8. bölüm · Beklenmedik Anda

Kan, Diş ve Umut

Fatmagül Ş.

Bahar o günün akşamında neler olduğunu kavrayamıyordu. Evde yatakta uzanmışken hesap soruyordu.

Bir insan kime hesap soracağını bile bilmiyorken ne yapabilirdi ki?

Yataktan doğrulduğunda ise aynaya baktı. Aklına belki onunla konuşabilirim diye düşünüp duruyordu.

Onun kim olduğun bile haberi yoktu.

Aynadaki görüntü ona yabancı gelmişti bir an. Hemen kendini toparlayıp konuştu.

"Bana haber vermeden, bunu nasıl yapabildin? " Dedi aynada gözlerinin içine bakarken. Işıklar sadece onun gözlerini parıltıyor bazen de sanki ondaki ışığı bitiriyordu.

Kendi sorusuna kendi cevap verdi.
"Çünkü bunu yapamazdım. Çünkü benim ona gücüm yetmezdi. Çünkü ben... " Durup düşündü. Bunları kim söylüyordu.

O mu konuşuyordu yine? Yoksa kendi mi?

Dinledi. Bekledi. Sessizliği ile içindeki konuşmayı bekledi.
İçindeki ses neden şimdi konuşmuyordu?

Bunca yıldan sonra uyanan o ses... Bütün gün başını ağrıtan ama şuan sessizliğe bürünen o ses.

Sıkıntılı bir nefes aldı ve yatağa geri uzandı.

O zehirden sonra aklı bulanmış gibi hissettiği doğruydu. Ona gerçekten karşı koyabilecek tek kişinin kendisinin değilde onun karşı gelebileceğinin de farkındaydı.

O zaman ona neden istediğini vermiyordu?...

Her zaman ki gibi sorular durmak bilmiyordu beynimin içinde.

Gözlerimi kapattım. Uyku şuanımın en güzel ödülü olabilirdi. Ama ödül diyince yine aklıma vişneler gelmişti. Gelmesiyle kalkmam bir oldu yataktan.

Vişne almam gerekiyordu.

Evet bu yüzden kendimi kötü hissediyor Olabilirdim. Yatağın yanından şarja taktığım telefondan uzanıp saate baktım. Saat gece 11.30 idi. Şuan bir manav bulmak neredeyse imkansızdı. Hepsi kapanmış ya da kapanmak üzerelerdir.

'Acaba Tarık'ın evine gidip oradaki ağaçtan mı toplasam? ' diye geçirdim içimden.

Yok ya olmaz.

İçimdeki sesin vişneyi duymasına rağmen ses etmemesi beni bir kez daha şaşırttı. Neyse dedim kendi kendime şansımıza artık.

Üzerimde siyah eşofman ve siyah tişört vardı. Hava biraz serindi ama böyle daha rahattım.

Üzerime hiç bir şey almadan ceplerime anahtarları koydum küçük bir bıçak aldım ve telefonumu da aldım. Küçük kardeşimi odasının kapısından kontrol edip uyuduğuna emin olduktan sonra sessiz adımlarla dış kapının yanına geldim. Kapının yanında ki ayakkıbılıkta olan gizli alarmı etkinleştirip evden siyah spor ayakkıbılarımla çıktım.

Merdivenlerden inip bina dan çıktım. Geçen gün eve giren o kişiyi bulamamıştım. Uğraşmak istememiştim daha doğrusu. Belkide sıradan bir hırsızdı?

Evet! Ne kadar da mantıklı bir soru olduğunu biliyorum.

Evden çıkmış üç bina ötedeki Hatice Velidemizin evine baktım bir süre. Ne zamandır uğramıyordum. Yarın gidip baksam iyi olucaktı şuan ışıklarının hepsi kapalıydı. Normaldi zaten.

Yürümeye devam ettim kaldırımdan. Ve aklıma bir gerçek takıldı. Unuttuğum bir gerçek.

Bizim bir şirketimiz vardı.

Babamın eski asker çantasında o şirketin babamın olan hisseleri benimdi. Solmaz lojistik adında bir şirketten %51 hissesi Harun Solmazel üzerineydi ama babam vefat etmeden önce bunların tamamını benim üzerime geçirmişti. Ticaret ve lojistik üzerine olan bu şirket Mardin'deydi. Oraya gidip oradaki gücü de kendime bağlamak istiyordum.

Aile şirketiydi.

Yarın Mardin'e gidilecekti.

O şirkete de Bozkurt'tan sonra Kuzgun'un geçtiğini tüm Mardin halkı'nın bilmesi artık şart olmuştu.

Vişnenin sırasının olmadığını kanaat edip Alp'i aradım o gelmiyecekti sadece gideceğimi bilmesini istedim. Sebepsizce.

Bir kaç çalıştan sonra uyku mahmurluğundan etkilenmiş şivesiyle Alp konuştu.

"Kimsun? " Dedi direkt.

"Bahar'ım." Dedim. Bu sesi duyupta gülmemek çok zordu.

"Bahar'ım?" Dedi. Sonrada toparlanmasını dinledim biraz.

"Buyur Bahar'ım" Dedi hâlâ etkisinde olduğu uykusuyla. Uzatmadan konuya girdim tekrar.

"Ben gidiyorum. " Dedim.

"Ne? Nereye? Ne zaman? Neden? Niçin? " Beş N sorularını ardı ardına dizmişti. Göz devirip karşılık verdim telaşlı sesine.

"Yarın Mardin'e önemli bir iş için bir kaç günlüğüne gidicem. " Tek gitmeyecektim ekipten de bir kaç üye alabilirdim.

"Ben, Lara, Özgür, Nur, Hayal ve Fırat la birlikte gidicez haberin olsun haydi iyi uykular Dağ kılıklı antilop. "
Dedim alayına.

Bir sessizlik oldu. Kendimi sorguladım,

Neden aramıştım ki?

Tam kulağımdan çekip kapatacağım sırada,
"Ben neden gelmiyorum? " Dedi meraklı sesi ile.
Cevabımı net bir şekilde söyledim.
"Çünkü senin şirkette işlerin olabilir. Bizim de orada işlerimiz uzayabilir sen burada kalıp geride kalanları koruyacak hem de Tarık ve Sahranın sorgusuna dahil olucaksın. " Dedim.

Nefes alışverişlerini duyuyordum zaten duymasam kalpten gittiğini düşünürdüm adamı uykusundan uyandırmış ve bir anda gideceğimi söylemiştim. Bir nedeni yoktu canım istediği için söylemiştim.

Derin bir oflamadan sonra;
"Peki o zaman kendine dikkat et. " Dedi.

"Sen de" Diyip kapattım.
Neden bu kadar çok konuşmuştum ki?

Telefonla konuşurken kitapçı'nın önüne kadar geldiğimin ve fark etmeden kitaplarla dolu raflara dalmışken buldum kendimi. Kitapçı açık olsaydı kesinlikle hepsini alırdım. Ama kapalı olan kitapçıyı arkamda bırakmak varmış nasipte.

Geri dönerken toplu arama yaptım hepsi ile tek tek uğraşamayacaktım.
Fırat'ı aradım ondan sonra Hayal'i, Veyra'yı, Nur'u, Özgür'ü ve Kağan'ı aradım. Ve bu sırayla da hepsi tek tek açmıştı telefonları.
"Ne var? " Dedi Özgür.
"Kimsin? "Dedi Kağan.
"Bu saatte neden arıyorsun?" Dedi Hayal.
Sessizlikle cevap verdi Fırat.
"Efendim Bahar? "Dedi Nur.
" Buyur? " Diyerek cevap verdi Veyra.
Kimisi uykuluydu kimisinin enejisi daha buradan hissediliyordu.

"Hazırlanın Yarın Mardine gidiyoruz."
Dedim tüm hissizliğimle.
"Ne!? "

***

Sabah'ın erken saatlerinde olan Mardin uçağına altı kişilik bilet almıştım. Dün onları aradığımda Kağan ve Veyra'nın depoda kalması gerektiğini söylemiştim diğerlerinin ise saat 07.30'ya kadar bavullarını en az bir haftalık hazırlamalarını istemiştim ve bunu söyledikten hemen sonra kapatmıştım.
Sorularını dinlemeye zamanım yoktu.
Bu ani kararım onlar için beklenmedikti.

Eve girdiğim gibi de Lara'yı uyandırmış, kızın daha ne olduğunu anlamasına fırsat vermeden bavul hazırlatmaya oturtmuştum.

Bende kendi bavulumu hazırlarken sonunda Lara bir şeyleri kavramış olmalı ki,
"Abla biz neden bavul hazırlıyoruz? "
Dedi.

Kıyafetlerimi katlarken,
"Mardine babamın bize bıraktığı şirketi almaya gidiyoruz. " Tam ağzını açmış tekrar soru sorucakken ona fırsat vermedim.

"Solmaz adında Ticaret ve Lojistik şirketi var Babamın orada %51'lik hissesi var. Bana bırakmış. Oradaki yönetimi ele alıp geri dönücez. Fırat, Hayal, Nur, ve Özgür de bizimle gelicek. " Dedim kısaca.

"Ha? " Diye sordu bana bakıp sonra da saçlarını karıştırıp birşey hatırlamış gibi bana döndü.

"Hatırladım! Babamın çantasındaki bir dosyada yazıyordu bu. " Dedi çok büyük bir gizemi çözmüş gibi.

"Evet." Dedim. Ve son kıyafetimi de katlayıp biraz çamaşır, ve ayakkabılar koydum.

Bir tane de sırt çantası aldım yatağın üstünde bulunan kimlik ve pasaport larımızı, laptop , telefolarımı, şarj aletlerini, bir kaç kitap, babamın ve annemin fotoğrafları, kuzgun broşumu, dosyalar ve nakit para koydum.

Babamın bize bıraktığı çantada çok fazla kredi kartı da bulunuyordu onları hepsinde de yüklü miktarda paralar vardı.

Sadece iki tanesini alıp diğerlerini gizli kasama koymuştum. O kasa her açılmaya çalıştığında bana bildirim yolluyordu. Oradan onu kontrol edebiliyordum. Bunkarın hepsini sadece ben ve o biliyorduk.

Saat 05.00 olmuştu bizim uçağımız ise 08.30 daydı. Banyolarımızı yapıp giyinmiş sonrada evin her yerini kapatıp kilitlenecek yerleri kilitlemiştik.

Motorumu maalesef ki yanıma alamıyordum. Onu evin altında bodrum katına indirmiş üzerini örtmüştüm.

Belli etmiyordum ama oradan biraz daha uzun süre de kalabilirdik. O yüzdendi bu kadar dikkatli olmam. Saat 06.00 olunca Lara ile birlikte Hatice Velidemizin evine gitmiş onun elini öpmüştük. Gideceğimizi duyunca uzun uzun sarılmış ve ağlamıştı. Ona geri geleceğimizi zar zor ikna etmiştik.

Arada evi kontrol etmesini istemiştik. Ve son kez sarılıp vedalaşmıştık. Ona para vermeyi unutmamıştım. Bir eksiği olursa diye kenara koymasını istemiştim. Asla almayı kabul etmemişti. En son da almazsa gözümün arkada kalacağını söyledğimde kabul etmişti.

Saat 07.30'dı.
Biz evin önünde durmuş bekliyorduk. Tek bir arabada gidicektik havalimanı'na. Orası için de bir araba kiralamıştım bile. Evet bunların hepsini son 3 saatte yaptım .
Kalacağımız oteli ise az önce halletmiştim.

Erkekler birlikte , kızlar birlikte kalıcaktı.

Kardeşimin valizi benimkinin iki katıydı çok ama çok süslü bir kardeşe sahiptim. Benim üzerimde bir beyaz keten pantolon üstüne de siyah tişört vardı. Kardeşimin üstünde ise Sarı bir etek beyaz da tişört vardı. Saçlarını da renkli bir bandana ile toplamıştı.
Ben de saçlarımı olduğu gibi salmış gözlüklerim ile gelen siyah araca bakıyordum.

Araç tam karşımızda durdu. Kapılar açıldı.
Aracı süren farklı birisiydi.

Önde şöförün yanında Fırat vardı. Arkada ise Özgür yanında Nur vardı. Özgürün kapladığı alan neredeyse 3 kişilik olduğu için yanına sadece Nur sığmış gibi duruyordu. Karşı koltukda ise Hayal vardı. Özgür arabadan inip bavularımızı aracın bagajına yerleştirmişti.

Bizde Hayal'in yanına geçtik. Özgürde araca tekrar binince kapılar kapandı ve hareket etmeye başladık.

Herkes sessizdi. Kollarıma geçirdiğim çantayı çıkarıp dizlerime koydum ve arkama iyice yaslandım.
Lara ise merakla bakıyordu Özgür'e Nur'a ve Hayal'e.

Hayal'in kulağına yaklaşıp kısık sesle sordum.
"Getirdin mi? " Dedim. Neyi kast ettiğimi anlamıştı.

Cevap olarak sadece başıyla onayladı ve cama döndü.

Nur en sonunda ortamdaki sessizliği bozdu.
Fırat ve özgür sadece gömlek ve pantolonlaydı. Hayal bordo bir pantolon ve siyah tişört giymişti.
Nur ise aynı Lara gibi cıvıl cıvıldı. Açık mavi pantolon üzerine ise sarı desenli bir tişört giymişti.

"Bahar oraya neden gidiyoruz?" Göz ucuyla Lara'ya bakıp bana döndü.
"Kalan işler ne olucak? " Dedi. Sözünü bitirdikten sonra;
"Kardeşim, " Diyerek Lara'yı gösterdim.

"Lara her şeyi biliyor ondan sır saklamam. Ve merak etme Nur onları Alp, Veyra ve Kağan'a emanet ettim. Biz de Mardine babamdan kalan bir gücü kendime almaya gidiyoruz."
Dedim karalı sesimle.

Babamın olan her şey bizimdi ve bu zaman kadar ortada olmamamız yeterince vakit kaybı olmuştu.

Beni dikkatle dinleyen Özgür'den gelmişti sıradaki soru.
"Peki neden Mardin? " Dedi gayet mantıklı bir soruydu.

"Çünkü Babam oralı. " Dedim omuz silkerek. Gayet mantıklı bir cevaptı.

Bu kadar rahat konuşuyordum sebebi ise ön koltukla burayı ayıran bir yer vardı.
Şöför bizden değildi onu hiç görmemiştim.

Hepimiz sessiliğe boğulmuştuk kısa bir süre... Uzun olsa şaşardım zaten.

Lara konuştu bu sefer de,
"Haydi tanışalım..." Dedi tüm sevecenliği ile.

***

Uçak Eskişehir'den kalktıktan tam 2 saat sonra Mardin semalarına indi. Uçaktan inip bavullarımızı aldıktan sonra ben ortada solumda Lara onun yanında Hayal vardı.
Diğer tarafımda, sağımda ise Fırat onun yanında Nur en sonda Özgür vardı.

Hepimizde gözlükler ve bavullarla film sahnesinde gibiydik. Saat 11.00 olmuştu ve biz Mardin'e ilk adımımızı attık.

Çoğu kişi bize merakla bakıyordu geneli ise sadece bana bakıyordu...

Babamın bana verdiği dosyada Solmaz Lojistik Midyatta yani buradan yaklaşık bir buçuk saat uzaklıkta olduğu yazuyordu. Ondan önce otele gidip yerleşicektik ve karnkmı doyuracaktım.

Durdum, üyeler de benimle birlikte durdu. Sakin bir sesle yapacaklarımızı anlattım.

" İşimiz Midyatta buradan bir buçuk saat kadar uzaklıkta olmalı. Oraya gitmeden önce de otele gidip yerleşelim." Fırat ve Özgür'e döndüm.
"Fırat ve Özgür siz ikiniz aynı odada kalıyorsunuz bizde hemen yan odanızda kalıcaz. Asla birbirimizden habersiz iş yapmak yok. "

Son sözümü hepsine bakarak söylemiştim.

Lara'ya baktım bu seferde.
"Asla yanımdan ayrılmıyorsun Lara'm. " Dedim.
Uyarımı anlamıştı.
Başıyla onaylayıp Fırat'a baktı.

Uçakta baya konuşmuşlardı. Daha doğrusu Lara konuşmuştu. Fırat da onu dikkatle dinlemişti anlattığı şeylerse okulda gösterdiği şarkı performansı.

"Merak etme abla hem bir şey olursa Fırat abim beni korur. " Dedi.

Onay almak ister gibi Fırat'a baktı sessiz bir sorusu vardı Lara'nın
Korursun değil mi?
Fırat anında soruyu anlamıştı. Onun da sessiz bir cevabı vardı.
Elbette.

Lara da bunu anladıktan sonra gülümsemiş gözlüklerini biraz daha geriye itmişti.

Sanki ben onu koruyamicaktım. Fırat'a gözlüklerimin üstünden gözlerimi kısarak baktım. Kaşlarımı çattım. Oda benim gibi gözlüklerinin üstünden baktı.
Boş geçen bakışmadan sonra sonunda Havalimanından çıkıp kiraladığım araca geçmiş şöför koltuğuna Fırat yolcu koltuğuna ben, arkaya da diğerleri Özgür yüzünden sıkış tıkış oturmuşlardı.

Kemerimi taktım ve telefondan konumu açıp Fırat'a verdim. Arkada mızmızlanmalar duyuyordum.

Onların şikayetlerini dinlemeyecektim çünkü burası çok sıcaktı.

Ellimle yüzümü yelledim. İşe yaramayınca saçımı, çantanın önüne koyduğum toka ile sıkı bir topuz yapmıştım.

Uzanıp camları açtım. Siyah araç kiralamamalıydım...

Neyse diyip kafamı yasladım ve gözlerimi kapattım. Sadece bir saatlik uyku ile duruyordum oda uçakta bir anlık gözlerimi kapatmam ile olmuştu. Ve yine bir anlık gözlerimi kapatmamla uykuya daldım hangi düşüncemin arasında olduğunu bilmiyordum...

"Bahar hanım? " Diye ses duydum. Gözlerimi kapalı durması için zorladım. Bir kaç defa daha aynı kişi tarafından ismim söylendi ama uyku çok daha güzeldi. Tam seslerin durduğunu düşünmüştüm ki bir bağrış koptu.
"Abla! Uyan artık geldik! " Dediğini duydum Lara'nın.
Gözlerimi açtığım gibi olduğum yerde Lara'yı aramaya başladım.

Neredeydi bu kız? Lütfen başına birşey gelmemiş olsun ne olur!

"Lara'm nerdesin? " Ben telaşla etrafıma bakarken aracın dışında olan üyeleri gördüm. Camın hemen yanında Fırat onun da yanında Lara vardı. Kemerimi çözüp anında dışarıya çıktım ve Lara'ma sarıldım.

"Sarı civcivim benim. " Dedim kulağına kısık sesle. Mis kokulu kardeşim benim.

Ondan ayrılıp ellerini tuttum ne yaptığımın farkında bile değildim.

Sağına soluna bakındım acaba bir şey mi olmuştu?

"Abla uyanamadın bir türlü geldik bak. " Diyerek konuştu bıkkınlıkla arkada kalan oteli göstererek.

Surat ifadem merakla onu sorgularken bir anda durdum.
Tekrar sert yüz ifademi takındım.
"Aklım çıktı Lara! Sana bir şey oldu sandım... Ablanı uykudan böyle uyandırma bir daha. " Dedim gayet sert bir o kadar duygusuz sesimle.

Ona bakmadan tekrar araca yöneldim, çantamı alıp onları beklemeden otele yürüdüm.

Biraz düşünceli olabilirlerdi. Bağırışların beni ne kadar kötü etkiledğinin farkında olması gerekirdi Lara'nın.

Otelin kapısını açıp düşüncelerimle birlikte yere bakarak yürüdüm. Yerde ne gördüğümü bile bilmiyordum sadece boşluk...

Beklemediğim anda birisi omzumdan vurup dengemi sarsmıştı. Yine de düşmeden kendimi toparlayabilmiştim.
Zaten sinirliydim karşımdaki adama bir hışımla döndüm.

"Az önüne bak. " Dedim sakin olduğunu düşündüğüm sesimle.

"Önüne bakmaya sizdiniz Hanımefendi. " Dedi oda benim gibi sert sesi ile.
Uzun boyu vardı ama Fırat'ın boyu kadar değildi. 190 olabilirdi.

"Madem önüme bakmadığımı gördünüz neden kenara çekilmiyorsunuz beyefendi? " Dedim, dememle bilikte ekip üyelerinin arkamda varlığını hissettim.

Fırat yanıma geldi Lara da öyle. "Abla?" Dedi. Ona kızgındım.

Fırat direkt bana bakarak,
"Sorun nedir? " Diye sordu. Karşımdakine bir an bile bakmamış bana odaklanmıştı.

Bende ona bakıp sonra karşımdaki beyefendi adında ki dağ ayısına baktım.

"Sorun yok. " Arkaya döndüm. Karşımdakini umursamadan,

"Haydi odalara çıkalım. Daha çok işimiz var. " Deyip bu sefer kendi isteğimle ona çarpıp yanından geçtim.
Hayal de benim gibi yapmıştı. Nur ve Lara da pıtı pıtı arkamızdan gelmişti.

Arkadan gelen bir kaç konuşma seslerinden sonra Fırat ve Özgürde bize katılmıştı.

Bende o sırada resepsiyon'dan odalarımızın nerede olduğunu öğrenmiştim. Bir görevli bavullarımı almış bize eşlik ediyordu. Yürümeye başladık.

Derin bir nefes aldım ve boynumdaki dört yapraklı yoncayı aradım.

Aradım ama yoktu.

Durdum ceplerime baktım yoktu. "Yok." Dedim fısıltıyla. Durup bana baktılar ve Fırat yanıma geldi. Elindekini bana uzattı.

Elini açtığında kolyemi onun ellerinden alıp kendi ellerime hapsettim.
"Sende ne işi var bunun? "

En sonunda tımarhanelik ediceklerdi gerçekten. Sanki öyle değilmişim gibi konuşuyordum ya... Neyse.

"Arabada düşürmüşsünüz Bahar Hanım. Dalgınlığınıza geldi sanrım. "
Dedi. Evet bu aralar biraz kafam dağınıktı ama toplamam uzun sürmeyecekti buna emindim.

"Evet... " Diyerek yürümeye devam ettim. Oda arkamdan geliyordu. Görevli ile birlikte asansörün yanına geldik.

Asansör... Çekingence baktım oraya girmek istemiyordum. Arkamdaki Fırat tarafından hissedilmemesini umdum bu tedirginliğimin. Aklım karışıkken oraya giremezdim.

Onlar asansörü beklerken ben yan taraftaki merdivenlere yöneldim. Ona göz ucuyla bakımca beni izlediğini gördüm önüme dönüp merdivenleri çıkmaya başladım.

"Abla? " Üzgün bir sesle bana seslenmişti Lara.

Bir şey demeden merdivenin ilk basamağından omzumun üstünden ona baktım.

"İstersen seninle geleyim. " Dedi o civciv bakışları ile bana her şeyi yaptıracağını biliyordu tabii. Biraz direnmeye çalıştım ama sonunda ona karşı omuzlarım düştü. Bu da sessiz bir kabullenişti.

Oda üyelere seslenip benim yanıma gelmişti. Yüzünde az da olsa gülümseme vardı. Onun gülümsemesi beni de gülümsetti.

"Ama bir daha yapmak yok. " Dedim parmağımı ona karşı sallarken.

Oda asker selamı verip rahatta durdu.
"Emredersiniz Komutanım. " Dedi.

İki kelimesi bir beni güldürüyordu. Fakat aklımda bir düşünce çıkmıyordu. Eğer benim yerime o gelirse,onu da böyle kolay güldürebilecek miydi? ...

Sonunda 4.kata gelebilmiştik. Taş mardivenlerin sonunda bizi bekleyen ekip üyeleri boş koridorda tek doluluktu.

Odalarımızı yan yana almıştım. Saat öğlen olmuştu. Acıkmıştım.

Ekiple birleşince,
" Acıktım ben. Odalara çantaları bırakalım aşağıya inip yemek yiyelim sonrası sonra artık. " Dedim. Bizi izleyen genç görevlinin elinden Lara'nın ve kendi bavulumu aldım.

"Rica etsem kapıyı açarmısın? " Dedim tatlı gülümsememle görevliye.
"Tabi efendim. "

Kenara çekilip görevlinin açmasını bekledim. Kapıya kartı okutup açmıştı.

"Lara'm kartı al. "

Hiçbirine bakmadan odaya girdim bizim oda da bir çift kişilik yatak iki de tek kişilik yatak vardı.
Bavulları kapının kenarına koyup bir yatağın üzerine attım kendimi.
Rahatlamıştım vallahi.
Koltukta uyu uyu boynum tutulmuştu.

Kapının kapanma sesini duydum. Adım seslerini duydum. Lara'nın ki ezberimdeydi. Diğerlerinin de adım seslerini ezberlemem pek uzun sürmemişti.

Yataktan doğrulup Hayal ve Nur'a baktım.

"Eğer isterseniz siz çift kişilik yatakta yatın... " Diyecektim ki Hayal anında sözümü kesti.
"Ben tek yatarım. Siz ikiniz yatakta yatın. " Dedi. Lara ve Bana bakarak. Başımla onayladım.

"Tamam... Senin için uygun mu Nur? "
Nur hâlâ etrafı inceliyordu. Taştan yapılmış bir odadadaydık yani pek de sıra dışı bir şey yoktu bence.

"Olur bana fark etmez. " Dedi Nur da. Onu da onaylayıp elimi bomboş olan midemin üzerine koydum.

" Haydi yemek yiyelim. " Dedim. Açken mantıklı düşünemezdim ki ben.
Bu halime hepsi alttan alttan güldüler bende onlara göz devirdim. Çantayı tekrar omuzlarıma geçirdim. Yanımdan ayırmayı düşünmüyordum.

Kapının yanına geldim.

Ama yataklara yayılmış sadece beni izleyen üçlüye karşı sıkıntılı bir nefes verdim.
"Tamam o zaman ben kapıyı kilitliyorum. " Dedim. Laradan aldığım kartı göstererek.
Hayal ve Nur birbirine baktı sonra bana,

"Açarız ki. " Dedi Nur. Sesi ile tüm sistemleri bozabileceğine şahsen ben inanmıştım.

"Kırarım ki. " Dedi Hayal. Ellerini ovuşturarak.

Lara ise kendi bavulundan kendine ait bir laptop çıkardı. Laptop'u bana doğru göstererek,

"Otelin sistemine ulaşıp kapıyı açabilirim." Dedi.

"Can güvenliğimin olduğundan şüpheliyim. " Dedim.

Kafamı olumsuzca salladım.

"Hemen gelin sizi beklemicem. "

Deyip kapıyı açık bırakarak odadan çıktım.
Boş koridorda durmuş hem kendi odamıza hem de yan tarafımızdaki odaya baktım.
Gülümsedim. Kendime ne kadar engel olsamda seviyordum bazı şeyleri.

***

Nur, Hayal ve Lara nazik bir İstanbul hanımefendisi gibi yemek yerken Ben, Fırat ve Özgür onların iki katı porsiyonda sanki kıtlıktan çıkmış gibi yemeklere savaş açmıştık.

Aç olmak suç değildi.

Ben diğerlerinden daha hızlıydım.
Aç olduğumda kimse beni durduramazdı.
Önümde koca bir tabak tavuk pilav varken durmak bana haram olmalıydı...

Sonunda doymuş bir şekilde arkama yaslandım.

Yemek yemekten daha güzel bir şey varsa o da ikinci yemeği yemektir. Diye boşa dememiştim ben.

Ama bugünlük sınır dolmuştu.

Arkama yaslanmamla birlikte diğerlerine baktım. Lara hariç hepsi bana şaşkınlıkla bakıyordu.
"Benden daha hızlı yemek yiyen birisi... " Dedi ve yerinden kalktı Özgür.

Ben neler oluyor diye onu izlerken o benim yanıma gelip elini uzattı.
"Vallahi helal olsun sana Bahar bacım." Dedi.
Bende yerimden kalktım elini sıktım ve tokalaştık.

Diğerleri bu halimize gülerken,
"Sende iyidin koçum. İkinci tavuğu nasıl yediğini görmedim sanma. " Dedim ona elimle seni gidi seni derken.

Elini saçına attı ve arkaya doğru bir kez daha taradı.
"Eh işte senin kadar olmasada bizim de marifetlerimiz var bacım. " Dedi.
Bu sözden sonra ortamda yankılanacak şekilde benim de kahkaham duyulmuştu.

İlk defa böyle hissediyordum.

Garipleştiğimizi fark edip yerlerimize geçtik. Baktığımda herkes yemeğini bitirmişti.
"Doyduysanız kalkalım mı? " Diye sordum . Vakit kaybetmek istemediğim için.
Fırat masaya bakıp, " Kalkalım." Dedi.

Hepimiz aynı anda kalkmış, sandalyelerimizi düzenlemiştik. Ve yine aynı sıra da hepimiz başımız dik bir şekilde sert adımlarla yürürken Fırat kullağıma yaklaşarak,
"Fazla acıkmış olmalısınız o kadar şeyi yemeniz normal değil." Dedi ve geri çekildi.

Kaşlarımı kaldırıp, bu seferde ben ona yaklaştım. Yani yaklaşmaya çalıştım. Asıl bu adamın bu kadar uzun olması normal değildi.

"Lokmalarımı mı sayıyorsun sen? "

Gözlerimi kısarak ona baktım omzumun üstünden.

"Hayır Bahar Hanım... Hızınıza yetişebilseydim emin olun sayardım. " Dedi gayet ciddiyetle.
Tek kaşımı kaldırdım.

Öyle mi?

Başıyla onayladı.

Öyle.

"Tamam... Rahatsız olduysan Özgürle birlikte bizden uzakta zıkkımlanabilirsin. " Dedim umursamaz halimle ve önüme döndüm. İnsanların bir kaçı masalarından bize bakıyordu.

Kulağımın yakınında tekrar bir nefes hissettim.

"Sizin fazla yemek yemeniz beni asla rahatsız etmez Bahar Hanım. Aksine doyduğunuzu görmek hoşuma gider. "
'Fazla' kelimesini vurgulayarak söyemişti.
Aynen dercesine baktım.

Ondan iki adım öne gidip öyle yürümeye devam ettim.

Benim üç adımımla onun tek adımı eşit olduğu için hemen yanıma gelmişti. Bana sakin bir telaşla bakıyordu.

"Yanlış bir şey mi dedim? " Dedi alık alık bakarken. Duygusuzca ona dönüp,"Bana doyumsuz ayı dedin. " Ve ekledim.

"Üstüne ayı olmam senin hoşuna da gidiyormuş . " Dedim ve yüzümü Lara ya çevirdim Hayal'le bir şey konuşuyordu.
Bir durdu. Emindim ki,
'Ben öyle bir şey mi dedim lan? ' diye kendini sorguluyordu.
Dememişti ama imasını yapmıştı ben anlamıştım.

Sonunda otelden çıkmıştık tek tek kapıdan geçtik.
Fırat yine yanıma geldi.

"Bahar hanım ben öyle bir şey dediğimi hatırlamıyorum. "

"Ben hatırlıyorum. Dedin. "

"Hayır demedim Bahar Hanım. "

"Evet dedin Fırat! " Dedim sert sesimle.

Durup tekrar düşündü. Ve inadıma karşılık susmayı seçti. Doğru bir tercihti.

Arabaya yine aynı sırada dizilip buraya çok da uzak olmaya Solmaz Lojistik şirketin'e doğru yola çıktık.

Dar ve taş döşeli sokaklar, yüzyılların sessiz tanıklığı gibi etrafı sarmıştı. Güneş, taş binaların arasından süzülürken, rüzgar saçlarımı hafifçe dalgalandırıyordu. Aklıma gelen şeyle sırt çantasından rujumu çıkardım.

Ben telefonumun aynasına bakıp kırmızı rujumu sürerken,
"Bahar hanım? "

Parmağımla ruju dağıtırken,
"Dinliyorum? "

"Ne yapıyorsunuz? " Dedi tam saygısıyla Fırat.

"Ruj sürüyorum. Sende istermisin? " Diye sordum elimdekini ona uzatırken.

Sadece göz ucuyla elimdekine baktı sonra da bana.

"Hayır! Size daha çok yakşıyor. " Dedi direksiyonu çevirirken.

Peki... diyip rujun kapağını kapatım.

Teklif var ısrar yoktu.

Aradan geçen sürede Hayal'in Özgür'ün cüssesine olan sitemleri ile geçmişti.
Adam gerçekten üç kişilik yer kaplıyordu resmen. Sitemlerinde haklıydı.

Solmaz Lojistik

Yazısını gördüğümde gözlüğümü taktım. Gözlerim Mardin'in güneşine dayanamamış olmalıydı.

Arabayı şirketin önünde durdurdu Fırat.
Hep beraber indik.
Hepimiz aracın önünde yine aynı sıraya geçmiştik.
İki tane görevli vardı kapının dışında.
Bize anlamsız gözlerle bakıyorlardı. Sıradan ayrılıp onların yanına geldim Fırat da benim arkamdan gelmişti. Gözlüklerimi çıkarıp elimde tuttum.

"Ben Bahar Solmazel, Harun Solmazel'in kızı. Burada ufak tefek işler varmış onları halletmeye geldim." Tatlı bir gülümseme ile başımı hafifçe yana eydim.
"Kapıyı açar mısınız? " Soruma cevap olarak büyümüş gözler vardı.

Sağ tarafta olan konuştu,
"Bahar hanım haber verelim öyle açalım kapıyı? " Şivesi çok farklıydı.

Kalın bir ses tonu vardı ama soru sorduğunu belli ediyordu.
"Kime haber vereceksiniz verin Kuzgun geldi demeniz yeterli olucaktır. "
Dedim tüm umursamazlığımla.

Başı ile onaylayıp koşar adımlarla büyük siyah demir kapının yanında ki küçük kapıdan girmiş ve gitmişti.

Diğerine göz ucuyla baktım.
Bana biraz korkuyla bakıyordu genç bir çocuktu.

"Senin adın ne? " Diye sordum çocuğu incelerken.

"Adar Bahar hanım. " Hanımı farklı şekilde söylüyordu.

"Anlamı nedir? " Güzel bir isimdi.

"Ateş Bahar hanım. " Dedi masum masum.

"Güzelmiş ismin anlamı da öyle severim ateşi. " Desim gayet de sakinlikle.

Arkadan öksürme sesi geldi tekrar.
Ona döndüm.

"Su ister misin? " Suyum da yoktu ki yanımda dicem ama evden aldığım su aklıma geldi çantayı kolumdan çıkarıp suyu aldım.
Isınmıştı ama idare ederdi.
Çantayı kapatıp tekrar omuzlarıma geçirdim. Suyu ona uzattım.
Bir suya bir bana baktı.

"Alsana içinde zehir yok. Ama damarlarımda var. " Dedim son cümlemi kısık sesle söylerken suyu alıp hepsi tek dikişte içti ve bana kaşlarını çatarak baktı.
Adar'a döndüm bizi şaşkınlıkla izliyordu.

"Buranın başında şuan kim var? "
Dik duruşa geçti.
"Mazhar ağa vardır başta. Babanızdan sonra kimseye vermemiş yerini, Bahar hanım. "
Kaşlarımı sakinlikle kaldırdım. Mazhar da kimdi?
"O kim? " Diye sordum.
Adar şaşırdı hem de çok,
"Nasıl bilmezsiniz o... " Diyecekti ki diğer adam geldi kapıdan.

"Bahar hanım Mazhar ağam sizi bekliyor odasında. " Dedi. Adar'a bakıp diğer adama baktım. Başımla onaylayıp üyeleri elimle çağırdım. Zaten gözleri bizim üzerimizde olan üyeler ve kardeşim yine aynı sıraya girerek yanıma geldiler.

Görevli tam onlara bir şey diyecekken,
"Onlar benim kardeşim ve dostlarım benimle gelecekler. " Otoriter sesimle konuşmuştum. Sağ daki ellerini önünde bağlayıp küçük kapıyı açtı.

Derin bir nefes aldım yürümeye başlarken;
adımlarımın yankısı eski duvarlarda karışıyor, hem geçmişin hem de geleceğin ağırlığını taşıyordu.
Yanımda ise kardeşim dimdik yürüyorduk.

Gözlerim, taş duvarlarla çevrili devasa yapının önünde bir an takılı kaldı. Midyat’ın tarihi taşlarına inat, bu bina hem geçmişe saygılı hem de zamana meydan okuyan bir şekilde yükseliyordu. Solmaz Lojistik… Adı basit görünse de, ardında kurşun gibi ağır bir geçmiş vardı.

Benim ve Lara'nın arkasında Hayal onu da arkasında Fırat vardı.
Benim arkamda ise Nur,Nur'un arkasında da Özgür vardı.

Toplamda yedi katlı bir yapıydı Solmaz Lojistik . Geniş cam yüzeylerle değil, gri metal plakalarla kaplanmıştı binanın dışı. Soğuk, sert ve ifadesizdi. Camlar bile güneş ışığını yansıtan aynalı türdendi; içeride kim var, ne oluyor, dışarıdan asla anlaşılmazdı.

Kapıdan girildiğinde içeride dar bir giriş holü değil, oldukça geniş ve yüksek tavanlı bir karşılama alanı bulunuyordu.

Sol tarafta bir danışma masası ve arkasında dijital bir ekran sürekli rota ve sevkiyat bilgilerini gösteriyordu.

Sağda ise turnikeler ve yüz tanıma sistemiyle korunan geçiş noktaları vardı.

Hiç kimseye bir şey demeden danışma masasına gidip Mazhar Ağa'nın odasını sordum.

2 kattaydı. Bizi yönlendirmek için önden ilerledi. Bir şey demeden bizde takip ettik.

Merdivenler ise girişin sağ arka köşesindeydi. Spiral değil, düz ve keskin çizgilerle inşa edilmişti. Her kata çıkan merdiven aralıkları penceresizdi, sadece duvar lambalarıyla aydınlanıyordu.

Hiç kimseye bir şey söylemeden merdivenlerden hep beraber 2.kata çıktık. Yaşlı diye mi 2.kattaydı odası acaba?

Saçma olduğunu bildiğim düşüncemi başımdan savurup merdivenlere odaklandım. Adımlar yankı yapıyordu burada. İstesek de sessiz ilerleyemiyorduk.

2.katta geldiğimizde tek bir oda bekliyordum ama onlarca oda vardı. Az önce ki danışmana sorduğumda burasının yönetici ofislerinin bulunduğu kat olduğunu öğrenmiştik.

Bu kadar yöneticinin burada ne işi vardı?

Soldan bilmem kaçıncı kapının önünde durduk. Saymadım ama ortadaydı.
Danışman önce kapıyı çaldı. Sonrada içeri girip bir şeyler söyledi. Hemen sonra da bize,
"Buyrun." Deyip gitmişti.
Ben ve Lara önden girdik diğerleri de aynı sıradan odaya girmişti.

Bizi yaşlı birisinin karşılayacağını düşünmüştüm aslında...
Ama karşımda ;

1.85 civarı, duruşu sert geniş omuzlu, iri yapılı, yaşına rağmen hâlâ güçlü ve otoriter bir adam duruyordu karşımızda.

Güneşten yanmış bronz bir ten, derin yaş çizgileri...
Gür ve arkaya taranmış, saçları.
Sakallar ise çene hizasında, bakımlı ve kar beyazı gibiydi.
Kehribar rengi gözleri ... Aynı benim ki gibi, aynı babamın ki gibiydi.

Kıyafetlerinde buraya özgün Şalvar, beyaz gömlek, üstünde koyu işlemeli cepken vardı. Belinde geleneksel kemer.

Oda beni inceliyordu. En sonunda birbirimizin gözlerine bakarken ne kadar da benzediğimizi fark ettim.

Bu adam da kimdi?

"Sen kimsin? " Diye sordum. Meraklıydım ve bunu belli etmekten çekinmedim.

"Ben Mazhar Solmazel. Senin Baban benim oğlum. " Dedi sert ve otoriter sesi ile.

"Öyle mi? Yani siz, " Larayı da gösterdim "bizim dedemiz oluyorsun." Lara sadece izliyordu bu adamı. Kulağıma yaklaştı gözleri buğulanmıştı.

"Abla bu adam babama çok benziyor."
Evet öyleydi.

"Evet dedeniz oluyorum. Sizde benim torunlarımsınız..." Şivesi zor anlaşılıyordu.

Dimdik durdum. Bu adamın beni babam gibi görmesini istiyordum. Belki de ondan daha karanlık...

"Oğlunuzun başına gelenleri biliyor musunuz? " Dedim son sakinlik kırıntılarımla.

Omuzları biraz düştü. Sonradan kendini toparladı.

"Evet kulağıma geldi bazı şeyler. "
Dedi.
Kolaylıkla bunu söyleyebilmişti.
Kaşlarımı kaldırdım.

"Siz bizimla dalga mı geçiyorsunuz? Sizin oğlunuz bizim de babamız öldü. Babam öldü benim ve sen kolaylıkla bunu söyleyebiliyor musun? " Dedim gözüm seğriyordu. Bu adam karanlığımı çıkartmak istiyordu.

Onun konuşmasına fırsat vermedim. Onunla aramdaki mesafeyi azalttım ve parmağımı sallayarak uyardım.

"Ben ve kardeşim senin torunun falan değiliz. 8 yıl hatta 24 yıl nasıl yoksanız bundan sonra da olmayın. Ben buraya babamın bize bıraktığını sizlere yedirtmemek için geldim. Sizinle hiç bir işim olmaz, olmayacak da. " Dedim.

"Şemiranî Aşireti'nin tek kız torunlarısınız. Benim sizden haberim babanız öldükten sonra oldu... " Sözünü hemen kestim.

"Aşiretiniz umrumda mı sanıyorsunuz?! Babam öldükten sonra haberin olduysa neden bizi sekiz sene sahipsiz bıraktınız? " Diye sordum gayet rahat bir pozisyonda durmuş dinlemek için bekliyordum.

Başını eğdi.
"Benim... Yüzüm yoktu. Size nasıl bakacağımı bilemedim. " Dedi.
Güldüm hatta kahkaha attım. Önce Lara'ya sonra da arkada bizi dinleyenlere baktım Fırat'a bakarak,
"Duydun mu yüzü olmamış? " Biraz daha güldüm. Oda sadece tepkilerimi izliyordu.

Adam'a geri döndüm. Dudaklarımı dişlerimin arasına alarak başımı olumlu anlamda salladım.

"Bundan sonra nasıl olacak? Dedemiz olduğunu söylüyorsun ama biliyor musun? Babam size öyle kırgındı ki... Her bizim amcam dan başka akrabamız yok mu diye sorduğumda kesin bir dille yok derdi. Şimdi nasıl olucak? "

Sonra telaşlı gibi,
"Sakın sadece kendi üzerinize alınmayın Annem içinde öyleydi. Anne tarafımdan da biz kimseyi tanımadık. Bizim bizden başka kimsemiz yoktu ve şimdi sen bana aşiret mi var diyorsun? "

Daha da mahçup oluyordu karşımda ezildikçe büzüldü.
"Kızım... Annenin ailesi ile biz onların evlenmesini doğru bulmadık bu yüzden küslük başladı. Yoksa sizi asla bırakmazdım. " Dedi yemin edermiş gibi. Sonra devam etti.

"Affet bizi cahillik ettik. " Dedi. Sakin olmaya çalıştım.

"Adımızı biliyor musun? " Ciddiyetle sordum.

Anında kafasını kaldırdı.

"He bilirim. Senin ki Bahar'dır. Kardeşinin adı da Lara'dır. " Dedi.

"Ne zamandır biliyorsun? " Diye devam ettim.

Kolumu çekti Lara,
"Abla... "
"Bir dakika canım. "

"Kazadan bu yana bilirim. " Dedi.

"O kaza değildi babamı öldürdüler ve yanım da gördüğün bu kız da o arabanın içindeydi. Tek sağ kurtulan ama arkasından her gece krizler geçiren kardeşimle köhne bir evde yalnızdım ben. " Amacım acındırmak değildi. Gerçekleri bilmesini istiyordum.
Gözlerim doldu sesim kısıldı.

"Sen adımızı o kaza'dan sonra öğrendin ama ben bir kaç gün öncesine kadar hiç bir şeyi bilmiyordum. Her işte çalıştım garsonluk yaptım, bulaşık yıkadım, bildiğim kadarıyla insanlara bir şeyler öğrettim ücret karşılığında... Hayır bundan asla utanmıyorum. Ama ben..."

Sadece kardeşimin bildiği o geceyi ona söyledim.
"Abla... " Bir kez daha kolumdan çekiştirdi. Ama ben tamamen karşımdaki adama odaklanmıştım.

"Ben o işlerde çalışırken neredeyse tecavüz'e uğruyordum çok az kalmıştı ama bil bakalım kim vardı yanımda? "
Acımadan baktım ona şaşırmıştı ve yüzü kıpkırmızı olmuştu. Arkamda hareketlilik hissettim.
Gözümden tek bir damla düştü burnumu çektim.

"Benim yanımda o ıssız sokakta bir köpek ve ayyaş bir heriften başka kimse yoktu. Beni kim kurtardı bunu biliyor musun? " Diye sordum. Cevap vermedi sessizliğine sığındı.

"Beni bir köpek kurtardı eğer o köpek olmasaydı ben... " Dedim gözlerimi silerek.

"Ben bir ayyaş'a kurban gidicektim. Bana neler olurdu bilemiyorum. O günden sonra neler yaşadım aklın almaz. Sen sadece ismimizi öğrenmişsin ama ben o sokakta 'baba' demekten başka isim bulamamıştım yardım isteyecek. "
Dengem sarsıldı kardeşim kolumdan tuttu. Ama direndim.

İçimdeki ses neden bu kadar çok gülüyordu?

"Ben o günden sonra sadece bir kez göz yaşı döktüm ve yemin ettim beni ağlatan her şeyin sonu olacağıma şimdi ben sana ne yapim? Bana söyle bu kız sana ne yapsın? Sen bana ne yapıcaksında bana o günleri unutturucaksın? " Dedim.

Sonra ardı ardına kafama vurdum. O günler aklıma geliyordu çırpınıyordu içimdeki ses.
"Benim o günden sonra çok canım yandı. Acımaz artık. " Dedim ve son çırpınışım o oldu gözlerim karanlığa kaydı, son sözüm ise o gün yanımda olmasını istediğim tek kişinin adıydı. 'Baba'.

"Bazı kelimeler, ağırlığıyla değil, söylen(e)mediği zaman acıtır."

******

Bazen en karanlık anlarda bile bir umut belirir...
Bahar yalnız değildi.
Okuduğun için teşekkür ederim. 🖤