2. bölüm / 8
AYNI KORTTA2. BÖLÜM
Bölümler 8Şu an: 2. BÖLÜM
- 1 1. BÖLÜM730 kelime
- 2 2. BÖLÜM762 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 3. BÖLÜM660 kelime
- 4 4. BÖLÜM871 kelime
- 5 5. BÖLÜM837 kelime
- 6 6. BÖLÜM703 kelime
- 7 7. BÖLÜM774 kelime
- 8 8. BÖLÜM1.112 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Nehir'e seslendim.
"Nehir, baksana bi."
Başını telefondan kaldırıp,
"Heh, noldu?" dedi.
"Şu çocuğa baksana."
Gözlerini kocaman açıp,
"Ohaaa, çok yakışıklııı." dedi.
"Ya onu demiyorum, çok iyi oynamıyor mu?"
"Evet de çok iyiymiş çocuk, kim acaba?"
"Off, ben ne diyorum sen ne diyorsun."
"Ya ne ya."
"Ay tamam, sen telefonuna dön."
Herkes sırayla kortlara geçip maç yapıyordu. Sıra bizim okuldan olan ablaya geldi. Aşağı inip Osman Hoca'nın yanına gitti. Bizim biraz yakınımızda oldukları için onları az çok duyabiliyordum.
Osman Hoca, "İrem, sana güveniyorum. Yapabilirsin. Sana öğrettiklerimi hatırla. Sakın gözünü toptan ayırma ve rakibinin hareketlerine dikkat et."
İrem, "Hocam, yapabilir miyim bilmiyorum. Geçen sene de yapamamıştım. Yine yapamayacağım gibi."
Osman Hoca, "Sakın öyle deme. Sen çok iyi oynuyorsun. Kendine haksızlık etmeyi bırak."
İrem sadece başını hafifçe sallayıp kortuna gitti. Yapabileceğine inanmıyor gibi görünüyordu. Maç başladı. İrem başta çok güzel gidiyordu. Ama sonlara doğru sanki artık vazgeçmiş gibiydi. Maçı salmıştı. Toplara artık daha yavaş uzanıyordu.
Sonunda maç, karşı takımın kazanmasıyla 10-21 bitti.
Osman Hoca, "Sorun yok. Bir dahakine daha iyi yapabileceğine inanıyorum."
İrem, "Hocam, üzgünüm ama ben daha iyi yapabileceğime inanmıyorum." dedi ve salondan çıktı.
İrem'in kendine inanmaması beni üzmüştü ama aslında çok iyi oynamıştı. Tek sorun özgüveni olmamasıydı.
Tam o sırada bir bağırtı koptu.
"Can! İyi misin?"
Başımı çevirdim. Az önce dikkatimi çeken çocuk yere kapaklanmıştı.
Nehir, "Ayy, yazık oldu ya. Canı ne acımıştır şimdi." dedi.
Çok kötü düşmüştü gerçekten. Dizi hafiften kanıyordu. Yüzünü buruşturmuştu. Bir an içim titredi. Sanki ben düşmüşüm gibi canım acıdı.
Osman Hoca koluna girecekken Can, hocanın elini ittirerek bir şeyler söyledi. Osman Hoca kenara çekildi ve Can ise kortuna geri döndü. Hakemden maçı devam ettirmesini istedi.
Gözümü kırpmadan maçını izledim. Her hareketine dikkat ettim. Maç 19-21 Can'ın kazanmasıyla bitti. Bu çocuk gerçekten çok yetenekliydi. Ben de onun gibi olmak istiyorum.
"Bir sonraki maç. Elif Yılmaz ve Nehir Demir, 2 numaralı korta."
Mikrofondan adımı duyunca irkildim.
Ne?
Sıra bana mı gelmişti?
Kalbim o an her zamankinden daha hızlı atmaya başladı.
Osman Hoca aşağıdan bize seslendi.
"Yılmaz, hadi gelin. Sıra sizde."
Merdivenlerden aşağı inerken dizlerim titriyordu. 2 numaralı kortta Osman Hoca'nın yanına gittik.
Osman Hoca elimize raket verip, "Kızlar, sakin olun. Elinizden geldiği kadar yapmaya çalışın." dedi.
Elimin titremesini görüp, "Sakin ol. Dünyanın sonu değil ya. Yapabilirsin, sana güveniyorum." dedi gülümseyerek.
Nehir'le korta geçtik.
Birbirimize baktık.
"Dikkat et, kafama raketle vurup da bayıltma beni şurada." dedi gülerek.
Güldüm.
"Tamam, dikkat ederim."
Hakem düdüğü çaldı. Servis bendeydi. Elimin titremesi hâlâ durmamıştı. Servisi attım. Atmaz olaydım. Raketi çok çevirdiğim için top sahanın dışına çıktı.
Daha maç başlar başlamaz ilk sayıyı rakibe vermiştik. Yüzüm kızardı. Rezil olmuşum gibi hissettim.
Nehir, "Kanka, sakin ol. Derin nefes al."
Nehir'in dediğini uyguladım. Biraz olsun sakinleşmiştim.
Hakem düdüğü çaldı. Karşı takım servis attı. Uzandım ve yakaladım. Ama fileye takıldı. Sayıyı yine karşı takıma verdik.
"Mükemmel ya, mükemmel cidden." dedim.
Osman Hoca, "Elif, sakin ol."
Hakem yine düdüğü çaldı. Karşı takım servis attı. Nehir uzandı ve vurdu.
"İşte buu!"
Sayı almıştık.
Servisi başlattık. Karşı takımın bize göndermesiyle Nehir tuttu ve vurdu. Sayı yine bizdeydi.
Servis atma sırası bana geldi. Attım. Karşı takım Nehir'le benim arama gönderdi. Tam o sırada Nehir'le aynı anda topa uzandık, raketimiz çarpıştı. Ve sayı karşı takımdaydı.
Nehir bana dönerek, "Ya bendeydi ya." dedi.
Uzatmadan, "Pardon." dedim. Çünkü tartışmaya girip maçımızın yarıda kalmasını istemiyordum.
Bir süre karşılıklı sayılar almaya devam ettik. Maç aralıksız ilerliyordu. Skor tablosuna baktım. 18-18 yazıyordu. Az kalmıştı. Ama nefesim tükenmiş gibiydi.
Hakem düdüğü çalacakken bağcığımı bağlamak için izin istedim. Ama aslında bağcığımı bağlamaya ihtiyacım yoktu. Sadece düşünmek ve nefesimi toplayabilmek içindi. O an Osman Hoca'nın İrem'e söyledikleri aklıma geldi.
"Gözünü toptan ayırma! Rakibinin hareketlerine dikkat et!"
O an aklıma bir fikir geldi. Hemen ayağa kalktım. Hakem düdüğü çaldı. Servis bizdeydi. Ben başlattım. Bilerek kısa bir servis attım. Rakip refleksle uzandı ve vurdu.
"İşte bu be!" diye bağırdım.
Osman Hoca'ya baktım. Hoca gözlerini kocaman açmıştı ve şaşırmış gibi görünüyordu.
Karşı takım itiraz ediyordu. Hakem onların itirazlarını kabul etmedi.
Nehir, "Aferin kız sana." dedi.
Göz kırptım.
Hakem düdüğü çaldı. Nehir başlattı. Karşı takım vurdu. Çok sert vurmuşlardı.
Tekrar ve tekrar aynı yöntemi uyguladılar. Raketle topa sert vurdukları için biz topa yetişemedik. Ve bunu anladıkları için tekrar aynı şekilde vurup bizi yendiler.
Skor tablosuna baktım. Karşı takım 19-21 bizi yenmişti.
Nehir, "Hayır ya, ağlıcam şimdi. O kadar yapmıştık."
Ben mutluydum. Çünkü bu kadar bile ilerlemek bizim için iyi bir şeydi. Badminton hakkında hiçbir eğitim almamıştık. Tamamen kendi çalışmalarımızla bu kadar yapmak bile benim için güzel bir şeydi.
Osman Hoca yanımıza geldi.
"Kızlar, o neydi öyle? Mükemmeldiniz."
"Hocam, mükemmel sayılmaz." dedim.
Bunu derken gözüm yukarıya, seyircilerin salonu izlediği yere kaydı. Oradaydı. Bir anlığına göz göze geldik.
Bölüm etkileşimi
