11. bölüm · Beklenmedik Anda
Hiç Bir Şey Göründüğü Gibi Değil
Bunların hepsinin zihnimin bir oyunu olmasını ne de çok isterdim.
Yorulmuştum.
Bıkmıştım.
Tükenmekteydim.
Ama buna rağmen içimdeki ses... Cap canlıydı.
12.12 ... Benim hayatım bu iki sayı üzerine kurulmuştu. Aklıma gelen olayların yaşanma anı bu saatle aynıydı. 12.12...
Annemin kolunda ki saatin kalp atışlarının durduğunu işaret ettiği o saat:
12.12
On iki'li masa, Dodakanes adaları, harita, kartlar, paralar... Aslında tüm her şey bu sayılar üzerine kurulmuştu.
12.12
Planlıydı. Her şeyim planlıydı.
Peki bunu kim planlamıştı?
Karanlık diyordu kendisine, içimdekiyle tanışmamış olmalıydı.
Her şey başladığı yere dönecek.
Ama sen... aynı kişi olmayacaksın.
Bu iki cümle her şeyi özetliyor muydu?
Mühüre tekrar takıldı gözlerim.
Eskimiş köstek saat; zamanın yükünü taşıyordu.
Ters çevrilmiş olması, zamanın geriye aktığının kanıtıydı.
"Bahar Hanım? " Arkamdan gelen sesle kağıdı arkama saklayıp önüme döndüm.
Bunu yaparken acaleci değildim, aksine rahattım.
"Evet? " Yanıma geldi.
"Bir şey mi oldu? " Diye sordu Fırat.
"Önemli değil. " Dedim ve mardivenlerden gelen seslere baktım.
Kağan ve Veyra geliyordu.
Kağan bizi görünce,
"Oo kapılarda karşılanıyoruz... Bu zahmeti neye borçluyuz Bahar Hanım?" Dedi gülerek.
"Geç kalmaya borçlusun Kağan. " Elimdeki zarfı katlayıp cebime koymuştum.
Saklayacak bir şey yoktu.
Yanında ki Veyra'yı gösterdi.
"Hanımefendi tabletini kaybetmiş yoksa ben şimdiye kadar 5 defa gelip gitmiştim Bahar Hanım biliyorsunuz."
Dedi. Veyra da onun ensesine gelişi güzel vurup ayakkabılarını çıkarmaya yönelmişti.
Bu onun dilinde, " Boş yapma! " Demekti.
"Elinde ağırmış Taş yüz. " Dedi. Bulduğu lakap da ayrı saçmaydı.
"Eğer biraz daha konuşursan aslancık ben pek sakin kalamicam. " Dedi Veyra.
Sırıttı Kağan.
"Kız senin ağzına ne güzel de yakıştı 'aslancık' demek tekrar desene... Hadi de ya. "
Veyra ona bakmayı kesip,
"Bir sorun var mı? " Fırat bana bakıyor bende ikisinin tatlı atışmasını izlemeye dalmıştım.
"Sorun yok Veyra. Haydi geçin içeriye."
Veyra içeriye girdiği gibi Kağan da ona yetişmişti tabi bana selam vermeyi unutmamıştı.
Bende arkalarından son kez etrafa bakınıp kapıyı kapatım.
Kaçacağımı düşünüyordu o ama ben kaçmayacak, zaten kırgın olan zihnimle sonuna kadar savaşıcaktım.
"Arkanıza sakladığınız şey nedir? " Diye sordu.
"Fırat... Pek önemli bir şey değil sadece takip ediliyormuşum. " Bu kadar rahat söylemem içimdeki sesi güldürüyordu. Ama gülüşleri değişiyordu. Tonlerı değişiyordu sanki... Sanki daha da kötülüğe bulanmış gibi oluyordu. Her geçen gün.
"Ne!? " Her daim rahat olan Fırat'ı sinirlendirmeyi başarmış olmam peki?
"Ne? Ne? Fırat duydun işte. " Dedim. Oradan ayrılıcakken Alp salondan çıkıp Fırat ' a bakarak bize doğru geldi.
Hay Allah'ım. Vallah darlandum .
"Bahar'ım? " Onu kırmak istemiyordum ama çok bunaltıyorlardı.
"Alp bana güveniyorsun değil mi? "
Diye sorma ihtiyacı hissetim. Gözlerinin içine bakıyor mimiklerini inceliyordum. Biraz sustuktan sonra,
"Elbette güveniyorum Bahar'ım. " Dedi gülümseyerek.
"İyi o zaman bana bir şey sorma çünkü ben harbi darlandum. " Diyip kendimi sonunda mutfağa atabilmiştim.
Bune böyle ya?
"Bune böyle ya biri ordan diğeri ordan soru soruyor... Birde izleniyor muşum mükkemmel. İzlesin bakalım daha neler göstericem ben ona. " Dedim kendi kendime konuşurken.
Daha yapcağım çok şey vardı birde bunlara uğraşamayacaktım. Tezgaha yaslanıp kafamdakileri sıraya koydum.
O adam benim her şeyi mi bildiğini zannediyordu.
Bizi tanıyan birisi olmalı.
O beni tanıyor ben onu tanımıyordum.
Beni tanıdığına göre... Babamı da tanıyor olmalıydı. Ben onu tanımıuordum çünkü babam tanıyordu. Babamın güvendiği birisi olmalı ki eskiden bizi görmeye getirmiş olmalıydı.
Eskiyi hatırlamam zor olucaktı bu yüzden kendimi daha fazla yormak istemiyordum.
Keal ve diğerleri biz piyonların sadece 3 tanesini yakalamış bir tanesininde ismini öğrenmiştik onu da yakın zamanda bulucağımızdan emindim. Çünkü bu adam piyonları yen olarak bizim önümüze atıyordu. Bana dikkat et diyordu. Bu bir zihin oyunu...
Annemin öğrettiği satranç aklıma geldi. 8 piyon 2 fil 2 at 2 kale 1 vezir ve 1 şah.
Her birini bir insan yerine koyarsam...
Piyonlar genç, göz ardı edilenlerden var olurlardı ama bir tanesi vezi olabilecek güce sahip olurdu o da en son ki piyon. O sondaki piyon aslında tüm piyonları yöneten o.
Filler oyundaki pozisyonu çaprazcılar. İnsan olsalardı... Adaleti ve dengeyi seven insanlar olurdu. Sessiz, gözünden kaçmayan ikililer...
Atlar... Pozisyonu L şeklinde zıplayanlardır. Bir kişilik olarak ise kimsenin girmediği yerlere girenler ve farklı düşünenlerden ibaret olurdu.
Kaleler... Koruyuculardır. Köşe bekçileridir oyundaki pozisyonu. Bunlar sadık olanladır kurallara uyarlar sağlam duruşlu ve gerektiğinde öne çıkanlardır. Bunları aşmak diğerlerinden daha zor olabilir ama imkansız değil.
Vezir... En hareketli taş. Hızlı, kararlı ve çok yönlüdür. Bu zeki ve korkusuz olmalıydı. Çünkü bu taşın görevi hem savunma hem saldırmaydı. Stratejide bir usta olması muhtemeldi.
Ve şah. Bana bu zarfı yollayan kişi. Bu kişi satrançta kraldır. Korunması gereken kişidir. Herkes onu korumak için vardır. Tek adım atar ama o düşerse bütün oyun biter.
Bu kişinim genç olduğunu düşmüyordum. Benden önce babamı da tanıdığına göre yaşlı bir lider olmalıydı. Çok risk alamazdı. Benim onu tek bir açığında yakalayacağımı anlamış olmalıydı. Sözü kanun olan birisiydi bu.
Senin ruhun çatlaklarla dolu. Ve ben her çatlağa bir tohum bıraktım.
O tohumlar büyüyor şimdi.
Yakında her şey çiçek açacak. Ama o çiçeklerin yaprakları kan kırmızısı olacak. Ve sen o kanın kimden geldiğini bilemeyeceksin.
Benim ruhum çatlaklarla dolu çünkü küçüklüğümde kötü olaylar yaşadım.
Her çatlağa bir tohum bıraktı çünkü her olayda parmağı vardı...
O tohumlar çiçek açıcak çünkü ben büyüdüm gücüm, zekam... Hepsi büyüdü ve çiçek açmaya yakın.
'Ama o çiçeklerin yaprakları kan kırmızısı olacak'... Kan... Kan dökülücekti. Canıma zarar vereceklerdi. Lara'ma saldırıcaklardı...
Gözlerim odaklandığı yere daha keskin baktı.
Benim iki tane sanırım vardı ilki Lara'm dı. Canımdan çok sevdiğim tek varlığım. İkincisi de ihanetti.
Eğer bu iki sınırımdan birini aşmaya çalışılırsa içimdeki karanlığı çıkarır hiç şüphesiz üzerlerine salardım.
Andım olsun ki bunu yapardım.
Seni her yerden izliyor, dinliyorum dedi her şeyi kayıt altına alıyormuş. Evin içindeki kameralara tek erişen ben değilim anlaşılan.
Peki ya depodakilere?
"Tamam..." Dedim ve kendime bir bardak su kattıp içtim.
Listemizin başında Lara'yı korumak vardı.
Onu hiç kimsenin bilmediği bir yere göndermeliyiydim... Akşama kadar bunun üzerinde düşünebilirdim.
İkinci olarak evdeki ve depoda ki tüm kamera sistemlerini denetlemek vardı. Bunu da yarın erkenden Veyra ile yapabilirdik.
Üçüncü olarak şu zehiri daha dikkatli ve daha hızlı bağışıklık yapmam gerekiyordu çünkü karanlık yaklaşıyordu.
Ve dördüncü olarak kael'i bulup en yakın zamanda en başta olan yani vezir olabilecek kadar güçlü olan piyonu bulup fillere geçmem gerekiyordu. Sonra atlar sonra kaleler ve en sona veziri ve şahı bırakmalıyıdım bunun da sebebi vardı. Babamın anlattığı o savaş kuralları...
"Babam... " Demiştim o kış gününde elimizde kitaplarla balkonumuzda kahve içerken.
Kahvesinden bir yudum almış ve ilk önce elimdeki kitaba bakmış daha sonra da bana bakmıştı. Kitabım,
Suzanne Collins'in yazdığı Açlık Oyunlarıydı.
"Efendim babacım?" Her sorumu dinler kolaylıkla çözümlerini anlatırdı.
Annemde öyleydi. O da Lara ile bizlikte içeride oturuyordu. Lara yeni doğmuştu bizim gibi soğuğa az da olsa dayanıklı değildi.
"Babam savaşın kuralları nedir? "
10 yaşlarındaydım.
Ama her şeyi öğrenmek ve bilmek istiyordum bunların başında da savaş ve stratejik zeka oyunları bulunuyordu.
Gülümsemişti. Her soru sorduğumda olduğu gibi...
"Savaşın kuralı çoktur ama en önemlisi şudur kuzgunum :
Ya kendi kurallarını yazarsın, ya da başkalarının yazdığı oyunda kaybedersin."
Elimdeki kitabı önümüzdeki sehpaya bırakmıştım.
"Babam başkalarının oyunları sıkıcı olmaz mı? " Demiştim.
Kahvesini tekrar içti ve kitabının arasına ayraç koyarak kapattı benim gibi.
"Başkalarının oyunları can sıkıcı olur kuzgunum. Bu yüzden kendi oyununu kimseye söylemeden sadece kendin yazman gerek ki kimse seni yenemesin." Demişti.
Gözlerim parıldamıştı resmen aklıma gelen fikirle.
"Yani ben kendi oyunumun kurallarını yazarsam kimse beni yenemez. " Demiştim.
Oda bu halimi ellerini birleştirerek izlemişti.
"Evet kuzgunum ama savaşta başka kurarlar da vardır... " Demişti.
"Babam onları da söyle bilmek istiyorum... " Demiştim.
"Pekala asla unutma bu diyeceklerimi!..." Demişti.
O gün babamın söylediğini yerine getirmiltim o kuralları asla unutmamıştım. Şahı yenmek için onun kullandığı tüm taşları tanımam bunlarla birlikte şah'ı da tanımam gerekiyordu. Babamın dediği ilk kural:
"İlk hamle düşmanını tanımaktır. "
Düşmanımı ondan daha iyi tanımam yapacağı hamleleri önceden görmem ve o bir şey yapmadan ben harekete geçmem gerekiyordu.
Evet beni iyi tanıyor olabilirdi.
Ama unuttuğu bir şey vardı Bahar Solmazel sadece görülmesini istediği tarafı gösterirdi.
"Abla... " Daldığım için gelen sesle elimdeki bardığı düşürmek üzereyken tutmuştum.
"Ablacım? " Bardağı tezgaha koyup saçları dağılmış tatlı civcivime baktım.
"Uyandırdık mı? " Diye sordum.
Pıtı pıtı adımlarıyla gelip sarıldı.
Sarılmayı sadece Lara'm için seviyordum. Karşılık verdim.
"Abla kabus gördüm." Dedi sesi huzursuzdu.
Geri çekilip,
"Ne gördün ablacım? " Merakla dinledim.
"Abla uçurum vardı... Silah sesleri vardı abla... Ve sen... "
Kaşlarım çatıldı.
"Ve ben? Devam et ablacım. " Gözleri dolu doluydu.
"Abla sen öl- ölüyordun. " Dedi ve gözlerindeki yaşlar düşmeye başladı.
Tekrar sarıldım.
"Şşş ablacım ben seni hiç bırakır mıyım? Hem o sadece bir kabus ciddiye almana gerek yok birtanem. " Dedim yumuşacık olan saçlarını düzeltirken.
"Abla sende gidersen ben ne yaparım? Beni hiç bırakma. " Dedi. Ah benim küçük kardeşim keşke bunun garantisini verebilseydim.
"Bunun garantisini veremem canım ama kalbimin attığı her an senin yanında olucam söz veriyorum. " Dedim.
Farkındaydı neredeyse herşeyin farkındaydı. Annem büyütmüştü onu zekası, duyguları,renkleri her şeyi neredeyse ona benziyordu.
Bir savaşın içinde olduğumuzun farkındaydı. Bir oyunun içinde olduğumuzun farkındaydı.
Onu buradan göndericektim o burada kalamazdı.
Ama nereye?
***
Bahar, o günün akşamında çok zor bir karar vermek zorunda kalmıştı.
Kimseye güvenmiyordu.
Kardeşini güvenmediği kişilere mi emanet edecekti?
Aklıma gelenler hiç iyi fikir değildi. Düşünüyordu ki,
Ailesinin ailesini kullanmak istiyordu.
Bildiğine göre anne tarafı Trabzondaydı.
Baba tarafı Mardin.
Hiç biri umrunda değildi ama kardeşi için onlara güvenmek zorundaydı. Belkide teklifi kabul edilmeyecek ve planları suya düşecekti.
Aklından bütün ihtimaller uzandığı yataktan geçip gidiyordu.
Feride Hanım'ın uzattığı Lara'nın aldığı o kağıt parçasında ki numaraya gözü takılmıştı. 'Onlar benim hiç bir şeyim olmayabilir ama kardeşime yardım edebilirler. ' Diye düşündü.
Saat gece olmuştu. 22.45.
Uyumuş olma ihtimallerine rağmen o numarayı bir solukta yazmış ve aramıştı. Çünkü her an vazgeçebilirdi.
Bir kez çaldı.
İkinci kez çaldı.
Ve üçüncüde dinç bir ses duyuldu.
"Alo? Kimsiniz? " Dedi Feride Hanım.
Kendini toparladı bunu yapmamalıydı. Yap şunu Bahar.
"Bahar ben. " Dedi.
Gülümsediğini anlamıştı.
"Buyur kuzum bir şry mi oldu? " Dedi. Baştaki sakin sesi yerini meraka bırakmıştı.
"Sizden bir şey isticem... " Dedi Bahar. Bu kadın yapardı bunu bildiği için aramıştı.
"Tabi kuzum... Ne istersin? " Diye sordu.
Derin bir nefes aldı.
"Sizden Anne tarafımla konuşup birleşmenizi istiyorum Feride Hanım. Benim için değil Lara'yı korumak için. Buradan kimseye güvenmiyorum, sizlerede güvenmiyorum... Ama Lara'yı korumak için başka fikir gelmiyor aklıma. "
Bu odayı Hayal, Veyra ile tamamen temizlemişti. Ve bir ses dinleme cihazı da bulmuştu. Bunu kimin koyduğunu az çok tahmin edebiliyordu.
Sessizlik oldu telefonun diğer tarafında.
"Kuzum başınız dert mi? Öyleyse diğer tarafa ihtiyacınız yok biz size yardımcı oluruz biliyorsun. " Dedi stresli sesiyle.
Kafasını olumlu salladı.
"Evet biliyorum Feride Hanım. Fakat ben kendi canımı değil Lara'nın canını düşünüyorum. Size açıklayamam ama birisi onu beni tuzağa sürükleyecek. Bildiğime göre iki tarafda baya kalabalıkmış diğer tarafı bilmiyorum ama birleşip kardeşimi buradan uzağa en güvenli yere götürmelisiniz."
Diğer taraftan ses gelmeyince,
"Bakın Feride Hanım sizden normal bir durum olsa sizden bu kpnuda asla yardım istemeyeceğimi bilecek kadar beni tanımış olmalısınız? " Dedi.
Feride Hanım nasıl yapacağını düşünüyordu. Çünkü Mazhar Ağa onlarla asla görüşmezdi.
"Seni şu kısacık süre çok iyi tanıdım Kuzum... Sende beni tanı ki ben her şeye mutlaka bir çözüm bulurum. Bir planım var kuzum. Yarın evinizi boş tutun... " Kaşları çatıldı Bahar'ın.
"O neden? "
"Mardin'in en büyük aşireti Şemiranî Aşireti ile Trabzon'un en köklü ailesi olan Velioğulları'nı o evde ağırlicaksınız... Sen sadece bana evin adresini ver kuzum gerisini bana bırak... Haydi iyi geceler. Üzerinizi iyi örtün kuzularım benim. "
Diyip kapatmıştı.
Bahar ise telefona alık alık bakarken buldu kendini.
"Bu neydi şimdi? " Diye düşündü. Onun amacı sadece konuşmaktı onları buraya getirmek değildi hem gelirlerse o adam bunu anlayabilirdi. Ofladı. Bu kadına güvenmekten başka çare yoktu. Konumu yazıp attım.
İki köklü aile demişti Feride Hanım...
Mardin'in en büyük aşireti olan Şemiranî Aşireti...
Ve Trabzonun en köklü ailesi olan,
Velioğulları...
Bizim arkamızda koca iki aile vardı ama hiçbiri 8 sene önce yoktu. Daha da öncesi 24 sene önce yoktular. Şimdi oratya çıkmışlardı. Ailemi toprağa koyduktan sonra. Benim her gece canım yandıktan sonra...
Yürekleri alacak mıydı yaşadıklarımı duysalar?
Vicdan azabı çekmeyecek miydiler?
Yaşadığım zorlukları gülümseyerek dinliyebilecek miydiler?
Kırgın olduğum ailem aklıma geldi. Sonra da Edip Cansever'in o şiiri;
Bir yerimiz ağrır bizim,
Bir yanımız hep eksik kalır
Anneme ben kırgınım mesela
Ama en çok kendime...
En çok kendime kırgınım. Benim için olmultu her şeyi. Uğruma öleceklerini bile bile banim başıma gelecek olan o suikast onların başına gelmişti. Ben önemsizdim. Ama onlar... Onlar her şeyin üstesinden el ele gelebilirlerdi.
Ben nasıl bunların üzerinden gelecektim?
İçimdeki ses tekrar konuştu...
Beni bırak.
Hayır.
İntikam istiyorum.
Adalet için varım.
Ailemiz öldü bir hiç uğruna.
Ailem öldü bir hiç uğruna.
Gözlerimi kapadım... İçimdeki sesi bastırmaya çalıştım.
Ne kadar mümkün olabilirse artık.
***
Her şey üst üste geliyor ve ben ne yapcağımı bilmiyordum.
Bilirmisiniz? Aynı çıkmaz sokak gibiydi.
Sanki ben o yöne attığım her adıma da tırmanmam için var olan duvarlar daha da uzuyordu.
Biliyorsunuz değil mi o durumu?
İşte ben onu 8 senedir yaşıyorum.
Sabah erkenden kalkmış kardeşimi de uyandırmış kahvaltımızı yapmıştık bu sırada da kardeşime dün olanları anlatmıştım. Ve planımı...
Her şeyi sessiz sedasız dinleyen kardeşim onun benim yanımdan gideceğini duyduğunda ortalığı darmadağın yapmıştı.
Benim yanımdan gitmek istemiyordu.
Bende kndan ayrılmak istemiyordum... Ama onu nasıl koruyacağımı da bilemiyordum.
"Lara'm" Dedim yere mutfakta kırdığı tabakların arasında oturup ağlayışlarının iç çekişlerine dönen kardeşime.
"Ablam... " Dedim.
"Civcivim benim... Bilmiyor musun seni koruyabikecek olsam oraya göndermeyeceğimi? "
Cevap, sessizlik.
Derin bir iç çektim.
"Sarı civcivim benim güzelim... Seni canımda çok seviyorum. Bana bir şey yaoacaklarını bilsem, hiç bir şey yapmaz aksine ne yapcaklarını beklerdim. Ama konu sen olunca... Ben ne yapacağımı bilemiyorum Lara. Lütfen beni daha da dara sokma. Söz veriyorum onları yakalafıktan sonra ilk işim seni yanıma almak olucak... " Sözümü yarıda kesti.
Kan toplamış olan gözleriyle gözlerime baktı.
"Ya sen onları bulmadan onlar seni bulursa? Ya seni de benden alırlarsa? Ya beni koruyacaksın diye kendi canından vazgeçersen? Abla ben o zaman ne yaparım...? Tanımadığım insanların içinde seni beklememi nasıl söylersin abla? "
Sorularına cevabım yoktu çünkü planlarımın tersi de olabilirdi. Bunu da düşünmüştüm ama düşünmemeyi tercih etmiştim. Olabilirdi hepsi olabilirdi.
Ve kahretsin ki elimden bir şey gelmiyordu.
"Ben... " Ne diyeceğimi bilemiyordum.
"Her şey olabilir Lara'm... Bir sürü seçenek var bu seçeneklerin en başında seni korumak var. Sen ailemin bana emanetisin.
Belki de her şey yoluna girer ve biz tekrar kavuşuruz? Bu da olabilir Lara'm hatta bunun olma ihtimali diğerlerinden daha fazla. Sen sadece benim gelmemi bekle ve bu sırada Lara gibi davran. Kimseye kendini ezdirme. Sen Harun ve Deniz Solmazel'in kızı benim de civcimsin. Sakın bunu unutma seni her zaman izliyor olacağız ne şekilde olursa olsun. "
Ailemiz bizi izliyordu. Bende Lara'yı izleyecektim ölü ya da diri ger şekilde...
Tekrar ağlamaya başladı.
"Abla veda eder gibi konuşma nolur. Abla nolur beni bırakma hep hatırla bak bana söz verdin tekrar geliceksin abla... Gelmezsen seni affetmem abla."
Diyip ayaklarına kırık parçalar girmesini umursamdan üzerinden basıp gitmişti. Mutfağı dağıtmıştı ama dağılan tek şey mutfak değildi.
Mecbur kaldıklarımız da can yakıyordu. Ve sinirle söylenen sözlerde... Bende insandım kalbim vardı. Çıkmazda olduğumu görmüyor muydu?
Onu korumak istediğimi bilmiyor muydu?
Beni nasıl anlamazdı?
Zaten omuzlarımdaki yük çoktu bunu bilmiyor gibi nasıl böyle konuşurdu?
Geri gelip gelmeyeceğimden emin olmadığımı da biliyordu. Her şeyin bir yanlış hamleye baktığını da biliyordu... Kalbimi kırdığını da biliyordu...
Kalkıp mutfağı toplamaya başladım.
Kırık tabakları topladım.
Dağılmış cam parçalarını toparladım. Bir kaçı elimi kezti umursamdım.
Kan damlaları halıya düştü umursamadım.
Etrafa dağılan kahvaltılıkları topladım. Bunları bulmak için ne kadar çalıştığım aklıma geldi. Şimdi hepsi halının üzerinde bir yerlere dağılmıştı.
Görünen büyük parçaları toplayıp kalanlarını elektrikli süpürge ile toplamıştım.
Keşke beni de toplayabilen bir şey olsaydı...
Mutfağı toparlamış eski haline getirmiştim.
İlk yardım dolabından iki tane yarabandı alıp masaya oturdum. Sol baş parmağımda ve yüzük parmağımın ucunda biri derin diğeri hafif olacak şekilde iki yara oluşmuştu.
Ben bantları açıp yapıştırmaya çalışırken, cebimdeki telefonun sesi duyuldu boş mutfakta.
Bandı baş parmağkma sarıp arka cabimdeki telefonu çıkardım.
Arayan Fırat'tı.
Evde bu kadar rahat konuşmamın sebebi bütün evi aradığımız içindi.
Ev neredeyse tamamen temizdi. Bir kaç şey hariç bir şey yoktu.
Telefonu açıp kulağıma koydum. Fırat de sinirliydi bana. Ama sesi sakindi.
"Fırat? " Dedim
"Bahar Hanım Ruyanla siz mi konuşucaksınız? "
"Evet Fırat. Evde bir kaç işim vardı onları hallettim. Az sonra gelirim. " Dedim.
Sessizlik oldu.
"İsterseniz... Ben depodan çıkmıştım sizi alabilirim? " Dedi.
Bana uyardı.
"Olur bana fark etmez. Kaç dakikaya burada olursun? "
"10 dakikaya oradayım Bahar Hanım." Dedi.
"Bak süre tutuyorum geç kalırsan ceza alırsın bilmiş ol. " Dedim alayına.
Ama o bunu ciddiye almıştı.
"9 dakika 30 saniye sonra oradayım Bahar Hanım. " Demiş ve kapatmıştı.
"Bu kadar ciddiye alacağını düşünmemiştim. " Dedim telefona bakarken. Son bantı da parmağıma yapıştırıp odama çekildim. Üzerimdeki kıyafetleri çıkarıp tekrar siyah pantolan ve siyah bir tişört giymiştim. Saçlarımı ayna karşısında bağlayıp kırmızı rujumu sürdüm. Evde ki halimi dışarıda asla gözstermezdim.
İçim darmadağın olsa bile.
Bir sırt çantasına telefon,cüzdan, anahtarlar ve kuzgun broşumu koydum. Odayı da toparlayıp son kez bakıp çıktım.
Lara'nın odası'nın kapısı kapalıydı.
Kapıyı tıklattım.
"Lara'm." Ne kadar kırgın olsamda onu böyle bırakamazdım.
O da bana sinirliydi anlaşılan.
Ses gelmeyince yavaşça açıp odaya girdim.
"Lara?" Lara'nın önünde bir valiz vardı. Lara da onun için kıyafet katlıyordu. Siniri geçmiş gibiydi yüz ifadesi.
"Ablam? Bakmıyacak mısın bana? " Yavaşça kaldırdı yüzünü.
"Abla? " Dedi az önce ki seslenişimi sonun da duymuş olmalıydı.
Oturduğu yataktan kalkıp önüme geldi. Mahçup bir ifade vardı yüzünde.
"Abla ben... Özür dilerim. "
Gülümsedim. Bu civcive asla kıyamıyordum.
"Sorun değil benim sarı civcivim... Ben gidiyorum bir şey olursa anında ara kapıyı kilitle ve delikten bakmadan asla açma kapıyı. " Dedim uyararak.
Oda gülümsedi eski haline sonunda dönmüştü.
"Tamam ablacım. " Korna sesi geldi. 10 dakika dolmuş ve Fırat tam zamanında gelmişti.
"Dikkat canım. "
"Sende ablam. " Dedi ve kıyafetlerini katlamaya devam etti.
Bende odasının kapsını kapatıp evden spor ayakkıbılarımı giyerek çıkmıştım.
Binadan çıktığımda Fırat'ı kolundaki saate bakarken buldum.
Yine bir takımın içindeydi.
Tam karşısına gelince,
"Bahar Hanım... Tam olarak 2 dakika 12 saniye geciktiniz. " Dedi ciddi ciddi.
Çenemi kaldırdım.
"Ben liderim Fırat iki dakikanın lafını mı yapıcaksın? " Diye sordum kaşlarımı çatarak. Oda kaşlarını kaldırdı.
"Siz yapmaz mıydınız? " Dedi sakinlikle.
"Beni tanımandan nefret ediyorum. " Dedim çünkü yapardım.
" Bence nefretinizi boşa kullanmayın Bahar Hanım, " Dedi.
"O nedenmiş? "
"Çünkü sizi her saniye daha da çok tanımak istiyorum. " Dedi.
Gözleri... Sadece bir yosun değil, boğulmak için yeterli bir denizdi.
Bir adım atıp ona yaklaştım aramızda sadece bir adım kalmıştı.
O ise sadece beni izliyordu.
"Sen beni tanıyamazsın Fırat. Sadece tanıdığını sanırsın herkes gibi. " Dedim. Gözlerine bakarak.
Oda gözlerimin en derinine bakarken,
"Burada ki tek hatanız beni herkes gibi görmeniz. Unutmayın Bahar Hanım ben herkes gibi değilim. " Dedi ve kenare çekilerek arabanın kapısını açtı.
İzleme sırası bana geçmişti.
Kaşlarımı kaldırdım.
Öyle mi?
Başıyla onayladı.
Öyle.
Arabaya geçip kapımı kapamasını izledim. Ben de bu sırada kemerimi takmış güneşlik makyaj aynasını açıp rujumu tazeledim.
Evde ki halim bu halimi tanıyamazdı ne kadar da canlı ve enerjik gözüküyordum.
Az önce hiç dağılmamış gibi.
"Bahar Hanım? " Dedi arabayı çalıştıran Fırat.
" He Fırat? " Dedim aynada ki yansımamı izlerken.
"Dalıp gittiniz. " Dedi.
"Oluyo bazen böyle. " Oysa ki içimdeki sesi dinliyordum.
Parmaklarıma baktı.
"Parmaklarınıza ne oldu? " Ben onları unutmuştum bile.
"Önemli değil boşver. " Dedim. Konuyu kapatmaktı amacım.
"Önemli olup olmadığını sormadım Bahar Hanım. Ne olduğunu sordum. " Dedi kesin bir dille.
"Of Fırat bir kaç tabak kırılmıştı onu toplarken kesildi. Oldu mu rahatladınız mı Kralım. " Diye sordum göz devirerek.
"Hayır rahatlamadım kraliçem. Daha dikkatli olsaydınız rahatayabilirdim. "
Dedi ciddiyetle.
"Tamam Fırat dikkatli olurum bu kadar önemli bir şey değil. " Dedim.
Sadece göz ucuyla baktı. Bir şey demedi. Sessizlik içinde süren farklı bir yoldan farklı bir arabayla yolculuğa devam ettik.
Saat daha erkendi aslında.
Bu sefer ki yol daha yakında depoya hem gidiş hem gelişi bu yoldan yapıcaktık bugün.
"Sizi kim takip ediyor Bahar Hanım? " Dedi dikiz aynasına bakan Fırat.
Dünkü olayda kalmış olmalıydı aklı.
"Fırat... Biz bir oyunun içindeyiz farkındasın değil mi? " Diye sordum.
Sessizliği ile onayladı.
"Ben bu oyunda ki kuralları kendim yazabilmek için bu oyunun kurucusunu tanımam gerek. Bunun da farkındasın değil mi? "
Yine sessizlik. Yola odaklanmıştı.
Bana baktı sonra yola devam etti.
"Savaş kurallarının ilkini söylediniz Bahar Hanım. İlk hamle her zaman düşmanını tanımaktır. " Dedi yola bakarken.
"Sen nereden biliyorsun? " Diye bir anlık soruvermiştim.
"Babanız Bahar Hanım. Bana kendi babamın öğretemediklerini öğretti. " Dedi.
"Tabi bazılarını da ben öğrendim. " Dedi devam ederek.
"Anladım... " Banada babam öğretmişti.
"Bu oyunun kurucusu şah oluyor siz o zarfı ondan aldınız... " Dedi düşünceli ifadesiyle.
"Evet. O yollamış her adımım kayıt altındaymış belki seninle konuştuğumuz bile kayıt altındadır." Dedim omuz silkerek.
"Bu araba temiz Bahar Hanım. " Dedi yani hiç bir şey yok.
" Kendi evimi de temiz zannediyordum. " Dedim. Umursamazca.
Yoldan bakışlarını çekip bana odaklandı kısa bir an.
"Onlar sizin evinize kadar geldi mi? Ve siz hâlâ o evde mi kalıyorsunuz? " Dedi sakin bir şaşırmayla.
"Evet gelmiş Fırat... Ve evet o evde kalmaya devam edicem. Korkup kaçacağımı düşünüyorlar hem ilk bana değil Lara ya saldırıcaklar. "
"Ne yapmayı düşünüyorsunuz? " Diye sordu.
"Fırat, onlara öyle bir oyun kurucam ki... Onların hepsine karşı sadece bir kuzgun olucak ve hepsinin ölüm emrini de o kuzgun vericek. " Dedim kararlılıkla. Kuzgun diye bahsettiğim diğeriydi. İçimdeki o sesten bahsediyordum.
"Daha önce de dediğim gibi Bahar Hanım o kuzgun onların ölüm emrini verdiğinde ben her zaman yanınızda olup zevkle izleyeceğim. " Dedi dudağının köşesindeki küçük gülümsemesiyle.
***
"Konuş artık kim bu kael?! "
İşkence odasındaydık. Ve Ruyan sadece susuyor ve izliyordu.
Arkamda Fırat ve Alp vardı sadece.
Hâlâ susup beni izliyordu.
"Bahar'ım izin verir misin? " Dedi arkamda ki Alp.
Diğerleri yukarıda atış yapıyor kendilerini güçlendiriyordu. Biz ise burada bunu konuşturmaya çalışıyorduk.
"İzin senin. " Dedim Ruyan'a bakarken.
Bir adım geri çekildim. Meydan ikisine kalmıştı. Alp ve Fırat birbirlerine baktı.
Sen mi ben mi?
Diyorlardı o bakışlarda.
Fırat eliyle Ruyanı gösterdi.
Sen önden buyur.
Ben kenardan izliyordum.
Alp yakasını düzelti. Ve birden adamın çenesine yumruk attı. Ama ne yumruk? Bir kırılma sesi geldiğine emindim.
Ruyan'ın yüzü yana dönmüş elleri bağlı olduğu için kendini toparlaması uzun sürmüştü.
Alp boğazını temizleyip meydanı Fırat'a bıraktı. Fırat, Alp'den bile uzun ve kalıplıydı.
Fırat hiç bir şey yapmadan adamın biraz toparlanmasını izledi. O sırada Alp yanıma gelmiş gerisini tamamen Fırat'a bırakmıştı.
"Kael kim? " Dedi ürpertici ses tonuyla.
Ruyan güldü.
"Beni dövdürerek mi konuşturmayı düşünüyorsun Bahar? " Dedi bana bakarak Ruyan.
Fırat bunu duyar duymaz sert bir yumruk daha atttı.
"Bahar değil. Bahar Hanım düzgün konuşucaksın!" Dişlerinin arasından neredeyse tıslıyarak konuşmuştu.
Ağzından kan gelmişti.
Yere tükürdü.
İğrençti.
Biraz daha temiz olabilirdi.
Ellerimi birbirine geçirip dimdik durdum her zaman ki gibi.
"Beni hiç tanıyamamışsın Ruyan. " Dedim cık'lıyarak.
"Şimdi iste konuşursun, " Dedim tam karşısına geçerek.
"Ya da kuzgunlarıma yem olursun. " Dedim omuz silkerek.
"Yani bilinir ki bende teklif vardır ısrar yoktur... Seç birini. " Dedim.
Kuzgun olayını Alp de ve Fırat da bilmediği için bana şaşkınlıkla bakmışlardı aynı anda.
Onlara boş boş baktım. Eğer kafam atarsa bu adamı köpek balıklarına da yem edebilirdim.
Bunu yeni öğrenmiş olmazlardı.
Gerçi bu surat ifadeleri yeni öğrendiklerinin kanıtıydı.
Gülme sesi geldi.
"S-sen mi beni kuzgunlara yem ediceksin? " Dedi Ruyan gülerek.
Bende sevimli olduğunu düşündüğüm tatlı bir gülümseme sundum. Çok tatlı.
"Kararın nedir? " Ben fikirleri değerlendiren bir insandım.
Hâlâ ciddi olduğumu görünce,
"Şaka mı yapıyorsun? " Dedi şüpheyle.
Omuz silktim tekrardan.
"Eğer cavabın beni tatmin etmezse... Şaka yapmadığımı acı bir şekilde öğrenirsin Ruyan. "
Sustu.
"Suskunluğun beni tatmin etmiyor Ruyan. Bir cevap ver! Kael kim?!"
Yüzünde ki maskeyi merak ettiği için Kağan açmıştı. Ama sonra merak edilecek bir şey olmadığını görüp tekrar kapatmıştı Ruyan'ı buraya getirirken. Tabi biz yine açmıştık.
"Kael... " Dedi. Düşünceli tavrıyla.
Derin bir nefes aldı sonrasında. Burnundan akan kan... Dişlerinden gelen kanla birleştiğinde zaten kötü olan yüzü daha da çekilmez olmuştu.
Tekrar konuştu. Sonunda tatmin edici bir konuşma yapmıştı.
"Kael Avar." Dedi.
"Kim bu Kael Avar? " Dedi yanımda ki Alp sakinlikle. Ruyan başını kaldırdı sadece bana bakıyordu.
"Dördüncü piyon. En tehlikelilerinden biri değil ama en sessizidir. Görünmez gibi yaşar, izini sürmek neredeyse imkânsızdır. Herkes onu küçümserdi, ama ben değil. Sessizlik, bazen bağırmaktan daha çok şey anlatır Bahar." Dedi sonra Fırat ona tekrar yönelince kanlı dişlernin arasından,
" Bahar Hanım, onu ne kadar erken bulursan, o kadar çok cevaba ulaşırsınız." Dedi.
Tam konuşucaktım ki,
"Başka bir şey bilmiyorum... Gerisini bulmak size kalmış. " Dedi.
Fırat'a ve Alp'e bakındım. Onlarda bana.
"Babamın suikastinde ki rolün neydi?" Diye sordum.
Suratım da ki gülümseme bu soruyu sorduğum anda gitmişti. Evet bu adamın da parmağı vardı ama ne olduğunu bilmiyordum. Ya da bilmemezlikten geliyordum.
"Ben... " Dedi. Devam etmedi. Edemedi.
"Ne sen? " Dedim sakinlikle.
"Kolay bir soru sordum... Ailemin ölümündeki yerin neydi?! Cevabı bu kadar zor olmamalı sonuçta gözünüzü bile kırpmadınız o suikasti yaparken. " Bu kadar nasıl sakin kalabiliyordum. Bunları soran ben miydim? Yoksa o muydu? Ben anlayamıyordum. Konuşan kimdi?
"Bizim amacımız ailen değildi aslında... " Dedi. Az önceden bu yana kafası dik olan Ruyan'a şuan ne olmuştu?
Kafamı salladım.
"Sizin amacınız beni öldürmekti değil mi? " Diye sordum. Bunu bilen sadexe ben ve Fırattık. Bu iki kişiye üçüncü olarak Alp eklenmişti.
"Ne?! " Diye milli tepkisini verdi Alp.
"Bu adamların hedefi sen miydin? " Dedi. Sinirlenmişti.
Ona döndüm.
"Evet... Bu adamların asıl amacı bendim beni öldürecek babama göz dağı vermeye çalışacaklardı. Ama işler tersine döndü ve ailemi öldürdüler. " Ruyan'a baktım yüzü yere dönüktü.
"Başınız da ki kişi yanlışlıkla ailemi öldürdüğü için kaçtı. Çünkü bu yer altında yasaktı... Onu bulamayacakları bir yere saklandı. Başınızdaki kişi tüm aileyi öldürdüğünü sandı fakat iki kişi hayatta kalmıştı o ailede. O kişilerden birisi o kadar gözü karaydı ki... Önce ki masayı yıkıp kendi masasını kurma emrini vermişti. Yer altı benimle birlikte tekrar uyandı. Başınızdaki kişi Tarık'ı yakaladığım anda diğerlerindem farklı olduğumu anladı... Beni izlediğini söylüyor. Dinlediğini ve her adımımın kayıt altına alındığını söylüyor... Eğer beni dinliyorsa her adımımı kayıt altına alıyorsa... Onun için tahmin bile edemeyeceği bir son hazırladım... Öyle ki bu zihin savaşını başlattığına bin pişman olucak. "
Ruyan başını yavaşça kaldırdı.
"Ya son olmadan o seni bulursa? Bahar, onun hiç şakası olmaz hiç tanımafım ya da görüp duymadım. Ama karanlığı herkesi ürkütüyor. " Dedi. Fırat bir yumruk daha çaktı.
Ruyan uyarıyı anlamıştı.
"Bahar Hanım... " Dedi Ruyan devamını getirmedi.
Omuzlarımı dikleltirdim. Hep karanlık diyorlardı. İçimde ki karanlıktan haberleri yoktu...
"Çok karanlık öyle mi Ruyan? "
Başını salladı.
"Tahmin bile edemeyeceğiniz kadar Bahar Hanım. " Dedi kararlılıkla.
Son kelimeleri bastırarak söylemişti.
Parmaklarımı kıtlattım.
"İyi o zaman bizde karanlığa karanlık ile karşılık veririz. " Dedim ve bir yumrukta ben atmıştım.
Ben yumruklara devam ederken,
"Bahar'ım telefonun çalıyor. " Dedi. Masaya koyduğum çantamı işaret ederek.
Son olarak çenesine attığım yumrukla durmuştum.
"Alp siz devam edin benim sinirim daha geçmedi." Dedim. Ellerimin kanaması umrumda değildi.
Onaylayıp sırayla Ruyan'a vurmaya devam ettiler.
Bayılmak üzere olan Ruyan'a.
Çantamdan telefonumu çıkarıp arayana baktım.
Lara'm arıyordu. Daha fazla bekletmeden, " Biraz sessiz vurun şuna! " Diyip açtım telefonu.
İkide bir kırılma sesi duymak zorunda değildim.
"Efendim Lara'm? " Dedim.
"Abla... " Dedi sesinde şaşkınlık vardı.
"Ablacım ne oldu? " Bu sırada Alp ve Fırat'ı durdurmuştum.
"Ablam eve gelir misin? Burası biraz fazla kalabalık oldu da." Demişti kısık sesle.
"Ne oldu ki? "
***
"Bu kadar insanın evimde ne işi var? "
Feride hanım dediğini yapmıştı. Bu kadına güvenmekle doğru bir karar vermiştim.
Ama ben bu kadar insanı eve nasıl sığdırdığını hâlâ anlayamıyordum.
"Kuzum... "
"Feride hanım ben bu kadarını istemedim ki bir iki aile büyüğü olsa yeterdi konuşmam için. " Dedim bıkkınlıkla. Mutfaktaydık.
"Kuzum zaten hepsi aile büyüğüdür. Çok az genç var görmedin mi? "
Derin derin nefes aldım.
"Tamam Feride Hanım teşekkür ederim dediğimi yaptığınız için. " Dedim. Sonuçta dediğini yapmıştı. Düşük yüzü bir anda şenlendi. Gülümsedi.
"O ne demek kuzum sen iste ben elimden gelen her şeyi yaparım. " Dedi. Elinden gelmeyene bile uğraşcağına emindim.
"İçeri geçelim Feride Hanım. İki zıt kutup var içeride. Benim bir çift sözüm var hepsine. " Dedim sinirle. Şimdi olduğu gibi önceden de birleşselerdi hiç bir sorun olmayacaktı.
Bazı şeylerin değeri gittikten sonra anlaşılıyordu. Buna örnek olarak içeride suskunlukla oturmuş insanları verebilirdim... Kimi evi inceliyordu kimi ise birbirine ters bakışlar atarak kavga ediyordu.
Mardin'den gelenler neredeyse hepsi esmer tenliyken Trabzondan gelenler açık tenliydi. O kadar zıtlardı ki... Canım kardeşim bu zıtluğa dayanamamış olmalı ki elini çenesine atıp bir köşede sessiz sedasız etrafı inceliyordu. Her gelen de ilk önce evi inceliyordu...
Feride Hanım zeki bir kadındı. Bu evin önünde sadece bir araba vardı. Şüphe edilebilecek kadar çok araba yoktu. Bu iyi bir şeydi.
Salona önde ben arkamda Feride Hanım dimdik bir şekilde girdik. Bakışlar benim üzerime toplanmıştı. Trabzondan gelenlerin çoğunun bakışları Lara'daydı.
Anneme çok benziyordu.
Mardinden gelenlerin ise bakışları benim üzerimdeydi.
Babama çok benziyordum.
Yan yana oturmuş iki kişi vardı başta. Mazhar Ağa ve bir adam.
Tam ortada durup konuşmamı başlattım.
"Ben Bahar... " Kardeşimi gösterdim.
"Orada oturan benim kardeşim Lara... Belki tanımıyorsunuzdur diye tanıtmak istedim." Dedim.
Gözlerine bakarak. Şemiranî Aşireti az çok tanıyordu ama diğerlerinin bizi tanıdığını hiç düşünmüyordum.
"Biz Harun Solmazel ve Deniz Velioğlu'nun çocuklarıyız. Emin olun ki 24 senedir nasıl yoksanız bundan sonrada benim için hiç bir şey olmayacaktınız. Olmicaksınız da...
Ben sizi buraya kendim için değil kardeşim için topladım. Benim canımın bir önemi yok. Ama kardeşimin canı herşeyden daha değerli. " Dedim.
Sarı civcivime bakarak. Gülümseyerek izliyordu beni. Tekrar diğerlerine döndüm. Birbirlerine bakıyorlardı.
"Size açıklayamıyacağım bir durumun içerisindeyim. Babam bir keresinde,
'Bir gün güç kazanırsan önce zaafını sakla. Çünkü herkes önce kalbine nişan alır. ' Demişti. Haklıydı. Ben kazandım ve kaybetmemek için hayatım boyunca hiç görmediğim sizlerden yardım isteyeceğim ve tekrar söylüyorum bu benim için değil kardeşimin canı için yoksa hepiniz benim için boşluktan ibaretsiniz. " Dedim.
Feride hanımın gözleri dolmuştu.
Mazhar Ağa belli ki ne yapacağını bilemiyordu.
Herkes birbirinr bakıyordu. Velioğullarından bir kadın ise direkt bana bakıyordu.
"Peki ya sen? " Dedi. Kaşlarım çatıldı.
Devam etti.
"Sana ne olucak? Biz evlatlarımızın emanetlerini tabi ki koruyacağız. Siz Velioğulların'ın torunlarısınız... Kardeşini korurken ya sana sahip çıkamazsak? Sana ne olucak Solmazel kızı? " Diye sordu. Şivesi kıyafetleri tam kendi memleketlerine özgüydü. Kafamı olumlu olarak salladım.
"Beni düşünmenize gerek bile yok hanımefendi. Siz kardeşimi koruyun yeter... Ben kendimi bu 8 senedir yeterince korudum. Yeterince şeyin altından bileğimin hakkıyla ayağa kalktım... " Dedim o kadının gözlerine bakarken. Annem gibiydi.
"Ben bozkurttan sonra gelen kuzgunum... Babamın ve annemin sizlere olan kırgınlığını her gün gördüm... Ben Harun Solmazel'in Kuzgunu Deniz Solmazel'in Bahar'da açmış ilk çiçeğiyim. Ben kendime sahip çıkarım. Siz ise bunca senedir yapmadığınız şeyi yapıp benim kardeşime sahip çıkacaksınız. Onun tek bir eksikliği olmayacak, travmaları hatırlatılmayacak, bunca yıldır onu nasıl mutlu etmek için çalıştıysam sizde öyle yapıcaksınız. " Dedim tehditkâr sesimle.
"Ha diyelim bunlar benim istediğim gibi olmadı. Kardeşimin gözünden yaş döküldü, mutluluğundan bir şey eksik olduğunu fark ettim ya da tenin solgunluğunu fark ettim... " Sözümü tamamlamadan bu seferde Mazhar Ağa'nın yanında ki adam atladı konuşmaya.
"Asla böyle bir şey olmaz... " Elimle durdurdum.
"Ben daha sözümü bitirmedim! " Diye sesimi bir tık yükselterek.
" Kardeşimin kalbinin sıkıştığını hissedersem... Ne Velioğulları adlı köklü aileniz kalır geride ne de Şemiranî Aşireti... Hepinizi kuzgunlara yem eder zevklede izlerim. Sakın benim uyarılarımı ciddiye almamazlık yapmayın, " Dedim son cümlemi söylerken güzel bir gülüş sundum hepsine.
"Çünkü iş işten geçerse keşke yapmasaydık der ayaklarıma kapanırsınız. Bu da size bu konuda ki son uyarımdır. Karar sizin..." Dedim ve ellerimi çıparak gülümsedim. Hepsi birbine bakıyor bana korkuyla bakıyordular.
"Kabul edeceğinizi biliyordum sevgili aileler. " Dedim. Birden her şey dondu. Az önce ki konuşmalar... Hepsi benim ağzımdan mı çıkmıştı?
******
Bu bölümde Bahar bir kez daha "güç" kelimesinin ne anlama geldiğini sorguluyor. Bazen liderlik; hayatta kalmak değil, herkesin gözünün önünde ölmeyi göze almaktır.
Kalemim, Bahar’ın kalbinden geçeni size ulaştırdıysa… doğru yoldayım.
Her kelimede saklı bir sır var.
Ve bu sırlar… henüz yeni başlıyor.
Keyifli okumalar :)
- F. G. Ş
