25. bölüm · Ayaz'ın kışı

Karanlık

Nestown_ Fan

"Hadi ben kaçar. Detayları Alya geldiğinde konuşuruz"

Dedim ve otobüse yürüdüm, bu sırada sırt çantamdan ödeme kartını çıkarmayı unutmadım tabii

"Dikkat et"

Galiba şu sıralar bu kelimeyi sık sık duyacaktım...

"Sende!"

.
.
.
.

~

"Ayaz'cım? Hoş geldin tatlım"

"Hoş buldum Çilek teyze"

"Çiçek"

Diye düzeltti her zaman ki gibi

"Neyse, Çilek demeni bile özlemişim"

Dedi. Doğrusu bende onu özlemiştim

"Bende seni özlemişim favori teyzem"

Alnıma koca ve sulu bir öpücük kondurdu. Dışardan bakınca soğuk, disiplinli, sinsi ama muhteşem elit ve havalı giyinen bir kadın görürdünüz ama özünde çok sıcak kanlı bir kadındı. En çok giyimi beni etkilerdi. Böyle anne anne değil de, daha çok takımlar, pahalı ve lüks markalar tercih ederdi. Boyu 1.70, 176 aralarıydı tahminimce ve hep topuklu giyerdi.

"Favorin miyim be gerçekten?"

"Nuray teyze ile birlikte favorimsiniz"

Dedim Aras'ın annesi Nuray teyzeyi de unutmayarak. Unutamazdım. Çocukken sürekli beni eve çağırır, biz Aras'la didişerek oyun oynamaya çalışırken o bize kurabiye yapardıqq

"Şapşal!"

Sevimli ifadesinin ardından gülerek içeri geçtim.

"Anne? Ayaz mı geldi?"

Yukarıdan seslenen Dila'ya yanıt verdim

"evet!"

"Hadi oğlum geç salona"

Bahane düşünerek başımı kaşıdım. Sonra aklıma gelen en mantıklı yalanı düşünmeden söyledim

"Şey, okula gidemediğim günlerin notunu almaya gelmiştim. Hemen onu alıp geleyim, sonra gelirim salona olur mu?"

"İyi de, siz artık aynı okulda değilsiniz bildiğim kadarıyla?"

Şüphe çekmemek için gülümsemeye çalıştım

"Aman Çilek teyze, ödevin okulu mu olurmuş? Ödev ödevdir"

Güldü

"İyi madem. Yeter ki böyle uslu uslu ders çalışın"

Başımı salladım. Ardından merdivenlere yürüyüp ezberimde olan Dila'nın odasına yöneldim. Çalışma masasına yaslanmış beni bekliyordu, beni görünce doğruldu

"Hah, geldin mi?"

Çekmeceyi açıp zarfı aldı

"Al"

Zarfı açıp göz ucuyla baktım. Tam görünüyordu, yinede buradan çıkınca sayacaktım.

Zarfı kapatıp çantama koyarken konuştum

"Çok teşekkürler Dila ya. Beni nasıl bir dertten kurtardığını bilemezsin"

Eğer o zarf odamda kalsaydı bence ya gitmeden önce Efsun, ya da zaten şüphelenmiş olan Füsun hanım arayıp bulacaktı. Füsun hanımdan emin değilim fakat Efsun yapardı.

"Lafı bile olmaz. Sen kendine dikkat et asıl"

Başımı salladım

"Eyvallah"

"Hadi gel aşağı inelim, annem daha fazla şüphelenmesin"

Kol kola girip odadan çıktık. Yavaş yavaş merdiven inme sürecimizden sonra nihayet salona vardık. Sehpada kurabiyeler, kahveler ve çerezler vardı. Bu Çilek teyzenin dilinde "otur, her şeyi anlatacaksın" demekti. Aksi takdirde beni bu evden dışarı bırakmazdı

"Hadi bakalım, oturun"

Önüne oturdum. Ben misafir gidince bizimkilerin anneleri sofraya kek koymazdı, çünkü sevmiyordum. Sebebini bilmiyordum, ben sevmiyorum diye kendileri için de koymazlardı. Garipsediğim bir şeydi fakat üzerinde durmadım

"Sorma abla ya"

Dedim. Teyze modundan abla moduna geçmişti çünkü.

"Sordum bile, hadi kardeş"

Dila arkasına yaslanıp kurabiye den yemeye başladı. Gözleri bizim aramızda gidip geliyordu. Her şeyi biliyordu çünkü onlara zaten anlatmıştım

"Peki. Bak şöyle oldu..."

Diyerek anlatmaya başladım.

~

"Üzerinizde resmen göz var!"

Dedi Nuray teyze. Tesadüfen Dila'ya Aras'ın nerede olduğunu sorarken benim burada olduğumu öğrenmişti. Tabii kendisi ile birlikte Eymen ve Egemen'in annesi Akça teyzeyi ve Buse'nin annesi Havva teyzeyi de getirmişti. Dört kadınla beraber bizimkiler de gelmişti tabii.

"Nazara falan inanmıyorum pek. Bence kör talih"

Dedi Çilek teyze. Akça teyze Nuray teyzeye katıldı

"Bence kurşun dökelim"

Kaşlarımı kaldırdım

"Ne?"

"Oha amk"

Nuray teyze anında Aras'ın ağzına hafifçe vurdu

"Abatmayın ya"

Dedi Çilek teyze. Havva teyze ile tereddütle Nuray ve Akça teyzeye baktı

"Biz ne anlarız be kurşun dökmeyi?"

"Ben araştırırım dert etmeyin"

Dedi Nuray teyze. Pek bi istekliydi.

"Çocukların kafasını yakmayalım?"

Akça teyze tereddütle sordu. Nuray teyze kendisinin yaoabileceğini savunurken Çilek teyze de ikna olmuş duruyordu

"Şimdi bulamam malzeme falan,"

ardından bana döndü

"Ayaz sen yarın abini de, ablanı da al gel kurşun dökelim yavrum"

Şaşırmadan edemedim. Bu kadınlar ciddi ciddi kurşun mu dökecekti kafamıza?

"Aslında hiç gerek yok-"

"Sus! İtiraz istemiyorum!"

Dedi. Bence kurşun dökmenin nasıl bir hiss olduğunu merak ediyordu ve kurbanı biz üçümüzdük.

"Peki..."

3 kadınla(+Çilek teyze) başa çıkamayacağım için uzatmamaya karar verdim.

"Ben artık kalkayım. Eski evden birkaç parça eşyamı alacaktım zaten"

Diyerek yalan uydurdum ve ayağa kalktım. Tek tek herkesle vedalaştıktan sonra Çilek teyze ile birlikte kapıya kadar yürüdük. Evden ayrılmadan önce elini omzuma koydu

"Ayaz'cım"

"Efendim"

"Bak,ne derdin olursa gel bize, en azından bana anlat tamam mı?"

Eli ile yanağımı okşayarak devam etti tebessüm ile

"Ailende olsa yabancı çatının altındasın. Ne zaman istersen gel bizde kal, ne zaman kavga edersen bize gel, başın sıkışınca elin ilk benim numarama gitsin"

En sıcak bir tebessümümü sundum. Bu insanları tanımak lanetli bahtımda ki en iyi şeydi herhalde

"Teşekkür ederim Çilek teyze. Tüm desteklerin, destekleriniz için ne kadar minnettar olduğumu bilemezsin"

"Yabancı değiliz ya"

Saniyeler süren sarılışımız son bulduğunda artık gitmem gerektiğini anladım. Sırtımda ki çantamın varlığını elimle kontrol edip evden çıktım

"Görüşürüz"

"Görüşürüz"

~

"Abi?"

"Ayaz? Sen mi geldin evladım?"

Osman abinin sesini duymamla denizin kenarında bulunan ahşaptan evinin arka bahçesine adımladım.

Osman abi, 60-70 li yaşlarındaydı. Ona abi dememin sebebi ondan çekinmemi istememesiydi çünkü tek arkadaşı bendim.

Ne yazık ki kördü. Fazlaca kaya bulunan bir deniz kenarında 3 odalı ahşap evinde yaşıyordu. Emekli maaşı ile geçiniyor, tüm gün bu evde takılıyordu.

"Ben geldim abim"

Önceliğim ona gidip sarılmak oldu. Tek eliyle sırtımı sardı

"Hoş geldin"

Ardında çekilip ezberlediği koltukları gösterdi

"Otur bakalım çay koyayım"

Görmese bile gülümsedim

"Olur mu öyle şey? Sen otur ben koyarım"

Tebessümle oturduğunda mutfağa doğru yürüdüm. Ona çay, bana kahve yapıp geri geldim ve önüne oturdum. Buraya gelmeden önce aldığım keki ve barı çıkardım. Keki onun önüne, eline temas edecek şekilde koydum. Diğerini ise kendi önüme koydum. Birkaç saniye ambalajlı keke dokunduktan sonra sevinçle konuştu

"Yine mi kek aldın?"

"Bu keke bayıldığını biliyorum"

Eski model koltuğa yayılıp ayaklarımı uzattım.

"Hay yaşa be evladım..."

Kafamı arkaya atıp derin bir iç çektim. Dışarıda, evin önünde olduğumuz için denizin dalgaları, gözyüzünün hafif yanmaya başlayan yıldızları oldukça iyi hissettiriyordu. İnsanın derdi açılıyordu resmen

"Noldu? Derdin var belli. Yoksa şu yeni ailen mi canını sıkıyor?"

"Sorma abi... Sorma..."

Sustu. Ben koltukta dertlerimle can çekişirken o sadece zaman tanıdı. Gün boyu saatlerce uzanıp dinlenmem gerekiyordu fakat bu gün hiç dinlenmemiştim. Bedenimde kaynağı belirsiz derin bir ağrı vardı fakat hiçbiri beynimde ki kadar güçlü değildi. Sorular, nedenler, Remzi ve Alya'nın güvenliği hakkında ki korkular beynimi alt üst ediyordu.

Kendimi sesi ile sakinleştiren denizin dalgalarına bırakmak istedim anlık olarak. Bir insan bunlara dayanabilir miydi ki? Normal bir insan yaşadığı bir travmadan sonra depresyona girerek kendini kaybederken ben ne yapmalıydım? Sahi, kaç travma yaratacak şey yaşamıştım bu kısa sürede?

Gözlerimi yıldızlarda sabit tutarken konuştum

"Bir süredir yanına uğrayamıyorum çünkü..."

~

"Alya'nın güvenliği için deli gibi korkuyorum"

Diyerek korkumu dile getirdim. Efsun'un saldırısından, gelen bilinmeyen mesajlara ve en son da abimin kazasına kadar her şeyi anlatmıştım. Tüm bu süre zarfında sessiz durmuş, sabırla saatlerce konuşmamı dinlemişti. O bilmem kaçıncı çayını, ben ise ikinci bardak kahvemi yudumladıktan sonra tekrar konuştum

"Remzi bu aralar sessiz. Tamamen değil, fakat eskiye göre çok daha az konuşuyor."

"Belki de delirmemen için"

Diyerek fikrini belirtti. Belki de sadece bir teselliydi bu. Dudaklarımdan kısık, alaycı bir gülüş çıktı

"Deli değil miyim zaten?"

"Değilsin evlat."

"İçimde konuşup duran herif neyin nesi o zaman?"

"Kontrol sende olduğu sürece o sadece bir ses"

"Bazen dıştan konuşmayı becerebiliyor. Söylemiştim"

"Onu zapt etmenin bir yolunu bulmalısın"

"Yapamıyorum"

"Mesela o konuştuğunda ona cevap vermemeyi dene. Tersle, kır kalbini ki ciddiye alınmadığını anlasın."

Başım yavaşca ona doğru döndü. Beyazla kaplanmış gözleri bana değil, koltuğun tam ortasına bakıyordu

"Bunu deneyeceğim. Önerin için teşekkürler abi"

Gerçekten mantıklı gelmişti tavsiyesi.

"Rica ederim. Numaraya gelecek olursak, çok dikkatli olmalısınız"

Dedi işaret parmağını sallayarak bilge bir şekilde. Ardından ekledi;

"Hayatınızı yakından biliyor olmalı. Efsun'un nasıl sana saldırmasını sağladı bilmiyorum, kim bilir? belki de onunla iş birliği içerisinde. Belki Doruk'un o gece arkadaşları ile dışarı çıkacağını biliyordu. Belki de araba ile oynadı, ve ya asfalta kayganlaştırıcı bir madde döktü. Bilemeyiz. Bu olanlar olmadan mesajı atmış olması geleceği gördüğünü göstermez. Büyük ihtimalle hayatınızı, yaşamınızı sabote etmeye çalışıyor."

O kadar dikkatli ve ilgi çekici konuşuyordu ki, insanın dinledikçe beynine yerleşiyordu kelimeler. Ona hak verdim

"Haklısın abi, en mantıklı olasılık bu-"

Telefonumun zil sesi sözlerimi böldü. Yanımdan alıp açtım ve kulağıma götürdüm

"Efendim?"

"Oğlum? Nerede kaldın?"

Hakan beydi. Sesi samimi ve şey geliyordu. Nasıl desem...

Baba baba

Artık şu baskıcı emirlerini kaldırmış mıydı? Emin olamadım.

"Biraz geç geleceğim"

"Neden?"

"Kafa dinliyorum çünkü"

Dedim onun meraklı sesince ters bir terslemeyle.

"Neredeysen istersen seni ben alayım. Saat 11 olmak üzere, bu saate taksi ve y otobüs bulmak zor olur"

"Gerek yok"

En fazla burada kalırdım

"Lütfen. Bak annen de merak ediyor"

İç çektim. Şu anlık kötü bir şey yapmıyordu fakat yinede bıkmıştım onlardan

"Pekâlâ"

Telefonu yüzüne kapatıp konumu attım. Ardından telefonu üçlü, uzandığım kanepeye geri atıp Osman abiye döndüm

"Gerçek baba"

Dedim ve açıklamaya başladım

"Saat 11 e geliyor. Artık geç olduğunu ve beni almak istediğini söyledi"

"Onun buranın varlığından haberdar olması sorun olmaz mı?"

Duraksadım. Olur muydu?

"Olur mu?"

"Sanmıyorum. Sadece benim varlığımdan haberdar olmaları senin için sorun olup olmadığını merak ettim.

Yüzümü ekşittim

"Hayır. Kesinlikle varlığından utanmıyor, aksine oldukça gurur duyuyorum Osman abi."

Sustu. Boş bakışları ile kayalıklara bakmaya devam etti.

"Öyle olsun"

Dedi sonunda. Bu kadar uzun ne düşünmüştü bilmiyordum.

Birkaç dakika sessizlikten sonra tekrar konuştu

"Evlat"

Dinlenmek adına gözlerimi kapattım

"Hm?"

"Karanlık nasıl bir şey?"

Yavaşca gözlerimi geri açtım.

O doğuştan kördü. Hiçbir rengi görmemişti, buna siyah da dahildi çünkü körler sanıldığının aksine karanlık ve ya siyah değil, boşluk görüyordu.

Bakışlarımı yıldızlar da gezdirip konuşmaya başladım. Ev buraya biraz uzaktaydı. En azından 40-45 dakika zamanım vardı Hakan bey gelene kadar

"Kimisinin huzuru, kimisinin de en büyük korkusudur karanlık. Örneğin ben çok severim karanlık alanları. Hiçbir şeyi görmemek, yalnız olduğumu hissetmek huzur verir bana. Bazılarının ise en büyük korkusudur. Karanlık bir alanda korkularını, travmalarını hatırlarlar. Ve ya zifiri karanlıktan canavarın falan çıkacağına inanırlar. Bilemiyorum artık."

Karanlığın nasıl bir şey olduğunu anlatmadığımı fark edip bu sefer de o kısmı aydınlattım

"Karanlık, güneş battığında ortaya çıkar. Ayın aydınlatmaya yetmediği kısımlar, sokaklar zifiri karanlığa gömülür. Göz gözü görmez. O ıssız ve karanlık sokaklarda genelde tehlikeli insanlar olur. İşte kekolar, sarhoşlar, bağımlılar ve ya yasa dışı işler yapanlar da"

Kendimi sanki bir çocuğa hayatı anlatıyormuşum gibi hissettim. Zira o da önümde çocuk gibi oturmuş pür dikkat beni dinliyordu

"Peki ya beyaz?"

"Beyaz,"

Diyerek onu tekrarladım. Kısa bir duraksamadan sonra konuştum

"Beyaz sarflığı, ışığı ve barışı temsil eder. Bence o kadar masum bir renk değil çünkü delileri beyaz odalara kapatıp onları delirtiyorlar. Ayrıca ölen kişileri tabuta koymadan önce beyaz kefene sarıyorlar fakat kimse beyazın kör yüzünü görmek istemiyor"

"Sarı"

Dedi bu sefer de tek kelime ile.

"Sarı genelde mutluluğu, neşeyi temsil eder. Güneş de sarıdır, sarı daha çok yaz rengidir."

"Benim için bir anlam ifade etmediği için anlatacak pek şeyim yoktu"

"Gelecek sefer geldiğinde bana kitap okur musun? Eskisi gibi"

Birbirinden tutarsız isteklerine gülümsedim

"Okurum tabii"

Biz sohbet etmeye dalmışken ayağımın ucunda uzanan iri bedene sahip kont dikleşip havladı. Araba sesinin yaklaşması ile Hakan beyin geldiğini anladım.

Uzandığım yerden dikkatle doğruldum ve o buraya gelmeden terk etmek için çantamda ki 2.5 desteyi gizlice Osman abinin ceketinin arasına koydum. O ne yapacağını bilirdi zaten

"Görüşürüz abim, ben kaçar"

"Görüşürüz. Arayı fazla açma"

Güldüm

"Ayaklarım tutuyor artık, sık sık buradayım"

Sesimin alaylı tınısından hoşlanmamıştı. Kendimle dalga geçmemi sevmezdi

"Siko siko konuşma gevzek herif"

Kahkaha attım. Arkamı yürüyüp gitmeden önce kontu da sevdim

"Muhtemelen 2 gün sonra gelirim. Şu zehirlenmem meselesini araştralım da. Gelince kitap getiririm. Başka istediğin var mı?"

"Hayır"

Dedi.

"Olursa aramaktan çekinme "

Tuşlu telefonu vardı ve içinde ki tek numara bana aitti. Ona parmakları ile dokunarak nasıl arayacağını öğretmiştim fakat umarım yapabilirdi

"Tamam evlat. Git artık"

"Duyan da beni sevmiyorsun sanacak"

Çantamı kanepeden alıp omzuma attım

"Hadi Allah'a emanet"

Diyerek arkamı döndüm fakat Hakan beyi tam önümde görmemle duraksamam bir oldu. Bu adam nasıl bu kadar hızlı gelebilmişti?

Delici bakışları ilk benim üzerimde, sonra ise Osman abinin üzerinde gezindi. Burada olmamdan hoşnut olmadığı oldukça belliydi. Osman abiyi rahatsız etmemek için ona gidelim işareti yaptığım da neyse ki zorluk çıkarmadan yürüdü. Ona ayak uydurdum

Arabaya binene dek sessiz kaldı

"Kim bu adam?"

"Arkadaşım"

Dedim düz bir sesle. Duraksadı. Muhtemelen Osman abiyle konuştuğum da ses tonumun samimi, sevecen ve mutlu çıkmasını ve şimdi onunla konuşurken ifadesiz bulunmasına şaşırmıştı.

"Kendinden büyüklerle takıldığını bilmiyordum"

"Sorun değil, bilmek zorunda değilsiniz."

"Benimle sizli bizli konuşmana gerek yok"

Lafının altında kalmamaya yemin etmiş gibi konuşmaya devam ettim.

"Neyse ne"

"Onunla görüşmeni istemiyorum. Tehlikeli olabilir"

"Siz isteklerinizi uygulayacağım kadar bana yakın olduğunuzu mu sanıyorsunuz?"

Acımasız gerçekleri yüzüne vurmaya devam ettim

"Onunla yıllardır tanışıyorum. Peki ya siz? En fazla 2 hafta olmuştur. Beni size konum attığıma pişman etmeyin."

"Oğlum, ben sadece senin için endişeleniyorum. Amacım seni kısıtlamak değil; haberlerde bu tür insanların organ mafyaları ile işbirliği içinde olduğunu görüyoruz"

"Endişenize ihtiyacım yok. O gayet iyi birisi"

Pes ettiğine dair bir iç çekti

"Peki. Nasıl istiyorsan öyle olsun. Fakat uygun bir zamanda bizi tanıştır olur mu?

"Bakarız"

Birkaç saniye sessizlikten sonra yine konuştu

"Ayrıca... Sen zehirlendin mi? Ne zaman ve neden?"

.
.
.
.

Eveet

En uzun bölümle karşınızdayım

Açıklama haricinde 2100 kelime

Beğendiniz mi bölümü?

Osman hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hakan düzeliyor mu sizce?

Çoğu kişi Hakan ile Ayaz'ın arasını bok etmemi istemiş

E bu çocuk sevilmesin mi?

Sizce Ayaz'ın herkesten sakınıp gizlice yanına geldiği Osman'ı Alya'ya bile söylemeden Hakan'a göstermesi nasıl iş?

Bilemiyorum 🤷🏻♀️

Neyse güle gülee

Gelecek bölüm hakkında yorumlarınızı bekliyorum