27. bölüm · Ayaz'ın kışı
Havuz
"Kızının günahını bununla mı kapatıyorsun?"
"Öyle olmadığını biliyorsun. Kızım gayet de suçlu ve asla onu bu yaptığına karşı savunmam. Birisi sizi öldürmeye çalışıyor. Ayaz kim bu?"
.
.
.
.
"Bilmiyorum."
Dedim net bir şekilde. Sinirleniyor gibiydi fakat kendini tutuyordu
"Ne demek bilmiyorum?"
"Doğrudan karşımıza çıkmıyor. Sadece yapıyor işte"
"Bu kazalara o mu sebep oldu gerçekten?"
"Galiba"
Eli ile yüzünü sıvazladı
"Anlamıyorum.. lütfen en başından anlatır mısın?"
Bu durum oldukça canımı sıkmıştı. Onun bunları bilmesi... Ama artık geçti. Bir şeyler biliyordu ve anlatmasam kendisi öğrenirdi. Hakan Karsel sandığımdan çok daha güçlü bir iş adamıydı ve bunun farkındaydım.
"Bize aynı anda bir mesaj geldi. Bana cam kırıkları, Doruk'a yağmurlu bir günde dikkat et mi ne dedi. Alya ablama ise ateş tenini yakacak yazdı. Sonra da olanlar göz önünde işte"
"Mesajı görebilir miyim?"
Telefonu açıp mesaja girdim ve ona uzattım. Telefonu elimden alıp uzun uzun inceledi. Mesajdan bir saat sonra kim olduğunu yazdığımı da gördü.
"Bunu yapacak kim olabilir?"
"Bilmiyorum"
Her an polise gidiyoruz falan demesini bekliyordum.
"İyi düşün"
"Yok işte"
"Pekâlâ... Bulacağız. Bir iz var mı?"
Sorgu dolu bakışlarımı üzerinde gezdirdim
"Sizin bir şey yapmanıza gerek yok. Biz hallediyoruz"
Alayla güldü
"Çok halletmiş gibi görünüyorsunuz gerçekten..."
Başını iki yana sallayıp ciddileşti.
"Söyle, bir iz var mı?"
"Yok"
"Ayaz"
Oflayıp konuşmaya başladım
"Araba kazası geçirmiştim ya. Onun da bu kişinin başının altından çıktığını düşünüyoruz. Kazadan hemen önce en son çilek yemiştim. Doruk abim onun üzerinde kan sulandırıcı benzeri bir şeyler olduğundan şüpheli"
Çenesini kaşıyarak düşünceli bir şekilde başını salladı
"Anlıyorum..."
"Yemekten sonra çalışma odamda olun. Üçünüz de"
"Gerek y-"
"Ayaz!"
Kaşlarımı çattım
"Gerek yok işte!"
"Babanım ben senin! Bırak da baban olarak görevimi yapayım!"
Aynen, birkaç hafta da baba oldun
Sessiz kalıp canım sıkkın bir şekilde kahve mi içmeye devam ettim.
O balkonu terk ederken bahçede gözlerimi gezdirdim ve Füsun hanımın dikkatle beni incelediğini fark ettim. Islaktı ve yalnızdı. Çatık kaşlarımı, bıkkın ifademi gözleri ile tartıyordu.
Gözlerimi çekmedim gözlerinden. Onlardan çekinmediğimi bilmesini istedim.
Gözlerini ilk kaçıran o oldu. Belki de o benden çekiniyordu. Tavırlarımı göz önünde bulundurunca bu olası bi durumdu.
O yavaş yavaş eve doğru yürürken şiddetli rüzgardan bulduğum huzurla gözlerimi kapattım
"Abim? Göz serumunu damlattın mı?"
Gözlerimi açtım. Benim max huzurlu kalabilme sürem
"Damlattım abim"
"İyi"
O balkondan çıkacakken onu sözlerimle durdurdum
"Hakan Karsel öğrenmiş"
Olduğu yerde durdu. Gözlerim her hareketini inceliyordu. Yavaşca bana döndüğünde yüzüne baktım
"Neyi öğrenmiş?"
"Şu bilinmeyen numarayı falan işte"
Kaşları anında çatıldı. Hızlı adımlarla yaklaştı
"Nereden öğrenmiş?"
"Bilmiyorum."
Ellerini saçlarına daldırdı
"Allah'ım ya!"
"Noluyor be?"
Ablam balkon kapısından girdiğinde bakışlarım ona kaydı. Yüzü ilk huzurluykem şu anda Doruk'un öfkesini anlamaya çalışıyordu
"Hakan Karsel olanları öğrenmiş!"
"Başınıza gelenlerin şans olmadığını mı?"
Abim cevap vermeyince başımı salladım
"Nereden öğrenmiş ki?"
"Bilmiyorum"
Dedim aynı cevabı ablama da sunarak. Düşünceli düşünceli yere baktı
"N'olacak şimdi?"
"Araştırır buluruz dedi bana. Ayrıca kahvaltıdan sonra üçümüzü de çalışma odasında bekliyormuş"
"Gerek yok!"
Dedi Doruk. Alya ise ona yaklaşıp elini omzuna koydu
"Yapma böyle. Doruk zaten bu olay bizi aşıyor, kendi yerimizde çırpınamayız. Biz onu bulana kadar o bizi öldürür"
Koltukta arkama yaslanmış dikkatle iki kardeşi izliyordum. Abim belli ki bu olayın genişletilip yayılmasını istemiyordu. Yoksa o da biliyordu bizim kendi imkanlarımızla halledemeyeceğimizi
"Abla düne kadar onları tehdit ediyorduk kızınıza şunu yaparız diye. Şimdi ne oldu? Onlara muhtaç mıyız biz?"
"Onlar dediğin kişiler Ayaz'ın ailesi Doruk. Ayrıca biz kimseyi haksız yere tehdit etmedik. Muhtaç da değiliz kimseye"
Gözlerimi kapatıp kafamı arkaya attım. Bu gün de pek bi halsizdim.
"Öyle tabii, Ayaz'ın ailesi bizim de ailemiz de... Bilemiyorum, biz bize iyidik"
"İyi gibi miyiz şu anda? Hiçbir iz bulamadık."
Birkaç saniye sessizliğin ardından Alya tekrar konuştu
"Bak kardeşim. Yaşamak istiyorsak buna mecburuz"
"Yaşayacağımızı bilmiyoru-"
"DORUK! Korkuyorum anlamıyor musun!? Ölmekten değil aptal! Cayır cayır yanmaktan korkuyorum! Ateşler içerisinde yanmaktan korkuyorum! Bilmiyor musunuz güzelliğime ne kadar takıntılı olduğumu?! Yüzüm yanarsa ne yaparım ben? Ya saçlarım?!"
Onun sözlerini sanki her gün dinlediğim bir melodiymiş gibi dinledim. Hiss yok, kaygı yok, endişe yok... Boşlukta gibi hissediyordum. Belki yaşadıklarımızı ağırlığı yüzünden depresyondaydım ve ya başka bir psikolojik sorun.
"Abla- tamam! Tamam sen korkma yeter ki..."
Sarıldığına dair ufak bir hışırtı duydum
"Sana bir şey olmasına izin vermeyeceğiz. Söz veremiyorum, o çok tehlikeli... Fakat yemin ediyorum elimden geleni yapacağım! Yapacağız. Değil mi Ayaz- Ayaz?'
İsmimin sorgu dolu çağrılması ile başımı kaldırıp onlara baktım. İkisi de bana garip garip bakıyorlardı
"Ne? Ne yapayım sıkıldım artık bunlardan. Ayrıca evet, elimizden geleni yapacağız Alya"
"Oğlum ne bu gevşeklik? Biz burada canımızın derdindeyiz sen keyif yapıyorsun?"
"Ne yapayım? Diken üzerinde mi oturayım tüm gün?"
"Normal olarak?"
Tam cevap verecekken Güneş'in koşuş adımlarını duydum. Hızla balkona girdi
"Kahvaltı ya çağırıyor babam"
"Güneş'im..."
Kollarımı açtım. O da kocaman gülümseyerek kucağıma koştu. Ben onun saçlarını öperken Alya ve Doruk'un şaşkın bakışlarının üzerimde olduğunun farkındaydım
"İçtin mi lan?"
Güneş hemen moda girip cilvelenmeye başlarken gülerek abime baktım
"Ne alakası var?"
"Doğruyu söyle içtin mi?"
Üzerime yürüdü
"Doruk tamam"
Diyerek abimi tuttu Alya
"İçmedim dedim ya"
Dedim kendimi savunarak. Güneş mavi gözlerini kocaman açmış bi bana, bir de abime bakıyordu. Yavaşca kucağımdan kalkıp koltukta biraz uzağa oturdu. Durdurmadım, aramızda ki gerginlikten korkmuş olabilirdi
"Abi çocuk korkuyor"
Dedim. Oturuşum gayet rahattı. Muhtemelen buna sinirleniyordu fakat nedenini bilmiyordum.
"Güneş bizi yalnız bırakır mısın? Söyle onlara biz Ayaz'la gelmiyoruz kahvaltıya falan"
Ardından Alya'ya döndü
"Abla sende git kahvaltıya"
"Doruk saçmalama, ne yapacaksınız?"
Sessizce olanları izliyordum
"Bunu yapacağım"
Dedi ve çeneme sert bir yumruk attı. Acıyla yüzüm buruşurken başım yana düştü. Elim hemen çeneme gitti
"Ah..."
"Kendine gel Ayaz!"
Diye bağırırken aynı zamanda Güneş'in çığlığını ve burayı koşarak terk ettiğini duydum.
Acımı umursamadan güldüm
"Biliyor musun? Bence sen olanlardan dolayı beni cezalandırıyorsun!"
Alya yüzümü tutup kendine çevirdi
"İyi misin?"
Doruk onu umursamadan konuştu. Açıkçası bende umursamadım.
"Aptal herif! Seni cezalandırmıyorum! Kendine gel diyorum!"
Ablamın elini itip ayağa kalktım
"Ben kendim deyim zaten! Sadece biraz görmezden gelmek istedim, biraz nefes almak istedim! Onu bile çok gördün bana!"
"Ayaz! Doruk durun! Tartışarak bir şey elde edemezsiniz!"
Abim yakama yapıştığında Remzi kontrolüm dışı konuşmaya başladı
"Bırak da biraz stress atalım!"
Ardından bir yumruk... Abim geri savruldu. Hızla toparlanıp bana oldukça sert yumruk attı. Seri yumruğu yüzünden yere düştüm. Alya çığlık atarken başka sesler de duydum fakat kulağım çınlıyordu
"Noluyor burada!?"
"Ayaz! Oğlum!?"
Yüzüm birinin elleri arasına alındığında o kişiye baktım. Füsun hanımdı. Endişe ile yüzümü tarıyordu. Muhtemelen yaralarımı.
"İyi misin?"
"Noluyor dedim!"
"Size ne Hakan bey? Her şeye de karışmasanız mı acaba?"
"Benim evim ve ben evimde ki kavganın sebebini bilmek istiyorum!"
"Çok istiyorsanız gideriz! Kalmadık evinize!"
Tartışan abim ve Hakan beye baktım
"O giderse ben de giderim"
"Ulan daha şimdi yumruk yumruğa yemişsiniz birbirinizi"
Gözlerimi kısarak kapıya yaslanmış keyifli bir şekilde konuşan Kutay'a baktım
"Kardeş olmak böyle bir şey Kutay."
Dedim. Sen anlamazsın der gibi. Senin anne baban varsa benim de kardeşlerim var der gibi.
"Güzel?"
O bunu takmıyormuş gibi konuşunca Füsun hanımın umursamadan ayağa kalktım
"Uzatmayın, sadece ufak bir tartışma"
Dedikten sonra orayı terk ettim. Koridordan hızla geçerek odama ilerlerken odasının aralık kapısından muhtemelen gizli olduğunu düşündüğü bir şekilde korkarak bakan Güneş'i görünce duraksadım
"Abim?"
Yavaşca bir adım yaklaştım. Kapıyı açtı
"Abi... Doruk abi sana neden vurdu?"
Önünde eğildim
"Aramızda küçük bir anlaşmazlık oldu. Seni korkuttuğumuz için özür dilerim güzelim"
Küçük adımlarla yaklaşıp kollarımın arasına girdi.
"Miniğim benim..."
Alnını öptüm.
"Abi bir yere mi gideceksin?"
"Evet... Neden?"
"Ben seninle oyun oynamak istiyordum"
İç çektim.
Bende havuza gidip yüzmek istiyordum. Ne yapabilirdim?
"Güneş..."
"Efendim abi?"
"Yüzmeyi sever misin?"
"Evet!"
"Harika. O zaman abi kardeş gidip yüzelim"
"Bahçede mi? Ama hava soğuk"
"Hayır. Kapalı bir alan var, benim favori havuzum. Oraya gideceğiz"
"Ama annem izin vermez ki"
Dudağımdan, eski kabuk tutmuş yaradan akan taze kanı sildim balkondan çıkıp bu tarafa gelen Hakan bey ve Füsun hanıma kaynarken
"Ben halledeceğim"
Ayağa kalktım onlar bizi fark edip yanımıza gelirken
"Beni ailenize kabullendiniz mi?"
"O ne demek oğlum? tabiki"
Hakan bey ellerini göğsünde bağlamış yukarıdan bakarken Füsun hanım cevapladı. Kazanmanın verdiği zevkle gülümsedim
"O zaman abisi olarak Güneş'i dışarı çıkarmam da bir sakınca yoktur diye düşünüyorum"
Füsun hanım kısa bir duraksamanın ardından konuştu
"Doğru düşünmüşsün de.. nereye?"
"Havuza"
"Bu havada"
Diye çıkıştı Hakan bey. Onu onayladım
"Evet, bu havada."
Ardından Füsun hanıma döndüm
"Merak etmeyin, kapalı bir alan ve çocuk havuzu var"
"Aman oğlum dikkat edin tamam mı? Gözün üzerinden ayrılmasın"
Başımı salladım
"Merak etmeyin o konuda da. Çocuk havuzu yetişkin havuzunun içerisinde"
"Suyun soğukluğuna da dikkat edin. Üşütürsünüz"
Sadece başımı salladım
"Gidiyor muyuz yani?"
Güneş hevesle sorduğunda ona bakıp gülümsedim
"Gidiyoruz"
"Oley! Kombin yapmam lazım!"
Yerinde zıplayıp hızla odasına girdi. Onun bu hallerine gülüp bende odama yürüdüm
"Oğlum bekle!"
Yerimde durdum arkamı dönmeden. Füsun hanım önüme geçti
"Dudağın havuz da mikrop kapar, pansuman yapayım ilk"
Kısa bir düşünmenin ardından başımı salladım. Bir de mikropla uğraşmak istemiyordum.
"Pansuman çantasını getirip geliyorum"
O koridorda hızla adımları ile kaybolurken ben de odama yürüdüm. İçeri girip o gelmeden eşofman ve beyaz klasik tişört giyip gözlüklerimi taktım. Sırt çantamı çıkarıp hazırlayacağım sırada Füsun hanım kapıyı çalıp içeri girdi
"Oturun siz, geliyorum."
"Oğlum..."
Çantama iki temiz havlu, bir şort yerleştirirken konuştum
"Efendim?"
"Sizli bizli konuşman canımı yakıyor"
Cevap vermedim. Çantamın küçük ceplerine Güneş için her ihtimale karşı yara bandı, sargı bezi falan da koydum. Ne olur ne olmazdı. En korktuğum şey başıma gelebilirdi. Bizi tehdit eden pislik her kimse Güneş'i etrafımda görünce ona da zarar verebilirdi...
"Oğlum? Beni duyuyor musun?"
İrkildim. Dalmıştım
"Dalmışım."
"Anladım"
Onu bekletmemek adına yatağa doğru yürüyüp oturdum.
"Bu aralar fazla dalgın olduğunu görüyorum. Her şey yolunda mı?"
"Olmasa ne değişir?"
Gazlı bezden küçük bir parçayı dudağımın patlak kenarına nazikçe baskı uyguladı.
"Bana anlatabilirsin"
"Sanmıyorum."
"Neyi sanmıyorsun? Oğlum ben senin annenim"
"Ben kendime bile güvenmiyorum Füsun hanım, kaldı ki sizlere güveneyim"
Kendime bile güvenmiyordum Remzi sayesinde.
"O para gerçekten senin değil mi oğlum?"
Gözlerim istemsiz devrildi
"Hala o paraya mı takılısın?"
Elinin baskısı yumuşadı. Beklemiyordu belki de arada ki resmiyeti kaldırmamı ama bir şey demedi. Sanki daha rahat konuşmaya başladı
"Başını belaya soktuğundan endişeliyim sadece"
Başım çoktan belaya girdi
"Rahat ol, sorun yok"
Herşey gülünç bir komediden ibaret gibi geliyordu. Yaşananların hepsi ya bir kabustu ya da film. Kim bilir, belki de birazdan annem kapıyı gürültü ile açıp "uyuya mı kaldın sen?" Diyerek azarlayacak, ekmek almayı unuttuğum için bana "kuş beyin" diyecekti.
Açıkçası o zamanlar nefret etsem de şu anki duruma tercih ederdim. Ama anlamıştım; şefkatli bir annenin ellerinin altında yaralarının sarılması herşeyi kurtarmıyormuş.
"Peki oğlum. Ama en azından sorunun olunca babana anlat olur mu?"
Sessiz kaldım. Anneler hisseder derlerdi, hissediyor muydu yoksa gergin tavırlarımdan anlamış mıydı? Sorun değildi.
Sonunda gazlı bezi çekip başka bir gazlı bez aldı ve üzerine antiseptik olduğunu tahmin ettiğim şeyi döktü, ardından gazlı bezi tekrar dudağıma bastırdığında dudaklarımdan küçük bir inleme döküldü.
Yaklaşıp yaramı üflemeye başlayınca ona baktım. Canımın yanmasına üzülüyor muydu cidden?
Bakışlarımı kaçırdım. Kısa bi süre içerisinde antiseptik li gazlı bezi çekip küçük bir yarabandı yapıştırdı
"Teşekkürler"
"Rica ederim"
Füsun hanım pansuman çantasını toplarken bende ayağa kalkıp cüzdanımı falan yerleştirmeye devam ettim. Sonunda çantamı kapatıp onun varlığını umursamadan odadan çıktım.
Güneş'in odasının kapısına yaklaşınca kapıyı çaldım
"Güzelim? Hazır mısın?"
"Gel abicimm"
Duyduğum tatlı sesle gülümsedim. Kapıyı açıp başımı içeri uzattım. Güneş sarısı saçlarını açık bırakmış aynanın önünde kendisine bakıyordu
"Prensesler gibi olmuşsun"
"Yaa, gerçekten mi?"
"Elbette"
Tüm sinirimi dakikalar içerisinde almıştı resmen
"Çıkabiliriz abicim"
"Çıkalım abim"
O çantasını alırken kapıyı Güneş için açtım
"Buyrun prensesim"
"Ay abi resmen green flagsınnn"
Kaşlarımı kaldırdım
"Ne?"
"Green flag, red flag işte bilmiyor musun?"
El ele koridordan yürümeye devam ederken ona döndüm
"Nereden biliyorsun sen öyle şeyleri?"
"Telefondaan"
"Anlıyorum..."
Dedim çaresizce. Telefon galiba kardeşimin beynini yıkıyordu
"Arkadaşlarım abime göz koyarsa onları döverim"
Dedi saçlarını savurarak. Şokla ona baktım
"Kendimden 11 yaş küçük kızlarla işim yok merak etme"
Muzip bir şekilde gülümsedi
"Senin işin yoktur zaten abicim, onları diyorum ben"
"Allah'ım ya..."
Bu küçük kız nereden biliyordu böyle şeyleri?
Sonunda merdivenlerden inip kapıya geldiğimizde Hakan beyin sesini duydum
"Şoför getirip götürsün sizi, bir de taksi aramayın ıslak ıslak"
Başımı salladım. Güneş babasına öpücük atıp vedalaştı
"Güle güle babacımmm"
"İyi eğlenceler güzel kızım"
Bizimle birlikte Hakan bey de çıktı kapıdan.
"Hayri, Ayaz ve Güneş'i istedikleri yere bırak ve getir"
"Peki efendim"
Hayri denen adamın yanına gittik. Araba beni kendine hayran bırakmıştı.
Mercedes Benz v-class.
Oldukça lüks ve güzeldi. Arabalara olan merakım sayesinde bu tür arabalara binmekten zevk alıyordum.
"Buyur prenses"
Güneş saçlarını savurdu
"Teşekkürler şövalyem"
Güldüm ve onun ardından arabaya bindim.
"Hayri abi adres şu"
Telefonumdan açık olan konumu uzattım
"Tamamdır efendim"
"Bana Ayaz desen yeter"
Cevap vermedi. Devam ettim
"Bu arada bana numaranı verir misin? Bizi Güneş'le havuza gideceğiz, bizi beklemene gerek yok. Numaranı verirsen ben seni çağırırım"
"Tamam, yazarım inince"
Görmemesine rağmen başımı salladım. Arkama yaslanınca Güneş heyecanla yerinde doğruldu
"Abi biliyor musun rüyamda ne gördüm?"
"Ne gördün güzelim?"
"Dinle şimdi..."
~
"Teşekkürler"
"Rica ederim, iyi eğlenceler"
Güneş'i kucağıma alıp iki sırt çantasını omzuma astım. Hanımefendinin rüyasında kedi ayağını ısırmış ve yürüyemiyormuş. Bide evde olunca değil de şimdi ağrıyası tutmuş.
Sorun değil.
"Beni taşımakta zorlanıyorsan inebilirim"
İçerisinde birçok spor etkinliğinin olduğu binaya girerken cevap verdim. Burası sık sık basketbola geldiğimiz binaydı
"Zorlanmıyorum"
Elini omzuma yaslayıp pişkin pişkin konuştu
"E herhalde bebişim. Boşuna mı kas yaptın o kadar?"
Şaşkınca ona baktım. Nereden öğreniyor bu kelimeleri?
"Yerim he seni"
Yanağımı öptü
"Ben seni yerim yakışıklı"
Kahkaha attım. Kesinlikle büyüyünce çok çapkın bir kız olacaktı. Ve fark etmekten oldukça hoşnut olduğum bir şey fark etmiştim; Güneş onunla vakit geçirdikçe bana karşı açılıyordu ve artık pek de çekinmiyordu.
Görevli ye kısa bir bakış attıktan sonra girişten içeri geçtim. Kimlik ve ya üye kartını göstermeye gerek yoktu, dış görünüşüm sayesinde beni herkes kolay kolay unutmuyordu
Doğruca yüzme alanına doğru yürüdüm. Bu havada gelmek istememin sebebi insanlar canlarını seviyordu, biraz soğuk olunca havuza falan gelmiyorlardı. Böylece yalnız olacaktık
"Abicim"
"Güzelim?"
"Ben seninle yüzeceğim değil mi?"
"Yani, kısmen"
"Hmmmm"
Yüzme havuzlarının olduğunu tarafa bakındım. Birkaç yüzücü vardı, onlardan uzak olan ebeveyn havuzuna yürüdüm. Bu havuz oldukça genişti ve havuzun içinde küçük bir çocuk havuzu bulunuyordu. Boş olduğu için işime de gelmişti açıkçası. İnsanlarla aynı ortamda yüzmeyi sevmiyordum.
Güneş'i yere bıraktım
"Hadi bakalım, git üzerini değiş"
Ardından kızların giyinme odasının karşısında ki erkekler giyinme odasını işaret ettim
"Orada olacağım. Merak etme, senden önce giyinip geleceğim hemen"
Küçük pembe çantasını alırken başını salladı
"Tamam abicim"
Güneş'in giyinme odasına girdiğini gördükten sonra erkekler için giyinme odasına girdim
.
.
.
.
Şarkı dinlerken yazmaya dalmışım
Bölüm biraz gecikti, üzgünüm. Bunun sebebi artık eskisi gibi oy ve yorum gelmiyor ve bu benim oldukça hevesimi kırıyor.
2400
Doruk'un ani patlaması hakkında ne düşünüyorsunuz?
Güneş ve Ayaz ilişkisi?
Sizce başlarına bir şey gelecek mi?
Hakan peki?
Güle gülee
