7. bölüm · AYNI KORTTA
7. BÖLÜM
Can'ın yüzündeki ifade aklımdan çıkmıyordu. Nehir'in sakatlanması onu neden bu kadar korkutmuştu?
Daha önce buna benzer bir şey mi yaşamıştı?
Yoksa... Başka bir şey mi vardı?
Tüm bu düşüncelere dalmıştım ki bana seslenen Melike'yi duymamıştım.
"Eliff! Sana diyorum."
Yerimden sıçradım.
"Ne var? Ne oldu?"
"Sen iyi misin? Daldın gittin."
Gözlerimi Melike'nin gözlerinden ayırdım. Cevap vermedim.
Melike devam etti.
"Yoksa... Nehir'i mi düşünüyorsun?"
Melike'ye döndüm.
"Aslında Can'ı düşünüyordum..."
"Can mı? Şu turnuvada gördüğün çocuk mu? Niye ki?"
"Evet. Can... Nehir'in sakatlandığını görünce yüzü bembeyaz olmuştu."
"Hmm... Belki de bu ona bir şeyi hatırlatmıştır."
İkimiz de o an sustuk ve önümüze döndük. Susmuştum. Ama içimdeki ses susmuyordu. Can'ın bu tepkisi bana garip bir şekilde merak uyandırıyordu.
Tahtada rehber hocası bir şeyler anlatıyor, öğrenciler ise oturmuş dinliyorlardı. Ben ise dinlemek yerine Can'ı düşünüyordum.
Kafamı masaya koydum. Bir süre bu düşüncelerden uzak kalmak istedim, gözlerimi kapattım. Ne kadar öyle kaldığımı bilmiyorum. Ama sonra hocanın konuşmaları dikkatimi çekti.
“Çocuklar, yani kısaca bazen insanlar hatırlamak istemese bile geçmişte yaşadığı bir olayın benzerini tekrar gördüğünde bundan etkilenebilir.”
Bir anda başımı masadan kaldırdım. Kahküllerim önüme döküldü.
Rehber hocasının bu söyledikleri bana bugün bahçedeki Can'ı hatırlatmıştı. Nehir'in sakatlanması ona eskiden buna benzer yaşadığı bir olayı hatırlatmış olabilir miydi?
Melike'ye döndüm.
"Belki de buna benzer bir şey yaşamıştır."
"Ney? Kim?" dedi anın dalgınlığıyla.
"Can'ı diyorum. Belki de Nehir'in sakatlanması ona eskiden buna benzer yaşadığı bir olayı hatırlatmıştır."
Biraz bekledi. İyice düşündü. Sonra bana döndü.
"Belki de aynısını yaşamıştır." dedi kaşlarını kaldırarak.
O an duraksadım. Melike haklı olabilirdi. Belki de aynısını yaşamıştı. Tüm bu düşüncelerim zilin çalmasıyla dağıldı.
Acaba Can'ın yanına mı gitsem diye düşündüm. Ama sonra duraksadım.
"Niye gideyim ki?"
Hem hangi sınıfta olduğunu bile bilmiyordum.
Ders, teneffüs derken çıkış saati gelmişti. Zilin çalmasıyla herkes merdivenlere, ardından bahçeye doluşmuşlardı.
Kendimi dışarıya zar zor çıkardıktan sonra Melike'yle vedalaştık. Yine okul çıkışındaki o lanet yokuşu çıkacaktım. Melike yine şanslıydı. O evine başka bir yönden gidecekti. Bu lanet yokuşu çıkmayacaktı.
Yokuşu çıkarken bazı öğrencilerin küçük isyanlarını duydum.
"Of, niye bu yokuş var?"
"Sanırsın dağa tırmanıyoruz."
"Düzgün bir merdiven yapsanıza şuraya, off."
Haklılardı. Okulun yorgunluğu üstüne bir de bu yokuşu çıkıyorduk.
Yokuşu çıkarken ileride onu gördüm. Can... Kulaklıklarını takmıştı. Sanırım şarkı dinliyordu. Yavaş yavaş arkasından yanına yaklaştım. Yanında, onun hızında yürümeye başladm. Beni ilk başta fark etmedi. Beni fark etmesi için yüzüne doğru elimi salladım. Beni fark eder etmez kulaklığını çıkardı. Bana baktı. "Ne var?" der gibi.
"Merhaba." dedim.
"Merhaba." diye karşılık verdi.
"Nereye gidiyorsun?"
"İlerdeki otobüs durağına, sen?"
"Ben biraz daha ilerisine, evim yakın benim." dedim gülümseyerek.
"Yakın olduğunu bilmiyordum." dedi.
Aramızda çok saçma sohbet dönüyordu. Konuyu değiştirmek istedim.
"Ee, ne dinliyorsun?"
"Karışık ya, biraz yabancı şarkı seviyorum."
"Güzell."
Sonunda yokuşu çıkmıştık. Konuşarak yokuş çıkmak ne kadar zormuş. Terledim. Durak yokuşun biraz daha ilerisindeydi.
Oraya ulaştığımızda,
"Neyse, görüşürüz." dedim.
"Görüşürüz."
Vedalaştıktan sonra karşıdan karşıya geçtim. Duraktan uzaklaşırken nedense ona bakma isteği duydum. Arkamı döndüğümde o da bana bakıyordu. Önüme döndüm. Onun beni göremeyeceği alana girene kadar gözlerini üzerimde hissettim.
(...)
Eve vardığımda sıcak bir duş alıp odama geçtim. Sınavlar yaklaşmıştı ama hiç çalışmak istemiyordum. Elime telefonu aldım. Sınıf grubunda herkes birbirine ödevin hangi sayfalarda olduğunu soruyordu. Kendimi zorla yataktan kaldırıp masaya oturttum. Akşam saatlerine kadar ödevleri bitirdim. Ders yaparken gözüm sürekli telefona kayıyordu. Kapı zilinin çalmasını bahane ederek masadan kalktım.
Gelen babamdı. Normalde babamın geldiğine bu kadar çok sevinmezdim. Ama babamın bıraktığı o nottan sonra içimi heyecan kaplamıştı. Kapıyı açar açmaz boynuna sarıldım.
"Hoş geldin, baba."
Yorgun görünüyordu. Ama yorgun olmasına rağmen bana gülümseyerek karşılık verdi.
"Hoş bulduk kızım, daha iyi misin?"
Elindeki poşetleri aldım.
"İyiyim baba, sağ ol."
Biraz bekleyip devam ettim.
"Not için de sağ ol. Geç kalırken not yazmak yerine mesaj da gönderebilirdin."
Bana döndü.
"Olsun. Mesaj basit kalırdı."
Bunu dedikten sonra yaklaşıp alnımı öptü. Gülümseyip yanımdan ayrıldı.
Aslında babamın bu davranışına şaşırmamıştım. Zaten arada bana sevgisini gösterirdi. Sadece konu ders veya erkek olunca kaşlarını çatar ve ciddileşirdi.
Mutlu bir şekilde odama geçip yatağıma uzandığımda Can'ı düşündüm. Yine...
Neden sürekli onu merak ediyordum?
Aslında onun bu tepkisinin arkasındakileri öğrenmek istiyordum.
Ve...
Nehir'in sakatlandığını gördüğümde nedensiz bir şekilde içimi korku kaplamıştı.
Acaba Nehir iyi miydi?
Telefonuma uzanıp elime aldım. Nehir'in numarasına tıkladım.
Uzun süre çaldı ama açmadı...
Mesaj attım.
"Nehir, daha iyi misin?"
"Lütfen mesajımı görünce bana geri dön."
Atmıştım ama tek tik görünüyordu. Telefonu kapatıp yanıma koydum.
Gözlerimi tavana dikip düşünmeye başladım.
Ama bu sefer Can'ı değil, Nehir'i ve kendimi düşünüyordum.
Nehir'in sakatlanmasından korkmuştum.
Ama...
En korktuğum...
Acaba ben de badminton oynarken sakatlanır mıydım?
Ve...
En kötüsü de sakatlanırsam bir daha badminton oynayabilecek miydim?
----------------------------------
Ve 7. bölümün sonuna geldik. 😭
Elif'in korkusu sizce yersiz mi, yoksa başına gerçekten bir şey gelecek mi?
Peki sizce Nehir neden mesajına cevap vermiyor?
8. bölümde görüşürüz. 🤍
