16. bölüm · AZAZEL

16.BÖLÜM

Şevval Demir

.............ÇİÇEKÇİ DÜKKANI............

Çiçekçi dükkânının içi her zamanki gibi mis gibi kokuyordu.

Efsun elindeki budama makasıyla beyaz güllerin kuruyan yapraklarını temizliyordu.

Sabah yaşananlardan sonra ilk kez biraz olsun sakinleşebilmişti.

Tam o sırada kapının üzerindeki zil çaldı.

Çın...

Kapı açıldı.

Efsun arkasını dönmeden konuştu.

"Hoş geldiniz."

Bir saksıyı düzelttikten sonra başını kaldırdı.

Ve olduğu yerde donup kaldı.

Kapının önünde Azazel ve Vural duruyordu.

Dışarı baktığında ise üç siyah araç ve dükkânın önünü tutan onlarca koruma gördü.

Kaşlarını çattı.

"Siz?"

"Burada olmanız bir sorun olduğu anlamına mı geliyor?"

Tam o sırada arka taraftan Larin geldi.

Elinde kırmızı güllerle dolu bir saksı vardı.

"Efsun, bunlara baksana! Çok güzel büyümüşler..."

Başını kaldırdı.

Önce Azazel'e...

Sonra Vural'a...

En son Efsun'a baktı.

"Sen..."

"Masanın yeni sahibi değil misin?"

Azazel başını salladı.

"Evet."

Larin kaşlarını kaldırdı.

"Peki burada ne arıyorsun?"

Azazel sakin bir şekilde cevap verdi.

"Az önce kuzenin de aynı soruyu sordu."

Bir saniye bekledi.

"Çiçek almaya geldim."

Efsun'un ağzı açık kaldı.

"Çiçek mi?"

"Çiçek."

Vural arkasında gülmemek için dudağını ısırıyordu.

Efsun şüpheli gözlerle baktı.

"Ciddi misin?"

Azazel yüzünü buruşturdu.

"Tabii ki hayır."

"Ceketimi almaya geldim."

Efsun birkaç saniye düşündü.

Sonra hatırladı.

"Haa..."

"Doğru."

Larin merakla baktı.

"Ne ceketi?"

Efsun hemen geçiştirdi.

"Sonra anlatırım."

Kasaya doğru yürüdü.

Tezgâhın arkasına geçti.

Eğilip bir şey aldı.

Ayağa kalktığında elinde siyah bir ceket vardı.

"Dün için teşekkürler."

Ceketi Azazel'e uzattı.

Azazel tam ceketi alacaktı ki...

PAT!

Bir silah sesi duyuldu.

Sonra ikinci...

Üçüncü...

Dükkânın bütün camları aynı anda paramparça oldu.

Efsun çığlık attı.

Larin refleksle yere çöktü.

Azazel ve Vural ise saniyesinde silahlarını çekmişlerdi.

Kurşunlar içeriyi taramaya başladı.

"Yere yatın!"

Vural bağırdı.

Efsun ve Larin hemen kalın duvarın arkasına saklandı.

Azazel kapıya yönelip ateş açmaya başladı.

Vural da ona destek veriyordu.

Azazel belindeki ikinci silahı çıkardı.

Ve Efsun'a fırlattı.

"Al!"

"Kendini koru!"

Efsun şaşkınlıkla silaha baktı.

"Ne bakıyorsun?"

"Adamları vurmaya başlasana!"

"A-Ama..."

"Ben silah kullanmayı bilmiyorum!"

Azazel bir an durdu.

Şaşkınlıkla ona baktı.

"Ciddi misin?"

"Bir mafya liderinin kızı nasıl silah kullanmayı bilmez?"

Efsun cevap veremedi.

Azazel hemen Larin'e döndü.

"Sen biliyor musun?"

"Evet."

"Ama silahım yok."

Azazel bağırdı.

"Vural!"

"Yedek silahını ona ver!"

Vural hemen şarjörü kontrol etti.

Silahı Larin'e fırlatmadan önce konuştu.

"Kullanmayı bildiğine emin misin?"

"Bu oyuncak değil."

Larin gözlerini devirdi.

"Verecek misin artık şu silahı?"

Azazel yeniden bağırdı.

"Vural!"

"Silahı ver!"

"Bende Efsun'u yanıma alacağım."

Silah Larin'in ellerine geçti.

Genç kız profesyonel bir şekilde kontrol etti.

Şarjör...

Emniyet...

Mermi yatağı...

Tık.

Hazırdı.

İlk ateşini yaptı.

Karşıdaki adamlardan biri karnını tutarak yere düştü.

İkinci atış.

Başından vurulan adam olduğu yere yığıldı.

Vural'ın gözleri büyüdü.

Larin ona dönüp göz kırptı.

"Ne oldu?"

"Hayran kalmış gibisin."

Vural istemsizce gülümsedi.

"Yalan yok."

"İyisin."

Tam o sırada Azazel'in sesi yükseldi.

"Birbirinize yürümeyi bitirdiyseniz beni koruyun!"

İkisi de yeniden ateşe başladı.

Azazel fırsatı değerlendirip Efsun'un yanına geldi.

Elindeki ceketi aldı.

Sonra genç kızın omuzlarına koydu.

Ayağa kaldırdı.

"Benim yanımda kal."

"Ve sakın ayrılma."

Efsun'un gözleri dolmuştu.

"Bunlar..."

"Babamın en iyi adamları."

"Buradan çıkamazsak hepimiz öleceğiz."

Azazel'in bakışları değişti.

"Ne dedin?"

"Duydun."

"Bunlar babamın adamları."

Azazel birkaç saniye düşündü.

Sonra sordu.

"Başka çıkış var mı?"

Efsun hemen başını salladı.

"Arka tarafta."

"Oradan çıkabiliriz."

"Tamam."

"O zaman oradan çıkacağız."

Azazel telsize uzandı.

"Vural."

"Arka kapıya araç getir."

"Adamlar bizi oyalarken çıkıyoruz."

"Tamam abi."

Dakikalar süren çatışmanın ardından geri çekilmeye başladılar.

Tam çıkışa yaklaşmışlardı ki...

"Siktir!"

Larin bağırdı.

"Mermim bitti!"

Silahı yere attı.

"Benimki de bitmek üzere!"

Vural bağırdı.

Azazel sertçe konuştu.

"Çıkışa gelin!"

Tam o sırada bir kurşun geldi.

Larin'in kolunu sıyırarak geçti.

"AAAH!"

Efsun arkasına döndü.

"LARİN!"

Koşmaya başladı.

Ama Azazel onu bırakmadı.

Kolundan çekti.

"Hayır!"

"Larin!"

"Onun yanına gitmem lazım!"

"Merak etme."

"Vural onu getirir."

Birkaç saniye sonra arka kapıya ulaştılar.

Araç hazır bekliyordu.

Azazel kapıyı açtı.

Efsun'u içeri bindirdi.

Kendisi de karşısına oturdu.

Efsun panikle etrafa baktı.

"Larin nerede?"

"Hani gelecekti?"

"Hepsi benim yüzümden..."

"Onu buraya çağırmasaydım yaralanmayacaktı."

"Birazdan gelirler."

Azazel'in sesi sakindi.

Tam o sırada kapı açıldı.

Vural içeri girdi.

Kucağında Larin vardı.

Efsun'un yanına oturttu.

Sonra kendisi Azazel'in yanına geçti.

Araç hızla hareket etti.

Efsun hemen kuzenine sarıldı.

"Larin!"

"Nasılsın?"

Larin yüzünü buruşturdu.

Ama yine de gülümsedi.

"Ben den bu kadar kolay kurtulacağını mı sandın?"

Efsun'un gözleri doldu.

"Deli kız."

"Senden kurtulmak isteyen kim?"

Sonra başını kaldırdı.

"Hastaneye gitmemiz gerekiyor."

Tam o sırada Azazel'in telefonu çaldı.

Telefonu açtı.

Birkaç saniye dinledi.

Ve yüzündeki ifade değişti.

"Tamam."

"Hemen geliyoruz."

Telefon kapandı.

Vural kaşlarını çattı.

"Ne oldu abi?"

"Eve gidiyoruz."

"Kızım ve oğlum yine ortalığı karıştırmış."

Efsun ile Larin aynı anda şaşkınlıkla ona baktılar.

"Hastaneye gitmeliyiz."

Azazel başını salladı.

"Eve gidiyoruz."

"Doktor çağırdım."

"Larin'e orada bakılacak."

Efsun hemen itiraz etti.

"Asla."

"Bizi burada bırakın."

"Biz hastaneye gideriz."

Azazel pencereden dışarı baktı.

"Şu an zaman kaybedemem."

"Oğlum ve kızım daha önemli."

Bu sözler Efsun'u istemeden kırdı.

Ama bunu belli etmedi.

Sessizce konuştu.

"Eşiniz bizi görünce memnun olmayacaktır."

Azazel ona döndü.

"Eşim mi?"

"Evet."

"Kızım ve oğlum dedin."

"Kendin tek başına yapmış olamazsın değil mi?"

Bu kez Azazel'in dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

Vural da kahkahayı zor tuttu.

Larin hemen destek verdi.

"Ne biliyorsunuz?"

"Efsun haklı."

Vural başını salladı.

"Eve gidince anlarsınız."

Konu kapanırken Larin yeniden kolunu tuttu.

Acı iyice artıyordu.

Efsun endişeyle baktı.

"Dayanabilecek misin?"

"Çalışacağım."

"Ama daha ne kadar dayanırım bilmiyorum."

"Kurşun kendini belli etmeye başladı."

Vural hemen öne eğildi.

"Biraz daha dayan."

"Az kaldı."

Larin başını salladı.

Sonra yavaşça başını Efsun'un omzuna koydu.

Efsun da başını onun başına yasladı.

Bir süre sessizlik oldu.

Sonra Larin fısıldadı.

"Çiçekçi dükkânı mahvoldu."

"Şimdi ne yapacaksın?"

Efsun gözlerini kapattı.

"Hiçbir şey."

"O adamlar babamın adamlarıydı."

"Ne yapabilirim ki?"

Bir an durdu.

Acı bir gülümseme yerleşti yüzüne.

"Kızının dükkânını kurşunlatan bir adama ne yapabilirsin ki?"

Larin'in gözleri doldu.

"Ama orayı ne hayallerle açtın."

"Sorun değil."

"Şimdi bunları düşünme."

"Kendini düşün."

Larin cevap vermedi.

Sadece biraz daha ona sokuldu.

Arabanın diğer tarafında Azazel sessizce onları izliyordu.

Cihangir'in adamları aslında onun için gelmişti.

Ama zarar görenler...

Efsun ve Larin olmuştu.

Efsun'un yüzündeki kırgın kabulleniş dikkatini çekti.

Sanki yaşadığı her kötülüğü normal karşılıyordu.

Sanki canının yanmasına alışmıştı.

Azazel'in bakışları bu kez her zamankinden daha ciddiydi.

Ve o an sadece tek bir şey düşündü.

O evde ne yaşadında babanın bu yaptığını normal karşılıyorsun.