1. bölüm / 8
AYNI KORTTA1. BÖLÜM
Bölümler 8Şu an: 1. BÖLÜM
- 1 1. BÖLÜM730 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2. BÖLÜM762 kelime
- 3 3. BÖLÜM660 kelime
- 4 4. BÖLÜM871 kelime
- 5 5. BÖLÜM837 kelime
- 6 6. BÖLÜM703 kelime
- 7 7. BÖLÜM774 kelime
- 8 8. BÖLÜM1.112 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
9. sınıfa yeni başlamıştım. Henüz kimseyi tanımıyordum. Ama ortaokuldayken aynı sınıfta olduğum Melike ile aynı sınıfa düşmüştüm ve bu beni rahatlatmıştı.
Bir süre okula alıştıktan sonra artık kendimi okulda daha rahat hissediyordum. Birlikte vakit geçirmeyi çok seviyorduk. Hatta derslerde, teneffüslerde hep birlikte takılıyorduk.
Beden derslerinde sürekli badminton oynuyorduk. Diğer sınıflardan da birlikte badminton oynadığım arkadaşlarım vardı.
Onlar, Melike'ye göre daha istekliydiler. Bazen onlar olmadığında Melike'yi zar zor ikna ederek badminton oynuyordum.
Nedense badminton beni rahatlatıyordu. Badminton oynarken zamanın nasıl geçtiğini bile anlamıyordum. Sanırım ilk kez bir sporu gerçekten seviyordum.
Bir sabah, erkenden kalktığımda aynanın karşısında kendime uzun bir süre baktım. Saçım dağılmış, birbirine girmişti. Bir yandan, "Ben bunu nasıl açacağım şimdi?" diye düşünürken, bir yandan da annem, "Elif, çabuk ol! Okula geç kalacaksın!" diye bağırıyordu.
Hemen saçımı at kuyruğu yapıp dışarı çıktım. Yine rezil bir şekilde koşa koşa okula vardım.
Her zaman olduğu gibi beden dersinde badminton oynuyordum. Melike'yi oynamak için ikna edememiştim ama neyse ki Nehir vardı. Nehir Melike'ye göre daha istekliydi. Hatta biraz da yetenekliydi. Tek sorun ikimizin farklı sınıflarda olmasıydı. Bu yüzden çok fazla oynayamıyorduk. Ama yine de buna şükür, beden derslerimiz aynı saatteydi.
Nehir'le badminton oynarken beden hocamız olan Osman Hoca bize seslendi.
"Kızlar, bir buraya gelir misiniz?"
Nehir'le hocanın yanına gittik. Yanında üç kız daha vardı. Daha onları tanımıyorduk ama bizden büyük oldukları kesindi.
Osman Hoca, "Kızlar, okullar arası badminton maçımız var. Şimdi gideceğiz. Gelecek misiniz?" dedi.
Nehir, "Ama hocam, biz badmintonda iyi değiliz ki. Biz niye gidiyoruz?" dedi.
Osman Hoca, "İyi değiliz diyorsunuz ama ben sizi her oynayışınızda gördüm, izledim. Kendinizi lütfen düşük görmeyin. Ben sizdeki potansiyeli gördüm." dedi.
Buna inanamadım. Çünkü hiç maça gitmeyi düşünmemiştim ve ben badmintonda gerçekten iyi olduğumu düşünmüyordum. Ama hocanın bu konuşması sonrası bana cesaret gelmişti.
"Hocam, şimdi mi gidiyoruz?" dedim.
Osman Hoca, "Evet, şimdi gidiyoruz." dedi.
O an kalbim hızlandı. Kafamda birinci olduğum hayalleri kurdum. Ama sonra bunun imkânsız olduğunu düşündüm.
Herkes telefonunu almış, ailelerine maça gidecekleri haberini veriyorlardı. Bir an duraksadım.
Benim ailem izin verecek miydi?
Çünkü hiçbir zaman okuldan hocayla bir yere gitmemiştim ve ailem de buna izin vermeyebilirdi. Ama ben o maça gitmek istiyordum. Badmintonda çok iyi olmasam da yine de o maçı yapmak istiyordum.
Telefonum yanımdaydı ama ben aramadım. Hocadan ailemi arayıp onları ikna etmesini istedim.
Herkes hocanın arabasına binmiş, bizi bekliyordu. Osman Hoca babamı ararken ben de içimden, "Nolur izin versinler, nolur." diye dua ediyordum. Çünkü gerçekten o maçı yapmak istiyordum. Korta çıktığımdaki o heyecanı merak ediyordum.
Ben dua ederken babam hocanın telefonunu açtı. Ben de ne diyecek diye onları dinlemeye başladım.
Osman Hoca, "Merhaba, Elif'in babasısınız değil mi?"
Babam, "Evet, bir şey mi oldu Elif'e?"
Osman Hoca, "Yok, merak etmeyin. Ben Elif'in beden hocasıyım ve okullar arası badminton maçımız var. Sizin kızınız da badmintonda bayağı iyi, gördüğüm kadarıyla."
Babam, "Evet, badminton oynadığından bahsetmişti. Ne oldu, ne diyecektiniz?"
Osman Hoca, "Okullar arası badminton maçına kızınızı da götürmek istiyoruz."
Babam, "Hocam ama derslerinden geri kalmaz değil mi?"
Osman Hoca, "Merak etmeyin, derslerinden geri kalmaz. Hem her şey ders değil. Sporla veya başka aktivitelerle de ilgilenmeli. Zaten isterse derslerine ne olursa olsun çalışır, geri kalmaz."
Hoca böyle deyince hocaya gerçekten hak verdim. Çünkü gerçekten her şey ders değil. Spor da önemli. Babamın sürekli en ufak şeyde bile dersi kaygı etmesine sinir oluyorum.
Babam, "Tamam hocam, gidebilir." dedi.
Bunu duyar duymaz içimden çığlık attım. Çok mutluydum. Osman Hoca telefonu kapatıp bana döndü.
"Arabaya binebilirsin, baban izin verdi."
Hemen arabaya fırladım.
Tüm yolculuk boyunca kalbim güm güm atıyordu. Bir an yanımdakiler duyacak sandım. Nehir yanımda oturuyordu.
Nehir'e döndüm.
"Nehir, çok heyecanlıyım. Kalbim yerinden çıkacak gibi."
Başını telefondan kaldırmadan "Ben de heyecanlıyım." dedi.
Aslında pek de heyecanlı görünmüyordu. Daha çok sanki telefonunu aldığı için mutluydu.
Sonunda gelmiştik. Çok heyecanlıydım. İçeri girdik ve uzun bir koridordan yürüdük. Sağa döndüğümüzde kocaman spor salonu ve yan yana dizilmiş kortlar vardı. Maç yapıyorlardı.
Burada maç yaptığımı düşünmeye dalmışım ki Osman Hoca'nın sesiyle irkildim.
"Elif, hadi gel. Yukarıdan daha iyi görünüyor."
Merdivenlerden yukarıya, seyircilerin olduğu yere çıktık. Çok fazla seyirci yoktu. Daha çok oynayacak kişiler vardı. Sıralarını bekliyorlardı. Oturdum. Nehir'e baktım. Hâlâ telefonuyla ilgileniyordu.
"Az bırak da şunu, etrafına bak biraz." dedim.
"Ya dur bir dakika, bir şey yapıyorum."
Takmadım.
Aşağıdaki oynayanları izlemeye başladım. Hepsine tek tek göz gezdirdim. Hepsi çok güzel oynuyordu. Ama biri dikkatimi çekmişti. Her hareketi kontrollüydü. Maçı kazanmak için değil, gerçekten sevdiği için oynuyor gibi görünüyordu.
Siyah saçları dağılmıştı. Kahkülleri önüne dökülüyordu ama o maça odaklandığı için bunu önemsemiyordu.
Bölüm etkileşimi
