24. bölüm · Ayaz'ın kışı
Çikek zehirli mi?
Doruk da onun gibi gözlerini kıstı
"Seni de göreceğiz"
Dedi imayla. Belki kardeş atışması sanacaklardı diğerleri ama üçümüz de bu imanın nereden geldiğini çok iyi anlamıştık. Çünkü artık üçümüz de biliyorduk. Sırada ki kişi Alya'ydı...
.
.
.
.
Boran Doruk'un serumunu çıkarınca abim ayağa kalktı
"Koca hastanede hemşire yok mu da abim çıkarıyor serumu?"
Dedi Yiğit. Ablam piç sırıtışını bize sunup konuştu
"Ben doktorla konuştuktan sonra hemşireyi odaya gönderiyordu zaten de ben doktor var zaten odada dedim. Aman canım iki tane doktor var odada milleti niye boşuna çalıştırıyorsunuz?"
Gözlerimi devirdim. Bu sırada Boran ablamı onayladı
"İyi etmişsin. Gerek yok zaten hemşireye"
Boran ve Çağrı abimin koluna yapışıp yürümesine yardımcı oldu
"İyiyim ben, yürüyebilirim"
Dedi abim. Alya hemen müdahale etti
"Doktor bacağının biraz incindiğini söyledi. Dinlenince geçer dedi"
"Abla gereksiz bilgi veriyorsun?"
Ablam hemen elinde ki su şişesini hafifçe Doruk'un başına vurdu
"Kes! Eşek sıpası!"
Doruk susarken Çağrı müdahale etti
"E az önce kafasına darbe almasın diyen sendin?"
"Abla şiddeti en şifalı şeydir"
Aynen
"Aynen"
Dedi Doruk da geçiştirmek için. Onlar kapıya varınca bende yerimde hareketlenip onları takip ettim
Senin ablanın şiddeti seni bu hale getirmese belki inanırdım
Gereksiz konuşma.
Gerçekler can yakarmış
Bu yüzden sus
Bu konu her defasında midemi bulandırıyordu.
Travma kalmış çocuğumda
"Sus artık..."
"Ha? Ne dedin?"
Yere sabitleyerek ilerlediğim gözlerimi yanımda yürüyen Kutay'a doğru kaldırdım
"Ne?"
Aptal.
Şaşkınlıkla Kutay'a bakınca sanki anormal bir şey yapmışım gibi beni süzdü
"Bana mı dedin, yoksa kendi kendine mi konuşuyorsun?"
Aklıma gelen ilk yalanı savurdum
"Bir şey hesaplıyordum. Biliyorsun, bu aralar dersleri aksatıyorum"
Yüzünü buruşturdu
"Ezik olduğunu unutmuşum"
Sessiz bir nefes alıp önüme döndüm önüne dönmesi ile. Bundan da yırttık.
~
"Doruk, iyi misin çocuğum?"
"İyiyim Füsun teyze"
"Abi!"
Üzerime koşan Güneş'i dikkat ederek kucağıma aldım
"Güneş'im"
"Abi, Doruk abinin nesi var?"
"Düştü"
Dedim o saf saf abimi incelerken. Dudaklarını büzdü
"Geçmiş olsun Doruk abi"
Doruk gülümseyip saçını karıştırdı
"Teşekkür ederim prenses"
"Biz doğruca odana çıkalım Doruk, dinlen dedi doktor"
Ardından salonda ki lere döndü Alya
"İyi geceler"
Herkes iyi geceler dilerken Boran'ın abimin koluna gireceğini anlayıp ondan önce davrandım
"İyi geceler."
Konuşmamız gereken konular vardı. Alya ile abimi odasına götürdük. Ardından abim yatağa uzanırken bizde oturacak yerler bulup oturduk
"Şu cam kırıkları meselesinin şans olduğunu sanmıştım"
Endişeyle konuştu Alya. Doruk başını sallarken ben de düşüncelerimi ifade ettim
"Doğrusu düşünmemiştim bile. Yani... Bir insan nasıl gelecekte olacak bir şeyin mesajını atabilir ki?"
"Ancak kendisi yaparsa."
Diyerek aklında ki şüpheliyi öne sürdü Doruk. Yani Efsun demekti bu.
"Pekâlâ, durum incelemesi yapalım. Ayaz'a cam kırıkları hakkında bir şey söyledi, Doruk'a yağmurlu gece, bana ateş. O saldırıyı yapan ve cam vazoyu Ayaz'ın kafasında kıran kişi Efsun'du. Ayaz'ın dediği gibi bize mesaj atan kişi geleceği görmüyorsa durum bariz belli. Efsun yaptı."
Lafı biter bitmez konuşmaya başladım
"Evet, benim geçirdiğim kaza kesinlikle Efsun tarafından yapılmıştı fakat abimde öyle değil. Kadın ülkede bile değil"
Onu savunmak absürt gelse de onun suçunun olmadığı olayı ona yıkamazdım
"Ülkeden gerçekten gittiğini nereden biliyorsun? Belki de gitmedi ve intikam almak için frenleri kesti"
Abim hemen Alya'ya müdahale etti
"Frenler çalışıyordu. Kaza öncesi zaten arabayı yavaşlatmıştım"
Onun ardından ben konuştum
"Ayrıca daha neyin intikamı Allah aşkına?"
"Buradan gitmesi için tehdit ettim ya. Ailesinden koptuğu için vahşileşmiştir ve bunun da hesabını bize kitler bu"
Başımı iki yana salladım
"Sanmıyorum. Artık durulmuştur"
Bir veteriner bu kadar vahşileşemezdi değil mi?
Veteriner demek doktor demek değil. Hayvanları sevip insanları sevmiyor olabilir.
Tamam, olabilir de ama frenleri bile bozmadan nasıl böyle bir kazaya sebep olabilir? Saçma
"Her neyse,"
Diyerek araya girdi abim. Ardından ekledi
"Benim trafik kazası Efsun şüphesini çürütüyor"
"Kafayı yiyeceğim. Kim o zaman?"
Diye yakındı Alya. Hemen sonra sanki aklına bir şey gelmiş gibi gözleri büyüdü
"Bana da ateş demişti..."
Elleri ile yüzünü tuttu
"Yanmak istemiyorum!"
İçimden bir ürperti geçti. Ablamın ateşler içerisinde yanması...
"Tamam, panik yapmayın. Bundan sonra sen nereye gidersen ya ben yada Ayaz yanında olacak. Üniversite de sakın yalnız gezme"
Sakin görünmeye çalışsa da biliyordum, o da gergindi.
"Yangın..."
Alya ablam bu kelime üzerine gözlerini kapatıp birkaç saniye düşünür gibi yaptı. Ardından bize baktı beyninde ki soru işaretleri ile
"Nerede olabilir ki? Bize bunu yapan her kimse koskoca üniversiteyi yakacak değil ya beni yakmak için? Gittiğim tek yer ev-üniversite döngüsü. Arada arkadaşlarla kafeye gidiyoruz da tabii..."
"Bu aralar gitme bence"
Küçük bir uyarıda bulundum. Doruk sırtını yatak başlığına yaslayıp bakışlarını duvara sabitledi
"Neden acaba..."
Biz sessizliğe gömülürken tekrar konuştu
"Neden biz? Üçümüz aynı anda kimin canını yaktık da bizi böyle cezalandırıyor?"
Başımı eğip düşünmeye başladım. Kim olabilirdi ki?
Düşündüm. Uzun uzun düşündüm. Muhtemelen onlar da düşünüyordu fakat aklımda bir şey canlanmıyordu.
"Ayaz?"
Başımı kaldırıp Alya'ya baktım
"O vazo daha önce orada mıydı?"
Kaşlarımı kaldırdım
"Anlamadım?"
"Merdivenlerin duvarında ki boşlukta duran ve Efsun'un sana vurdu vazo işte"
Gözlerimi devirdim
"Aptal yok karşında."
"Öyle gibi duruyor!"
Saçını işaret ve orta parmağının arasına alıp geriye savurdu
"Neyse. O vazo işte, daha önce orada mıydı yoksa özellikle o gün mü?"
Hatırlamaya çalıştım fakat nafile, beynimde çok fazla ses vardı ve hiç birine odaklanamıyordum.
"Bilmiyorum... Hatırlamıyorum."
Kısık sesli bir alkış çaldı
"Aferin gerizekalı. Milletin veledi her yeri teleskop gibi inceler, bizim ki yürüdüğü yolda kafasından büyük vazonun olup olmadığını görmüyor"
Alya'nın söylenmelerini görmezden gelip çekinsem de aklımda olan fikri sundum
"Füsun hanıma sorsam mı?"
İkisi de anında bana 'ciddi misin?' bakışları attı. Alya daha çok mal bakışları atıyordu ama neyse.
"Sen iflah olmazsın!"
Gözlerimi devirdim
"Ben sadece çözüm yolu bulmaya çalışıyorum!"
"Abim sence kadın demez mi durduk yere ne alaka? Üzerinden kaç gün geçti bunca zaman sorgulamadınız da şimdi mi vazoya taktınız demez mi?"
Başımı salladım
"Der. Bence dolaylı yoldan sorayım"
Alya ablam bacak bacak üstüne atıp çenesini eline yasladı
"Nasıl yapacakmışsın onu?"
Ses tonu ve duruşundan beni ciddiye almadığı belliydi. Yinede fikrimi belirttim
"Vazoya hayıflanmış gibi yapıp yeni alıp almadığını öğreneceğim"
"O Efsun'u bulduğum yerde parçalayacağım! Senin kafanda vazo kırdıktan sonra bu kadar gerizekalı oldun!"
Sabır dilercesine iç çektim. Yine neyde kusur bulmuştu!?
"Noldu ki?"
"Sence Ayaz? Abim akıl var mantık var. Kırılan kafana, çizilen bedenini düşünmüyorsun da şu kadarcık vazoyu mu düşünüyorsun?"
Eli ile vazonun büyüklüğünü gösterdi. Açıkçası haklıydı
Tabiki haklı. Ayrıca Alya da haklı. Gerçi sen o kadından önce de aptaldın da neyse
"Peki ya-"
Yeni bir fikir sunacakken Doruk böldü
"Abim git uyu en iyisi sen. Bu gün hepimiz çok yorulduk zaten"
Kaza geçiren ta kendisi olmasına rağmen kendisini bizimle bir tutmasına şaşırmadan edemedim fakat bunu da dile getirirsem bu sefer de dil otu yediğimi söylerler diye susmayı tercih ettim.
Zira bu gün gereğinden fazla konuşmuştum.
"İyi geceler"
Dememle Alya da ayaklandı. Uzanıp Doruk'un yanağını öptü
"İyi geceler velet. Kabus falan görsen beni ara yanına gelirim. Tamam mı?"
Abim ona hayretle baktı
"Abla abart"
"Sus"
Ardından doğruldu. Doruk abim de bize iyi geceler dilerken ikimiz de odadan ayrıldık.
"İyi geceler abla"
"İyi geceler kardeşim"
İkimizde farklı yönlerde ki odalarımıza doğru adımlarken saat epey geçe yaklaşıyordu. Yorgunlukla tişörtü çıkarıp altıma bir eşofman geçirdim ve doğruca yatağa girdim.
(Sabah)
"Abi iyi misin? Acıtmıyorum dimi?"
"Acımıyor"
Dedi. Sabah kalkar kalkmaz üzerimi giyinmiş, ardından odasına gelip giyinmesine yardım etmeye başlamıştım. Pantalonu zaten giydiği için bana çorap, ayakkabı ve tişört kalmıştı.
Yapmak zorunda değilsin.
O da bana yardım etmişti
İyilik karşılıksız olur
Sanane be
"Teşekkürler aslanım ya"
Ayakkabının iplerini de bağlayıp çekildim
"Rica ederim."
Ayağa kalkarken sordum
"Nereye gideceksin bu arada?"
"Biraz yürüyüş yapacağım"
"İyi de daha dün gece kaza geçirdin. Sorun olmaz mı?"
"Tıp öğrencisine mi soruyorsun bunu, bücür?"
Omuz silktim. Haklıydı.
"İyi hadi sana iyi yürüyüşler"
"Sen?"
Yataktan kalkmasına yardım ederken cevapladım
"Dila'ya geçeceğim"
"Fazla ayakta durma, tamam mı? Henüz tam iyileşmedin."
Başımı salladım. Düne kadar tek değnekle yürüyordum zaten. Bu gün diğer günlere kıyasla daha iyi olduğum için emaneti gidip alabilirdim.
"Tamam abi"
İkimiz de birbirimize yardım ederek odadan çıktık. Komik bir durum içerisindeydik fakat yapacak bir şey yoktu.
Yemek salonuna girdiğimizde bakışlarım anında ablamı buldu
"Günaydın"
Abim de benim gibi selamlayınca herkes karşılık verdi. Güneş'in yanağını öptükten sonra bakışlarım Hakan bey ve Alya arasında gidip geldi
"Ben arkadaşımla buluşacağım"
"Bende yürüyüşe çıkacağım"
Bölüm sözlerimin aksine, abimin açıklaması sadece ablamaydı. Alya bakışlarını indirdi, usulca ayağa kalktı ve iç çekti
"Bende üniversiteye geçeyim."
Cesur davranmaya çalışsa da bariz ortadaydı her şey. Korkuyordu başına gelebilecek olan o lanetten.
"Dikkat et, teneffüs de vaktini bahçede geçir"
Ablam başını salladı. Kutay ağzına bir zeytin atıp keyifle konuştu
"Bu ne? Askere mi gidiyor? Ve ya bu kardeş ilişkisinin babası Doruk mu?"
"Patavatsız it"
Diye mırıldandım fakat herkes duymuştu.
"Oğlum çok ayıp"
Dedi Füsun hanım. Takmadım
"Dikkat edin üçünüz de"
Dedi Hakan bey bakışlarını tabağından kaldırmadan. Babalık mı taslamaya çalışıyor?
Zaten baban değil mi?
Bu babalık taslamak için bir sebep mi?
Baban olmaya çalışması normal, sorunlu musun?
Peki ya abim ve ablam? Onlara niye babalık taslıyor?
Oğlumun kardeşleri benim de evladımdır kafasında belki?
Sebep?
Hani babanız size sahip çıkmıyor ya, adam ben çıkayım demiştir?
Benim dışımda herkesin tarafını tutuyorsun.
Her şey senin için aslında.
Aynen amk
"Dikkat et bücür"
Dedi Boran abime.
"Hadi çocuklar"
Ablamın aydınlatması ile kendime geldim. Üçümüz de ilk yemek odasından, sonra ise evden çıktık. Ablam son kez dikkat etmemizi söyleyip arabasına yöneldi. Biz ise abimle birlikte yürümeye başladık. Ben durağa giderken bana eşlik ediyordu.
"Dediğim gibi, dikkat et kendine ve sakın fazla yorulma"
"Tamam abim. Aynı şekilde sende"
Sırıttı
"Bak bak, bizim Olaf büyümüş de abisine dikkat etmesini söylüyor"
Onun alayına katılarak sırıttım
"Olamaz mı?"
Eli ile omzumu patpatladı
"Olur tabii, neden olmasın?"
Söz sözlerini sanki kendisine demiş gibi kısık söylemişti. Derdi vardı, belliydi.
"Ne düşünüyorsun?"
İkimiz de durak bankına oturduk. Allah'tan yalnızdık
"Ablamı."
Tek kelimesi yetmişti. Onun da benim gibi ödü kopuyordu olacak en ufak şey için. Erkek kardeşleri olarak onu korumamız gerekirken ikimiz de pert durumdaydık.
Kafamı arkamda ki durak camına yaslayıp iç çektim. Birkaç saniye sessizliğin ardından şüpheli sesini duydum
"Ayaz..."
Başımı yana, ona doğru çevirdim
"Efendim abi?"
Asfaltı incelemeyi kesip bana döndü
"Ya şu Efsun'dan önce ki kazayı da o yaptıysa? "
Duraksadım? Olabilir miydi bu kadarı?
Başımı belli belirsiz salladım
"Bilmiyorum. Suç şoför de değildi, bendeydi. Olay dediğim gibi, burnumun kanaması ve bir anlık dikkat dağınıklığımla gerçekleşti"
"Ne denli psikopat olduğunu gördük, İkimizi de ölüme terk etti ve hala ablam tehlikede. Belki de o gün oradan geçeceğini biliyordu ve arabayı üzerine sürmek için bekledi"
Ben düşüncelere dalmışken o nefes alıp devam etti
"Hatta bence burnunun kanamasına sebep olmuş da olabilir. En son ne yemiştin? Hatırlıyor musun?"
O gün en son çilek yemiştim, Karan'la hemde...
"Çilek"
"Onu sana kim verdi?"
Hızlı sorusunun ardından kaşlarımı çattım
"Kendim almıştım?"
"Nereden?"
"Rasgele bir marketten"
"Hangi market olduğunu hatırlatıyor musun?"
Soruları hızlıydı.
Sahi, çilek zehirli mi?
Marketin yerini hatırlıyordum. Çünkü o sahile en yakın yerdeydi
"Evet"
"Harika. Ablam da gelsin, oraya gidip kamera kaydını izleriz. Bakalım senden önce gelip birisi çileklere bir şey eklemiş mi"
"Abi... İzin verirler mi sence her yoldan geçenin kayıt izlemesine?"
Keyifli gülümsemesi büyüdü
"Alya avukat ya akıllım"
"Öğrenci daha"
"Ve son sınıf öğrencisi. Proje ödevi için lazım der halleder"
Başımı salladım. Umarım onun dediği gibi kolay olurdu. Tam bir şey demek için ağzımı açmışken otobüsün geldiğini gördüm
"Hadi ben kaçar. Detayları Alya geldiğinde konuşuruz"
Dedim ve otobüse yürüdüm, bu sırada sırt çantamdan ödeme kartını çıkarmayı unutmadım tabii
"Dikkat et"
Galiba şu sıralar bu kelimeyi sık sık duyacaktım...
"Sende!"
.
.
.
.
Ay bu bölüm baya baya uzun oldu
Eskiden 1000 kelime yazardım bu bölüm 2000 oldu. Beğendiniz mi?
Umarım beğenmişsinizdir çünkü ne zamandır bölümleri uzatmamı istiyordunuz
Ayaz'ın kafasında patlatılan mehşur vazo olarak düşünebilirsiniz
Bölüm hakkında düşünceleriniz nedir? Dün bir okurum bana yazdı ve 3 ficimin de oldukça travmatik ve harika olduğunu söyledi. O kadar mutlu mutlu ses kaydı attı ki mutluluktan havalara uçtum. Çok tatlısınız
Travmatik şeyler yapmakta iyiyimdir KDJSKNSKCKDMSKXK
Milletin becerileri vs benim becerilerim.
Her neyse sizi tutmayayım.
Sizce Ayaz parayı sağ salim alabilecek mi? Peki alabilse o parayı nereye saklayacak?
🤫
O kazanın vakası tekrar mı açıldı yoksa?
Hadi fikirlerinizi alalım
Güle gülee
