9. bölüm · AYAZDAN SONRA
NORMAL MİSİN
Depo binasının arkasında duvara yaslanmış şekilde beklerken kalbimin sesi resmen kulağımda yankılanıyordu.
İçerideki konuşmalar hâlâ devam ediyordu ama kelimeler artık daha boğuk geliyordu.
Ayaz başını hafifçe yana eğip dinlemeye çalıştı. O an yüzündeki ifade tamamen değişmişti. Az önceki hafif alaycı adam gitmiş yerine tam anlamıyla görevde olan komutan gelmişti.
Keskin.Dikkatli.Tehlikeli.
Bir anda telsizine uzandı ama konuşmadı.
Bana dönüp çok kısık sesle konuştu.
“Burada kal.”
Heh tabii canım.Ben kesin burada uslu uslu beklerim zaten.
Kaşımı kaldırdım.
“Komutanım içeride en az iki kişi var.”
“Biliyorum.”
“Tek girerseniz—”
“Defne.”
İlk defa ismimi bu kadar net söylemişti.
Bir saniyeliğine sustum.
Bakışları ciddiydi.
“Bu emir.”
Allahım şu an neden istemsizce gerildim ben?
Derin nefes aldım.
“Peki.”
Ayaz birkaç saniye daha bana baktı. Sanki gerçekten burada kalıp kalmayacağımı çözmeye çalışıyordu.
Haklıydı gerçi.Ben olsam bana güvenmezdim.
Sonunda sessizce depoya doğru ilerledi.
Ben de onu dinledim.
Yaklaşık…Üç saniye falan.
Sonra tabii ki peşinden gittim.
Ayak sesimi çıkarmadan ilerledim. Depo kapısının aralığından içeriyi görmeye çalışıyordum.
İki asker konuşuyordu.
Biri sırtı dönük şekilde ayakta dururken diğeri telefondan bir şey gösteriyordu.
“…yarın sevkiyat çıkınca kimse anlamaz.”
“Koordinatlar doğru mu?”
“Evet.”
İşte bu hiç iyi değildi.
Tam o sırada ayağımın altındaki küçük taş kaydı.
ÇIT.
Allah belamı—
İçeridekiler anında sustu.
Ayaz’ın bana attığı bakışı görmeniz lazımdı.
O bakış resmen:“SENİ BOĞACAĞIM DEFNE.”
İçerideki adamlardan biri kapıya yöneldi.
Ayaz refleksle beni kolumdan çekip rafların arasına sakladı.
Bir anda göğsüne çarptım.
Tam konuşacaktım ki eli ağzıma kapandı.
“Çıt çıkarma.”
Sıcak nefesi kulağıma değince istemsizce gerildim.
Adamlar dışarı baktılar.
“Bir ses geldi.”
“Rüzgardır.”
“Burada mı?”
“Sen de her şeye korkuyorsun.”
Ayaz hâlâ önümde duruyordu. O kadar yakındı ki kalp atışımı duyacak diye korktum.
Gerçi benimkini değil kendi kalp sesimi bile bastıramıyordum.
Adamlar tekrar konuşmaya başlayınca Ayaz yavaşça geri çekildi.
Ama gözleri hâlâ bana kilitliydi.
Ve evet.
Kesinlikle öldürülecektim.
Adamlar çıktıktan sonra depo sessizleşti.
Ayaz bana dönüp fısıldadı:
“Ben sana ne dedim?”
Masum masum baktım.
“Burada kal dediniz.”
“Peki sen ne yaptın?”
“Tek başınıza gitmemeniz gerektiğini düşündüm.”
“Defne!”
“Ne var yani mantıklı olan buydu.”
Bir an bana baktı.
Sonra sinirli şekilde nefes verdi.
“Sen gerçekten baş belasisin.”
Kollarımı bağladım.
“Teşekkür ederim.”
“Bu iltifat değildi.”
“Ben iltifat olarak aldım.”
Ayaz birkaç saniye sustu.
Sonra istemsizce güldü.
Çok kısa sürdü ama gördüm.
Şu adamın gülmesi olay oluyor gerçekten.
Depodaki raflara göz gezdirmeye başladım. Ayaz bir şeyler incelerken yerde küçük siyah bir cihaz dikkatimi çekti.
Eğilip elime aldım.
“Komutanım.”
Ayaz yanıma geldi.
“Elinde ne var?”
“Dinleme cihazı.”
Kaşları çatıldı.
“Emin misin?”
“Evet.”
Cihazı dikkatlice çevirdim.
“Üstelik yeni yerleştirilmiş.”
Ortamın havası bir anda yeniden değişti.
Demek sadece ilaç meselesi değildi.
Birileri içeriden bilgi topluyordu.
Ayaz telsizine uzandı.
“Tim-3 depo bölgesine gelsin. Sessiz ilerleyin.”
Telsizi kapattıktan sonra bana döndü.
“Bu cihazı nasıl fark ettin?”
Omzumu silktim.
“Normalde burada olmaması gerekiyordu.”
“Bunu herkes anlayamaz.”
“Ben herkes değilim.”
Söz ağzımdan çıkar çıkmaz birkaç saniye göz göze kaldık.
Ayaz’ın bakışları garip şekilde yumuşamıştı.
Ama tam o sırada dışarıdan bağırış sesi geldi.
“YAKALAYIN ONU!”
İkimiz de aynı anda kapıya yöneldik.
Bir asker koşarak depo tarafının arkasına kaçıyordu.
Ayaz anında hareketlendi.
“Burada kal!”
Bu adam neden beni sürekli bırakıp gidiyor ya?
Tabii ki peşinden koştum.
Koşarken bir yandan da söyleniyordum.
“Bir gün gerçekten dinleyeceğim ama bugün değil.”
Kaçan adam tel örgülerin olduğu tarafa yöneldi.
Ayaz hızlanırken ben kısa yolu kullanıp yan taraftan dolaştım.
Adam köşeyi döndüğü anda önüne çıktım.
Bir saniye duraksadı.
Şaşırmıştı.
“Çekil önümden!”
Kolumu tuttuğu anda refleksle bileğini çevirdim.
Adam acıyla sendeledi.
“Hanımefendi gibi rica etseydin düşünürdüm.”
Tam tekrar saldıracaktı ki ayağı kayıp yere düştü.
Ben de fırsatı kaçırmadan dizimi sırtına bastırdım.
“Komutanım yardım edin şunu tutuyorum ama hareket ediyor!”
Ayaz birkaç saniye boyunca olduğu yerde durdu.
Bana…Yere serilmiş adama…Sonra tekrar bana baktı.
Yüzündeki ifade inanılmazdı.
Sanki beyninde beni çözmeye çalışıyordu.
Nefes nefese yanımıza geldiğinde adamı askerler teslim aldı.
Ben üstümü silkeleyip ayağa kalktım.
“Sanırım kaçtı.”
Ayaz gözlerini kıstı.
“Kaçtı mı?”
“Tamam yakalandı ama dramatik giriş yapmak istemiştim.”
Bir anda arkamızdaki askerlerden biri gülmeye başladı.
Sonra diğeri.
Ayaz başını eğip eliyle alnını ovuşturdu.
“Doktor hanım…”
“Efendim komutanım?”
“…sen gerçekten normalsin değil mi?”
Kahkaha attım.
“Bence bunu şu an sorgulamanız biraz geç olmadı mı?”
Bu kez o da gülmesini tutamadı.
Ve ilk kez etraftaki askerler Yüzbaşı Ayaz Karaca’nın gerçekten güldüğünü gördü.
Sanırım ben de ilk kez bu kadar şaşırdım.
BEĞENMEYİ VE YORUMLAMAYI UNUTMAYIN ❤️ ❤️ 🥰 😘 ÖPÜLDÜNÜZ
