16. bölüm · Beklenmedik Anda

Direniş

Fatmagül Ş.

Seni böyle gördüğüm her saniye yanımda oluşunu daha çok istiyorum ateş çiçeğim.

Bahar kuzgundu; Ölümü arzulayan, ölüm haberlerini getiren, özgür ruhlu bir kuş. Kanatları kendine özgü cezbeden bir havası vardı.

Bahar çiçekti; Herkesin bildiği gibi değildi. Kırılgandı. Mis gibi kokusu herkese ayrı ayrı ferahlık veririrdi. Renkleri ile gözleri büyülerdi.

Bahar ateşti; yakar yıkar sonunda kül olmuş bir şekilde olduğu yerde kalırdı. Ama içinde ki o kıvılcım asla durmaz yakacak tek bir şey arardı. Onu bulamazsa da kendi kendine yaratır, onunla en büyük yangınları ortaya çıkarırdı.

Bahar topraktı; izin vermezdi ondan zorla bir şey alınmasına. Kendi üzerinde ve altında her şeyi yaşar gerektiğinde içine gömerdi. İstemezse sakladığı hiç bir şeyi kimse göremezdi. Buna izin vermezdi. O sadece istediğini görmelerine, duymalarına izin verirdi. Başka türlüsüne imkan yoktu.

Bunları bilen iki kişi vardı:
Harun Solmazel ve O.

Harun Solmazel... O, kızının tüm özelliklerinin farkında olan ilk kişiydi. Bilirdi. Bahar farklıydı. Bahar diğerleri gibi değildi.
Onun özelliği kendi gibi olmaktı. Onun özelliği hem Bahar gibi olmak hem de Kuzgun gibi olmaktı. İkisini aynı bedende aynı zihne sığdırabilen bir kız çocuğu, diğerleri gibi olabilir miydi?

Asla.

Ve o... O tanınmıyor.
Onu kimse tanımıyor sadece o.
O , Harun Solmazel'i tanıyan kişi. O Deniz Solmazel'i tanıyıp bilen kişi.
O, Bahar'ı ve Kuzgunu bilen artık tek kişi.
O her şeyi bilen ama susan kişi.

Onunda özelliği buydu. Her şeyi biliyor, izliyor, dinliyor ama susuyor. Herkes asıl suçlu o zannediyordu. Bunların başında da Bahar vardı. Ama işler burada biraz karışıyor tabi.

Onun hep dediği gibi; Bahar'ın bildiği bazı doğrular yanlıştı.
O bunun böyle olmasını istemiş ve olmuştu. Çünkü;
"Assolist sahneye en son gelir."

***

Halim ortada, ellerimde kan.

"Bahar?! " Bahar kimdi?
Etrafta ki insanlar bana bakıyor ve sadece tek bir isim söyleyip bağırıyorlardı.
Bahar.

Oysa ki ben Bahar değildim.
Herkesin gözü ben ve çevremde yatan kan revan içindeki adamlardaydı.
Ben ise ortada durmuş derin nefesler alıp vererek sakinleşmeye çalışıyordum. İstemiyordum ama içimde ki bir ses bunu söylüyordu. Acaba Bahar dedikleri o ses miydi? Bana telaşla bakan bir sürü göz.

Bahar bunları mı kuzgun olarak masaya almıştı yani?
Bir kaç leş gördükleri anda bu hâle geliyorlarsa bunlardan kuzgun olmazdı ki. Bu Bahar ben yokken neler karıştırmış çok merak ettim doğrusu.

Katanlıkta bize doğru koşan adamın ardından çok daha fazlası gelmişti ve hepsi çok basitti.
O adamı gözle kaş arasında kayıp etmem tek eksiğimdi.

Etrafa bakındım çıkmak için bir yol...
Kırmızı bir oda vardı ışıkları yanıp sönen orada alarm varsa çıkışda vardır.
Bana seslendiklerini düşünenleri geri de bırakıp cesetlerin üzerinden sakinlikle atlayıp o odaya doğru yürüdüm.
Belime kadar gelen saçlar kafamda fazlalık gibiydi. Buradan çıkınca bunları kesmek de istiyordum. Ve şu masayı en baştan kurmak. Bahar'ın yapamadığı tüm işleri yapmak.

Tek bir kapı vardı içeriye girmek için kulpu çevirdim. Tekte açıldı.
Ardımda nefesler hissediyordum.
Odada kameraların önünde oturmuş tek bir adam vardı.

Kapı açılış senini duyunca yavaşça bana dönmüştü.

Kael...

Bu mu?

Evet.

Bunu nasıl öldüremedin hâlâ şaşıyorum Bahar.

Çok biliyorsan sen yap.

Zevkle.

İsimleri almayı unutma!

İsimler mi? Bundan sonrakiler için olmalı.
Kafamı belli belirsin olumlu olarak salladım.

"Küçük kuzgun?" Sesi titrek geliyordu. Önünde az önce ki olduğumuz odayı gösteren kamera da vardı. İzlemişti.

"Kael." Bir adım attım ona doğru.

Oturduğu sandalyeden birden ayağa kalktı. Onun şiddetiyle sandalyede yere düşmüştü.

"Bence konuşarak halledebiliriz? " Dedi etrafa bir şey arar gibi bakarken.

Oda küçüktü. Gözüm hızla odayı taradı. Tahmin ettiğim gibi dışarıya açılan bir kapı daha vardı. Masanın altındaki alet kutusu da şuan ihtiyacım olan şeylerdendi.

"E zaten."

Ona fırsat vermeden anında eğilip alet kutusunu aldım. İçinden çıkan tornavidayı elime alıp gerisini kapının dışına atıp kapıyı da kapattım. Üzerinde ki anahtarı ile de kilitleyip kapının altından diğer tarafa attım.

Beni telaşla karışık korkuyla izlerken ben ona doğru bi adım daha attım.
Vidayı bir elimde sabitleyip belime koydum ve diğer elimle birleştirdim.

"Konuş. Kim? " Sesim de duygu kırıntısı bile yoktu. O Bahar'ın işiydi. Bu da benim.

Sesi titredi.
"Neyi bilmek istiyorsun? "

"Ne bilmem gerekiyorsa. Anlat. "

Düşündü sustu biraz.
Cevap vermesini elbette beklemiyordum. Tam da tahmin ettiğim gibi konuşmak yerine saldırmayı düşündü küçük beyni.

Vidayı pantolonun cebine sıkıştırdım anında. Daha sonra bir yumruk savurdu. Diğer tarafa çekilip hızla kurtuldum. Diğer yumruğuda atıcakken bir elimi boşa getirip elini tuttuğum gibi çevirip arkasına geçtim. Dizlerine birer tekme atıp yere çökmesini sağladım.

Saçını geriye doğru koparırcasına çekiştirip bir kez daha sordum.
"Senden sonra kim var? "

"Bilmek istemezsin. " Dişlerinin arasından çıpınırken konuşmuştu. Saçındaki elimi bırakıp cebimde ki vidayı çıkarıp ensesinde dolaştırdım. Kulağına hafifçe yakınlaşıp,

"Bilmek istemeseydim sormazdım Kael... Sen beni hiç tanıyamamışsın. "

Boynunu tamamen yana eğdi.

"Bahar? " Dedi yan yan bana bakarken.

"Kael." Bana şüpheyle bakıyordu.

"Ne oldu sana? Sen bu değilsin... Sen Bahar değilsin! " Dedi yüksek sesle. Nefesi sıklaşmış ne yapacağını düşünüyordu.

Kafamı yavaşça salladım. Doğru söylemişti.

"Evet ben Bahar değilim. Ben Kuzgunum. Ölümü getiren. Bahar'ın ışığını sömüren karanlığın ta kendisi olan asıl kişiyim. Siz beni çok karıştırdınız onunla. "

Bahar ben gibi olamazdı. Ben ise asla onun gibi olamazdım.

Gözleri büyüdü.
Vidayı biraz bastırıp ince bir çizgi çektim boynundan kulak arkasına doğru.
Kısıkça inledi.
Canı acımıştı. Ah kıyamam.

"Ne istiyorsun?! " Sonunda bağırmıştı. Boynunda ki kanı parmağımla yavaşça silip üzerindeki beyaz gömleğe sildim. Kirlenmişti ama güzeldi bu görüntü.

Ne yapim seviyordum işte!

"Tekrar sormayacağım. Senden sonra kim ya da kimler var? Bu kadar. " Çok hızlı nefes alıp veriyordu. Alnında ki tüm damarlar neredeyse patlamak üzereyemiş gibi şişmişti.

"Öldürürler beni söyleyemem. " Dedi kısık sesle.

"Buradan sağ çıkma ihtimalinin olduğunu sana düşündüren nedir? "
Dedim.

Tek bir cümlem onun nefesini kesmeye yetmişti bile. Vidayı biraz daha bastırdım.
İçimden saymaya başladım.

5... Vidayı bastırdım.

4... Biraz daha.

3... Çok az daha. Dişlerini kıracakmış gibi çok sıkıyordu.

2...biraz daha. Daha fazla kan gelmeye başlamıştı bile.

1... "Tamam durr! "
Eğer biraz daha konuşmasaydı tüm vidayı boynuna saplayacaktım.
Vidayı aynı yerinde tutup bakışlarıı gözleriyle birleştirdim.

Derin nefesler alıp verirken dişlerinin arasından,
"Druven Malvek ve Karfel Drazor bana sadece bu ikisi görev veriyordu bana. "

Druven Malvek ve Karfel Drazor

Bunlar nasıl isim ya?

Vidayı biraz daha geriye çektim.
"Başka bildiğin bir şey var mı? " Dedim tek kaşımı soğukkanlılıkla kaldırırken.

"Yok! Yemin ederim ki yok. "

"Nerede olduklarını da bilmiyorsun? "

Başını ardı ardına olabildiğince hızlı salladı. Bilmediğini söylüyordu.

Başımı olumlu olarak sallayıp vidayla boğazına koca bir kesik atmam bir olmuştu. Çok bile uğraştım. Kısa bir inilti döküldü dudaklarından. Kan vardı. Benim istediğim kandı.

Kuzgun intikam istiyordu,Bahar adaleti.

Kuzgun kan istiyordu, Bahar konuşarak hallederdi.

Kuzgunun kanından zehir akıyordu.

Bahar ise bu zehirin akmaması için savaşıyordu.

Kuzgun yara açıyordu. Bahar o yaralara merhem buluyordu.

Kapının arkasından kilit sesleri geliyordu.
Gözlerimi devirdim. Nihayet gelebilmeyi düşünmüşlerdi.

Büyük beceri doğrusu.

Kapı yavaşça açıldı ve içeriye ilk önce bir kadın kafası uzandı bu kadını biliyordum.
Akıldan geri olan Bahar bunlara güveniyordu.

Duyuyorum seni!

Duyarsan duy.

Hadi yeter bu kadar bende sıra.

Olmaz. İlk önce bunları buradan çıkarayım.

Çabuk ol.

Hiçbiriyle konuşmadım. Göz temasına bile geçmedim. Tek bir şey sordum.

"Herkes burada mı? " Sesimi düzeltmeye çalışsamda kimileri kaşlarını çatmıştı bile. Başlarını olumlu olarak salladılar.

Ben bir diğer kapıya ilerlerken onlar yerde boynu kesilmiş olan Kael'e bakıyorlardı.

İlk defa mı ölmüş insan görüyorlar?

İlk defa ben tarafından öldürülmüş insan görüyorlar.

İyi de sen öldürmedin.

Onlar bunu biliyorlar mı?

Hayır.
Tabi ya unuttum bir an.

Diğer kapı ilk kapı gibi anında açılmamıştı. Kilitlemişti pis herif.

Kapının yanında kalan boşlukta ki dolabın bir tarafını tutup diğer duvarada diğer elimi koydum.

"Hadi bakalım. " Diye fısıldayıp tüm gücümle kapıya sert bir tekme attım. Menteşelerin oynama sesi geldi. Bir şiddetli tekme daha savurduğumda kapı menteşelerin kırılmasıyla büyük bir sesle açılmıştı.

İçeriye bakmadan dışarıya attığım bir adımı gördüklerimle çekmek zorunda kalmıştım.

"Biraz daha erken gelebilirlerdi. "

Dedim fısıldıyarak. Tüm bakışlar dışarıya çevrildi. Ellerinde ki silahlarla evi nişan alan adamlar ve siyah arabalarla evi sarmış durumdalardı.

Arkama dönüp kaşlarımla yarı baygın durumda ki boğayı gösterdim.
"Onu hastaneye yetiştirelim. " Diyip önden yürümeye başladım. Arkamda ki şaşkın bakışlar umrumda değildi.

***

Neredeyse 2 gün geçmişti ve Kuzgundan haber yoktu.

Ve yer altı onu istiyordu.

Onunla tanışmak ve daha fazla kişiye erişmek istiyordu. Ama orası kurtlar sofrasıydı açık açık bir kuşu oraya yem edemezdim. Ne kadar kendine güveni olsa da orası için tecrübe daha önde gelirdi.

"Adamları toplayın gidiyoruz. " Önümde ki iki genç kafalarıyla beni onaylayıp çekilmişlerdi.
Ben bu çocuğa iki gündür bakıyordum. Kuzgun bir de bunu başıma dert etmişti. İstediği şeyler bitmiyordu.

"Mehmet amca lütfen şunu da sürelim? " Masum masum bakıyor gözleriyle her istediğini yaptırıyordu. Elindeki Lara'nın pembe ojelerini bana sürdürebileceğini sanıyordu. Anca avucunu yalardı.

"Hayır Lavinya." Normal türk isimlerinin suyu çıkmış gibi bu ismi koymuşlar ona. Ama haklı olabilirlerdi. O gözlere bu isim çok yakışmışdı.

Gözlerini kırpıştırdı. Dudaklarını büzdü.
"Lütfenn, " Bakmamak için kafamı diğer tarafa çevirdim ama bir faydası yoktu.
Gözucuyla bakıp;
"Hayır bakma bana öyle onları elime sürmeyeceğim. " Kesin bir dille konuşup arkamı dönmüştüm. Daha Bahar'ı bulmaya adamlarla gidecektim. Onları sürüp karizmamı çizemeyecektim.

Birkaç iç çekiş sesi duydum. Kararlıydım.

10 dakika sonra...

"Dur buraya da süreyim amca. " Dedi neşeyle.

"Sür anasını satayım sür. " Yanımızda bir koruma daha vardı ve benim bu perişan helime gülmemek için kendini zor tutuğunu görebiliyordum.
Kafamda zor bağlandığı belli olan iki saç tutamı, ellerim yastığın üzerinde pembe boyalarla kaplı bir şekilde duruyordu. Yüzümün hali ise... Onu söyleyebilecek bir durumda değilim.

"Abi çocuğun yanında küfür yerine geçecek kelimeler söyleme istersen. " Kendini sıkarak konuştuğu belliydi. Ters bir bakış attım.

"Sence şu halimde küfür etmeme gibi bir durum söz konusu mu Efe'ciğim? " Sonda ki kelimeyi uzatarak söylemiş ona gerekli tehdidi göndermiştim. Anlamış olmalı ki boğazını temizleyip karşısına döndü.

"Abi adamlar hazır. " Bir diğer koruma gelip haberi vermişti. Ama bu halimi gören o koruma bir süreli şaşkınlıktan sonra küçük bir kahkaha atmıştı. Ona da ters ters baktım.

"Ne? Neye güldün koçum?"

Kahkahasının ardından,
"Abi... Bir anda seni böyle görünce... Tutamadım kusara bakma. "

Lavinya sağ elimin parmaklarını boyarken sol elimi kaldırıp gerekli tehdidi gösterdim.

"Kusura bakıyorum koçum!... Bir daha gülersen, çocuğun yanındayım demem bak! " Ara sıra bakışlarım işine odaklanmış mavişe deyiyordu.

Lavinya'ya göz ucuyla bakıp,
"Anladım abi. "Dedi.

Gözlerimi ondan alıp Lavinya'ya odaklandım.
" Lavinya benim Bahar'ı getirmem lazım. Sonra devam edersin olur mu?" Sesimin bu denli incelmesine bende dahil odadaki diğer korumalar da şaşırmıştı.

Bakışlarını tırnaklarımdan çekip;
"Onu getirecek misin? Gideli çok oldu hiç gelmedi küstüm ben ona. " Dedi mızmız bir çocuk gibi.

"İşleri olmasa gelirdi Lavinya ve ben onu getireceğim... Şu boyaları çıkartırsan tabi. " Elimdekiler o kadar rahatsız etmişti ki anlatabilecek bir kelime bulamıyordum. Sanki elimin üstünde japon yapıştırıcısı vardı. Evet! Bu, bunu anlatan en iyi kelimeler olabilir.

Dudaklarını büzüp etrafa kaçamak bakışlar attı. O boyanın fırçasını da elinde tutuyordu.
"Şey... "

Kaşlarım çatıldı.
"Ney? "

"Bu çıkmaz ki? " Dedi gözlerini sımsıkı yumarken.

"Ne?! " Ani kalkışım üzerime o boyaların dökülmesine neden olmuştu.
Burnumdan soluyordum tam anlamıyla.
"Kahretsin!" Sesim yüksek çıkmııştı.

"Abi dur bez getireyim. " Dedi Efe telaşla yanına gelirken. Ama ben ona değil, gözlerini sımsıkı kapatan kulaklarını da elleriyle kapatmış olan Lavinya'ya odaklanmıştım.

Elimle Efe'nin durmasını işaret ettim.
Onlarda bakışlarını benden alıp çocağa kilitlemişlerdi.
Bahar biraz anlatmıştı. Bu çocuk kolay şeyler yaşamadı diye... Şimdi anlıyordum bazı şeyleri.

"Lavinya? " Kısık çıkmıştı sesim. Boğazımı temizleyip;

"Maviş? " Bir gözünü yavaşça açıp bana baktı.

"Çok kızdın mı? "

Cevap vermemi beklemeden,
"Vurucak mısın? "

Kaşlarım şaşkınlıkla havalandı. Ben konuşamadan o devam etti;

"Sessiz olurum ben, söz uslu da olurum. Lütfen, vurma bana çok acıyor. "

"B-ben... " Ben Mehmet Kara. Bu alemde ne yer üstünde ne de yer altında kimse benim kekeledeğimi duymamış, duydurmamıştım. İlkti. Bu kız çocuğunun yanında korumalar eşliğinde ilk defa kekelemiştim. Bilememiştim çünkü. Ben çocuklardan anlamaz onlara asla dokunmazdım bile. Ama bu kız çocuğu bana olmayan kızımmış gibi hissettirmiş acısını yüreğimde hissetmiştim.

"Ben sana asla vurmam. " Başkalarına karşı soğuk bir et parçası olarak bilinen ellerim bu kıza dokunurken şefkat doluydu. Ellerini kullaklarından yavaşça çektim.

"Ben sana asla vurmam Lavinya. " Bu cümleyi onun maviş gözlerine bakarken bir kez daha kurmuştum.

Gözleri doldu.
"O da böyle demişti... " Dedi burnunu çekerken. Bahar'ın, bu çocuğu kurtardığı adamdan bahsediyor olmalıydı.

Yüzümde küçük bir tebessüm belirdi.
"Ben o ya da onlar gibi değilim Lavinya. Bahar da değil...Bize güvenebilirsin. Biz, sizleri korumak için varız. "

Kaşları merakla havalandı.

"Başka benim gibileri de var mı? "
Bu sorunun anlamı çok farklıydı.

Boyalı elimi belime koyup diğer elimle kızın zifiri karanlık olan saçlarını okşadım. Bir baba gibi. Daha önce hiç tatmadığım o duygu gibi.
Bu da ilkti.
Ben daha önce o duyguyu hiç tatmamıştım. Bahar ve Lara için bir nebze bu duyguyu hissetmiştim. Ama bu kız çocuğu... Bana tam anlamıyla o duyguyu yaşatmıştı.

"Sen eşsizsin Lavinya. Fakat senin yaşadıklarını yaşayan çok fazla çocuk var... Bahar onları kurtarmak isterken kendisi zor duruma düşmüş onu alıp buraya getiricem. Sonra şu boyaları sürmeye devam edersin," Bu boyalardan nefret ettiğimi söylememe gerek yoktu bence.

"Bahar kötü adamlara mı yakalanmış?! " Dedi birden telaşla.

Derin bir nefes alıp,
"Sanmıyorum maviş. Bahar onların değil , onlar Bahar'ın eline düşmüştür."
Kafamı olumsuzca salladım.

"Ondan yana şüphem yok ama diğerlerinin başına bir şey gelmiş olabilir Lavinya, acil gitmeliyim. Sen uslu uslu dur zaten bu abi seninle oyun oynayacak. "

Diyip Efe'yi işaret ettim. Bizi en makul şekilde dinleyen Efe cümlenin içinde kendi adının geçitiğini duyunca anında kulaklarını dikti.

"Ne? Anlamadım abi... " Dedi.

Ona boş bakışlar yollamaya devam ettim.
"Neyi anlamadın Efe? "

"En son ki dediğini abi. Onu anlamadım. " Bu çocuk salaktı. Ya salaktı ya salağı oynuyordu.

"Oyun oynayacaksınız Efe. Anladın mı şimdi? " Dişlerimin arasında son sakinlik kırıntılarımla konuşmuştum.

Bir bana baktı , bir Lavinya'ya , en sonda belime sakladığım elime değdi bakışları.
"Yok, yok abi! ben ne anlarım oyun oynamaktan? " Ellerini önüne siper edip kendini gizlemeye çalışması beni değil ama Lavinya'yı güldürmeyi başarmıştı.

Kıza yandan bir bakış atıp,
"Sen olduğun gibi dur Efe. Sen bilmesen de o seni oyuna dahil ediyor. Sen hiç merak etme! Haydi selametle. " Diyip oradan diğer korumayla birlikte yavaş ama buradan bir an önce kurtulmak isteyen adımlarımızla ilerledik.

Salondan çıkıp koridora girdiğimizde duyduğum son cümleler,

"Elini uzat hadi!" Diyen Mavişin sesi.

"Hayır! O boyaları elime sürmem ben!" Diyen Efe'nin sesiydi.

Evden çıkacakken bir kapı sesi geldi. Biz Bahar'ın evindeydik zaten bu çocuğu burdan başka bir yere götürmemize Bahar izin vermezdi.
"Ne zamandır kendinden küçük bir liderdenden emir alıyorsun?" Diye sorduğunuzu duyar gibiyim.

Bahar benim kardeşimin emaneti. Ona kardeşim öldüğünden bu yana her gün ulaşmaya çalıştım. Eskişehir de olduğunu zaten biliyordum. Ama Bahar ve Lara'nın kayıtlı olduğu bir yer yoktu. Ne ev ne de bir dükkan... İzini sürebileceğim hiç bir şeyleri yoktu. Bir kaç yıl önce bu eve taşındıklarını duyar duymaz onları uzaktan izlemeye başlamıştım. Harun'un bir kardeşi vardı. Adı... Hatırlayamıyordum ama yüzü Harun'a çok benziyordu. İkiz kardeşi gibiydiler.

Biz üçümüz... Aslında dörttük.

Harun Solmazel, onun kardeşi, ben ve Ateş Demirhan.

Biz dördümüz; kimsenin karşısına alamayacağı kadar güçlü bir ekiptik. Ne olduysa Harun ve Ateş arasında olmuştu. Ateş'in siniri çabuk alevlenir her şeyi anında karar verir ve yapardı.

Hep tetikteydi. Sanki biz ona ve ailesine zarar verecekmişiz gibi davarnıp kendini bizden saklardı. Bir derdi olduğunda konuşmaz kendisi çözmeye çalışır sonra da eline yüzüne bulaştırıp yardımına Harun koşardı...

Bu döngü devam etti. Koşullar zorlaştı ve en sonunda Ateşin tek bir hatası Harun'u ve Bozkurt masasını tehlikeye attı. O hata Ateş'in masadan kavulmasına yol açtı. Buna karar veren Harun Solmazel ve Deniz Solmazeldi.

Temkinli adımlarla ilerleyip kapının deliğinden karşı tarafa baktım. Görünürde bir grup genç vardı. Sanki hatırlıyordum bunları...

Bir dakika,

Hızla kapıyı açıp onlara baktım. Lara'yı boyu yüzünden kapı deliğinden görememiştim. Ama diğerleri daylan gibiyidi. Kimisi esmer kimisi sarışın kimisi kumral...

"Sizin burada ne işiniz var? " Kolumda ki saatte değdi bakışlarım. Gece olmak üzereydi.

"Bu saatte bir de? Siz gitmemişmiydiniz? Nadıl çıktınız evden?! " Sinirleniyordum.

"Mehmet Amca ablama ulaşamıyorum ve evden kaçtık, "

"Ne?"

"Evden kaçtık işte amca. Ablam nerede? İçerde mi? " Diyip ayakkıbılarını çıkarmaya koyuldu.

Şaşkınlığımı üzerimden hızla atıp,
"Ablan içerde değil bizde onu almaya gidiyorduk. " Dedim ciddi ses tonumla. İki koca aşiretten nasıl kaçmışlardı?

Zaten anlamam gerekirdi. Bahar ve Lara deli Harun'un genlerini taşıyordu. Şaşmam bile şaşılacak bir durumdu.

Durgunlaştı. Elini ayakkıbısından yavaşça çekip gözlerini gözlerime odakladı.
"Ne oldu ablama? "

"Ablana bir şey olmamıştır Lara. Ben onun için değil diğerleri için endişeleniyorum. Bahar bir yolunu bulup kendini kurtarır ya diğerleri? "

"Ablam onları da kurtarır. Kahramandır o. "

Kuzgundur o.

Sustum.

"Tabi kurtarır siz içeri geçin hem bir misafir var onunla ilgilenirsiniz bizde ablanı alıp gelelim. " Yanımda ki korumaya başımla işaret verdim. Kafasını olumlu olarak sallayıp kapının dışındaki herkesi içeriye almak için hamle yaptı. Lara eliyle onu durdurup;

"Bende geliyorum. " Dedi ciddiyetle.

"Seni asla yalnız bırakmam. Bende geliyorum. " Dedi hemen arkasında ki bir genç kız.

Onların arkasındaki genç adam, " Sizi yalnız göndereceğimi düşünmeniz delilik olur. " Dedi kollarını birbirinine bağlarken.

Bir kaç genç adam daha vardı onlarda, dediğine katıldığına dair mırıltı çıkardılar.

"Hayır efendim, siz içeriye geçiyorsunuz bir kerede sözümü dinleyin. Bir kere." Sitemim vardı. Hiç sözümü dinlemiyorlardı.

Lara da kollarını kararlılıkla birleştirince omuzlarım yenilmişlikle düştü. Onu götürürsem başıma bela alıcaktım. Ama inatçılığı aynı Deniz yengeye benziyordu.

Tehlikeden çıkmaya çalışırken, içine bataklık gibi daha da batmak çok kötü bir durumdu.

Sevmiyordum.

"Sözümü hiç dinlemeyeceksin değil mi? " Dedim gözlerine bakarken.

Çenesini aynı ablası gibi kaldırdı.
"Konun içinde ablam olduğu sürece sadece sen değil hiç kimseyi dinlemeyeceğim amca. "

Bahar bu kıza civciv diyip dururdu. Ne civcivi? Onlar sadece tatlı olur arada ses çıkarır pıtı pıtı adımlarla yürürdü... Ama bu kız sarı canavardı. İçinden ne çıkacağını hiç belli olmuyordu.

Başımı salladım.
İçeriden kıkırtılar yükseldi ama biz çoktan dışarı çıkmıştık.

Lara duymuştu sesleri.
"Kim var içeride? " Ters bakışlarımı ona yolladım bu seferde.

"Sözümü dinleyip içerde kalsaydın kimin olduğunu görürdün. " Dedim küskün bir tavırla. Yaşlılık bana hiç iyi gelmemişti.

Göz devirdi.
"Söylesen ne olucak? Merak ettim amca. " Az önce ki asi bakışları yerine tatlı civciv bakışları gelmişti. Bu kızın da içinde hem canavar hem de civciv vardı. Abla kardeş bu kadar benzemeleri beni hayrete düşürmüş olmasıda cabasıydı. Omuz silkerek cevabımı vermiş oldum. Konuşmayacağımı anlayıp sıkıntılı bakışlarını indiğimiz merdiven basamaklarına çevirdi.

Biz ikimiz önden Lara'nın kuzenleri arkadan en arkada ise koruma vardı.

Evden çıkınca siyah lüks aracın içine bindik. Yola çıktık.

"Sekiz kişiyle ablamı kurtarabilecek miyiz amca? "

Alaycı gülümsemem Lara'nın bu sorusu karşısında tekrardan yerini buldu. Beni hiç tanımadığı ortadaydı.

"Sadece sekiz kişi olduğumuzu kim söyledi? "

İlk yol ayrımını geçtikten sonra, kaşlarımla arkalarında kalan camdan dışarıya bakmalarını işaret ettim.

Tam olarak 10 araba bizi takip ediyordu. İçleri adam dolu olan bu on arabayı bulmak benim için en basit şeydi.

Ben Mehmet Kara.
Bu alem beni kara ağ diye tanırdı. Uzanamayacağım kişi, konum yoktu.

O yüzden diğer masalar sadece benden istemişti Bahar'ı onlarla tanıştırmam için.
Şaşkınlıkla arkaya bakan gençlerin ağızları açık kalmıştı.

"Kapatın ağızlarınızı sinek giricek şimdi. " Dedim hayali bir sineği kovarlar gibi yaparken.

İçlerinden sadece birisi şaşırmamıştı. Esmer olan çocuk.

"Azad? " Lara ona kaşlarını kaldırarak bakıyordu. Azad dediği genç adam ise sadece bana.

"Sorun nedir? "

"Sen kimsin? Nasıl bu kadar adamı buldunuz? Bahar'ın sizinle ne işi var? Ve Lara size neden amca diyor? Onun gerçek amcası bile değilsiniz. "

Bu adam çok düşünüyordu. Ve çok düşünem birisine yalan söyleyemezdiniz. Çünkü o mutlaka bir açık yakalar şüphelerine kanıt bulurdu.
Bunları nereden mi biliyorum?

Tecrübe. Sadece bu hayat bunları tecrübe etmeme izin vermişti.

Kemdimi tanıtmakla konuşmaya başladım. Göz temasını kesmedim.

"Ben, Mehmet Kara. Harun Solmezel benim kardeşim gibiydi...Evet biyolojik olarak değil. Ama kardeş olmak için aynı kandan olmak gerekmiyor evlat. Ben bunu Harun Solmazel'le tecrübe ettim. " Eski günler aklıma geldi.

Susmadım, konuşmaya devam ettim.

"Bahar'ı ve Lara'yı bana emanet etti. Sizin ailenize değil bana... Bu kadar adamı bulma sebebimin açıklaması basit aslında elim kolum uzundur. Bahar'ın benimle çok önemli işleri var evlat maalesef bunu size anlatamam. Ki zaten anlatsamda anlamazsınız. " Son kelimeleri kısık sesle söylemiş duymalarını engellemiştim.

Lara biliyordu sadece. O da farkındaydı söylememesi gerektiğinin. Sadece boş gözlerle baktı.

"Harun amca için üzgünüm onu hiç tanımadım bilseydim eğer... "

"Bilsende bilmesende hiç bir şey değişmezdi. Ailenize karşı koyamazdınız. Artık yapacağınız tek şey Lara'yı korumaktı. Ama siz onu tehlikenin göbeğine götürüyorsunuz."

Omuzlarını silkti.
"Ne yapabilim ki karadeniz inadı var hepsinde." Gözleri hem Lara'ya hem de yanında oturan kıza takıldı.
O ikisi birbirine benziyordu. Deniz Yenge'ye benziyorlardı.

"Sen çok konuşuyorsun ama iş icraate gelince bizim inadımız kadar güçlü değilsin." Diyerek Azad'ın lafına ters bir şekilde cevap verdi.

Azad işaret parmapıyla kendini gösterdi.
"Ben miyim güçlü olmayan? 'Azad biz buradan çıkamıyoruz yardım et' diyen bendim sanki. "

Neyden bahsettiğini anlamamıştım. Araba sarsıldı. Orman yoluna girmek üzereydik anlaşılan.

Zaman hızlı geçmişti.

"Biz evin arka duvarından çıktıkda amca oradan çıkamayınca Azad bizi kaldırıp duvarın başına çıkarmıştı."

Anlamsız bakışlarımı gören Lara açıklama zahmetinde bulunmuştu.
Gözlerimi kapatıp açarak anladığımı belirttim. Kız tekrar cevap verecekken,

"Tamam susun artık. Gelmek üzereyiz. "

Azad ve asi kız birbirine göz devirerek kendi taraflarında ki camdan dışarıyı izlemeye devam koyuldular. Arabanın içi Allah'tan genişti yoksa bu genç adamların arasında sıkılır işime odaklanamazdım.

Araç yavaşladı.
"Abi geldik. "

"Evin her yerini kaplayın koçun kaçacak tek bir delik bırakmayın. Biz arka çıkışı tutalım. " Diye emri verip belimde çıkardımimden silahı çıkardım.

Genç adamlara baktım.
"Kullanmasını biliyor musunuz? " Dedim silahı işaret ederek.

Gün ağırmak üzereydi.

Birbirlerine bakıp sonra belerinin arladına kotdukları silahları çıkardılar. Mardinliler silahsız dolaşmaz derdi Harun.

Haklıymış hep olduğu gibi.

"Siz arabada bekleyeceksiniz. " Azad kızlara olan uyarısını yapıp silahın şarjörünü kontrol etti.

"Sebep? " Aynı anda konuştu kızlar.

"Sizi buraya kadar getirmem bile başlı başına büyük bir bela iken birde Lara'nın travmasını tetikleyip Bahar'dan azar yiyemicem. " Dedim kararlılıkla.

Lara'nın belli travmaları vardı ve bunların ne zaman ortaya çıkacağını kestiremezdim.

Lara ısrar etmek istese de haklılığımın farkındaydı.

"Sende onun yanında kalıcaksın Berin. "
Sarışın kızın adı Berinmiş demek.

Lara'yı yanlız bırakacağını düşünmüyordum. Gözleri Lara'nın düşmüş suratına kaydı.

Kafasını yavaşça salladı. Tahmin ettiğim gibi.

İyice emin olduktan sonra ilk ben dışarıya çıktım diğerleri sırayla arkamdan geldi. Yanıma Baharla gelmesi için gönderdiğim Tunçay geldi.

Kaşlarım çatıldı.

"Sen neden Bahar'ın yanında değilsin? "

Elletini mahçup bir şekilde önünde birleştirdi. Ama umuzları hâlâ dik kendinden emindi.

"Bahar hanım böyle istedi Mehmet Bey. Arkadaşlarada size söylemeleri için ben haber etmiştim. "

"Bu zamana kadar içeriye girmeniz gerekliydi. "
Sesim öyle sertti ki etrafta ağaçlara asılmış olan maskelerin hiç bir etkisi kalmamıştı.

"Bahar hanım ben size haber vericem dedi. Yoksa biz şimdiye kadar onları bulurduk. "

Kaşlarım derince çatıldı.

"Bahar size nasıl haber verebilir ki? "

Başını eğdiği yerden yavaşça kaldırdı.
"Bahar hanımın üzerinde bir düğme var Mehmet Bey ona bastığı anda bize çağrı gelecek şekilde sistemi kurmuştuk. Bunu kendisi planlamıştı."

Bahar isteseydi şimdiye kadar kurtulmuş olurlardı yani... Amacı neydi bu kızın? Neyi beklemişti bu zamana kadar?

Odaklandığım maskelerden bakışlarımı çekip,
"Pozisyon alın sizde evi çemberliyoruz. Hazır olun. " Evin her tarafında ayrı patikalar vardı. Bizim geldiğimiz patika anayola en yakın ve rahat ulaşılacak patikaydı.

Herkes bir yere dağılmış koca bir çember oluşturmuştuk. Lara'nın bulunduğu aracın yanına da koruma koymuştum. Onlara zarar gelmesi pek iyi sonuçlara yol açmazdı.

Pozisyon aldığımız arka kapı birisi tarafından açılmaya kalkınca silahları kaldırıp aynı anda nişan aldık.

Tam çıkacakken bizi görüp tekrar içeri giren Bahar'ı görmüştüm.

"Ne yapmaya çalışıyorsun kuzgun? " Diye mırıldandım. Lara'nın kuzenleri iki ye bölünmüş sağ ve sol taraflarımda yerini almışlardı.

Bir süre sonra tekrar dışaeı çıktı Bahar. Rahattı. Bizi rahatsızlığa sokacak kadar rahat ve sakin yürüyordu. Bu normal değildi. Bu, benim tanıdığım Bahar değildi.

Gözlerini bile kırpmıyordu ya da bana öyle gelmişti.

Arkasından diğerleri çıkmıştı birisini taşıyorlardı.
Gözlerimi kısıp kimi taşıdıklarına baktım.
"Özgür? "
Fısıldayışım bu sessiz ormanda sanki koca bir çığlıktı.
Elimle ileriyi işret edip Özgür'ü almalarını belirttim.

Bahar'ın çıktığını gören Lara anında arabadan çıkmış ablasına koşarak sarılmıştı.
"Abla! "

Ama bir terslik vardı. Bahar, Lara'nın sarılışına karşılık vermemişti.
Sadece donuk gözlerle karşıya bakmaya devam ediyordu. Gözlerini kapattığın gördüm.

Sonra sarsılmaya başladı. Küçük iniltisini buradan bile duymuştum. Adamlara evin içine girmelerini işaret ettim.
Dediğimi yapıp gitmişlerdi.

"Bahar? " Kuzenleri de yanımda temkinli olarak geliyorlardı.

"Abla? " Az önce ki sevinci yerini telaşa bırakmıştı.

Gözleri kapalıyken tek bir cümle fısıldadı.
"Adalet için çıktığım bu yolu intikam için devam ettirmem... Bana yakışmadı."

Fısıldayışı derin bir sessizliğe yol açtı. Herkes birbirine baktı. Ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Çünkü karşımızda ki Bahar değildi , onun yerinde kuzgun vardı. Ve bunu bilen tek kişi bendim.

Yada öyle sanıyordum.

***

" Seni böyle gördüğüm her saniye yanımda oluşunu daha çok istiyorum ateş çiçeğim. "

Kimdim ben? Beni tanıyan bilen aranızda var mıydı? Tabi ya yoktu.

Nasıl unuturum bu benim gibi nazik ve bir o kadar saygılı olan bir adama yakışmadı. Lütfen kusuruma bakmayın.

Ama beni tanımak için çok erken değil mi sizce de?

Şöyle düşünün...
Bir satranç oyunu. Oyun da ki en önemli ve korunmadı gereken taş hangisidir?

Evet! Doğru bildiniz: Şah

Şah zorunda olmadıkça oyuna girmez. Hatta bir taş niyetinde bile kullanılmaz şah. O korunması gerekendir. Çünkü şah'ın sonu oyunun sonu demektir.

Ben şah.

Oyunda benim, taşlarda benim, kralda benim.

Umarım bunlar kendimi tanıtmamda size yardımcı olmuştur.
Ama nadıl birisi olduğumu ya da nasıl göründüğümü de merak ediyorsunuz tabii.
Haklısınız.

Çünkü meraknıza değecek kadar önemli birisiyim.
Hem görünüş hem karakter hem de akıl konusunda.
Satranç bir zihin oyunudur.

Ve bu oyun ne kadar iyi yönetirseniz başarınız o kadar artar.
Bu güzel bir şey değil mi?

Heyecanlandırdı mı sözlerim sizleri?

İçimden kahkaha atmak geliyor ama çevremde ki insanlar beni deli sanmasını istemem o yüzden içimden konuşmaya devam edeceğim.

Sizleri bir kaç sözüm bile bu kadar heyecanlandırdıysa... Kim bilir benim yaşadıklarımı yaşasanız kalbiniz nasıl atardı? Aslında benim bu konuda da küçük bir fikrim var ;

Duracak gibi. Kalbiniz duracak gibi atardı. Hızlı mı? Yavaş mı? Bunu anlamanız mümkün olmazdı.

Bu... Bu çok güzel bir his!

Kendime bayılıyorum. Ve bir kişiye daha...Eğer deli olduğumu söylerseniz ki haklılık payınız var. Ben bir kişiye daha bayılıyorum.

Ateş çiçeğime.

Bazılarının Bahar, Bazılarının kuzgun olarak bildiği ateş çiçeğime bayılıyordum.

Benim için imkansız yoktu.

İmkansız diye bir kavram yoktu.

Hiç olmamıştı,olamazdı.

Herkesin bu kelime hakkında bir düşüncesi olurdu.
Benim düşünceme göre her çıkmazda bile duvarları tırmanarak imkan yaratılabilirdi.

Benim ateş çiçeğim tımandığım duvarlarımın arkasında bulduğum en büyük hazineydi.
Aslında ona hep iyilik yapıyordum. Onun bilmediği doğruları onun karşısına çıkarıyordum.

Zamanı gelince anlayacaktı. Emindim.

Ama bu günkü performansı göz yaşartıcı değil miydi?
Tanrım o bir harika.

Mükkemel.

Muazzam.

Fevkalade.

Yok bu kelimelerin hiç biri onu tanımlamıyordu.
O ateş ve çiçekti.

Ateş çiçeğiydi.

Yakıcı ama bir o kadar da incinmeye müsait.
Yanıp yanıp tekrar alevlenendi.
Onun bile bilmediklerini bilmek... Kendime olan sevgimi daha da arttırıyordu.

Siz de benim gibi düşünüyorsunuz değil mi?

Yoksa yoluma engel olacak birşeyler olduğunu mu seziyorsunuz?

Sizi anlayamıyorum.

Ateş çiçeğime ben gelinceye kadar iyi bakın olur mu?

Ben geldikten sonra hiç biriniz ona yaklaşamayacaksınız çünkü. Kendimi tanıtırken bir kelimeyi söylemeyi unutmuşum.
Kıskancım.

Bunun ne boyutta olduğunu söylemeyeceğim ama gelecekte bugünlerin bile acısını alıcam çünkü bazı kişiler canımı çok fazla sıkıyor.

***

Hatırlamıyordum. Ne yaptığım hakkında hiç bir fikrim yoktu. Kendimi hatırladığım sadece bir sahne vardı zihnimda ama gerisi yoktu.

Oradan nasıl kurtulduk? Keal'e ne oldu? Hangi ara Mehmet Amcalar gelmişti? Kardeşim neden bana çekinerek bakıyordu?

En son kuzgun'a izin verdiğimi hatırlıyorum.
Kuzgun bana sormadan bir şey yapmış olamazdı.
Ama kardeşime zarar verip vermediğini kestiremiyordum.

Hastane koridorunda bekliyorduk. Gelirken hastaneye haber vermiş en acilinden yetiştirmeye çalışmıştık Özgür'ü.

Acil servise girer girmez doktorlar etrafını sarmıştı. Oksijen maskesi takıldı, damar yolundan serumlar aktı. Kan bankasından acil çağrı yapıldığını biliyorum. Monitör sürekli alarm veriyordu. Cerrah, 'Hemen ameliyathaneye!' diye bağırışı hâlâ kulaklarımdaydı. Kapılar kapanırken tek duyulan şey kalp monitörünün hızlı atışlarıydı.

Mermiyi Nur çıkarmıştı. Kendisinin bile fikri yoktu nasıl başardığının. Sadece daha fazla canı yanmaması için yaptığını söyleyip durdu.

Ağlamaları kısık iç çekişlere dönmüştü.
Ve gözleri yorgunluktan kapanmak üzereydi. Yanında Hayal vardı.

Kanamanın şiddeti arttığı için organlara zarar gelme olasılığının yüksek olduğunu söylemişlerdi.

Bir saattir kapalıydı o kapı. Ne giren ne çıkan hiç kimse yoktu.

Nur uyumuştu. Fırat, Alp,Kağan, Pars, kuzenlerim Mehmet amca, Veyra, Ece, Ezgi, Hayal, Lara ve bir diğer kuzenimiz Berin...

Hastanenin koridorunu işgal etmiştik resmen.

"Lara siz geri dönüceksiniz. Bir daha böyle bir şey yapmak yok. " Kaçmışlardı baya baya iki koca ailenin bulunduğu evden kaçmışlardı.

Bana kırgın baktı.
"Seni merak ettiğim için kaçmıştık. Başına bir şey geldi. " Dedi.

"Ablacım ben seni anlıyorum sarı civcivim... Ama sende beni anla ya sana bir şey yaparlarsa o zaman bana ne olur ? Anlıyorsun değil mi beni? "

Gözleri dolu doluyken başını salladı.
Burnunu çekti.
"Abla bana sarılmadın, " Dedi başını eğerken.
Ne zaman? Neredr? Nasıl? Bilmiyorum ki sarı civcivim. Kuzgun'un sana ne kadar acımasız davrandığının farkındayım ama o ben değilim ki.

Herkes bir yerlere dağılmıştı kimisi oturuyor kimisi boş gmzlerle tavana bakıyordu.

"Gel buraya sarı civcivim. " Dedim kollarım kocaman açarak. Ellerimde kan vardı. Sarı civcivimin saçları kirlenmesin diye bastıyor gibi yaptım . Ağlamaya başladı.

"Abla sana ne oldu orda? Çok kötüydün... Onlar senin canını mı yaktı? Acıdı mı bir yerin? "

Ah benim yufka yürekli kardeşim. Seni hayata hazırlamam gerekiyordu. Hayatın zorluklarını görmen getekiyor... Bu kadar iyi olmak sana daha çok zarar vericek. Hayat iyilere hak ettiği gibi davranmazdı ki.

Hak etmeyene hakkını verirdi. Hak edene ise hak etmediğini vermekten bir an olsun çekinmezdi.

Böyleydi işte hayat.

Bir vardı bir yoktu.

Kimisi için herşeydi. Kimisi için de içi boş tenekeden farkı olmazdı. Bana göre ise bir kabustu.

Kardeşim için güzel bir rüya olmasını istiyordum hayatın.

Onu bu kötülüklerden ne kadar uzak tutmaya çalışsamda kötülük onu buluyordu. Burada bana düşense kardeşimi hayata hazırlamaktı.

"Hayır benim sarı civcivim. Bana bir şey olmadı ama onların biraz canı acıdı ve tabi... Özgür Abi'nin de. " Abim gibi olan, Özgür.

Ona orada daha erken yardım edemediğim için kalbim o kadar acıyordu ki... Bu acının bir tarifi olamazdı.

"Özgür abi için çok üzgünüm abla... Keşke ona bir şey olmasaydı." Kafasını çekti göğsümden.

"Keşke ablacım... Keşke. " Sustuk.

Ama şunu düşünmeden de yapamıyordum.
Eğer kuzgun yerine ben olsaydım belki hâlâ orada olur Özgür'ün durumu daha kötüye gidebilirdi. Kuzgur; her ne kadar kötü bir fikir olsada, bizim kahramanımızdı.
Bahar değil Kuzgun.

Ona teşekkür borcum vardı ama benimle konuşmuyordu. Sessizlik... Onun hayatı bir kaç kelimeyle anlatılabilirdi.
Sessizlik, yalnızlık, liderlik, karanlık,ölüm...

Bu kelimeler Kuzgun'u anlatan en iyi kelimelerdi.

Bir telefonun çalışını duydum. Kafamı çevirip baktığımda Alp'in telefonu olduğunu gördüm.
Bana baktı göz ucuyla, kaşlarım çatıldı.
Koridordan sakin adımlarla çıkıp gözden kayboldu.

"Ben geldiğimde burada olmayacaksınız Lara dikkatli gidin, seni seviyorum sarı civcivim ve artık her gün seni arayacağıma emin olabilirsin. " Saçlarına bir öpücük kondurdum. Sarı civcivim mis gibi kokuyordu. Deniz gibi kokuyordu.

"Tamam ablam... Bende seni seviyorum. " O bunları söylerken arkamdan el sallayıp Alp'in peşindem gittim.

Koridordan ayrılmadan duvarın dibine sinip Alp'i dinlemeye başladım. Neden kısık sesle konuşuyordu ki?

"Efendim Doruk? Neden bu kadar çok aradınız beni? "

"... "

"Ne? Ne oldu anneme? " Kaşları çatılmış şivesi kaymaya başlamıştı.

"... "

"Hayır ben bir şey yapmadım! Şirketle alakam bile yok Doruk. "

"... "

"Ne belgesi? Ne çalması? Babam sana ne dedi? Annem iyi mi? "
Soluklarının hızlandığını buradan bile duyabiliyordum.

"Kahretsin geliyorum. " Duvarın arkasından çıkıp ona doğru ses çıkarak yaklaştım. Duydu ama bakmadı.

"... "

"Tamam dedim geliyorum Doruk. "
Dinlemeden kapattı.

"Bahar'ım." Dedi arkasına bakmadan.

"Dağ kılıklı antilop? " Sesim kısıktı. Yavaşça arkasına döndü.

"Bahar annem... " Kaşlarım çatıldı.

"Ne oldu annene? "

"Uyanmıyormuş. Yorulmuş. Bıkmış harelde bu hayattan uyanmıyormuş, yarukum..." Ona bir adım daha yaklaştım.

Gözleri hüzünle dolmuş bana hiç olmadığı kadar masum ve saf bakıyordu.

"Dağ kılıklı antilop'um benim... Alp'im... Üzülme." Dedim son çare olarak.

"Nasıl üzülmeyeyim? Annem o aileden beni seven ilk kişiydi. Çok yormuşlar onu... O bu saatlerde asla uyumazdı şimdi hiç uyanmamış, ne yapmış olabilirler ki ona yarukum?" Diyecek bir sözüm kalmayınca aramızda ki bir kaç adımlık mesafeyi hızla aşıp parmak uçlarımda yükselerek ona sarıldım.

Ona diyecek bir sözüm yoktu. Teselli edemezdim. Ama sarılabilirdim. Sarılmak bazen en büyük yaralara iyi gelen tek ilaç değil miydi?

**********

Sarılmak bazen en büyük yaralara iyi gelen tek ilaç değil miydi?
Uzun zaman sonra yeni bir bölümle karşı karşıyasınız. Umarım beğenirsiniz... Yorumlarınızı bekiyorum 🙂
Keyifli okumalar🫶