5. bölüm / 8
AYNI KORTTA5. BÖLÜM
Bölümler 8Şu an: 5. BÖLÜM
- 1 1. BÖLÜM730 kelime
- 2 2. BÖLÜM762 kelime
- 3 3. BÖLÜM660 kelime
- 4 4. BÖLÜM871 kelime
- 5 5. BÖLÜM837 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 6. BÖLÜM703 kelime
- 7 7. BÖLÜM774 kelime
- 8 8. BÖLÜM1.112 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ne yapmam gerektiği hakkındaki düşünceler arasında kaybolmuşum ki zilin çaldığını fark etmedim.
Melike kolumu çekiştirerek,
“Neyse, derse girelim, sonra düşünürüz.” dedi.
Kalabalıktan kurtulup sınıfa girdiğimiz anda ikimiz de rahatladık.
Sınıfa çıkana kadar Osman Hoca'ya söylediğim sözler için kendime kızdım. Hocanın açıklama yapmasına bile izin vermeden sözünü kesmiştim. Üstelik çok ağır konuşmuştum. Umarım onu çok üzmemişimdir veya sinirlendirmemişimdir.
Aslında ben sadece hissettiklerimi söylemiştim. Ama ne söylersem söyleyeyim.
Hoca haklıydı...
Derse girmiştik. Hoca ders anlatıyordu ama sesi bana ulaşamıyordu. Bir yandan tırnağımı kemirirken diğer yandan da dizlerimi sallıyor, ne yapacağımı düşünüyordum. Bir anda karnıma bir ağrı girdi. Normaldir, strestendir, dedim ama ağrı bir süre sonra daha da arttı.
Ders bittiğinde Osman Hoca'nın yanına gidip konuşmayı düşünüyordum. Yani öyle planlamıştım ama karnımın ağrımasıyla bir sonraki teneffüse erteledim.
Belki geçer diye...
Ama geçmedi. Son derse kadar geçer, dayanırım dedim ama geçmedi.
Tam tersine, daha da şiddetlendi.
Derse girdim. Dersin başlamasından yaklaşık 15 dakika sonra inanılmaz bir şekilde sancı arttı. Kollarımı karnım ile bacaklarımın arasına sıkıştırmış, ağrının geçmesini ve bir an önce teneffüs zilinin çalmasını umuyordum. Karnımın ağrısı başıma da vuruyordu.
Melike önündeki matematik testinin başını kaldırıp bana döndü, benim kıvranışlarımı fark etmişti.
“Elif! İyi misin sen?”
Yüzümü buruşturarak başımı iki yana salladım.
Melike tam ağzını açmış, bir şey söyleyecek iken matematikçi bize dönüp, “Konuşmadan duramıyorsunuz anlaşılan.” dedi.
Burnunun ucundaki gözlüğünden bana bakarak devam etti, “Elifçim, hadi sen 10/B sınıfından Nil'i çağır bakalım.”
“Hocam, ben kendimi biraz kötü hissediyorum-” demeye kalmadan elini kaldırdı.
“Hadi canım, hadi.”
Yapacak bir şey yoktu. Eğer bu kadına karşılık vermeye devam edersem beni haklı olsam bile sanki haksızmışım gibi gösterip müdürün kapısına dayayabilirdi. Kapıdan dışarıya adım attığımda ağrı her yerimi kaplamıştı.
Koridorda yürürken ayaklarım yerden kesilmiş gibiydi. Tam anlamıyla yürümekte zorluk çekiyordum.
Aşağı kata inip hocanın dediği kişiyi çağırmam gerekiyordu. Merdivenlere yaklaştığımda daha fazla ayakta duramayacak kadar kötüydüm.
Sol omzumu duvara yasladım. Sanki artık gücüm kalmamış gibi. Yavaş yavaş duvara sürtünerek oturdum. Islak kahküllerim alnıma yapışmıştı.
Dizlerimi kendime yaklaştırıp ağrının biraz da olsa geçmesini bekledim. Ama ağrı geçmekten çok başıma vurdu. Göz kapaklarım ağırlaştı. Tam gözümden yaş süzülmüştü ki ayak seslerini duydum.
Hafif aralık gözlerimle merdivene baktığımda gelenin yüzünü çok seçemiyordum. Ama beni görünce duraksamıştı.
Sesi koridorda yankılandı.
“Elif! İyi misin?”
Bana yaklaştığında biraz da olsa yüzünü net görebiliyordum.
Oydu...
Karşılık verdim.
“İ-iyiyim...”
“Hayır, iyi görünmüyorsun.”
Bunu dedikten sonra yanımdan ayrıldı. Bir sınıfa girip bir süre sonra yanında öğretmenle geri döndü.
Hoca beni destekleyerek personel dinlenme odasına indirdi. Odada bir koltuk vardı. Beni yavaşça oraya uzandırdıklarında hâlâ tam olarak kendimde değildim.
Kapıya doğru baktığımda onu gördüm. Kapı aralıktı. Odanın dışındaydı. Kollarını birbirine bağlamış, sırtını duvara yaslamıştı.
Yorgun olduğum için gözlerimi kapattım. Ne kadar süre sonra uyandığımı hatırlamıyorum. Ama gözlerimi açtığımda annem karşımdaydı. Biraz endişeli görünüyordu.
“Kızım, iyi misin? Keşke ağrı kesici alsaydın.”
“Çantada yoktu, anne. İçerdim yoksa.”
“Sen bundan sonra koy çantana, bak günün gelmiş. Olsaydı biraz da olsa geçirirdi ağrını.”
“Yakında olacağımı biliyordum da unutmuşum.”
“Hâlâ ağrıyor mu?”
“Biraz.”
Kucağına koyduğu küçük çantasından bir ağrı kesici çıkardı. Odanın ortasındaki sehpanın üzerinde hazırlamış olduğu su bardağını alıp ilaç ile birlikte bana uzattı.
“Al bunu, iç. Belki biraz rahatlarsın.”
Annemin yanımda olması biraz olsun beni rahatlatmıştı. İlacı içtikten sonra bardağı anneme uzattım. Bir an onu hatırlayıp başımı kapıya çevirdim. Kapı hâlâ aralıktı. Ama orada değildi. Anneme döndüm.
“Kim haber verdi sana hasta olduğumu?”
“Kim olacak, bir öğretmen haber verdi. Sanırım kimya hocasıymış.”
“Anladım...”
Bir süre sonra annemle okuldan ayrılıp yolumuzun üstündeki o lanet dik yokuşu çıktık. Eve girdiğimizde annem yatağıma uzanmama yardımcı oldu. Sonrasını hatırlamıyorum. Yorgunluktan baygın gitmişim.
Ertesi sabah uyandığımda sarhoş gibiydim. Yatakta oturur pozisyon alıp esnerken yatağımın baş ucundaki komodinin üstünde bir kâğıt gördüm. Uzanıp elime aldım. Tükenmez kalemle aceleyle yazılmış gibiydi.
“Canım kızım, geçmiş olsun. İşten geç geldiğim için eve gelir gelmez uyumuşum. Şu an işe geç kalmak üzereyim. Hastayken yanında olmadığım için üzgünüm. Canım kızım.”
Ve notun sonunda aceleyle çizilmiş, daha çok daireye benzeyen bir kalp...
O an sanki kalbim cız etmişti. Babamın bana bu küçük notu bırakması bile sanki dünyanın en şanslı insanıymışım gibi hissettirdi. Gerçekten babamı anlayamıyordum.
Bazen beni umursamayan, sadece dersime odaklanmamı isteyen bir baba gibiydi.
Bazen ise gerçekten beni düşünen, beni önemseyen bir baba gibiydi.
Keşke hep böyle olsa diye geçirdim içimden.
Bu düşünceler arasında kaybolmuşken gözüm saate takıldı. 6:30'u gösteriyordu. Kendi kendime bu kadar erken uyanmak beni şaşırtmıştı. Sonra bir an dona kaldım.
Ne?
Okuldan geldiğimden beri yatıyor muyum?
Yaklaşık 13-14 saat uyumuşum.
Yataktan kalktığımda aynanın karşısına geçip kendime baktım. Göz altlarım şişmiş, saçım başım dağılmıştı. Daha fazla kendime bakamıyordum.
Banyoda elimi yüzümü yıkayıp göz altlarıma kapatıcı sürdüm. Daha sonra tekrar aynaya baktığımda önceki halimden daha iyi görünüyordum.
Annem odasında uyuyordu. Bu saatte ne yapacağımı düşünürken aklıma ders çalışmak geldi. Sadece bir anlığına ders çalışmak istedim. O anlık hevesle masama kitapları serdim. 10-15 dakika boyunca sorularla bakıştık. Çözmeye çalışıyordum ama çözemiyordum.
Bir süre dün olanları gözümün önünden geçirdim.
Can'ın bana seslenişi kulağımda yankılanıyordu.
“Elif! İyi misin?”
Sonra aklıma bir soru takıldı.
Can...
Can benim adımı nereden biliyordu?
________________________________
Evettt, bölüm burada bitti. 😭
Peki sizce Can, Elif'in adını nereden biliyor?
Tahminlerinizi merak ediyorumm. 🌸
Bir sonraki bölümde görüşürüz! ♡
Bölüm etkileşimi
