8. bölüm · AYAZDAN SONRA
DUVARIN ARDINDAKİ SESLER
Sabah alarmım çaldığında gözlerimi açmadan önce birkaç saniye boyunca nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Sonra tavandaki beyaz boya çatlağını görünce hatırladım.
Şırnak.Görev.Sahte kimlik.Ve… Ayaz Karaca.
Öfff sabah sabah neden aklıma bu adam geliyor ya?
Battaniyeyi kafama çekip birkaç saniye daha yatmayı düşündüm ama koridordan gelen bağırış sesiyle bütün planım çöpe gitti.
“KOŞ LAN KOŞ!”
Bir anda yataktan doğruldum.
“Allahım savaş mı çıktı?”
Camdan baktığımda askerlerin sabah antrenmanında olduğunu gördüm.
Derin bir nefes verdim.
“Defne gerçekten kafayı yiyeceksin.”
Yataktan kalkıp hızlıca hazırlandım. Saçlarımı sıkı bir at kuyruğu yaptım, yüzüme hafif güneş kremi sürdüm ve aşağı indim.
Revirin olduğu koridora geldiğimde içeriden kahkaha sesleri geliyordu.
Kapıyı açınca Ece’yle iki hemşirenin bir şeye güldüğünü gördüm.
Beni fark ettiklerinde bir anda sustular.
Şüpheli.
Çok şüpheli.
Kaşımı kaldırdım.
“Ben gelince neden sustunuz?”
Ece masum masum gülümsedi.
“Bir şey yok.”
“Ece…”
“Tamam ya.”
Kıkırdadı.
“Askerlerden biri sana lakap takmış.”
“Elhamdülillah sonunda.”
“Ne sonunda?”
“İnsan bir ortama girince lakap almalı.”
Ece gülmeye başladı.
“Doktor değil ajan gibisiniz diyorlar.”
Bir saniye boyunca elimdeki kahve bardağıyla donup kaldım.
SONRA NİYE KALBİM DURUYOR ACABA?
Ama dışarıdan gayet sakin göründüğüme eminim.
“…Ne alaka?”
“Çünkü herkesin açığını yakalıyormuşsun.”
İçimden “eh biraz doğru” dedim.
Tam o sırada revirin kapısı açıldı.
İçeri üç asker girdi. Ortadaki çocuk resmen arkadaşlarının omzuna yaslanmıştı.
“Ne oldu buna?”
Soldaki asker gülmemek için dudağını ısırıyordu.
“Komutanım şey…”
“Ben komutan değilim.”
“Pardon alışkanlık.”
Yaralı çocuğa baktım.
“Anlat bakalım.”
Utana sıkıla konuştu.
“Kapıya çarptım.”
Sessizlik oldu.
Ece kafasını çevirdi.
Ben çocuğa baktım.
Sonra alnındaki şişliğe.
Sonra tekrar ona.
“…Kapıya mı?”
“Evet.”
“Kapı sana uçan tekme falan mı attı?”
Ece masaya kapanıp gülmeye başladı.
Çocuk bozuntuya vermemeye çalıştı.
“Dalgındım.”
“Bu kadar dalgınsan seni nöbete değil lunaparka göndermeleri lazım.”
Tam o sırada arkadan tanıdık bir ses geldi.
“Ne oldu burada?”
Ayaz.
Askerler bir anda toparlandı.
“Komutanım!”
Ayaz yaralı askere baktı.
“Bu neden böyle?”
Çocuk resmen ölüm fermanı okunuyormuş gibi dikildi.
“Kapıya çarptım komutanım.”
Ayaz birkaç saniye yüzüne baktı.
Sonra hiç ifadesini bozmadan:
“Kapı kazanmış.”
Ben kahkahayı bastım.
Allahım bu adam şaka mı yaptı şimdi?
Ayaz bana kısa bir bakış attı.
Sanki güldüğümü görmüştü.
Ben hemen ciddileştim.
“Buz koyacağız. Birkaç saate iner.”
Çocuk başını salladı.
Tam çıkacaklarken Ayaz tekrar konuştu.
“Bir daha kapıyla kavga ederseniz kapıyı savunmam.”
Çocuklar çıktıktan sonra revir sessizleşti.
Ben hâlâ olayın şokundaydım.
Ayaz Karaca az önce espri yapmıştı.
Bu tarihi anı çerçeveletmek istiyorum.
Masaya geçip dosyaları düzenlemeye başladım. Ama bir süre sonra Ayaz’ın hâlâ gitmediğini fark ettim.
Başımı kaldırınca bana baktığını gördüm.
“Bir sorun mu var komutanım?”
“Seninle konuşmam lazım.”
İçimde minik alarm zilleri çalmaya başladı.
Ama belli etmedim.
“Dinliyorum.”
Ayaz masaya bir dosya bıraktı.
“Bu sabah depo kayıtlarında eksik fark edildi.”
Dosyayı açıp göz gezdirdim.
İlaç isimleri.Miktarlar.Tarihler.
Kaşlarım hafif çatıldı.
“Birisi oynama yapmış.”
Ece şaşkınlıkla bize baktı.
“Nasıl anladınız?”
Dosyayı çevirdim.
“Çünkü burada aynı kalemin baskısı yok. Sonradan eklenmiş.”
Ayaz dikkatlice beni izliyordu.
“Devam et.”
“Ve eksik olan ilaçlar rastgele değil.”
“Ne demek istiyorsun?”
“Bu ilaçlar arazi görevlerinde kullanılan acil müdahale ilaçları.”
Odadaki hava bir anda değişti.
Ayaz birkaç saniye sustu.
Sonra yavaşça:
“Ben de aynı şeyi düşündüm.”
İçimdeki şüphe daha da arttı.
Birileri içeriden bilgi sızdırıyordu olabilir miydi?
Ayaz dosyayı tekrar aldı.
“Kimseye bundan bahsetme.”
Başımı salladım.
“Tamam.”
Tam çıkacakken durdu.
“Bir şey daha.”
“Efendim?”
Bana dönüp gözlerini kıstı.
“Gerçekten sadece doktor musun sen?”
Kalbim yine saçma şekilde hızlandı.
Ama yüzümde masum bir ifade vardı.
“Komutanım siz de gerçekten sadece sinir küpü müsünüz?”
Ece yine boğuluyordu gülmekten.
Ayaz birkaç saniye bana baktı.
Sonra başını iki yana sallayıp çıktı.
Kapı kapanır kapanmaz Ece bana döndü.
“Sen ölümle flört ediyorsun farkında mısın?”
Sandalyeye yaslandım.
“Yok ya.”
Bir saniye düşündüm.
“…Biraz olabilir.”
—
Akşam olduğunda hava iyice soğumuştu. Revirdən çıkıp kısa süreliğine dışarı hava almaya karar verdim.
Gökyüzü karanlıktı ama yıldızlar inanılmaz net görünüyordu.
Ellerimi montumun cebine sokup etrafa baktım.
Sessizdi.
Uzaktan gelen asker sesleri dışında huzurlu gibiydi.
Tam o sırada birkaç metre ileride hareket fark ettim.
Bir asker hızlıca depo tarafına geçti.
Normaldi aslında.
Ama içimde kötü bir his oluştu.
Çünkü adam yürürken sürekli arkasına bakıyordu.
Şüpheli.
Hem de aşırı şüpheli.
Hiç düşünmeden peşinden yürümeye başladım.
Sessizce depo binasının yanına geldiğimde içeriden sesler duydum.
“…yarın gece çıkacaklar.”
Bir anda durdum.
Sesleri net duymaya çalışıyordum.
“…koordinatlar hazır…”
Kalbim hızlandı.
Tam biraz daha yaklaşacaktım ki arkamdan biri kolumdan tuttu.
Refleksle dirseğimi savurdum.
Ama bileğim havada yakalandı.
Ayaz.
“Delirdin mi sen?”
Fısıldayarak konuşuyordu.
Ben de aynı şekilde cevap verdim.
“İçeride konuşuyorlar.”
Ayaz’ın bakışları sertleşti.
Bir saniye bile düşünmeden beni duvarın kenarına çekti.
İkimiz de sessizce içeriyi dinlemeye başladık.
Ve o an anladım.
Buradaki tehlike düşündüğümden çok daha yakındı.
YENİ BÖLÜMDE SİZCE NELER OLACAK 🤭
SEVİLİYORSUNUZ💕❤
