrılma vakti gelmişti.
- O zaman tekrardan teşekkür ederim."
-Rica ederim, hemşire."
-İyi geceler dilerim Üsteğmen."
- Senin de gecelerin iyi olsun, hemşire." Bir veda konuşmasını andıran cümleler benim arkamı dönüp acilden içeri girişimle son buldu. Fakat nedense içimden gelen dürtüyle ardıma baktığımda onun da gitmiş olduğunu gördüm.Bugün yaşananlar hâlâ rüya gibi gelsede onun varlığı bu rüyayı kabusa çevirmemişti.Aksine iyi gelmişti.
Telefonum çalınca cebimden çıkarıp arayan kişiye baktım ancak ekranda gördüğüm isim eyvahlara kapılmama neden oldu.
-Hocam?"
-Asel? Nerdesin be kızım, ne zamandır seni bekliyorum."
-Hocam hiç sormayın, bir sorun çıktı da."
- Ne oldu?"
-Yukarı geliyorum, orada anlatırım."
************************************************
((İlahi bakış açısıyla))
Hifâ Asel'in anlattıklarını dinlerken bir yanı buruktu. Bir yanı ise anne ile bebeğini birbirine kavuşturmaya vesile olan bu arkadaşını sarıp sarmalamak istiyordu.Masanın başında onu beklerken defalarca mesaj atmasına rağmen cevap vermeyince hem endişelenmiş hem kızmıştı ancak duydukları bu iki durumu da onun için önemsiz hale getirmişti. Olayı anlatmayı sonlandırdığında Asel'in özürlerini savuşturup, en doğrusunu yaptığını söyledi. Ancak neden ilk anda kendisinden yardım istemediğini anlayamadı, belki de aklına gelmemişti.
- Hocam bu arada siz beni neden çağırmıştınız?"
-Asel?"
- Efendim hocam?"
-Sana bir şey söyleyeceğim."
- Buyrun?"
-Haftasonu Leyla doktorun evinde bir yemek olacakmış, işte şu yaralı askerin durumu iyi olduğu için bir de taburcu olacağı için Tufan Bey ve Leyla doktor herkesi bir arada toplamak istemiş, bizi de teşekkür maksadıyla davet ettiler. Sana iletmemi de özellikle istediler."
Asel biraz düşündü, henüz kimseyi tanımıyordu, o ortamda ne yapabilirdi ki?Ama reddetmek de doğru değildi.
-Anladım ama gidermiyim emin değilim."
-Ne yani gelmeyecek misin?"
-Bilmiyorum sonuçta hiçbirini tanımıyoruz. Orada olmak ne kadar doğrudur?"
-Bak Asel, niyet zaten kaynaşmak. En azından farklı bir ortamda olur insan tanırız. Davete icabet etmek gerekir neticede. Aynı ortam konusuna gelince de sınırı koruduğumuz sürece sıkıntı çıkacağını sanmıyorum."
- Böyle konuştuğunuza göre siz gidiyorsunuz."
- Evet, hatta birlikte gidersek daha güzel olur diye düşünüyorum."
Asel, Hifâ'ya güveniyordu bundan dolayı gereksiz uzatmaya girmedi.
- Peki madem, öyle olsun.Birlikte gidelim."
-Fevkalede. O zaman ben Leyla doktora mesaj atayım da çıkalım."
- Tamam hocam."
Hifâ telefonundan Leyla doktorun numarasını bularak ismine tıkladı. Mesaj olarak daveti kabul ettiklerini iletti ve teşekkür etmeyi de unutmadı. Doğrulup paltosuna yöneldiğinde Asel de hazırdı. Hastaneden çıkış yaptılar, arabaya binip kaç gündür doğru düzgün göremedikleri Süheyla kadının evine doğru yol aldılar.
- Selamün aleyküm Anaka." Hifâ bir yandan ayakkabılarını çıkarırken bir yandan anneannesini selamlamıştı.Asel de selamladı Süheyla'yı.
-Merhaba nene."
-Ve aleyküm selam canımun parçası. Hoşgeldiniz, hoşgeldiniz kizlarum.”
İki kız da aynı anda cevapladı. "Hoşbulduk." Eve girdiklerinde önce ellerini yüzlerini yıkayıp sonra Süheyla kadının hazırladığı yer sofrasına kuruldular. Süheyla çeşit çeşit yemek yapmıştı ama Hifâ'nın dikkatini çeken resmen beni ye! beni ye! diye kendisine bakan hamsili pilavdı.Ağzı sulanmıştı.
- “Anaka, döktürmüşsun yine. Oy şu pilavun güzelliğine bak da."
- “Afiyet olsun kizum. Ye ye de şifa olsun. Asel’um, hayde ye bak, senin içün etsiz lahana sarma yaptum da.” Asel utanarak gülümsedi.
-Nene, ellerine sağlık, benim için de yoruldun.Üşenmemiş beni de düşünmüşsün. Çok teşekkür ederim, merak etme bol bol yiyeceğim."
-Olur mu öyle şey deli kizum. Senun de benim içün Hifâ’dan bir farkun yok artık.” Asel, gördüğü ilgiye karşı mahcup oluyor ama aynı zamanda böylesine iyi insanlara rast geldiği için içinden şükrediyordu.
- Sağol nenem."
Süheyla bu iki kızın varlığına sadece bir haftada o kadar çok alışmıştı ki iki gündür onları göremediği için sitem etti. Hifâ ve Asel de onu çok özlemişti fakat hiç ummadıkları bir şeyin içine düşmüşlerdi.Teşkilattan gelen yazıdan ikisi de bahsetmedi ya da gerek duymadılar. Sadece yoğun bir dönem olacağını belirttiler.
Asel ve Hifâ yemek faslı bittiğinde beraberce sofrayı kaldırıp,bulaşıkları topladılar. Asel üzerine verdiği çayı da çay bardaklarına doldurarak servis etti.Süheyla kadının önünde yine Kur'an vardı. Hifâ sessizliği bozdu.
-Anaka bize biraz Kur'an okur musun? Senin güzel tilavetinden biz de nasiplenelim."
- Bilmem ki? Asel'um sende ister misun okuyayim mı bir sure?"
- Nene, çok güzel olur ama ben Arapça bilmiyorum ki, nasıl anlayacağım, ne anlattığını?” dedi. Süheyla kadın, yumuşacık bakışlarını ona çevirerek gülümsedi.
- “Mühim olan önce Kur’an’ı hissedebilmektur kizum; sonra anlamak gelur, ardından da yaşamak. Bazen ne dediğinu bile bilmeduğun bir şarki hüznüyle insanun içine işler, değil mi? İşte Kur’an da böyledir. Hem ben okurum, sen de mealini bize okursun, olur mi?”
Asel’in sessizliği, aslında verilebilecek en güzel cevaptı. Süheyla kadın, rahlenin üzerindeki Kur’an-ı Kerim’e eğilmiş, harfleri mahreçlerine riayet ederek öyle bir eda ile okuyordu ki, sesi insanın içine işliyor, dinledikçe dinleyesi geliyordu. İlk önce Kıyamet Suresi’ni tilavet etti; her kelime, sanki hesap sorar gibi boğazlarına düğümleniyordu. Son dört ayet ise, sanki Asel’in içini okumuş gibi onu kıskıvrak yakaladı.
İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır? O, bir damla sudan yaratılmış, sonra şekillendirilmiştir. Bunu yapan Allah’ın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi? ( Kıyamet suresi,36-40)
Süheyla başka bir sureye geçti, ayetlerden biri ona seslendi ve Asel yine bir öğütü kendine uyarı bulmuştu.
“Hayır! Bu bir öğüttür. Dileyen ondan öğüt alır. O, değerli sahifelerde, yücedir, tertemizdir. Elçilerin eliyle, çok değerli, itaat edilen ve güvenilen elçilerin elindedir.” ( Abese suresi, 11-16)
Dayanamadı Asel, ne kadar sıksa da kendini gözyaşları firar etmek de kararlı, birer birer süzüldü. Yüreği acıyordu, Süheyla kadının okuduğu son sure aklındaki"İman etmek de bile bile geç kaldığım için Allah bana çok mu kızdı?" sualini en sert şekilde yanıtlamıştı.
1.ayet: Kitap ehlinden inkâr edenler ile Allah’a ortak koşanlar, kendilerine apaçık delil gelinceye kadar ayrılacak değillerdi.
2. ayet: O delil, Allah’tan gelen bir peygamberdir; tertemiz sahifeleri okur.
3. ayet: O sahifelerde dosdoğru hükümler vardır.
4. ayet: Kendilerine kitap verilenler, ancak o açık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler.
5. ayet: Oysa onlara, dini yalnız Allah’a has kılarak O’na kulluk etmeleri, namaz kılmaları ve zekât vermeleri emredilmişti. İşte dosdoğru din budur.
6. ayet: İnkar eden kitap ehli ile müşrikler, içinde ebedî kalmak üzere cehennem ateşindedir. Onlar yaratıkların en kötüleridir.
7. ayet: İman edip salih amel işleyenler ise yaratıkların en hayırlılarıdır.
8. ayet: Rableri katında onların ödülü, altlarından ırmaklar akan Adn cennetleridir; orada ebedî kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. Bu, Rabbinden korkup sakınanlar içindir. ( Beyyine suresi)
Asel bir kalıbın içine sıkışmış gibi daraldıkça daralıyordu. Oturduğu yere sığamıyordu, içini kemiren sıkıntıyla hışımla yerinden fırladı. Bir rüzgâr gibi evden çıktı. Hifâ arkasından gitmek istedi ama Süheyla kadın onu durdurdu. Asel’in Müslüman olmadığını biliyordu; okunanların nefsine ağır geldiğinin de farkındaydı. Biraz yalnız kalmalı, hakikatin sesini kendi içinde duymalı diye düşündü.
Asel, gözyaşları içinde yaylanın tepesine varmıştı. Uçurumun kıyısına geldiğinde ise mecalsiz bedeni, sanki ruhu çekilip alınmış gibi yere yığıldı. Dizlerinin üzerine çökmüş, elleri toprağa tutunmuştu; fakat kalbi çoktan bir boşluğun içine düşmüştü.
-Ey İnsanların Rabbi, bana neden bu eziyeti çektiriyorsun? Neden kalbime kocaman ağırlıklar veriyorsun? Neden beni böyle çaresiz bırakıyorsun, neden?" Sıkışan göğsünü parmaklarıyla parçalamak istedi.Defalarca acısı dinsin diye vurmaya başladı."Niçin her şey normal giderken yine yalnızlığın ortasına düşürüyorsun beni? Seni tanımayan ve dinine tabi olmayan bir varlığı neden önemsiyorsun bu kadar?" Hıçkırıklara yerini bırakan nefeslerini kesen sadece birkaç adımdı. Kederin yanına anlık korku da hapsoldu.Ama kafasını kaldırdığında tesadüf mü tevafuk mu bilemeden ona bakakaldı.
-Çünkü Mevlana'nın da dediği gibi sen bir damla değil; koca bir okyanussun." Gözyaşları kirpiklerinde asılı kaldı.
-Üsteğmen?" Bu satte bu adamın burada ne işi vardı?!
-Sana da hayırlı akşamlar hemşire.Yoldan geçerken seni gördüm de bir bakayım dedim." Asel, Kutay'a kafayı yemiş bir deli gibi bakıyordu.
- Ne diyorsun sen ya? Bir git başımdan."
Kutay , hemşire ile arasında halihazırda var olan mesafeyi koruyarak uçurumun diğer yamacına oturup ayaklarını aşağıya doğru sarkıttı.
-Sorduğun sorular vardı ya cevabını veriyorum." Asel çıldıracaktı.
-Ben sana mı sordum?"
-E ama Allah (c.c) da aynı mânâyı anlatıyor. Belli ki daha önce Kur'an-ı Kerim okumamışsın yoksa ne diye böyle sorular arasında kendini yiyip bitiresin?" Asel'in kafası karışmıştı.
- O ne demek?" Kutay gökyüzüne yönelttiği bakışlarını sürdürdü.
-Fudayl bin İyâz, hicrî 2. yüzyılda yaşamış büyük bir zâhid, âlim ve hadis râvisidir.İslam için önemlidir çünkü bu alimin bir farkı var.Anlatıldığına göre gençliğinde eşkiyalık yapmış sonra ise tövbe edip ilim ve ibadete yönelmiş.Ve ardında bıraktığı bir cümlede de şunu söylüyor; İnsanın Allah’a karşı en büyük ihtiyacı, O’nun rahmetidir. Sence bu adam neden bunu bu kadar rahat söyleyebiliyor?"
- Neden?"
-Çünkü Allah bunu zaten söylüyor, Zümer Suresi, 53.Ayette buyuruyor; De ki: ‘Ey günahları yüzünden kendinize büyük zulümde bulunan kullar! Allah’ın rahmetinden umutsuzluğa düşmeyin. Çünkü Allah, günahların tamamını bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edicidir."
-Yani Allah benim merhamete ihtiyacım olduğunu zaten biliyor öyle mi?"Kutay gülümsedi.
-Elbette, hatta sana bunu layık görmüş olmalı ki bu kadar zorlanmışsın." Bir ayetin kısmı daha döküldü Kutay'ın dudaklarından "Hiç şüphesiz Allah’ın rahmeti, iyilik eden ve işini güzel yapanlara pek yakındır." Asel'in durulan pınarları bir kere daha dolup taştı. İçinden geçirdi dışarı vuramadıklarını....
Demek beni sevdiği için bu kadar zorluyordu, tıpkı Resulu'nü sevdiği için her yaşında onu başka bir şeyle imtihan ettiği gibi.
Uzun bir zamanın ardından ilk defa nefes alabildiğini hissetti. Gözyaşlarını elinin tersiyle sildi. Sanki küllerinden doğan Anka kuşunun gücü verilmişti, sapasağlam ayağı kalktı ve Kutay gibi gökyüzüne daldı.
-Madem O bana bu fırsatı verdi, benim de değerlendirmem gerekir öyle değil mi?"
-Aynen öyle hemşire." Son cümlelerini kurduktan sonra teşekkür etmesine fırsat bile tanımadan çekip gitti. Bu iki olmuştu, bir anda Asel'in karşısına çıkarak yanlışları yoluna koyduğu ikinci andı.
****************************************************************
Bölüm Sonuuuu
Yorumları alalım efenimm.....
Beğenmeyi unutmayınız lütfennnn.
