23. bölüm · AZAZEL
23.BÖLÜM
.................MAVİ LALE................
Efsun
Aynanın karşısında durup kendime baktım.
Bir süredir ilk defa kendi yansımamı bu kadar uzun süre inceliyordum.
Elbisemin üzerinde ellerimi gezdirdim.
Bugün vereceğim kararın ağırlığı, üzerimde taşıdığım kıyafetten çok daha ağırdı.
Aynadaki kadına baktım.
"Gerçekten bunu yapacak mısın?"
Kendi kendime sorduğum soruya cevap vermedim.
Çünkü cevabı biliyordum.
Tam o sırada dışarıdan araba sesleri geldi.
Başımı pencereye çevirdim.
Perdeyi hafifçe kaldırıp aşağı baktım.
Konağın önünde birkaç siyah araba durmuştu.
Öndeki arabadan Vural indi.
Etrafı kısa bir süre kontrol ettikten sonra arka tarafa geçti.
Arka kapıyı açtı.
Ve Azazel arabadan indi.
Bakışlarım istemsizce onun üzerinde kaldı.
Üzerinde siyah, kusursuz kesimli bir takım elbise vardı. Beyaz gömleğinin yakası hafifçe açıktı. Saçları her zamanki gibi özenliydi. Yüzündeki rahat ifade ise insanı sinirlendirecek kadar kendinden emindi.
Bir an onu baştan aşağı süzdüm.
Gerçekten de...
Yunan tanrıları gibi görünüyordu.
Sonra kaşlarımı çattım.
"Saçmalama Efsun."
Perdeyi biraz daha kapattım.
"Sanane adamdan?"
Tam tekrar aşağı baktığımda ceketinin sol göğsündeki küçük ayrıntıyı fark ettim.
Mavi bir lale.
Bir an durdum.
Mavi lale...
Sanki benim hangi rengi giydiğimi biliyormuş gibi ceketine mavi lale koymuştu.
Üstelik en sevdiğim çiçekti lale.
"Ben fazla düşünüyorum."
Başımı iki yana salladım.
"Tesadüftür."
Tam perdeyi bırakacaktım ki Azazel başını kaldırdı.
Bakışları doğrudan benim bulunduğum pencereye çevrildi.
Gözlerim büyüdü.
Hemen perdeyi çektim.
Sırtımı pencereye yasladım.
Ellerimi kalbimin üzerine koydum.
"Görmemiştir ya."
Bir saniye sustum.
"Yok, yok... görmemiştir."
Ama merakıma yenildim.
Perdeyi hafifçe araladım.
Azazel hala pencereye bakıyordu.
Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir sırıtış vardı.
"Adi herif..."
Perdeyi tekrar kapattım.
Ama bu kez yüzümde istemsiz bir gülümseme oluşmuştu.
Aşağıdan kapının açılma sesi geldi.
Babam onları karşılamıştı.
Sesler konağın içine yayılırken ben birkaç dakika daha odamda kaldım.
Sonunda kapım çalındı.
İçeri çalışanlardan biri girdi.
"Efsun Hanım, babanız sizi aşağı
çağırıyor."
Başımı salladım.
"Tamam."
Merdivenlerden aşağı inerken salondaki konuşmalar giderek daha net duyulmaya başladı.
Son basamağa geldiğimde bütün bakışların üzerimde toplandığını hissettim.
Başımı kaldırdım.
Babam oradaydı.
Nermin Hanım oradaydı.
Sahra da...
Bakışlarını üzerime dikmişti.
Yüzündeki kıskançlığı görmek hiç zor değildi.
Ona baktım.
Ve sadece gülümsedim.
Sonra hiçbir şey olmamış gibi babamın yanına doğru yürüdüm.
Fakat birkaç adım sonra başka bir bakışı hissettim.
Azazel.
Gözleri üzerimdeydi.
Önce yüzüme, sonra elbiseme baktı.
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
İçimden söylendim.
"Adi herif... Nasıl da gülüyor."
Sonra üzerimdeki elbiseye baktım.
Mavi...
Üzerinde küçük çiçekler bulunan mavi bir elbise.
Az önce gördüğüm mavi lale ile aynı renk.
Kalbim bir an hızlandı.
Çünkü bu elbisenin anlamını yalnızca Azazel ve ben biliyorduk.
Bu mavi elbise...
Benim kararımı verdiğim anlamına geliyordu.
Anlaşmayı kabul etmiştim.
Ve dolayısıyla...
Azazel ile evlenmeyi kabul etmiştim.
♠️🌹♣️
Dört Saat Önce
Eve geldiğimde babam daha kapıdan girer girmez karşıma çıktı.
Yüzündeki ifade hiç hoşuma gitmemişti.
"Neden Azazel'le görüştün?"
Çantamı koltuğun üzerine bıraktım.
"Size neden söyleyeyim?"
Babamın kaşları çatıldı.
"Efsun."
Tam o sırada Sahra araya girdi.
"Onunla ne konuştun?"
Başımı Sahra'ya çevirdim.
"Gerçekten öğrenmek mi istiyorsun?"
"Evet."
Rahatça koltuğa oturdum.
"Direkt bana evlenme teklifi etti."
Odadaki sessizlik bir anda ağırlaştı.
Babamın yüzü değişti.
"Ne demek evlenme teklifi etti?"
Omuz silktim
.
"Gayet basit."
Bir an durdum.
"Benimle evlenir misin, dedi."
Sahra hemen babama döndü.
"Baba... onunla ben evlenmeyecek miydim?"
Ona baktım.
"Sen Cenk'le evlenmeyecekmiydin?"
Sahra bana döndü.
"Neden birdenbire Azazel'le evlenmek istiyorsun?"
Sahra küçümseyen bir ifadeyle bana baktı.
"Sana ne?"
Sonra dudaklarını büktü.
"Hem bana ne o salaktan?"
İçimden gülümsedim.
Para için Azazel'le evleniyorum, demiyorda.
Ama gerçeği anlamıştım.
Cenk'in bugün neden gelip beni affetmem için yalvardığını da şimdi daha iyi anlıyordum.
Bu düşmanlığın evlilikle biteceğini öğrenmişti.
Sahra'nın da bunu öğrenir öğrenmez Azazel'le evlenmeyi kabul edeceğini biliyordu.
Şansını bende denemişti.
Belki de beni saf dışı bırakabileceğini düşünmüştü.
Babam bana döndü.
"Kabul edeceksin, Efsun."
Başımı kaldırdım.
"Asla."
"Edeceksin."
Sesi daha da sertleşti.
"Bu düşmanlığı kendi aleyhine kullanacak. Masada ben kabul ettim ama Cihangir'in kızı kabul etmedi diyecek."
Bir an sustu.
"Masayı bana karşı kıskırtacak."
Sonra gözlerini gözlerime dikti.
"Kabul edeceksin."
Başımı iki yana salladım.
"Etmeyeceğim."
"Efsun..."
"Hayır."
Babamın sesi bu kez daha ağır çıktı.
"Bu ailenin daha fazla kayıp vermemesi için kabul edeceksin."
O an sustum.
Bir süre düşündüm.
Madem bu evlilik bu kadar önemliydi...
Madem herkes benim vereceğim cevaba göre hareket edecekti...
O zaman bu oyunu kendi aleyhime değil, kendi lehime çevirebilirdim.
Başımı kaldırıp babama baktım.
"Tek bir şartla kabul edeceğim."
Babam kaşlarını çattı.
"Ne şartı?"
Gözlerimi ondan ayırmadım.
"Annemin yüzde yirmi beş hissesini istiyorum."
Babamın yüzündeki ifade değişti.
"Efsun, o yüzde yirmi beş hisse zaten sende."
"Biliyorum."
Sonra sakince ekledim:
"Yüzde yirmi beşini daha istiyorum."
Babam sustu.
"Yani toplamda yüzde elli hissem olacak."
Odadaki sessizlik yeniden çöktü.
Bu kez kimsenin verecek cevabı yoktu.
Çünkü ilk defa babamın kurduğu oyunun kurallarını ben değiştiriyordum.
♣️🌹♠️
Şimdiki Zaman
Salondaki herkes yerini almıştı.
Kimse benimle Azazel arasındaki gizli anlaşmanın ayrıntılarını bilmiyordu.
Onlar için ortada yalnızca iki düşman ailenin arasındaki savaşı bitirecek bir evlilik vardı.
Babam masanın üzerindeki küçük kutuyu aldı.
Kutuyu Azazel'e uzattı.
Azazel kutuyu aldı.
Sonra bana doğru yürüdü.
Salondaki bütün bakışlar üzerimizdeydi.
Yanıma geldiğinde kutuyu açtı.
İçinde sade ama zarif bir yüzük vardı.
Azazel yüzüğü eline aldı.
Gözlerimiz buluştu.
O an ikimiz de aynı şeyi düşündük.
Bir yıl.
Anlaşmanın gizli maddeleri.
Ayrı odalar.
Bir yılın sonunda boşanma.
Ve yirmi milyon dolar.
Bunların hiçbirini burada kimse bilmeyecekti.
Azazel yüzüğü parmağıma geçirirken yalnızca benim duyabileceğim kadar alçak bir sesle konuştu.
"Artık geri dönüş yok."
Ona baktım.
"Senin için de yok."
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
Sonra başını kaldırıp herkesin duyabileceği normal bir sesle konuştu.
"Sanırım artık ailelerimizin anlaşması tamamlandı."
Babam memnuniyetle başını salladı.
Sahra ise gözlerini yüzüğümden ayıramıyordu.
Ben elimi yavaşça geri çektim.
Parmağımdaki yüzüğe baktım.
Kimse onun ardındaki gerçeği bilmiyordu.
Herkes bunun gerçek bir evlilik olduğunu sanıyordu.
Herkes Azazel'in benimle gerçekten evlenmek istediğini düşünüyordu.
Oysa yalnızca Azazel ve ben, bu yüzüğün ardındaki gerçek anlaşmayı biliyorduk.
Ve belki de en tehlikeli olan buydu.
Çünkü herkes bizim evleneceğimizi biliyordu...
Ama kimse bu evliliğin arkasındaki oyunu bilmiyordu.
