AYNI KORTTA kitap kapağı

8. bölüm / 8

AYNI KORTTA

8. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Luna Vera

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: 8. BÖLÜM

Gözlerimi günün ışığıyla açtım. Güneş ışığı resmen bana huzur veriyordu. Yatağımda oturur pozisyon alıp esnerken annemin mutfaktan hazırladığı yemek kokusu bana kadar ulaşıyordu.

Keşke öyle olsaydı, daha doğrusu o kurduğum alarmla uyanmıştım. İlk başta hemen kalkmak istemedim. Uzun süre tavana baktım. Yine her zamanki gibi bir şeyler düşünmeye başlayacaktım ki ben daha bir şey düşünmeden burnuma yanık kokusu gelmeye başladı. Ardından annemin panik hâlinde çıkardığı çığlık sesi.

Hemen ayağa kalkıp mutfağa doğru koştum. Mutfakta gördüklerim beni de panikletmişti.

Bir yanda tavadan alev çıkıyordu. Bir yandan da annem elindeki tavanın üstüne örtmek için eline aldığı bir bezi suyla ıslatmaya çalışıyordu. O anki panikle ne yapacağımı bilemedim. Annem elindeki ıslattığı bezle tavanın üstünü kapatıp tavadan uzaklaştı. Tavadaki alev kaybolmuştu. İkimizin de içi biraz olsun rahatlamıştı.

Anneme döndüm.

“Anne! İyi misin sen?”

“İyiyim kızım, sana kahvaltı hazırlamak istemiştim.”

“Sorun yok anne, sana bir şey olmasın da.”

Birbirimize sarıldık.

Bana döndü.

“İstersen yeniden yapayım.”

“Yok anne, gerek yok. Masada yeterince şey var zaten.” dedim, masadakileri göstererek.

Hemen masadaki domates, peynir, ne varsa ağzıma attım ve hazırlanıp dışarıya çıktım. Okula vardığımda Osman Hoca’yla karşılaştım.

“Günaydın hocam.”

“Günaydın.”

Osman Hoca yanımdan ayrılırken,
“Hocam, Nehir nasıl?” dedim.

Hoca bana döndü. Biraz bekledi ve devam etti.

“Arkadaşıyla beden dersinde badminton oynarken ayağını burkmuş.” dedi.

Bekledi.

“Bileğindeki bağlar ciddi bir şekilde zarar görmüş. Yani sakatlandı.”

Yüzümü buruşturdum. İçim acımıştı. Spor bu kadar ciddi miydi?

“Hocam... Yani artık badminton oynayamayacak mı?”

“Durumuna bakılacak. Eğer...”

Durdu. Yutkunamadı.

“Eğer çok ciddi bir durumsa artık badminton oynayamayacak.”

Cümlesini zor bitirmişti. İçimi korku kaplamıştı. Nehir’in artık badminton oynayamayacak olma olasılığının olması beni endişelendirmişti.

Sporu çok mu hafife almıştım?

Osman Hoca’ya karşılık bir şey söyleyemeden yanından ayrıldım. Yüzümün ifadesi çok belli olacak kadar değişmişti. Merdivenlere yöneldim. En üst kata, sınıfıma çıkarken merdivenlerden aşağıya inen Can ile karşılaştım. Beni fark edince durdu. Yüz ifademi görünce endişeyle bana baktı. Bir şey söyleyecek gibi oldu. Ama hiç durmadan yanından geçtim. Ben merdivenlerden çıkarken arkamdan bana baktığını hissedebiliyordum.

Sınıfıma çıktığımda kimseye bir şey söylemeden sırama oturdum. Oturur oturmaz kafamı masaya koydum. Kimsenin yüzümü göremeyeceği bir şekilde...

Kendimi tutamadım ve gözümden bir damla yaş süzüldü. Ardından bu bir damla yaş durmadı ve daha fazlası geldi. Kimsenin ağladığımı görmesini istemiyordum. Hıçkırıklarımı gizlemeye çalışıyordum ama başaramadım.

Melike arka sıradaki arkadaşlarının yanından ayrılıp yanıma geldiğinde beni fark etti.

Endişeyle, “Elif! Noldu?” dedi.

Cevap vermedim. Çünkü kendimi durduramıyordum.

Eliyle sırtımı sıvazladı. Ben durana kadar hiçbir şey söylemedi. Sanki ağlayıp rahatlamamı bekliyordu.

Uzun süren ağlayışlarımın sonucunda biraz olsun rahatlamıştım. Ağlamam durmuştu ama ben kafamı masadan kaldırmak istemiyordum. Kimsenin yüzümün o hâlini görmesini istemiyordum.

Melike bunu anlayıp bana görebileceğim alandan, yani masanın altından peçete uzattı. Alıp yüzümü sildim. Ardından bana seslendi.

“İstersen biraz daha böyle kal.” dedi.

Öyle kaldım. Ama aklımdaki düşünceler daha da ağlamama sebep oluyordu.

Badminton sporunu çok seviyordum. Ama Nehir’in sakatlanması benim badminton sporuna karşı korku beslememe sebep olmuştu. Benim korkum aslında sakatlanmak değildi. Eğer sakatlanırsam bu yüzden badminton oynamayı bırakmak zorunda kalabilmemdi.

Ders boyunca öyle kaldım. Biraz olsun rahatlamıştım. Teneffüs zili çaldığında sınıftaki çoğu öğrenci çıkınca başımı masadan kaldırıp yanımda oturan Melike’ye döndüm. Melike de bana döndü.

“Hemen anlat. Noldu? Biri bir şey mi dedi?”

Nefesimi topladım.

“Osman Hoca’yla konuştum.”

“Ne konuştunuz?”

“Nehir’in nasıl olduğunu sordum.”

Devamını nasıl getireceğimi bilmiyordum.

“Bileğindeki bağlar ciddi zarar görmüş ve...”
“Durumuna göre bundan sonra badminton oynayıp oynamayacağına bakacaklar.”

Melike beni dinledikten sonra gözlerini kocaman açtı.

“Ne? O kadar ciddi mi?”

“Osman Hoca öyle dedi.”

Melike gözlerini gözlerimden ayırdı. Önüne dönüp başını eğdi.

Okul çıkışında telefonumu elime aldım. İlk işim mesajlara bakmak oldu. Yüzüm düştü çünkü Nehir’den hiçbir mesaj gelmemişti. Yanımda benimle birlikte yürüyen Melike’ye döndüm.

“Nehir’den hiçbir mesaj yok.”

Yüzüm asıktı. Nehir’in nasıl olduğunu çok merak ediyordum. Evini bilsem giderdim ama bilmiyordum işte.

“Umarım iyidir.” dedi sadece.

Melike ile tam ayrılacağımız yola doğru ilerlerken hiç konuşmadık. Ben elimdeki telefona bakarken bir yandan da ilerliyorum.

Melike ile tam ayrılacağımız yola yaklaşmıştık ki ben telefona bakarken önümde biri olduğunu görmemişim. O kişiye çarpmamla kendime gelmem bir oldu. Telefonum düşecekken son anda tuttum. Birden sinirlendim.

“Önüne baksana ya.”

Bunu dedikten sonra çarptığım kişinin yüzüne baktım. Birden yüzümdeki sinirli ifade silinip yerini şaşkın bir ifade aldı.

“Aslında ben önüme bakıyordum ama.”

Can’dı. O an oradan yok olmak istedim.

Melike Can’a döndü.

“Özürr.”

Ardından kolumu çekiştirmeye başladı. Hemen oradan uzaklaşmak ister gibi. Onun, yani çarptığım kişinin henüz Can olduğunu bilmiyordu.

Melike’nin kulağına eğildim. Sesim Can’ın da duyabileceği şekilde çıkmıştı.

“Melike! O Can.”

Melike şaşkınlığını gizleyemedi.

“NE?”

Ardından sesini düzeltip Can’a döndü.

“Özür dileriz, seni rahatsız ettik.”

Can, Melike’ye karşılık olarak,

“Hayır, sorun değil. Ben bir şey soracaktım aslında Elif’e.” dedi.

Melike, “Neyse, siz konuşun. Ben sizi rahatsız etmeyeyim.” dedi sırıtarak ve yanımızdan ayrıldı.

Ardından Can’a döndüm.

“Ne soracaktın?”

“Nehir nasıl?”

“Tam olarak bilmiyorum. Ama Osman Hoca bileğindeki bağların ciddi zarar gördüğünü söyledi.”

Ben bunu söyledikten sonra Can’ın tepkisi değişti. Yüzü kireç gibi olmuştu. Başını aşağı eğdi. İyi görünmüyordu.

“Can! Sen iyi misin?”

Cevap vermedi. Sendeledi. Düşecek gibi oldu. Tam o anda koluna girdim.

“Sen iyi değilsin.”

Onu ilerideki kaldırım taşlarına oturttum. Sırtımdaki çantayı çıkarıp içinden hiç açmadığım şişe suyu aldım. Kapağını açıp kaldırım taşına oturmuş, biraz olsun sakinleşmiş olan Can’a uzattım.

Hemen almadı, bir süre uzattığım şişeye, ardından bana baktı.

“Temiz, merak etme, içmedim.” dedim.

“O yüzden değil.”

“Ne yüzünden?”

“Boş ver.”

Şişeyi kafasına dikmeye başladı.

O suyu içerken ben ise neden Nehir’in sakatlanmasına bu kadar tepki verdiğini merak ediyordum.

“Şey... Nehir’in sakatlanmasına neden bu kadar tepki-”

Ben daha cümlemi tamamlayamadan Can, benim yarım kalan cümlemle ağzındaki suyu püskürttü.

“Ya, yavaş olsana, üstümü ıslattın.” dedim sinirle.

“Özür dilerim... Neyse, hadi eve gidelim artık.”

“Off, peki.” deyip karşılık verdim.

Yarım kalan sorumun cevabını alamadığımı hâlâ fark etmemiştim.

Durağa gidene kadar hiç konuşmadık. Yine vedalaştıktan sonra yanından uzaklaşırken Can’ın gözlerini üzerimde hissettim.

(...)

Eve varmak üzereyken yine bugün olanları düşünüyordum. Ben düşüncelere dalmıştım. Bana doğru gelen bisikleti fark etmemiştim. Fark etmemle bisikletin üstündeki çocuğun yere yapışması bir oldu.

Panikle, “Ay, özür dilerim.” dedim.

Yardım etmek için yaklaştım. Ayağa kalkarken yüzüme baktı. Yüzüme bakar bakmaz sinirli yüz ifadesi silinip yerine şaşkın bir ifade aldı.

Sesini düzeltip, “Sorun yok.” diyebildi.

“İyisin değil mi? Bir şey olmadı bir yerine?”

“Yok... Yok, bir şeyim yok.”

“Peki, tekrardan özür dilerim.” dedikten sonra onu geride bırakıp yürümeye başladım.

Birkaç adım ilerlemiştim ki arkadan bana seslendi.

“Elif, teşekkür ederim.”

O an adımlarım durdu. Arkama, yani ona döndüm. Yüzümde kocaman bir şaşkınlık vardı.

“Bir dakika... Adımı nereden biliyorsun?”

“Ne?”

“Adımı diyorum. Nereden biliyorsun?”

“Şey... Önemli bir şey değil.”

Şaşırmıştım. Ama çok uzatmak istemiyordum. Bir an önce eve varmak istiyordum.

“Peki... Görüşürüz.”

“Görüşürüz.”

Tekrar önüme döndüm ve hızlı adımlarla eve doğru yürümeye başladım. Onun yanından uzaklaşırken arkamdan uzun bir süre bana baktığını hissedebiliyordum.

---------------------------------

Ve bölüm de burada biter...
Şimdi asıl soru: Bu çocuk Elif'in adını nereden biliyor?
Tahminlerinizi bekliyorum, bakalım kim tutturacakk 😉

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

85okunma 15beğeni 11yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18