2. bölüm / 7
Benden Nefret Etmen GerekiyorBÖLÜM 2 Eski Bir İsim
Bölümler 7Şu an: BÖLÜM 2 Eski Bir İsim
- 1 BÖLÜM 1 — Başka Bir Hayat884 kelime
- 2 BÖLÜM 2 Eski Bir İsim999 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 3 Bölüm Beyaz Yalanlar646 kelime
- 4 4 BÖLÜM YAVAŞ YAVAŞ ARALANAN PERDE723 kelime
- 5 5. BÖLÜM BAŞIMDA DÖNEN DÜNYA587 kelime
- 6 6 BÖLÜM O Gece895 kelime
- 7 7. BÖLÜM Fotoğraftaki Gölge502 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ertesi sabah uyandığımda, dün gece annemin söylediği cümle hâlâ aklımdaydı.“Karan Demir’den uzak dur.”İnsan bazen bir cümleyi unutmak ister.Ama bazı cümleler unutulmak için söylenmez.Aksine, aklının bir köşesine yerleşir ve gün boyunca seninle birlikte yürür.Telefonumun alarmını susturup tavana baktım.Karan Demir.Adını dün okulda ilk kez duymuştum.Benim için sıradan bir isimdi.En azından annem o ismi söyleyene kadar.Yataktan kalkıp hazırlanırken kendime sürekli aynı şeyi söyledim.Annem bir şeyleri yanlış anlamış olabilir.Ya da…Benim bilmediğim bir şey vardı.Aşağı indiğimde annem mutfaktaydı.Kahvaltı hazırlıyordu.Normal görünüyordu.Fazlasıyla normal.“Günaydın.”“Günaydın.”Masaya oturdum.Annem önüme bir tabak koydu.“İyi uyudun mu?”“Evet.”Yalan söyledim.Çünkü gece boyunca doğru düzgün uyumamıştım.Bir süre sessizce kahvaltı yaptık.Sonunda dayanamadım.“Anne.”“Efendim?”“Dün gösterdiğin fotoğrafları neden saklıyordun?”Elindeki bıçak bir an durdu.Sonra hiçbir şey olmamış gibi devam etti.“Bazı şeyleri saklamak daha kolaydır.”“Benim için mi?”Annem yüzüme baktı.Uzun süre cevap vermedi.“Okula geç kalacaksın.”Konuyu değiştirmişti.Bunu artık anlamaya başlamıştım.“Anne, Karan Demir—”“Bu konu hakkında konuşmayacağız, Nare.”Sesi ilk kez bu kadar keskin çıkmıştı.Sandalyemi geriye çektim.“Tamam.”Çantamı alıp evden çıktım.Ama içimde tek bir düşünce vardı.Eğer ortada gerçekten hiçbir şey yoksa, annem neden bu kadar korkuyordu?Okula geldiğimde Ece beni kapının önünde bekliyordu.Beni görür görmez el salladı.“Nare!”Yanına gittim.“Günaydın.”“Günaydın mı? Kızım nerede kaldın? Beş dakikadır seni bekliyorum.”“Annemle kahvaltı yapıyordum.”Ece gözlerini kıstı.“Bir şey mi oldu?”“Hayır.”“Yalan söylüyorsun.”“Daha ikinci günden beni nasıl çözdün?”“Ben insan sarrafıyım.”Güldüm.“Öyle mi?”“Kesinlikle.”Koluma girdi.“Gel, sana okulun en önemli yerlerini göstereceğim.”“En önemli yerleri?”“Tuvalet, kantin ve kütüphane.”“Bunlar neden en önemli?”“Çünkü sınav zamanı hepsine ihtiyacın olacak.”İlk kez gerçekten güldüm.Belki de Ece’nin en güzel yanı buydu.İnsanı düşünmekten uzaklaştırıyordu.Koridorda ilerlerken Mert yanımıza geldi.“Yeni öğrenci rehberliği başladı mı?”Ece kaşlarını kaldırdı.“Sen karışma.”“Ben olmasam bu okulda kim güldürecek sizi?”“Kimse senden bunu istemedi.”Mert bana baktı.“Bak, daha ikinci günden Ece’nin gerçek yüzünü görüyorsun.”“Duyuyorum.”“Ben de duyuyorum.”Üçümüz gülerken karşı taraftan Bora ve Doruk geldi.Bora başıyla selam verdi.“Nare, değil mi?”“Evet.”“Ben Bora.”“Tanıştığımıza memnun oldum.”Doruk yalnızca başını salladı.“Selam.”O sırada koridorun diğer ucunda Karan’ı gördüm.Tek başınaydı.Kulaklığının biri kulağındaydı.Elinde telefonuyla yürüyordu.Dün gördüğüm çocuktu.Ama bu kez bir şey farklıydı.Bana baktı.Sadece birkaç saniyeliğine.Sonra gözlerini kaçırdı.Ben de fazla üzerinde durmadım.En azından durmamaya çalıştım.“Şu an Karan’a bakıyordun.”Ece’nin sesiyle ona döndüm.“Hayır.”“Baktın.”“Tesadüfen.”Ece sırıttı.“Ben bir şey demedim ki.”“Ece.”“Tamam, tamam.”Mert araya girdi.“Bu arada Karan’la fazla muhattap olma.”Kaşlarımı çattım.“Neden?”Mert bir an sustu.Bora ona baktı.“Boş ver.”“Hayır, şimdi merak ettim.”Mert omuz silkti.“Çocuk biraz… farklı.”“Farklı derken?”“Bilmem.”Doruk ilk kez konuştu.“Bazı insanları tanımadan önce hakkında fazla soru sormamak daha iyidir.”Bu cümle hoşuma gitmemişti.“Bana neden sürekli Karan’la ilgili uyarı yapıyorsunuz?”Kimse cevap vermedi.Tam o sırada zil çaldı.Ece kolumdan tuttu.“Derse geç kalıyoruz.”Onlarla birlikte sınıfa girdim.İlk ders edebiyattı.Öğretmen sınıfa girip yoklama almaya başladı.İsimler birer birer söylendi.Sonra sıra ona geldi.“Karan Demir?”“Burada.”Sesini ilk kez bu kadar net duydum.Öğretmen birkaç soru sordu.Karan hepsine cevap verdi.Sakin.Kısa.Kendinden emin.Ders boyunca neredeyse hiç konuşmadı.Ben de defterime not alıyordum.Ta ki öğretmen bir grup çalışması yapacağımızı söyleyene kadar.“Dörder kişilik gruplar oluşturabilirsiniz.”Ece hemen bana döndü.“Biz beraberiz.”“Tamam.”Mert de yanımıza geldi.“Ben de varım.”Ece üçüncü kişiyi düşündü.“Selin?”Selin başını kaldırdı.“Olur.”Dördümüz bir grup olduk.Ben rahatlamıştım.Ta ki öğretmen başka bir görev verene kadar.“Her grup, okulun eski yıllarından bir hikâye seçip araştıracak.”Mert iç çekti.“Eski okul hikâyeleri mi?”Öğretmen gülümsedi.“Evet. Mezunlardan, eski öğretmenlerden, okulun geçmişinden bahsedebilirsiniz.”Selin bir anda sessizleşti.Ben bunu fark ettim.“Bir şey mi oldu?”“Hayır.”Ama gözleri kısa bir anlığına Karan’a kaydı.Sonra hemen önündeki deftere baktı.O an içimde garip bir his oluştu.Herkes bir şey biliyor gibiydi.Bir tek ben bilmiyordum.
Ders çıkışında kütüphaneye gittik.Kütüphane okulun diğer bölümlerinden farklıydı. Koridorlardaki gürültü burada duvarların arkasında kalıyordu. Eski kitapların kokusu, yüksek raflar ve tavandaki sararmış lambalar ortama garip bir sessizlik veriyordu.Sanki burası okulun değil de başka bir zamanın parçasıydı.Selin rafların arasında ilerlerken durdu.“Eski yıllıklar burada.”Bir kitabı çekip çıkardı.Üzerinde yalnızca bir tarih vardı.2018.Kitabı masaya bıraktığında kapağın çıkardığı ses kütüphanenin sessizliğinde gereğinden fazla yüksek geldi.Mert sandalyeye oturdu.“Umarım bütün ödevi bununla geçirmeyiz.”Ece gözlerini devirdi.“Beş dakika önce ödevi unutmuştun.”“Unutmadım. Sadece önem sırasını değiştiriyordum.”Gülümsedim.Ama Selin gülmedi.Yıllığın kapağına bakıyordu.“Ne oldu?” diye sordum.“Hiç.”Cevabı fazla hızlıydı.Kitabı açtı.Sayfaları çevirmeye başladık.Eski sınıf fotoğrafları…Mezuniyet törenleri…Öğretmenler…İsimler…Sonra bir sayfada elim durdu.Kalbim bir anda hızlandı.Fotoğraftaki adamı tanıyordum.Levent Demir.Karan’ın babası.Gözlerimi fotoğraftan ayıramadım.Ama asıl dikkatimi çeken kişi o değildi.Fotoğrafın sol köşesinde bir kadın vardı.Saçları daha kısaydı.Yüzü daha gençti.Ama o yüzü dünyanın neresinde görsem tanırdım.Annem.Nefesim kesildi.Parmaklarım sayfanın üzerinde dondu.“Bu…”Ece yanıma eğildi.“Ne oldu?”Cevap veremedim.Fotoğrafın altındaki isimleri okudum.Levent Demir.
Aylin Yalçın.Annemin adı.Yan yana.Aynı fotoğrafta.Aynı tarihte.Aynı okulda.“Bu senin annen mi?”Ece’nin sesi alçalmıştı.Başımı salladım.“Evet.”Selin bir anda kitabın diğer tarafına baktı.Sanki bu fotoğrafı görmemiş gibi davranıyordu.O an ona döndüm.“Sen bunu biliyor muydun?”Selin cevap vermedi.“Selin.”“Bilmiyordum.”Yalan söylediğini düşündüm.Tam o sırada kütüphanenin kapısı kapandı.Tak.Hepimiz sustuk.Başımı kaldırdım.Kütüphanenin girişinde kimse yoktu.“Rüzgâr mı?” dedi Mert.Ama pencereler kapalıydı.İçime açıklayamadığım bir huzursuzluk çöktü.Yıllığın sayfasına tekrar baktım.Fotoğrafın arkasında, kimsenin fark etmediği küçük bir yazı vardı.Kalemle yazılmıştı.El yazısı.Yaklaştım.Tam okuyacaktım ki…“Onu kapat.”Ses arkamdan gelmişti.Bu kez Karan’ın sesini tanımamak mümkün değildi.Yavaşça döndüm.Karan birkaç metre uzağımızda duruyordu.Yüzündeki ifade değişmişti.Dünkü sakin hali yoktu.Gözleri doğrudan yıllığa kilitlenmişti.“Bu fotoğrafta annem var.”“Biliyorum.”Sesi o kadar soğuktu ki içim ürperdi.Ayağa kalktım.“Sen annemi tanıyor musun?”Karan cevap vermedi.“Babamı da tanıyor musun?”Sessizlik.Karan’ın çenesi gerildi.Bir adım attı.“Yıllığı kapat, Nare.”“Hayır.”İlk kez adımı onun ağzından duymuştum.Ama sesindeki şey merak değildi.Uyarıydı.“Bana ne olduğunu anlat.”“Anlatamam.”“Neden?”“Çünkü bu seni ilgilendirmiyor.”Güldüm.Ama sinirden.“Annemin fotoğrafı var burada.
Nasıl ilgilendirmiyor?”Karan birkaç saniye bana baktı.Sonra masaya yaklaştı.Gözleri fotoğrafın altındaki yazıya kaydı.Yüzündeki bütün renk çekildi.Bunu fark etmemek imkânsızdı.“Ne yazıyor orada?”Karan hemen elini yıllığın üzerine koydu.“Hiçbir şey.”Elini çekmeye çalıştım.“Bırak.”“Hayır.”“Bana ne sakladığını söyle.”Karan’ın sesi ilk kez yükseldi.“Nare, yeter!”Kütüphanede yankılandı.Ece irkildi.Mert ayağa kalktı.“Bir sakin ol.”Karan birkaç saniye boyunca hiçbirimize bakmadı.Sonra gözlerini tekrar bana çevirdi.“Sen bu işin içinde değilsin.”“Benim ailem hakkında konuşuyorsunuz.”“Tam olarak bu yüzden.”“Ne demek bu?”Karan cevap vermedi.Elini yıllığın arasından çektiğinde küçük bir kâğıt yere düştü.Hepimiz aynı anda ona baktık.Karan’ın yüzü değişti.Eğilip kâğıdı almak için hamle yaptı.Ama ondan önce ben aldım.Kâğıt eskiydi.Üzerinde tek bir cümle vardı.El yazısıyla.“Aylin, kızına gerçeği anlatmazsan bir gün Karan anlatmak zorunda kalacak.”
Nefesim kesildi.Karan’ın gözlerine baktım.O ise kâğıda değil, bana bakıyordu.“Bunu nereden buldun?”“Yıllığın içindeydi.”“Bana ver.”“Hayır.”Bir adım daha yaklaştı.“Bana ver, Nare.”“Hayır.”Karan’ın bakışları sertleşti.Sonra çok daha alçak bir sesle konuştu.“Annen sana hiçbir şey anlatmadı, değil mi?”Cevap vermedim.Çünkü artık sorunun cevabını biliyordum.Hayır.Annem bana hiçbir şey anlatmamıştı.Karan gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.Sonra kâğıdı elimden çekmedi.Sadece geri çekildi.“Eve git.”“Ne?”“Bugün eve git ve annenle konuş.”“Sen neden—”“Çünkü yarın çok geç olabilir.”Bir an donup kaldım.Karan arkasını dönüp kütüphaneden çıktı.Kapı tekrar kapandı.Tak.Masada sadece biz kalmıştık.Ece bana baktı.Mert hiçbir şey söylemiyordu.Selin ise hâlâ kapıya bakıyordu.Sonunda ona döndüm.“Sen ne biliyorsun?”Selin gözlerini bana çevirdi.Ve ilk kez yüzündeki sakin ifade tamamen kayboldu.“Sandığından çok daha fazlasını.”Sonra ayağa kalktı.Çantasını aldı.“Ve Nare…”Kapıya doğru yürürken durdu.“Bu gece annenle yalnız konuşma.”Kapı kapandı.Elimdeki kâğıda tekrar baktım.“Karan anlatmak zorunda kalacak.”O an anladım.Bu hikâyede bilmediğim şey sadece geçmiş değildi.Benim geçmişim de onların geçmişinin bir parçasıydı.
Bölüm etkileşimi
