12. bölüm · AYAZDAN SONRA

KARŞI DAİRE

Melodi ✨

Selim gittikten sonra içimde oluşan huzursuzluk uzun süre geçmedi.

Revire geri döndüğümde hava daha da kapanmıştı. Pencereden görünen gökyüzü griydi. İnce yağmur camlara vuruyor, karargâhın avlusunda koşan askerlerin siluetleri bulanık görünüyordu.

Revirin içi sıcaktı ama dışarıdaki ayaz insanın içine işliyordu resmen.

Ece masanın üzerine iki kahve bırakırken bana baktı.

“Eski sevgili enerjini emmiş resmen.”

Sandalyeye oturup derin nefes verdim.

“Vallahi bir insan yıllar sonra bile aynı şekilde sinir bozucu kalabilir mi ya?”

Ece güldü.

“Yakışıklıydı ama.”

Başımı kaldırıp ona baktım.

“Sen benim tarafımda değil misin?”

“Tarafsız gözlem yapıyorum.”

Tam cevap verecekken revirin kapısı açıldı.

Ayaz içeri girdi.

Üzerinde koyu renk montu vardı. Yağmurdan dolayı omuzları hafif ıslanmıştı. İçeri girer girmez ortamın havası yine değişmişti.

Bu adamın görünmez bir karizması falan vardı galiba.

Ece hemen toparlandı.

“Komutanım.”

Ayaz kısa bir baş hareketi yaptıktan sonra gözlerini bana çevirdi.

“İyi misin?”

Bir an afalladım.

Çünkü ses tonu sert değildi.

Hatta… hafif yumuşaktı.

Hemen toparlandım.

“İyiyim komutanım.”

Ayaz birkaç saniye daha baktı.Sanki gerçekten anlamaya çalışıyordu.

Sonra elindeki dosyayı masaya bıraktı.

“Bugün erken çıkabilirsin.”

Kaşımı kaldırdım.

“Neden?”

“Kalacağın yer belli oldu.”

Doğru ya.

Görev nedeniyle sürekli askeriyede kalmam zaten mantıklı değildi. Özellikle “doktor” kimliğimi daha doğal göstermek için sivil hayatın içinde görünmem gerekiyordu.

Tam konuşacaktım ki telefonum çaldı.

Ekrandaki ismi görünce yüzüm değişti.

Aslı ❤️

Aramayı açtım.

“Efendim güzel kadın?”

Karşı taraftan kahkaha geldi.

“Şu an apartmanın önündeyim.”

Bir anda doğruldum.

“NE?”

Ece bile irkildi.

“Defne ben Şırnak’a taşındım.”

“ASLI SEN CİDDİ MİSİN?”

Yaklaşık kırk dakika sonra askeriyeden çıkmıştım.

Yağmur durmuştu ama hava hâlâ soğuktu. Sokak lambaları yeni yanmaya başlamış, kaldırımlar yağmurdan dolayı parlamıştı.

Taksiden indiğimde apartmanın önünde duran kişiyi gördüm.

Aslı.

Uzun krem rengi kabanı vardı. Saçlarını toplamıştı ama birkaç tutam yüzüne düşüyordu. Yanında küçük pembe montuyla Eylül duruyordu.

Beni gördüğü an küçük kız zıplamaya başladı.

“DEFNE TEYZEEEE!”

Koşup direkt bana sarıldı.

Kucağıma aldığım anda kahkaha attım.

“Sen ne zaman bu kadar büyüdün ya?”

Eylül ciddi ciddi cevap verdi.

“Ben artık okul çocuğuyum.”

“Asla kabul etmiyorum.”

Aslı’ya sarıldığım anda içim ısındı resmen.

Çünkü bazı insanlar “ev” gibi hissettiriyordu.

“Sen burada ne arıyorsun deli?”

Gülmeye başladı.

“Öğretmen atamam çıktı.”

Şaşkınlıkla geri çekildim.

“Şırnak’a mı?”

“Evet.”

“Allahım gerçekten cesursun.”

Yüzündeki gülümseme hafif yavaşladı.

Bir anlığına gözlerinde o eski hüznü gördüm.

Eşini kaybettiğinden beri bazen böyle oluyordu…

Ama hemen toparlandı.

“Gel hadi yukarı çıkalım.”

Apartmana girdik. Bina eskiydi ama sıcak bir havası vardı. Merdiven boşluğunda yemek kokusu vardı, alt kattan televizyon sesi geliyordu.

Nedense hoşuma gitmişti.

Aslı üçüncü katta durdu.

“Henüz tam yerleşemedik ama idare ediyoruz.”

Kapıyı açtığı anda Eylül ayakkabılarını çıkarıp içeri koştu.

“Defne teyze benim odamı görüüü!”

Kahkaha attım.

Eve girince etrafa baktım.

Küçük ama sıcak bir evdi. Koltukların üstünde battaniyeler vardı, mutfaktan vanilya kokusu geliyordu.

Aslı montunu çıkarırken bana baktı.

“Sen ne yapıyorsun peki? Askeriyede mi kalıyorsun?”

Omuz silktim.

“Şimdilik öyleydi.”

“Şimdilik ne demek?”

Kaşlarını çattı.

“Defne sen burada kal.”

“Olmaz Aslı.”

“Neden olmasın?”

“Size yük olmak istemiyorum.”

Bir anda bana sert sert baktı.

“Defne Yıldırım.”

Tamam.Bu ses tonunu biliyorum.

“Bir daha böyle konuşursan küserim.”

Kahkaha attım.

“Aslı—”

“Hayır. Koca evde iki kişiyiz zaten. Hem Eylül seni bırakır mı sanıyorsun?”

Sanki sırayı bekliyormuş gibi küçük kız salondan bağırdı:

“BIRAKMAMMM!”

Gülmeye başladım.

Aslı da gülüyordu artık.

“Bak işte.”

Bir an sustum.

Uzun zamandır böyle sıcak bir ortamın içinde bulunmamıştım.

Bir ev sesi…Bir aile hissi…

İçim istemsizce yumuşadı.

“Peki.”

Eylül salondan çığlık attı.

“YAŞASIIINNN!”

Tam o sırada dışarıdan apartman kapısının sesi geldi.

Ardından ağır adımlar…

Çok önemsemeden montumu çıkarıyordum ki kapının karşısındaki dairenin kapısı açıldı.

Ve gördüğüm kişiyle elim havada kaldı.

Ayaz.

Bir saniyeliğine göz göze geldik.

Onun da durduğu belliydi.

Üzerinde siyah tişört ve eşofman vardı. Saçları hafif dağınıktı. Büyük ihtimalle yeni gelmişti.

Ama asıl mesele şu değildi.

Bu adam…Karşımızdaki dairede yaşıyordu.

Aslı şaşkınlıkla bana baktı.

“Siz tanışıyor musunuz?”

Ben cevap veremeden Eylül heyecanla kapıya koştu.

“AYYY YAKIŞIKLI ABİİİ!”

Allahım al canımı.

Ayaz’ın dudak kenarı hafif kıvrıldı.

Eylül utanmadan devam etti.

“Defne teyzeyle aynı yere çalışıyorsunuz dimiii?”

Ayaz gözlerini benden ayırmadan cevap verdi.

“Evet.”

Ben hâlâ şoktaydım.

Çünkü bu adamla aynı binada yaşayacağımı kim söylese gülerdim.

Aslı durumu anlamaya çalışıyordu.

“Komşumuzsunuz yani?”

Ayaz başını salladı.

“Karşı daire.”

Eylül mutluluktan resmen zıplıyordu.

“ÇOK GÜZELLL!”

Ben ise içimden şunu düşünüyordum:

Defne geçmiş olsun kızım.Senin sakin hayat ihtimalin resmen yok oldu.

**********