17. bölüm · AZAZEL

17.BÖLÜM

Şevval Demir

.........ŞEYTANIN KUCAĞINDA..........

Araba sonunda yavaşlayarak durdu.

Başımı kaldırıp camdan dışarı baktığımda nefesim kesildi.

Karşımda duran şey bir villa değildi.

Resmen şatoydu.

Kapılar açılır açılmaz hepimiz arabadan indik. Larin'in kolunu omzuma alıp dikkatlice dışarı çıkmasına yardım ettim.

Larin gözlerini kırpıştırarak etrafa baktı.

"Buraya ev mi diyorsunuz siz?" dedi.

Sonra devasa yapıya bakıp ekledi:

"Burası daha çok şatoya benziyor."

Vural dudaklarının kenarını hafifçe kıvırdı.

Ben ise doğrudan Azazel'e döndüm.

"Buraya gelmemeliydik. Hastaneye gitmeliydik."

Cevap vermedi.

Tabii...

Odun ne yapacaksa.

Adamın yüz ifadesi bile değişmiyordu.

İçimden söylenirken yüzümü astım.

Tam o sırada Larin'in bana yaslanan bedeni ağırlaştı.

Başımı çevirdim.

Gözleri yavaş yavaş kapanıyordu.

"Larin?"

Tepki vermedi.

"Larin!"

Paniğe kapılıp omzunu salladım.

"Larin! Uyan!"

Azazel anında Vural'a döndü.

"Onu içeri al. Doktorlar içeride."

Vural tek kelime etmeden Larin'i kucağına aldı ve hızla eve doğru yürüdü.

Ben de arkalarından koştum.

Dakikalar sonra büyük bir odadaydık.

Larin yatağa yatırıldı.

Doktorlar hemen kolundaki yarayla ilgilenmeye başladı.

Vural da Azazel'in peşinden çıkınca odada yalnızca ben, Larin, hemşireler ve doktorlar kaldık.

Bir süre sonra kurşunu çıkardılar.

Doktor bana dönüp sakin bir sesle konuştu.

"Kurşunu çıkardık. Şu an durumu iyi. Fakat kolunu fazla hareket ettirmemeli. Birkaç gün dinlenmesi gerekiyor."

Derin bir nefes verdim.

Şükür...

"Şimdilik biraz dinlensin," dedi doktor.

"Onu rahatsız etmeyelim."

Başımı salladım.

Sessizce odadan çıktım.

Uzun koridorda yürüyerek geldiğim yoldan geri döndüm.

Sonunda devasa salona ulaştım.

"Azazel?"

Sesim boş salonda yankılandı.

"Vural?"

Kimse cevap vermedi.

Kaşlarımı çattım.

Arkamı döndüm.

Ve...

"Araaa."

Karşımda kocaman siyah bir kurt duruyordu.

"N-ne?!"

Kalbim yerinden çıkacak gibiydi.

Yavaş yavaş geri çekilmeye başladım.

"Senin bu evde ne işin var?"

Kurt bana doğru bir adım attı.

Ben iki adım geri gittim.

"Bak güzel kardeşim..."

Bir adım daha.

"Kuçu kuçu..."

Bir adım daha.

"Beni yemezsin değil mi?"

Kurt ön patilerini yere vurdu.

Sonra bana doğru ilerledi.

"Hayır, hayır, hayır..."

Tam arkamı dönecektim ki...

Orada da beyaz bir kurt gördüm.

"BU EVDE KAÇ KURT VAR?!"

Hiç düşünmeden koşmaya başladım.

Kurtlar da peşimden koştu.

Kanepenin etrafında dönüp duruyorduk.

Ben önde.

Onlar arkada.

"Nolur beni yemeyin!"

Koşmaya devam ettim.

"Ben sizi doyuramam!"

Bir tur daha attım.

"Sadece dişinizin arasına takılan küçük et parçası olurum!"

Hâlâ peşimdeydiler.

"Hem etim de güzel değildir!"

Nefes nefese kaldım.

"Bayatlamıştır!"

Bir tur daha.

"Siz beni boş verin!"

Arkamdaki kurtlara seslendim.

"Gidin şu odun adamı yiyin!"

Koşmaya devam ettim.

"Hem bayağı cüsseli adam!"

Bir nefes aldım.

"Size yeter de artar!"

Sonra düşündüm.

"Gerçi küçük bir sorun var."

Kurtlar hâlâ peşimdeydi.

"Fazla somurtkan eti yenilir mi bilmiyorum."

Bir tur daha.

"Ama siz yine de deneyin derim!"

Tam kapıya ulaşacaktım ki...

KAFAMI BİR ŞEYE ÇARPTIM.

"Ayy!"

Elimi başıma götürdüm.

"Çelikten mi yapıldı bu..."

Başımı kaldırdım.

Ve donup kaldım.

Azazel.

Karşımda dikiliyordu.

Kaşlarından biri havaya kalktı.

"Odun öyle mi?"

Yandım.

Her şeyi duymuştu.

Utangaç bir şekilde güldüm.

"Sen onları duydun mu ya?"

Tam o sırada ayağıma bir şey dokundu.

Donup kaldım.

Yavaşça aşağı bakmaya çalıştım.

Sonra vazgeçtim.

Gözlerimi kapatıp Azazel'e döndüm.

"Lütfen..."

Yutkundum.

"O ayağıma dokunan şeyin o kuçu kuçular olduğunu söyleme."

Azazel'in sesi geldi.

"Oğluma ve kızıma kuçu kuçu mu dedin?"

Ne?

Oğluna ve kızına?

Tam bunu düşünürken ayağımdaki şeyler daha da yaklaştı.

Çığlık attım.

Hiç düşünmeden kollarımı Azazel'in boynuna doladım.

"Beni bunların arasından al!"

Gözlerimi sımsıkı kapattım.

"Lütfen!"

Bir saniye sonra yerden yükseldiğimi hissettim.

Azazel beni tek eliyle bacaklarımdan tutarak kaldırmıştı.

"Gitmediler mi?"

diye fısıldadım.

"Varlıklarını hissedemiyorum."

"Gözlerini aç."

Başımı iki yana salladım.

"Açamam."

"Efsun."

İsteksizce gözlerimi açtım.

Ve...

Bir anda donup kaldım.

Azazel'in kucağındaydım!!

Azazel'in!!

Yani...

Şeytan lakabıyla tanınan adamın.

Kucağında.

Allah'ım.

Ben ne yaşıyordum?

Aşağı baktım.

İki kurt da yerde oturmuş bana bakıyordu.

Azazel beni yere indirmeye çalıştı.

Anında itiraz ettim.

"Hayır!"

Kaşları kalktı.

"Sakın beni indirme."

"Bir şey yapmazlar."

"Yaparlar."

"Yapmazlar."

"Yaparlar."

"Efsun."

"Azazel."

Birkaç saniye birbirimize baktık.

Sonunda iç çektim.

Tamam anlamında başımı salladım.

Beni yere indirdi.

Kurtlar hemen ayaklarımın etrafında dolaşmaya başladı.

Gözlerimi sımsıkı kapattım.

"Öldüm."

"Aç gözlerini."

"Açarsam ölürüm."

"Aç."

İsteksizce açtım.

"Onlara dokun."

"ASLA."

"Isırmazlar."

"Dokunacak kadar cesaretli değilim."

Azazel bana baktı.

Sonra sakin bir sesle konuştu.

"Sana inanıyorum."

Donup kaldım.

"Sana inanıyorum."

Bu söz...

Ne kadar basitti.

Ama sanki ilk kez biri bana gerçekten inanıyordu.

Titreyen elim yavaşça beyaz kurda yaklaştı.

Tam geri çekecekken Azazel elimi tuttu.

Ve kurdun başına koydu.

Bir saniye.

İki saniye.

Üç saniye.

Dokunuyordum.

Gerçekten dokunuyordum.

Bir anda yüzüm aydınlandı.

"Dokundum!"

Azazel bana baktı.

"Dokunabildim!"

"Evet."

Çocuk gibi gülmeye başladım.

"Bak! Dokundum!"

"Evet yaptın."

O an başımı kaldırdım.

Ve ilk kez...

Çok hafif de olsa...

Azazel'in dudaklarının kıvrıldığını gördüm.

Şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım.

Azazel...

Gülümsüyor muydu?

Hemen ayağa kalktım.

"Tamam."

Derin nefes aldım.

"Bu kadar yeter."

Elleri gösterdim.

"Hâlâ titriyorlar."

Tam o sırada kapı açıldı.

İçeri yaklaşık bir doksan iki boylarında, sarışın, hafif dalgalı saçlı bir adam girdi.

"Abi senin kuçu kuçularını göremedik..."

Sözü yarım kaldı.

Önce bana baktı.

Sonra kurtlara.

Sonra Azazel'e.

Sonra tekrar bana.

Yüzü aydınlandı.

"Aaa."

Parmağıyla kurtları gösterdi.

"Buradaymış."

Azazel ona baktı.

"Kuzey."

Adam dikildi.

"Bir daha böyle bir şey olursa senden önce ben öldürürüm."

Kuzey suratını buruşturdu.

"Ama abi benim de işlerim var."

Azazel'in kaşı kalktı.

"O işler Vural'ın arabalarını çalıp yarış yapmak mı?"

O anda salondaki sessizlik bozuldu.

Vural yavaşça başını çevirdi.

"Hangi arabamı aldın?"

Kuzey'in yüzü bembeyaz oldu.

Yavaşça geri çekildi.

"Şey..."

"Hangi arabamı?"

"Hani gri Ferrari vardı ya..."

Vural'ın gözleri kısıldı.

"Kuzey."

"Sakın dokunma dediğin."

Sessizlik.

"Onu eve getirebildin mi bari?"

Kuzey boğazını temizledi.

"Biraz çizmiş olabilirim."

Vural gülümsedi.

Ama o gülümseme hiç güven vermiyordu.

"Ne kadar çizik?"

Kuzey hızla Azazel'in arkasına geçti.

"Sadece küçük bir çizik."

Vural hiçbir şey söylemedi.

Ama ellerini sıkmasından ne kadar sinirlendiği belliydi.

"Abi..."

Kuzey korkuyla Azazel'e baktı.

"Vural beni öldürecekmiş gibi bakıyor."

"Haklı."

"Abi!"

"Kaç tane arabasını çaldın?"

Kuzey hemen Vural'a döndü.

"Abi bana bir şey yapmasına izin vermezsin değil mi?"

Azazel sakin bir şekilde Vural'a baktı.

"Vural."

"Hm?"

"Al."

Kuzey'i gösterdi.

"Senin. İstediğini yap."

Kuzey'in gözleri fal taşı gibi açıldı.

Sonra hiç düşünmeden kapıya doğru koştu.

"BEN GİDİYORUM!"

Vural silahını alıp arkasından çıktı.

"KUZEEEEEY!"

Kapı çarparak kapandı.

Ben ise ağzım açık onları izliyordum.

Sonra Azazel'e döndüm.

"Bir şey yapar mı?"

"Bilmiyorum."

Omuz silkti.

"En son Vural'dan kaçarken ağaca çıkmıştı."

Gülmemek için dudağımı ısırdım.

"Sonra?"

"Ağaçtan düştü."

Kahkaham çıktı.

"Sonra?"

"Bacağını kırdı."

Bu sefer tutamadım.

Gülmeye başladım.

Tam o sırada bir doktor salona geldi.

"Larin Hanım uyandı."

Bir anda yüzümdeki gülümseme silindi.

"Ve sürekli sizi çağırıyor."

Bunu duyar duymaz arkamı döndüm.

Ve hiç beklemeden Larin'in kaldığı odaya doğru koşmaya başladım.